Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 185142" data-attributes="member: 5987"><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> İşte bütün tâdad ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa, hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevalsiz bir visaldir. Hem Muhabbet-i İlâhiyyeyi ziyadeleştirir. Hem meşrû bir muhabbettir. Hem ayn-ı lezzet bir şükürdür. Hem ayn-ı muhabbet bir fikirdir.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> <span style="color: Red"><strong>Meselâ</strong></span>: Nasılki, bir padişah-ı âli, (Haşiye) sana bir elmayı ihsan etse, o elmaya iki muhabbet ve onda iki lezzet var: Biri; elma, elma olduğu için sevilir. Ve elmaya mahsus ve elma kadar bir lezzet var. Şu muhabbet padişaha ait değil. Belki, huzurunda o elmayı ağzına atıp yiyen adam; padişahı değil, elmayı sever ve nefsine muhabbet eder. Bazan olur ki: Padişah o nefisperverane olan muhabbeti beğenmez. Ondan nefret eder. Hem elma lezzeti</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> ________________________</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> (Haşiye): Bir zaman iki aşiret reisi, bir padişahın huzuruna girmişler, yazılan aynı vaziyette bulunmuşlar.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh:» (G: 124)</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">dahi cüz'îdir, hem zeval bulur. Elmayı yedikten sonra o lezzet dahi gider; bir teessüf kalır.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> <span style="color: Red"><strong> İkinci muhabbet ise</strong></span>: Elma içindeki, elma ile gösterilen iltifatat-ı şâhanedir. Güya o elma, «İltifat-ı şâhânenin nümunesi ve mücessemidir» diye başına koyan adam, padişahı sevdiğini izhar eder. Hem iltifatın gılafı olan o meyvede, öyle bir lezzet var ki; bin elma lezzetinin fevkindedir. İşte şu lezzet ayn-ı şükrandır. Şu muhabbet, padişaha karşı hürmetli bir muhabbettir.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Aynen onun gibi bütün nîmetlere, meyvelere, zatları için muhabbet edilse; yalnız maddî lezzetleriyle gafilâne telezzüz etse; o muhabbet nefsânîdir. O lezzetler de geçici ve elemlidir. Eğer Cenab-ı Hakkın iltifatat-ı rahmeti ve ihsanatının meyveleri cihetiyle sevse; ve o ihsan ve iltifatatın derece-i lütuflarını takdir etmek suretinde kemâl-i iştiha ile lezzet alsa; hem mânevî bir şükür, hem elemsiz bir lezzettir.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> <span style="color: Red"><strong>Üçüncü Nükte</strong></span>: Cenab-ı Hakkın esmâsına karşı olan muhabbetin tabakatı var. Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi: Bazan âsâra muhabbet suretiyle esmâyı sever. Bazan esmâyı, kemalât-ı İlâhiyyenin ünvanları olduğu cihetle sever. Bazan insan, câmiiyyet-i mahiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacat noktasında esmâya muhtaç</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh:» (G: 125)</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">ve müştak olur. Ve o ihtiyaçla sever. Meselâ: Sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zâif ve muhtaç mahlûkata karşı, âcizane istimdat ihtiyacını hissettiğin halde, biri çıksa istediğin gibi onlara iyilik etse; o zâtın in'am edici ünvanı ve Kerîm ismi ne kadar senin hoşuna gider, ne kadar o zâtı o ünvan ile seversin... </span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">Öyle de: Yalnız Cenab-ı Hakkın Rahman ve Rahîm isimlerini düşün ki: Sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü'min âbâ ve ecdadını ve akraba ve ahbabını dünyada nîmetlerin envâiyle ve Cennette enva-i lezaiz ile ve saadet-i ebediyyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes'ud ettiği cihette, o «Rahman» ismi ve «Rahîm» ünvanı, ne kadar sevilmeğe lâyıktırlar ve ne derece o iki isme, ruh-u beşer muhtaç olduğunu kıyas edebilirsin. Ve ne derece «Elhamdülillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ Rahîmiyyetihî» yerindedir, anlarsın.</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem alâkadar olduğun ve perişaniyetlerinden müteessir olduğun senin bir nevi hanen ve içindeki mevcudat; senin o hanenin ünsiyetli levazımatı ve sevimli müzeyyenatı hükmünde olan dünyayı ve içindeki mahlûkatı kemal-i hikmet ile tanzim ve tedbir ve terbiye eden zâtın «Hakîm» ismine ve «Mürebbî» ünvanına senin ruhun ne kadar muhtaç, ne</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh:» (G: 126)</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">kadar müştak olduğunu dikkat etsen anlarsın. Hem bütün alâkadar olduğun ve zevalleriyle müteellim olduğun insanları; mevtleri hengâmında adem zulümatından kurtarıp, şu dünyadan daha güzel bir yerde yerleştiren bir zatın <span style="color: Red"><strong>«Vâris, Bâis»</strong></span> isimlerini, <span style="color: Red"><strong>«Bâki, Kerîm, Muhyî </strong></span>ve <span style="color: Red"><strong>Muhsin»</strong> </span>ünvanlarına ne kadar ruhun muhtaç olduğunu dikkat etsen anlarsın.