Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Gizli ene ve kusurunu görmek
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 189046" data-attributes="member: 12884"><p><em><strong>Allah razı olsun kardeş.konuyla ilgili bir yazı var onuda ekleyim inşallah.</strong></em></p><p> </p><p><strong>Mecazî nefs-i emmare ne demektir?</strong></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">Nefsin, insana kötülüğü emreden ham mertebesine “nefs-i emare” denilir. İnsan kemâle erdikçe bu noktayı aşar, nefsini önce kötülemeye başlar, daha sonra onun sözünü dinlemez hale gelir. Bu terakki yolculuğunun sonunda nefis “marziyye” makamına çıkmakla Allah’ın razı olduğu ulvî bir keyfiyete bürünür.</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">Bu noktada şu soru akla gelir: İnsan bu makama erdikten sonra terakkisi duracak mı? Onu meleklerden ayıran bu en önemli özellik tamamen kayıp mı olacak? O da melekler gibi sâfileşince daha da ileri hedeflere ulaşması nasıl gerçekleşecek?</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">İşte bu merakımızı Nur Külliyatındaki şu enfes tahlil tam mânâsıyla hallediyor.</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>“Bir zaman evliya-i azîmeden nefs-i emmaresinden kurtulanlardan birkaç zâttan, şiddetli mücahede-i nefsiyeler ve nefs-i emmareden şekvalarını gördüm. Çok hayret ediyordum. Hayli zaman sonra, nefs-i emmarenin kendi desaisinden başka, </strong></span></p><p><strong><span style="font-size: 12px">daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ve heves ve damar ve a’sab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ve nefs-i emmarenin son tahassüngâhı bulunan </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ve nefs-i emmareyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ve mücahedeyi âhir ömre kadar devam ettiren bir manevî nefs-i emmareyi gördüm. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Ve anladım ki, o mübarek zâtlar hakikî nefs-i emmareden değil; belki mecazî bir nefs-i emmareden şekva etmişler.” </span></strong><span style="font-size: 12px">(Kastamonu Lâhikası) </span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">Hakikate göre mecaz çok zayıf düşüyor ama burada durum tam aksi. “Daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden” tâbirleri bu gölge nefsin, nefs-i emmareyi bazen çok gerilerde bıraktığını ifade ediyor. “Bu da nasıl olur?” diye bir soru aklımıza gelebilir. Ama biraz dikkat ettiğimizde bunun nice örnekleriyle hayatımızın âdeta kaynaştığını görürüz. Bakıyoruz, nefsimiz bize kumar oynamayı hoş gösteremiyor, içkiyi emredemiyor, ‘namaz kılma’ diyemiyor. Demek ki, bu konularda nefs-i emmarenin üzerimizde bir hâkimiyeti kalmamış, diyoruz. </span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">O büyük insanlara birkaç hususta da olsa birazcık benzeyebilmenin hazzını yaşıyoruz. Ama gel gör ki, dünyanın fâni olduğunu çok iyi bildiğimiz ve mü’minlerin kardeş olduklarına inandığımız halde, bir mü’min kardeşimizin eline geçen fâni bir makamı yahut menfaati kıskanmaktan kendimizi alamıyoruz. Kıskançlık damarı bizde hükmedince, iç âlemimiz altüst oluyor, huzurumuz kaybolup gidiyor. <strong>“Dünya öyle bir metâ değil ki, bir nizâa değsin” </strong>diyen Sadi-i Şirazî’den nice ışık yılı uzaklarda kaldığımızı vicdanımız bize teessüfle haber veriyor. Ama biz kıskançlık damarıyla bu dersi de rahatlıkla kulak ardı edebiliyoruz.</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">İhlas ile halkı irşada çalışan bir büyük insan, bu hizmeti kendisinden daha güzel yapanları gördükçe sevinir, kalbi takdir hisleriyle dolar. Ama insaniyet hali, bazen kendi mensuplarının artmaması yahut azalması karşısında üzüntüye kapıldığı da olur. İşte bu hâl o ince ruhu feverana getirmeye kâfi gelir. “Ben ne yapıyorum? Halkın teveccühüne mi gönül bağlıyorum? Yoksa rızayı bırakıp riyaya mı sapıyorum?” diye derinden derine üzüntü duyar. Defalarca tövbe eder, istiğfar eder. İşte bu zatta bir an için mecazî nefs-i emmare hükmetmiş ve onun terakkisinin devamına sebep olmuştur.</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">Üstadımız, Kastamonu Lâhikasında ‘Risale-i Nurun ve bilhassa İhlâs Risalelerinin o iki nefsin bütün desiselerini izale ettiğini’ haber verir. İhlâs Risalesinin tümünde bu tedavinin değişik yönleriyle icra edildiğini görüyoruz. Risalenin baş kısmında “saadet-i ebediye zararına mânâsız, lüzumsuz, zararlı kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi-i cüz’iyenin hatırı için ihlası kırma”nın doğuracağı zararlardan söz edilir.</span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">“Hissiyat-ı süfliye” tabiri çok şümullüdür. ‘İzzet-i nefis damarı, ırkçılık damarı, kıskançlık damarı, tembellik damarı, enaniyet damarı‘ gibi ulviyetten uzak her türlü his bu tabirin içine girer. </span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px">Demek ki, bazen bu hisler hakikî mânâsıyla olmasa bile hayal mertebesiyle kâmil insanlarda da görülebiliyormuş. İşte o büyük zatların bu süfli hislerin gölgelerine bir an için de olsa kapılmalarını Üstad Hazretleri mecazî nefs-i emmare ile izah ediyor ve bunu bizde hükmeden hakikî nefs-i emmareyle karıştırmayalım diye de şu hatırlatmayı yapıyor:</span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>“Bu zatlardaki, nefs-i emmare değil, belki a’saba devredilen nefs-i emmarenin vazifesidir. Maraz ise kalbî değil, belki maraz-ı hayalîdir.” </strong>(Mektûbat)</span></p><p>sorularlarisale</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 189046, member: 12884"] [I][B]Allah razı olsun kardeş.konuyla ilgili bir yazı var onuda ekleyim inşallah.[/B][/I] [B]Mecazî nefs-i emmare ne demektir?[/B] [SIZE=3]Nefsin, insana kötülüğü emreden ham mertebesine “nefs-i emare” denilir. İnsan kemâle erdikçe bu noktayı aşar, nefsini önce kötülemeye başlar, daha sonra onun sözünü dinlemez hale gelir. Bu terakki yolculuğunun sonunda nefis “marziyye” makamına çıkmakla Allah’ın razı olduğu ulvî bir keyfiyete bürünür.[/SIZE] [SIZE=3]Bu noktada şu soru akla gelir: İnsan bu makama erdikten sonra terakkisi duracak mı? Onu meleklerden ayıran bu en önemli özellik tamamen kayıp mı olacak? O da melekler gibi sâfileşince daha da ileri hedeflere ulaşması nasıl gerçekleşecek?[/SIZE] [SIZE=3]İşte bu merakımızı Nur Külliyatındaki şu enfes tahlil tam mânâsıyla hallediyor.[/SIZE] [SIZE=3][B]“Bir zaman evliya-i azîmeden nefs-i emmaresinden kurtulanlardan birkaç zâttan, şiddetli mücahede-i nefsiyeler ve nefs-i emmareden şekvalarını gördüm. Çok hayret ediyordum. Hayli zaman sonra, nefs-i emmarenin kendi desaisinden başka, [/B][/SIZE] [B][SIZE=3]daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ve heves ve damar ve a’sab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ve nefs-i emmarenin son tahassüngâhı bulunan [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ve nefs-i emmareyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ve mücahedeyi âhir ömre kadar devam ettiren bir manevî nefs-i emmareyi gördüm. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Ve anladım ki, o mübarek zâtlar hakikî nefs-i emmareden değil; belki mecazî bir nefs-i emmareden şekva etmişler.” [/SIZE][/B][SIZE=3](Kastamonu Lâhikası) [/SIZE] [SIZE=3]Hakikate göre mecaz çok zayıf düşüyor ama burada durum tam aksi. “Daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden” tâbirleri bu gölge nefsin, nefs-i emmareyi bazen çok gerilerde bıraktığını ifade ediyor. “Bu da nasıl olur?” diye bir soru aklımıza gelebilir. Ama biraz dikkat ettiğimizde bunun nice örnekleriyle hayatımızın âdeta kaynaştığını görürüz. Bakıyoruz, nefsimiz bize kumar oynamayı hoş gösteremiyor, içkiyi emredemiyor, ‘namaz kılma’ diyemiyor. Demek ki, bu konularda nefs-i emmarenin üzerimizde bir hâkimiyeti kalmamış, diyoruz. [/SIZE] [SIZE=3]O büyük insanlara birkaç hususta da olsa birazcık benzeyebilmenin hazzını yaşıyoruz. Ama gel gör ki, dünyanın fâni olduğunu çok iyi bildiğimiz ve mü’minlerin kardeş olduklarına inandığımız halde, bir mü’min kardeşimizin eline geçen fâni bir makamı yahut menfaati kıskanmaktan kendimizi alamıyoruz. Kıskançlık damarı bizde hükmedince, iç âlemimiz altüst oluyor, huzurumuz kaybolup gidiyor. [B]“Dünya öyle bir metâ değil ki, bir nizâa değsin” [/B]diyen Sadi-i Şirazî’den nice ışık yılı uzaklarda kaldığımızı vicdanımız bize teessüfle haber veriyor. Ama biz kıskançlık damarıyla bu dersi de rahatlıkla kulak ardı edebiliyoruz.[/SIZE] [SIZE=3]İhlas ile halkı irşada çalışan bir büyük insan, bu hizmeti kendisinden daha güzel yapanları gördükçe sevinir, kalbi takdir hisleriyle dolar. Ama insaniyet hali, bazen kendi mensuplarının artmaması yahut azalması karşısında üzüntüye kapıldığı da olur. İşte bu hâl o ince ruhu feverana getirmeye kâfi gelir. “Ben ne yapıyorum? Halkın teveccühüne mi gönül bağlıyorum? Yoksa rızayı bırakıp riyaya mı sapıyorum?” diye derinden derine üzüntü duyar. Defalarca tövbe eder, istiğfar eder. İşte bu zatta bir an için mecazî nefs-i emmare hükmetmiş ve onun terakkisinin devamına sebep olmuştur.[/SIZE] [SIZE=3]Üstadımız, Kastamonu Lâhikasında ‘Risale-i Nurun ve bilhassa İhlâs Risalelerinin o iki nefsin bütün desiselerini izale ettiğini’ haber verir. İhlâs Risalesinin tümünde bu tedavinin değişik yönleriyle icra edildiğini görüyoruz. Risalenin baş kısmında “saadet-i ebediye zararına mânâsız, lüzumsuz, zararlı kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi-i cüz’iyenin hatırı için ihlası kırma”nın doğuracağı zararlardan söz edilir.[/SIZE] [SIZE=3]“Hissiyat-ı süfliye” tabiri çok şümullüdür. ‘İzzet-i nefis damarı, ırkçılık damarı, kıskançlık damarı, tembellik damarı, enaniyet damarı‘ gibi ulviyetten uzak her türlü his bu tabirin içine girer. [/SIZE] [SIZE=3]Demek ki, bazen bu hisler hakikî mânâsıyla olmasa bile hayal mertebesiyle kâmil insanlarda da görülebiliyormuş. İşte o büyük zatların bu süfli hislerin gölgelerine bir an için de olsa kapılmalarını Üstad Hazretleri mecazî nefs-i emmare ile izah ediyor ve bunu bizde hükmeden hakikî nefs-i emmareyle karıştırmayalım diye de şu hatırlatmayı yapıyor:[/SIZE] [SIZE=3][B]“Bu zatlardaki, nefs-i emmare değil, belki a’saba devredilen nefs-i emmarenin vazifesidir. Maraz ise kalbî değil, belki maraz-ı hayalîdir.” [/B](Mektûbat)[/SIZE] sorularlarisale [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Gizli ene ve kusurunu görmek
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst