Gönül ekranı, Efendimizin sırrı ile boyanmıştır. O ekranda, Allah'ın sonsuz yüzeylerde kendini seyrettiği Efendimizin kalbi vardır.
Ve bu Allah sanatı, Efendimizi temsil ettiğinden an güzelliğindeki tecellî sürer durur.
İnsanlar bu iksir ile birbirlerine yakın olurlar. Ve tümü ile sevgi, ekrandaki güzelin ihtişamından bir bâdı sabadır (seher rüzgârıdır).
İnsanlık, vicdan, güzellik, tümü ile evrenin övgüleri, gönül ekranındaki Efendimizdir. Çünkü 0, tüm varlıkları ezelde yok olmaktan kurtarmıştır.
İşte Fahr-i Kâinat Efendimizin sırrını taşıdığı için, Büyük Yaratıcı kalbe atmıştır imzasını.
Bu ekranda insan güzelliğinin, yüceliğinin sahibi Fahr-i Kâinat Efendimiz vardır. Ve bizler, inşâallah O'nun şânına var olan birer zerreciğiz. Gönüldeki bu sırrı bilmeyenler ne insanı, ne Efendimizi, ne de Allah'ı tanır. Onlar hangi fazda olurlarsa olsunlar, bir körebe oyuncularıdırlar.
Beden kompleksi içinde, gönlün kumandayı eline alması; hiç değilse önündeki nefs yoğunluğu perdesinin kalkması, Efendimize bir sevgi heyecanına bağlıdır. Bu sevgi heyecanı hayalî olamaz. Önce bizzat Efendimizin gönlünde olana yaklaşım sağlamalıyız.
Gönül ekranında Efendimizin sırrını görmek için o ekrana düşen mutlulara yakın olmalıyız. Şüphesiz o ekrana giden yol, Ehl-i beyt sevgisi ile başlar.
Sevginin gönüllerde doğup perde perde Efendimize ulaşması nasıl oluyor?
Bu anlaşılması imkânsız bir hilkat sırrı olmasına rağmen bir kaç noktadan bu sırra yaklaşabiliriz :
a) Elestte tüm varlıklar ilâhi emrin haşmetinden yokluğa yaklaşırken, bazı varlıklar özlerinden Efendimize bir yaklaşım duydular. Ve Efendimiz «belî» dedikten sonra mecal bulup evet dediler. Bu, sevginin tohumu oldu. Bu ilgi ve yaklaşımda, bir merkez etrafındaki halkaların ilgileri gibi, dıştan içe yaklaşırken zincirleme bir ilgi doğdu. En dıştaki, en içtekine doğru intikal yolu buldu. En içteki halka da ehl-i beyte.
b) Sevgi, tıpkı atom çekirdeğinin elektron orbitleri gibi merkeze doğru güçlenen bir kudrettir. Bu yaklaşım, atomda nasıl elektrondan değil merkezden gelirse, mânada da Efendimizden gelir. O'na uzaklığımız çok olduğu sürece bu engin cazibeyi zor, yakın olduğumuz oranda kolay hissederiz. Efendimize yakınlık ölçüsü, O'nun gibi sevebilme demektir. Efendimizin, âli-abâ ve ehl-i beyte sevgisi tartışılamayacak kadar net olduğuna göre; eğer onları gereğince sevemiyorsak bu halkaya uzağız demektir.
O zaman îman iddialarımız nefs aldatmacasından öte değildir.
c) Efendimizin gönül ekranında seyri, O'nun sonsuz evrenlerde eksiksiz müşâhedesidir.
Bu sayede, mâna âleminin tarifi imkânsız silüetinde, onun muhteşem tablosunda buutlar: O'nun sevgisi ile dolu gönüllerin süslediği bir şehr-i âlâdır. O'nun sarayı, O'nu sevenlerin bir çiçek bahçesi gibi niyazları ile süslüdür. Bu sarayda Hz. Sıddıyk, Ensar, Muhacirin ve Asr-ı saadetteki ölümsüz şehitler ve nazlı velîler vardır.
O ekranda Efendimizi seyr için sevgililerin süslediği bin bir pırıltı ve ışığın seyredilmemesi imkânsızdır.
Gönül ekranı öylesine hassastır ki, ufacık bir parazit onu karartır. O gönüller güzelini mâna boyutlarında gizler.
HALUK NURBAKİ
Ve bu Allah sanatı, Efendimizi temsil ettiğinden an güzelliğindeki tecellî sürer durur.
İnsanlar bu iksir ile birbirlerine yakın olurlar. Ve tümü ile sevgi, ekrandaki güzelin ihtişamından bir bâdı sabadır (seher rüzgârıdır).
İnsanlık, vicdan, güzellik, tümü ile evrenin övgüleri, gönül ekranındaki Efendimizdir. Çünkü 0, tüm varlıkları ezelde yok olmaktan kurtarmıştır.
İşte Fahr-i Kâinat Efendimizin sırrını taşıdığı için, Büyük Yaratıcı kalbe atmıştır imzasını.
Bu ekranda insan güzelliğinin, yüceliğinin sahibi Fahr-i Kâinat Efendimiz vardır. Ve bizler, inşâallah O'nun şânına var olan birer zerreciğiz. Gönüldeki bu sırrı bilmeyenler ne insanı, ne Efendimizi, ne de Allah'ı tanır. Onlar hangi fazda olurlarsa olsunlar, bir körebe oyuncularıdırlar.
Beden kompleksi içinde, gönlün kumandayı eline alması; hiç değilse önündeki nefs yoğunluğu perdesinin kalkması, Efendimize bir sevgi heyecanına bağlıdır. Bu sevgi heyecanı hayalî olamaz. Önce bizzat Efendimizin gönlünde olana yaklaşım sağlamalıyız.
Gönül ekranında Efendimizin sırrını görmek için o ekrana düşen mutlulara yakın olmalıyız. Şüphesiz o ekrana giden yol, Ehl-i beyt sevgisi ile başlar.
Sevginin gönüllerde doğup perde perde Efendimize ulaşması nasıl oluyor?
Bu anlaşılması imkânsız bir hilkat sırrı olmasına rağmen bir kaç noktadan bu sırra yaklaşabiliriz :
a) Elestte tüm varlıklar ilâhi emrin haşmetinden yokluğa yaklaşırken, bazı varlıklar özlerinden Efendimize bir yaklaşım duydular. Ve Efendimiz «belî» dedikten sonra mecal bulup evet dediler. Bu, sevginin tohumu oldu. Bu ilgi ve yaklaşımda, bir merkez etrafındaki halkaların ilgileri gibi, dıştan içe yaklaşırken zincirleme bir ilgi doğdu. En dıştaki, en içtekine doğru intikal yolu buldu. En içteki halka da ehl-i beyte.
b) Sevgi, tıpkı atom çekirdeğinin elektron orbitleri gibi merkeze doğru güçlenen bir kudrettir. Bu yaklaşım, atomda nasıl elektrondan değil merkezden gelirse, mânada da Efendimizden gelir. O'na uzaklığımız çok olduğu sürece bu engin cazibeyi zor, yakın olduğumuz oranda kolay hissederiz. Efendimize yakınlık ölçüsü, O'nun gibi sevebilme demektir. Efendimizin, âli-abâ ve ehl-i beyte sevgisi tartışılamayacak kadar net olduğuna göre; eğer onları gereğince sevemiyorsak bu halkaya uzağız demektir.
O zaman îman iddialarımız nefs aldatmacasından öte değildir.
c) Efendimizin gönül ekranında seyri, O'nun sonsuz evrenlerde eksiksiz müşâhedesidir.
Bu sayede, mâna âleminin tarifi imkânsız silüetinde, onun muhteşem tablosunda buutlar: O'nun sevgisi ile dolu gönüllerin süslediği bir şehr-i âlâdır. O'nun sarayı, O'nu sevenlerin bir çiçek bahçesi gibi niyazları ile süslüdür. Bu sarayda Hz. Sıddıyk, Ensar, Muhacirin ve Asr-ı saadetteki ölümsüz şehitler ve nazlı velîler vardır.
O ekranda Efendimizi seyr için sevgililerin süslediği bin bir pırıltı ve ışığın seyredilmemesi imkânsızdır.
Gönül ekranı öylesine hassastır ki, ufacık bir parazit onu karartır. O gönüller güzelini mâna boyutlarında gizler.
HALUK NURBAKİ