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 185142, member: 5987"] [COLOR="Black"][SIZE="3"] İşte bütün tâdad ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa, hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevalsiz bir visaldir. Hem Muhabbet-i İlâhiyyeyi ziyadeleştirir. Hem meşrû bir muhabbettir. Hem ayn-ı lezzet bir şükürdür. Hem ayn-ı muhabbet bir fikirdir. [COLOR="Red"][B]Meselâ[/B][/COLOR]: Nasılki, bir padişah-ı âli, (Haşiye) sana bir elmayı ihsan etse, o elmaya iki muhabbet ve onda iki lezzet var: Biri; elma, elma olduğu için sevilir. Ve elmaya mahsus ve elma kadar bir lezzet var. Şu muhabbet padişaha ait değil. Belki, huzurunda o elmayı ağzına atıp yiyen adam; padişahı değil, elmayı sever ve nefsine muhabbet eder. Bazan olur ki: Padişah o nefisperverane olan muhabbeti beğenmez. Ondan nefret eder. Hem elma lezzeti ________________________ (Haşiye): Bir zaman iki aşiret reisi, bir padişahın huzuruna girmişler, yazılan aynı vaziyette bulunmuşlar. sh:» (G: 124) dahi cüz'îdir, hem zeval bulur. Elmayı yedikten sonra o lezzet dahi gider; bir teessüf kalır. [COLOR="Red"][B] İkinci muhabbet ise[/B][/COLOR]: Elma içindeki, elma ile gösterilen iltifatat-ı şâhanedir. Güya o elma, «İltifat-ı şâhânenin nümunesi ve mücessemidir» diye başına koyan adam, padişahı sevdiğini izhar eder. Hem iltifatın gılafı olan o meyvede, öyle bir lezzet var ki; bin elma lezzetinin fevkindedir. İşte şu lezzet ayn-ı şükrandır. Şu muhabbet, padişaha karşı hürmetli bir muhabbettir. Aynen onun gibi bütün nîmetlere, meyvelere, zatları için muhabbet edilse; yalnız maddî lezzetleriyle gafilâne telezzüz etse; o muhabbet nefsânîdir. O lezzetler de geçici ve elemlidir. Eğer Cenab-ı Hakkın iltifatat-ı rahmeti ve ihsanatının meyveleri cihetiyle sevse; ve o ihsan ve iltifatatın derece-i lütuflarını takdir etmek suretinde kemâl-i iştiha ile lezzet alsa; hem mânevî bir şükür, hem elemsiz bir lezzettir. [COLOR="Red"][B]Üçüncü Nükte[/B][/COLOR]: Cenab-ı Hakkın esmâsına karşı olan muhabbetin tabakatı var. Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi: Bazan âsâra muhabbet suretiyle esmâyı sever. Bazan esmâyı, kemalât-ı İlâhiyyenin ünvanları olduğu cihetle sever. Bazan insan, câmiiyyet-i mahiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacat noktasında esmâya muhtaç sh:» (G: 125) ve müştak olur. Ve o ihtiyaçla sever. Meselâ: Sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zâif ve muhtaç mahlûkata karşı, âcizane istimdat ihtiyacını hissettiğin halde, biri çıksa istediğin gibi onlara iyilik etse; o zâtın in'am edici ünvanı ve Kerîm ismi ne kadar senin hoşuna gider, ne kadar o zâtı o ünvan ile seversin... Öyle de: Yalnız Cenab-ı Hakkın Rahman ve Rahîm isimlerini düşün ki: Sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü'min âbâ ve ecdadını ve akraba ve ahbabını dünyada nîmetlerin envâiyle ve Cennette enva-i lezaiz ile ve saadet-i ebediyyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes'ud ettiği cihette, o «Rahman» ismi ve «Rahîm» ünvanı, ne kadar sevilmeğe lâyıktırlar ve ne derece o iki isme, ruh-u beşer muhtaç olduğunu kıyas edebilirsin. Ve ne derece «Elhamdülillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ Rahîmiyyetihî» yerindedir, anlarsın. Hem alâkadar olduğun ve perişaniyetlerinden müteessir olduğun senin bir nevi hanen ve içindeki mevcudat; senin o hanenin ünsiyetli levazımatı ve sevimli müzeyyenatı hükmünde olan dünyayı ve içindeki mahlûkatı kemal-i hikmet ile tanzim ve tedbir ve terbiye eden zâtın «Hakîm» ismine ve «Mürebbî» ünvanına senin ruhun ne kadar muhtaç, ne sh:» (G: 126) kadar müştak olduğunu dikkat etsen anlarsın. Hem bütün alâkadar olduğun ve zevalleriyle müteellim olduğun insanları; mevtleri hengâmında adem zulümatından kurtarıp, şu dünyadan daha güzel bir yerde yerleştiren bir zatın [COLOR="Red"][B]«Vâris, Bâis»[/B][/COLOR] isimlerini, [COLOR="Red"][B]«Bâki, Kerîm, Muhyî [/B][/COLOR]ve [COLOR="Red"][B]Muhsin»[/B] [/COLOR]ünvanlarına ne kadar ruhun muhtaç olduğunu dikkat etsen anlarsın.[/SIZE][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst