Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Gıybet ve Hüsn-ü Zan...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 166655" data-attributes="member: 27"><p><u><strong><span style="color: DarkRed">Isparta’dan okuyucumuz:</span></strong></u><span style="color: DarkRed"> “Gıybeti açıklar mısınız? Kişinin arkasından hüsn-ü zan edilse gıybet olur mu?” </span></p><p><span style="color: DarkRed"></span></p><p><span style="color: DarkRed"></span></p><p><span style="color: DarkRed"></span>Gıybet, Müslümanın gıyâbında hoşuna gitmeyecek ölçülerle konuşmaktır. Hüsn-ü zan ise, Müslümanın davranış ve hareketlerini iyiye yormaktır. <strong>Bir başka ifâdeyle Müslümanın hareketlerini kötüye tevil etmek gıybet, iyiye tevil etmek hüsn-ü zandır.</strong> Veya Müslümanı arkadan çekiştirmek gıybet, arkadan davranışlarında aslında yanlış anlaşıldığını, niyetinin kötü olmadığını, öyle yapmak istemediğini... vs belirtmek ve iyiliğine şahitlik etmek hüsn-ü zandır. Ya da yarısı dolu bir bardağın boş kısmını gösterip <strong>“Bardağın yarısı boştur!” demek—yerine göre—gıybet; dolu kısmını gösterip “Yarım bardak su var!” demek hüsn-ü zandır.</strong> Gıybet haramdır. Hüsn-ü zan helâldir. </p><p></p><p></p><p>Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: <span style="color: Red">“Ey îman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Zîra zannın bir kısmı günahtır. Bir birinizin günahını araştırmayınız. Bir kısmınız bir kısmınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz! Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah tevbeleri dâimâ kabul eden ve acıyandır.”</span>1 Bediüzzaman Hazretlerine göre bu âyet, gıybetten, altı derece şiddetle sakındırıyor.2 </p><p></p><p><strong>Yani gıybet:</strong> </p><p></p><p><span style="color: Blue">1- Aklen, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">2- Kalben, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">3- İnsâniyeten, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">4- Vicdanen ve fıtraten, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">5- Asabiyeten, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">6- Milliyeten reddedilmiştir.3 </span></p><p></p><p><strong>Bu âyette sakınılması emredilen</strong> <strong>“zannın çoğu”ndan maksat gıybettir. </strong>Müslümanların birbirlerinin gizli ve özel hallerini ve günahlarını araştırmaları ve birbirlerini çekiştirmeleri haramdır. <strong>Çünkü öyle günahlar vardır ki, kul ile Rabb’i arasında bir sırdan ibârettir.</strong> </p><p></p><p>Kul pişman olmuş; Rabb’i setretmiştir, yani örtmüştür.</p><p> Kul nedâmet duymuş; Rabb’i bağışlamıştır. </p><p>Kul tevbe yapmış; Rabb’i affetmiştir. </p><p></p><p>Üçüncü bir şahsın araya girip, kulun günahlarını tek yanlı ve keyfî olarak deşifre etmesi İlâhî hikmete, irâdeye, rahmete, inâyete, mağfirete ve muhabbete uygun değildir. <strong>Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Settâru’l-Uyûb’dur ve bu isim kullarının günahlarının gizli kalmasını ve ifşâ edilmemesini iktizâ eder. Gıybet ise bu İlâhî sır ve hikmetle bağdaşmaz ve çelişir. Çünkü gıybet, günahı ifşâdan başka bir şey değildir. Günahların ifşâsında zâten hiçbir feyiz ve kemâlât yoktur. </strong></p><p><strong></strong></p><p></p><p><strong>Cenâb-ı Hakk’ın “zannın bazısı” ifâdesiyle hâriç tuttuğu kısım ise, bardağın dolu kısmı olan hüsn-ü zandır ki, günah değildir, teşvik edilmiştir, hayırdır, kemâlâttandır, feyiz vericidir, sevaptır. </strong></p><p><strong></strong></p><p></p><p>Bedir muhârebesi mücâhitlerinden Ka’b bin Mâlik (ra) Tebük harbinde İslâm ordusundan geri kalmış, daha sonra da harbe iştirak etmemişti. Tebük’e varıldığında Allah Resûlü (asm): <span style="color: Purple"><strong>“Ka’b bin Mâlik nerede?”</strong> </span>diye sorunca, orada bulunan bir adam:<strong> “Kibirle cübbelerine bakıp durması onu savaştan alı koydu!”</strong> dedi. Buna ilk tepki gösteren Muâz bin Cebel (ra) oldu ve:<strong> “Ne çirkin şey söyledin...! Yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz!”</strong> dedi. </p><p></p><p></p><p>Sonrası mâlûm. Tebük seferinden dönen Allah Resûlü (asm), bu harbe iştirak etmeyen ve Allah’tan korktukları için mazeret de uydurmayan Ka’b bin Mâlik’le (ra) berâber üç kişi hakkında: <strong><span style="color: Purple">“Allah sizin hakkınızda hüküm verene kadar bekleyin!” </span></strong>buyurmuş, Müslümanları da onlarla konuşmaktan alıkoymuştu. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) bu kararı üzerine, Ka’b bin Mâlik (ra) ve iki arkadaşının dünyaları kararmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamışlardı. Bu ağlayış geceli gündüzlü tam elli gün sürdü. Ellinci gün Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu: <span style="color: Red">“Ve seferden geri kalan üç kişinin de (tevbelerini Allah kabul etti.) Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihâyet Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlamışlardı. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O, tevbeleri kabul eden, Rahîm olandır.”</span>4 </p><p></p><p></p><p><strong>İşte, elli günlük gözyaşları ve bir günahın affı. </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Burada kısa bir tahlil yapmamız gerekirse;</strong> Tebük harbi esnasında adamın yaptığı gıybet girişimine karşı, <strong>Muâz bin Cebel’in (ra) tavrı hüsn-ü zandır.</strong> Harp dönüşünde Peygamber Efendimiz (asm) hakem olmuş, kararı Cenâb-ı Hakk’ın İlâhî irâdesine arz etmiştir. Ka’b bin Mâlik (ra) iki arkadaşıyla birlikte tövbekâr olmuşlar; fakat tövbe sorumluluğu içinde elli gün süre ile ağlamaktan dünyaları başlarına yıkılmıştır. Cenab-ı Hak da affetmiştir. </p><p></p><p></p><p><em><span style="color: DarkGreen"><u><strong>Dipnotlar:</strong></u></span></em> </p><p> <em><span style="color: DarkGreen">1- Hucûrât Sûresi, 49/12. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkGreen">2- Sözler, s. 344. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkGreen">3- Sözler, s. 345. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkGreen">4- Tevbe Sûresi, 9/118.</span></em></p><p> <p style="text-align: right"><span style="font-size: 10px"> <u><strong><span style="color: Purple">Süleyman KÖSMENE</span></strong></u></span></p> <p style="text-align: right"><u><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: Purple">14.11.2009</span></span></strong></u></p> <p style="text-align: right"><span style="font-size: 10px"><u><strong><span style="color: Purple">Yeniasya</span></strong></u></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-size: 10px"></span> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 166655, member: 27"] [U][B][COLOR=DarkRed]Isparta’dan okuyucumuz:[/COLOR][/B][/U][COLOR=DarkRed] “Gıybeti açıklar mısınız? Kişinin arkasından hüsn-ü zan edilse gıybet olur mu?” [/COLOR] [COLOR=DarkRed] [/COLOR]Gıybet, Müslümanın gıyâbında hoşuna gitmeyecek ölçülerle konuşmaktır. Hüsn-ü zan ise, Müslümanın davranış ve hareketlerini iyiye yormaktır. [B]Bir başka ifâdeyle Müslümanın hareketlerini kötüye tevil etmek gıybet, iyiye tevil etmek hüsn-ü zandır.[/B] Veya Müslümanı arkadan çekiştirmek gıybet, arkadan davranışlarında aslında yanlış anlaşıldığını, niyetinin kötü olmadığını, öyle yapmak istemediğini... vs belirtmek ve iyiliğine şahitlik etmek hüsn-ü zandır. Ya da yarısı dolu bir bardağın boş kısmını gösterip [B]“Bardağın yarısı boştur!” demek—yerine göre—gıybet; dolu kısmını gösterip “Yarım bardak su var!” demek hüsn-ü zandır.[/B] Gıybet haramdır. Hüsn-ü zan helâldir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: [COLOR=Red]“Ey îman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Zîra zannın bir kısmı günahtır. Bir birinizin günahını araştırmayınız. Bir kısmınız bir kısmınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz! Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah tevbeleri dâimâ kabul eden ve acıyandır.”[/COLOR]1 Bediüzzaman Hazretlerine göre bu âyet, gıybetten, altı derece şiddetle sakındırıyor.2 [B]Yani gıybet:[/B] [COLOR=Blue]1- Aklen, [/COLOR][COLOR=Blue]2- Kalben, [/COLOR][COLOR=Blue]3- İnsâniyeten, [/COLOR][COLOR=Blue]4- Vicdanen ve fıtraten, [/COLOR][COLOR=Blue]5- Asabiyeten, [/COLOR][COLOR=Blue]6- Milliyeten reddedilmiştir.3 [/COLOR] [B]Bu âyette sakınılması emredilen[/B] [B]“zannın çoğu”ndan maksat gıybettir. [/B]Müslümanların birbirlerinin gizli ve özel hallerini ve günahlarını araştırmaları ve birbirlerini çekiştirmeleri haramdır. [B]Çünkü öyle günahlar vardır ki, kul ile Rabb’i arasında bir sırdan ibârettir.[/B] Kul pişman olmuş; Rabb’i setretmiştir, yani örtmüştür. Kul nedâmet duymuş; Rabb’i bağışlamıştır. Kul tevbe yapmış; Rabb’i affetmiştir. Üçüncü bir şahsın araya girip, kulun günahlarını tek yanlı ve keyfî olarak deşifre etmesi İlâhî hikmete, irâdeye, rahmete, inâyete, mağfirete ve muhabbete uygun değildir. [B]Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Settâru’l-Uyûb’dur ve bu isim kullarının günahlarının gizli kalmasını ve ifşâ edilmemesini iktizâ eder. Gıybet ise bu İlâhî sır ve hikmetle bağdaşmaz ve çelişir. Çünkü gıybet, günahı ifşâdan başka bir şey değildir. Günahların ifşâsında zâten hiçbir feyiz ve kemâlât yoktur. [/B] [B]Cenâb-ı Hakk’ın “zannın bazısı” ifâdesiyle hâriç tuttuğu kısım ise, bardağın dolu kısmı olan hüsn-ü zandır ki, günah değildir, teşvik edilmiştir, hayırdır, kemâlâttandır, feyiz vericidir, sevaptır. [/B] Bedir muhârebesi mücâhitlerinden Ka’b bin Mâlik (ra) Tebük harbinde İslâm ordusundan geri kalmış, daha sonra da harbe iştirak etmemişti. Tebük’e varıldığında Allah Resûlü (asm): [COLOR=Purple][B]“Ka’b bin Mâlik nerede?”[/B] [/COLOR]diye sorunca, orada bulunan bir adam:[B] “Kibirle cübbelerine bakıp durması onu savaştan alı koydu!”[/B] dedi. Buna ilk tepki gösteren Muâz bin Cebel (ra) oldu ve:[B] “Ne çirkin şey söyledin...! Yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz!”[/B] dedi. Sonrası mâlûm. Tebük seferinden dönen Allah Resûlü (asm), bu harbe iştirak etmeyen ve Allah’tan korktukları için mazeret de uydurmayan Ka’b bin Mâlik’le (ra) berâber üç kişi hakkında: [B][COLOR=Purple]“Allah sizin hakkınızda hüküm verene kadar bekleyin!” [/COLOR][/B]buyurmuş, Müslümanları da onlarla konuşmaktan alıkoymuştu. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) bu kararı üzerine, Ka’b bin Mâlik (ra) ve iki arkadaşının dünyaları kararmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamışlardı. Bu ağlayış geceli gündüzlü tam elli gün sürdü. Ellinci gün Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu: [COLOR=Red]“Ve seferden geri kalan üç kişinin de (tevbelerini Allah kabul etti.) Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihâyet Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlamışlardı. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O, tevbeleri kabul eden, Rahîm olandır.”[/COLOR]4 [B]İşte, elli günlük gözyaşları ve bir günahın affı. [/B] [B]Burada kısa bir tahlil yapmamız gerekirse;[/B] Tebük harbi esnasında adamın yaptığı gıybet girişimine karşı, [B]Muâz bin Cebel’in (ra) tavrı hüsn-ü zandır.[/B] Harp dönüşünde Peygamber Efendimiz (asm) hakem olmuş, kararı Cenâb-ı Hakk’ın İlâhî irâdesine arz etmiştir. Ka’b bin Mâlik (ra) iki arkadaşıyla birlikte tövbekâr olmuşlar; fakat tövbe sorumluluğu içinde elli gün süre ile ağlamaktan dünyaları başlarına yıkılmıştır. Cenab-ı Hak da affetmiştir. [I][COLOR=DarkGreen][U][B]Dipnotlar:[/B][/U][/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkGreen]1- Hucûrât Sûresi, 49/12. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkGreen]2- Sözler, s. 344. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkGreen]3- Sözler, s. 345. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkGreen]4- Tevbe Sûresi, 9/118.[/COLOR][/I] [RIGHT][SIZE=2] [U][B][COLOR=Purple]Süleyman KÖSMENE[/COLOR][/B][/U][/SIZE] [U][B][SIZE=2][COLOR=Purple]14.11.2009[/COLOR][/SIZE][/B][/U] [SIZE=2][U][B][COLOR=Purple]Yeniasya[/COLOR][/B][/U] [/SIZE] [/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Gıybet ve Hüsn-ü Zan...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst