Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
gerçek hikaye :'( Peygamber Sofrasındaki Şehid
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 128573" data-attributes="member: 1298"><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 22px">Peygamber Sofrasındaki Şehid</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><a href="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled43514539c05141a584by.jpg" target="_blank"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: #ff0000"><img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled43514539c05141a584by.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></a></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>“Büyük bir ova ile bitişen bir dağın yamacında, güneşin hararetinin azaldığı sıralarda, kardeşlerle yere oturmuş ders yapıyorduk. Ben, risaleleri yeni tanıyan genç bir kardeşin yanında oturuyordum.</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Birden, ovada küçük küçük dairesel gölgeler gördüm. Yukarı baktım, gökten yüzlerce paraşütlü ve silâhlı askerler iniyordu. Biz, ovadan 75-100 metre kadar yüksekteki dağın yamacında idik. Dağ ve ovanın bitiştiği yerde eski şehir harabeleri, asırlık ağaçlar ve bilhassa incir ağaçları bulunuyordu, inen paraşütlü askerler, derhal harabelere koşup mevzileniyorlardı. Hemen akabinde, ufuktan toz bulutu gibi süvariler oraya doğru gelip, diğerleri ile savaşa tutuştular. Bu arada kardeşlerle susup hayretler içerisinde, hiç telâş göstermeden yalnızca onları seyrediyorduk. Fakat onlar bizim varlığımızdan haberdar değillerdi. Her neyse... Süvariler, çok geçmeden diğerlerini harabelerde öldürüp, geldikleri gibi gittiler. Ben, yanımdaki kardeşe, "Düşmanların her an gelip bizi de öldürebileceklerini ve aşağıdaki silâhlardan bazılarını kullanabildiğimi, ona öğreteceğimi" söyledim. Aşağıya indik, ona bazukanın nasıl kullanıldığını gösterirken, arkamdan bir el omzuma dokunarak:</strong></em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: teal">"Ali Uçar sen misin?"</span> dedi. Dönüp baktım ki, kırmızı sakallan göğsüne inen, deve yününden yapılmış ince bir cübbe içerisinde, nûrânî ve mütebessim bir zât:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Benimle gel, seninle bir yere gideceğiz!"</span> Ben, <span style="color: teal">"Arkadaşım da, gelebilir mi?"</span> diye sordum. O, arkadaşıma döndü, tebessüm ederek:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Yooook, yooook ... o, kalsın!"</span> dedi. Birkaç defa ısrar etmeme rağmen razı olmadı. Böylece yola koyulduk. Yolda yürürken o zât bana:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Bu günlerde hiç risale okudunuz mu?"</span> diye sordu.</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: teal">"Evet"</span> dedim. Yine sordu:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Orada Davud'un kıssası var mı?"</span> Ben yine <span style="color: teal">"Evet"</span> dedim. O zât:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>"İşte, o Davud benim." dedi. Ben:</strong></em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: teal">"Siz, yoksa Davud aleyhisselam mısınız?"</span> dedim. <span style="color: green">"Evet"</span> dedi. Bir müddet beraber yürüdükten sonra, bir hendek yanına geldik. Davud (a.s.), bana:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Bismillâhirrahmanirrahim diyerek karşıki kayaya atla!"</span> dedi. Onun dediğini yaparak karşıya geçtik Daha sonra ikinci bir uçurumun ucuna gelince, Davud (a.s.), bana yine:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Bismillâhirrahmanirrahim de ve karşıya uç. Karşıda şöyle şöyle bir yere varacaksın!"</span> diyerek bana karşı tarafta bir yer tarif etti. Sonra,</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Anladın mı?"</span> dedi. Ben "<span style="color: teal">Anladım"</span> deyince:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Bana tarif et!"</span> dedi. Tarif ettim. Uçuruma bakınca, "Buradan nasıl atlanır?" diye içimden korku ve hayretle düşündüm. Fakat Davud (a.s.), insana bakışları ve tebessümü ile güven veriyordu. Hem O, bir peygamber idi. "O'nun sözüne itimad edilir," diye düşündüm. Ne var ki, bir peygamberden önce davranıp karşıya geçmek, edebe muhalif olur diye, <span style="color: teal">"Önce siz geçin"</span> dedim. Davud (a.s.):</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Önce sen geç, sonra ben geçeceğim."</span> dedi. Ben de, besmeleyi çekip kendimi uçuruma doğru bıraktım. Ellerim önde, ayaklarım arkada, düz bir vaziyette karşıya doğru uçmaya başladım. Rüyada uçmak öyle bir zevkli, öyle bir lezzetli ki, anlatamam. Her ne ise... Karşı tarafa, tarif edilen yere vardım. Orada ayakta bir kaç kişi konuşuyordu. Ben yanlarına vardığımda Davud (a.s.) yanımıza geldi ve onları bana tanıttı.</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Bu, Süleyman'dır"</span> dedi. Ben, <span style="color: teal">"Yâni, Süleyman aleyhisselam mı?"</span> dedim. <span style="color: green">"Evet"</span> dedi. Diğer birkaç peygamberi de, bu şekilde bana tanıttı. Ben, Davud (a.s.)'a hasretle:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: teal">"Bizim peygamberimiz nerede?"</span> diye sordum. Davud (a.s.), elini kaldırarak bir tarafa doğru işaret etti. Büyük bir iştiyakla o yöne doğru koşmaya başladım. Tam tepeye ulaşıyorum, ayağım kayıyor, otuz metre aşağıya düşüp, tekrar çıkmaya çabalıyordum. Nihayet yamacı aşarak, koşmaya devam ettim. Bol ağaçlı bir ormana girdim, gittikçe ağaçlar sıklaştı ve birden ağaçlar kesildi. Boyları göğsüme kadar gelen buğday başakları ile dolu bir düzlüğe çıktım. Ortada da bir patika yol vardı. Patika yola girer girmez. Cenâb-ı Peygamberi (a.s.m.) gördüm. Büyük bir heyecan içerisinde selâm verdim. Gülümseyerek selâmımı alan Peygamberimiz:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Geldin mi, Ali?"</span> dedi. </strong></span></span><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: teal">"Geldim, yâ RasulALLAH!"</span> dedim. Onun gülümsemesi bana o kadar lezzet vermişti ki, tarif edemem. Adetâ o gülümseme içime, iliklerime, bütün hücrelerime kadar işlemişti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) yüzü dolgun, yeni tıraş olmuş, heybetli, her tarafı nûrânî ve insana güven veren bir çehre içerisindeydi. </strong></span></span><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/girl_cray.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/girl_cray.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Yâ ResulALLAH, bu sefer sizi çok iyi gördüm."</span> dedim. (Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'ı daha evvel, mükerreren zayıf görmüştüm.) Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), pazularını şişirerek, mütebessim bir şekilde:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Evet, çok iyiyim."</span> dedi. Ben buraya nasıl geldiğimi ve başımdan geçenleri anlattım. Savaştan bahsettim. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ciddileşmişti:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Onların ikisi de kâfirdir. Sizlere bir zarar veremezler."</span> dedi. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ciddileşince, karşısında insan duramıyor, heybetinden adam mermer kesiliyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.),</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Arkadaşlar..."</span> deyince, birden kendimi diğer peygamberlerin oluşturduğu bir halkanın içinde buldum. Demek ki, Resulûllah (a.s.m.) ile konuşurken öyle dalmışım ki, onların varlığının farkına varamamışım. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), konuşmasına devam ederek,</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Sofrayı hazırlayın!"</span> buyurdu. Etrafımızdaki peygamberler, koşarak uzaklaştılar. Biraz sonra yemek yenecekti. Ben, Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ile oraya doğru, O (a.s.m.) önde, ben arkada yürürken, "Risale-i Nur okuduğumuzdan, talebe hizmetlerinden ve diğer hizmetlerimizden" bahsediyordum. Bu arada sofranın başına geldik. Sofra dâire şeklinde idi. Cenâb-ı Peygamber'in (a.s.m.) oturduğu yerin hemen sağında Davud (a.s.) ve ben vardım. Karşımdaki zâtın kim olduğu zihnimi kurcalıyordu. Her halde Yusuf (a.s.) idi. Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçen bütün peygamberler sofrada hâzır bulunuyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'in önünde bulunan iki tabakta salata vardı. Her ne ise... Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) diğer peygamberleri tanıtmaya başladı. Hemen yanındaki Davud (a.s.)'ı överek tanıtmaya başladı. Bu arada onun sırtına hafif hafif vurarak, Kurandaki bahislerinden de bahsediyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), sözünü bitirir bitirmez, ben Davud(a.s.)'ın Risale-i Nur'da geçen kıssasını naklettim.</strong></span></span></em></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(Davud (a.s.), Sözler: 256 p. 2-3; 259 p. 1-2-3, 260 tamamı)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Davud (a.s.) isminin, kıssasının risalelerde geçmesine pek memnun olmuş ve bu memnuniyetini diğer peygamberlere mimik hareketleriyle izhar ediyordu.</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), diğer peygamberleri de bu şekilde tanıttı. Ben de, her defasında onların kıssalarını, Risale-i Nur'da geçen yerlerden naklettim. Hepsi bundan memnun oldular.</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(Süleyman (a.s.), Sözler: 256 p.4; 257-258-260 tamamı)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(İbrahim (a.s.), Sözler : 281 p.1-2-3-4)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(Âdem (a.s.), Sözler: 262 p.1)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(Nuh (a.s.), Sözler : 254 p.2)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(İdris (a.s.), Sözler : 254 p.2)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>(Yusuf (a.s.), Sözler : 254 p.2; Mektubat: 282 p. son; 283 tamamı)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Yemek üç-dört saat kadar sürmüştü. Artık yemek nihayete erecekti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.),</strong></em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Misafirin duası makbuldür. Yemek duasını sen yap!"</span> buyurdu. Ben, daha evvel ezberlemiş olduğum Sözler'deki duayı ve Münacât’ın sonundaki duayı okudum:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>"Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'îd ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başı boş bırakıp idam etme." (Sözler: 52)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>"Yâ Rabbî ve yâ Rabb-es Semavâti ve-1 Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! Ve matlubumu bana musahhar kıl! Kur'an'a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nura musahhar yap! Ve bana ihvanıma, iman-ı kâmil ve hüsn-ü hatime ver. Hazret-i Musa Aleyhisselâm'a denizi, ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselama ateşi, Hazret-i Davut Aleyhisselama dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i MUHAMMED Aleyhissalâtü Vesselâm'a şems ve kamer'i teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalbleri ve akılları musahhar kıl!.. Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs'te mes'ud kıl! Âmin, âmîn, âmin!... (Şualar: 58-59)</strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Bunun üzerine, Efendimiz Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.):</strong></em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"MaşâALLAH, ne güzel ve ne câmi bir dua. Bu, Bediüzzaman'ın duası. Bir dahi oku"</span> buyurdu. Ben tekrar okudum. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) Efendimiz, yine:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"MaşâALLAH, ne güzel ve ne câmi bir dua. Bir dahi oku"</span> buyurdu. Ben yine aşkla ve şevkle okudum. Bana üç kez okuttular. Artık, sofradan ayrılma zamanı gelmişti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), ayağa kalkmıştı. Ben de vedalaşmak üzere yanına yaklaştım. İçimden, <span style="color: teal">"Ben sizin yerinizi öğrendim. Artık sık sık buraya gelirim"</span> dedim. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'a <span style="color: teal">"Yâ RasulALLAH, biz devamlı Risale-i Nur okuyoruz. Ben şimdi Nur Talebelerinin yanına gidiyorum. Onlara ne diyeyim?"</span> diye sordum. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), mübarek parmağını havaya kaldırdı ki, diğer peygamberler de parmağını gözleriyle takip ediyorlardı. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.): <span style="color: green">"ALLAH (c.c), sizinle beraberdir"</span> buyurdu. Sonra mübarek parmağını aşağıya, diğer peygamberleri gösterecek şekilde indirdi ve bir dâire çizdi:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Arkadaşlarım da, sizinle beraberdir"</span> buyurdu. Sonra mübarek eliyle kendini işaret ederek:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Ben de, sizinle beraberim"</span> buyurdu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), ciddileşmişti. Mübarek sesini yükselterek:</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><strong><span style="color: green">"Devam edin!... Devam edin!... Devam edin!.."</span> buyurarak, bana son mesajını verdi.</strong></span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Efendimiz Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'dan ayrılmadan önce, sıkıca sarıldım ve uyandığımda kendimi, ayakta buldum."</strong></span></span></span><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a><a href="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong><img src="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></a></em></p><p> </p><p> </p><p><em><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ali Uçar</strong></span></span></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 128573, member: 1298"] [COLOR=#ff0000][FONT=Palatino Linotype][SIZE=6]Peygamber Sofrasındaki Şehid[/SIZE][/FONT][/COLOR] [URL="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled43514539c05141a584by.jpg"][FONT=Palatino Linotype][COLOR=#ff0000][IMG]http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled43514539c05141a584by.jpg[/IMG][/COLOR][/FONT][/URL] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]“Büyük bir ova ile bitişen bir dağın yamacında, güneşin hararetinin azaldığı sıralarda, kardeşlerle yere oturmuş ders yapıyorduk. Ben, risaleleri yeni tanıyan genç bir kardeşin yanında oturuyordum.[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]Birden, ovada küçük küçük dairesel gölgeler gördüm. Yukarı baktım, gökten yüzlerce paraşütlü ve silâhlı askerler iniyordu. Biz, ovadan 75-100 metre kadar yüksekteki dağın yamacında idik. Dağ ve ovanın bitiştiği yerde eski şehir harabeleri, asırlık ağaçlar ve bilhassa incir ağaçları bulunuyordu, inen paraşütlü askerler, derhal harabelere koşup mevzileniyorlardı. Hemen akabinde, ufuktan toz bulutu gibi süvariler oraya doğru gelip, diğerleri ile savaşa tutuştular. Bu arada kardeşlerle susup hayretler içerisinde, hiç telâş göstermeden yalnızca onları seyrediyorduk. Fakat onlar bizim varlığımızdan haberdar değillerdi. Her neyse... Süvariler, çok geçmeden diğerlerini harabelerde öldürüp, geldikleri gibi gittiler. Ben, yanımdaki kardeşe, "Düşmanların her an gelip bizi de öldürebileceklerini ve aşağıdaki silâhlardan bazılarını kullanabildiğimi, ona öğreteceğimi" söyledim. Aşağıya indik, ona bazukanın nasıl kullanıldığını gösterirken, arkamdan bir el omzuma dokunarak:[/B][/I][/SIZE][/FONT] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=teal]"Ali Uçar sen misin?"[/COLOR] dedi. Dönüp baktım ki, kırmızı sakallan göğsüne inen, deve yününden yapılmış ince bir cübbe içerisinde, nûrânî ve mütebessim bir zât:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Benimle gel, seninle bir yere gideceğiz!"[/COLOR] Ben, [COLOR=teal]"Arkadaşım da, gelebilir mi?"[/COLOR] diye sordum. O, arkadaşıma döndü, tebessüm ederek:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Yooook, yooook ... o, kalsın!"[/COLOR] dedi. Birkaç defa ısrar etmeme rağmen razı olmadı. Böylece yola koyulduk. Yolda yürürken o zât bana:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Bu günlerde hiç risale okudunuz mu?"[/COLOR] diye sordu.[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=teal]"Evet"[/COLOR] dedim. Yine sordu:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Orada Davud'un kıssası var mı?"[/COLOR] Ben yine [COLOR=teal]"Evet"[/COLOR] dedim. O zât:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]"İşte, o Davud benim." dedi. Ben:[/B][/I][/SIZE][/FONT] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=teal]"Siz, yoksa Davud aleyhisselam mısınız?"[/COLOR] dedim. [COLOR=green]"Evet"[/COLOR] dedi. Bir müddet beraber yürüdükten sonra, bir hendek yanına geldik. Davud (a.s.), bana:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Bismillâhirrahmanirrahim diyerek karşıki kayaya atla!"[/COLOR] dedi. Onun dediğini yaparak karşıya geçtik Daha sonra ikinci bir uçurumun ucuna gelince, Davud (a.s.), bana yine:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Bismillâhirrahmanirrahim de ve karşıya uç. Karşıda şöyle şöyle bir yere varacaksın!"[/COLOR] diyerek bana karşı tarafta bir yer tarif etti. Sonra,[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Anladın mı?"[/COLOR] dedi. Ben "[COLOR=teal]Anladım"[/COLOR] deyince:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Bana tarif et!"[/COLOR] dedi. Tarif ettim. Uçuruma bakınca, "Buradan nasıl atlanır?" diye içimden korku ve hayretle düşündüm. Fakat Davud (a.s.), insana bakışları ve tebessümü ile güven veriyordu. Hem O, bir peygamber idi. "O'nun sözüne itimad edilir," diye düşündüm. Ne var ki, bir peygamberden önce davranıp karşıya geçmek, edebe muhalif olur diye, [COLOR=teal]"Önce siz geçin"[/COLOR] dedim. Davud (a.s.):[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Önce sen geç, sonra ben geçeceğim."[/COLOR] dedi. Ben de, besmeleyi çekip kendimi uçuruma doğru bıraktım. Ellerim önde, ayaklarım arkada, düz bir vaziyette karşıya doğru uçmaya başladım. Rüyada uçmak öyle bir zevkli, öyle bir lezzetli ki, anlatamam. Her ne ise... Karşı tarafa, tarif edilen yere vardım. Orada ayakta bir kaç kişi konuşuyordu. Ben yanlarına vardığımda Davud (a.s.) yanımıza geldi ve onları bana tanıttı.[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Bu, Süleyman'dır"[/COLOR] dedi. Ben, [COLOR=teal]"Yâni, Süleyman aleyhisselam mı?"[/COLOR] dedim. [COLOR=green]"Evet"[/COLOR] dedi. Diğer birkaç peygamberi de, bu şekilde bana tanıttı. Ben, Davud (a.s.)'a hasretle:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=teal]"Bizim peygamberimiz nerede?"[/COLOR] diye sordum. Davud (a.s.), elini kaldırarak bir tarafa doğru işaret etti. Büyük bir iştiyakla o yöne doğru koşmaya başladım. Tam tepeye ulaşıyorum, ayağım kayıyor, otuz metre aşağıya düşüp, tekrar çıkmaya çabalıyordum. Nihayet yamacı aşarak, koşmaya devam ettim. Bol ağaçlı bir ormana girdim, gittikçe ağaçlar sıklaştı ve birden ağaçlar kesildi. Boyları göğsüme kadar gelen buğday başakları ile dolu bir düzlüğe çıktım. Ortada da bir patika yol vardı. Patika yola girer girmez. Cenâb-ı Peygamberi (a.s.m.) gördüm. Büyük bir heyecan içerisinde selâm verdim. Gülümseyerek selâmımı alan Peygamberimiz:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Geldin mi, Ali?"[/COLOR] dedi. [/B][/FONT][/SIZE][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=teal]"Geldim, yâ RasulALLAH!"[/COLOR] dedim. Onun gülümsemesi bana o kadar lezzet vermişti ki, tarif edemem. Adetâ o gülümseme içime, iliklerime, bütün hücrelerime kadar işlemişti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) yüzü dolgun, yeni tıraş olmuş, heybetli, her tarafı nûrânî ve insana güven veren bir çehre içerisindeydi. [/B][/FONT][/SIZE][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/girl_cray.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/girl_cray.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Yâ ResulALLAH, bu sefer sizi çok iyi gördüm."[/COLOR] dedim. (Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'ı daha evvel, mükerreren zayıf görmüştüm.) Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), pazularını şişirerek, mütebessim bir şekilde:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Evet, çok iyiyim."[/COLOR] dedi. Ben buraya nasıl geldiğimi ve başımdan geçenleri anlattım. Savaştan bahsettim. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ciddileşmişti:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Onların ikisi de kâfirdir. Sizlere bir zarar veremezler."[/COLOR] dedi. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ciddileşince, karşısında insan duramıyor, heybetinden adam mermer kesiliyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.),[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Arkadaşlar..."[/COLOR] deyince, birden kendimi diğer peygamberlerin oluşturduğu bir halkanın içinde buldum. Demek ki, Resulûllah (a.s.m.) ile konuşurken öyle dalmışım ki, onların varlığının farkına varamamışım. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), konuşmasına devam ederek,[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Sofrayı hazırlayın!"[/COLOR] buyurdu. Etrafımızdaki peygamberler, koşarak uzaklaştılar. Biraz sonra yemek yenecekti. Ben, Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) ile oraya doğru, O (a.s.m.) önde, ben arkada yürürken, "Risale-i Nur okuduğumuzdan, talebe hizmetlerinden ve diğer hizmetlerimizden" bahsediyordum. Bu arada sofranın başına geldik. Sofra dâire şeklinde idi. Cenâb-ı Peygamber'in (a.s.m.) oturduğu yerin hemen sağında Davud (a.s.) ve ben vardım. Karşımdaki zâtın kim olduğu zihnimi kurcalıyordu. Her halde Yusuf (a.s.) idi. Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçen bütün peygamberler sofrada hâzır bulunuyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'in önünde bulunan iki tabakta salata vardı. Her ne ise... Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) diğer peygamberleri tanıtmaya başladı. Hemen yanındaki Davud (a.s.)'ı överek tanıtmaya başladı. Bu arada onun sırtına hafif hafif vurarak, Kurandaki bahislerinden de bahsediyordu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), sözünü bitirir bitirmez, ben Davud(a.s.)'ın Risale-i Nur'da geçen kıssasını naklettim.[/B][/FONT][/SIZE][/I] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](Davud (a.s.), Sözler: 256 p. 2-3; 259 p. 1-2-3, 260 tamamı)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]Davud (a.s.) isminin, kıssasının risalelerde geçmesine pek memnun olmuş ve bu memnuniyetini diğer peygamberlere mimik hareketleriyle izhar ediyordu.[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), diğer peygamberleri de bu şekilde tanıttı. Ben de, her defasında onların kıssalarını, Risale-i Nur'da geçen yerlerden naklettim. Hepsi bundan memnun oldular.[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](Süleyman (a.s.), Sözler: 256 p.4; 257-258-260 tamamı)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](İbrahim (a.s.), Sözler : 281 p.1-2-3-4)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](Âdem (a.s.), Sözler: 262 p.1)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](Nuh (a.s.), Sözler : 254 p.2)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](İdris (a.s.), Sözler : 254 p.2)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B](Yusuf (a.s.), Sözler : 254 p.2; Mektubat: 282 p. son; 283 tamamı)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]Yemek üç-dört saat kadar sürmüştü. Artık yemek nihayete erecekti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.),[/B][/I][/SIZE][/FONT] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Misafirin duası makbuldür. Yemek duasını sen yap!"[/COLOR] buyurdu. Ben, daha evvel ezberlemiş olduğum Sözler'deki duayı ve Münacât’ın sonundaki duayı okudum:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]"Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'îd ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başı boş bırakıp idam etme." (Sözler: 52)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]"Yâ Rabbî ve yâ Rabb-es Semavâti ve-1 Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! Ve matlubumu bana musahhar kıl! Kur'an'a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nura musahhar yap! Ve bana ihvanıma, iman-ı kâmil ve hüsn-ü hatime ver. Hazret-i Musa Aleyhisselâm'a denizi, ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselama ateşi, Hazret-i Davut Aleyhisselama dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i MUHAMMED Aleyhissalâtü Vesselâm'a şems ve kamer'i teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalbleri ve akılları musahhar kıl!.. Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs'te mes'ud kıl! Âmin, âmîn, âmin!... (Şualar: 58-59)[/B][/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=3][I][B]Bunun üzerine, Efendimiz Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.):[/B][/I][/SIZE][/FONT] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"MaşâALLAH, ne güzel ve ne câmi bir dua. Bu, Bediüzzaman'ın duası. Bir dahi oku"[/COLOR] buyurdu. Ben tekrar okudum. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.) Efendimiz, yine:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"MaşâALLAH, ne güzel ve ne câmi bir dua. Bir dahi oku"[/COLOR] buyurdu. Ben yine aşkla ve şevkle okudum. Bana üç kez okuttular. Artık, sofradan ayrılma zamanı gelmişti. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), ayağa kalkmıştı. Ben de vedalaşmak üzere yanına yaklaştım. İçimden, [COLOR=teal]"Ben sizin yerinizi öğrendim. Artık sık sık buraya gelirim"[/COLOR] dedim. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'a [COLOR=teal]"Yâ RasulALLAH, biz devamlı Risale-i Nur okuyoruz. Ben şimdi Nur Talebelerinin yanına gidiyorum. Onlara ne diyeyim?"[/COLOR] diye sordum. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), mübarek parmağını havaya kaldırdı ki, diğer peygamberler de parmağını gözleriyle takip ediyorlardı. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.): [COLOR=green]"ALLAH (c.c), sizinle beraberdir"[/COLOR] buyurdu. Sonra mübarek parmağını aşağıya, diğer peygamberleri gösterecek şekilde indirdi ve bir dâire çizdi:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Arkadaşlarım da, sizinle beraberdir"[/COLOR] buyurdu. Sonra mübarek eliyle kendini işaret ederek:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Ben de, sizinle beraberim"[/COLOR] buyurdu. Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.), ciddileşmişti. Mübarek sesini yükselterek:[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][FONT=Arial Narrow][B][COLOR=green]"Devam edin!... Devam edin!... Devam edin!.."[/COLOR] buyurarak, bana son mesajını verdi.[/B][/FONT][/SIZE][/I] [I][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][COLOR=red][B]Efendimiz Cenâb-ı Peygamber (a.s.m.)'dan ayrılmadan önce, sıkıca sarıldım ve uyandığımda kendimi, ayakta buldum."[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][URL="http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif"][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B][IMG]http://www.takvaehli.com/forum/Smileys/classic/iccon10.gif[/IMG][/B][/SIZE][/FONT][/URL][/I] [I][FONT=Arial Narrow][SIZE=3][B]Ali Uçar[/B][/SIZE][/FONT][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
gerçek hikaye :'( Peygamber Sofrasındaki Şehid
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst