Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Görmeden iman etmek, imanın daha güçlü olduğunun bir göstergesi midir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 201133" data-attributes="member: 1005848"><p><span style="color: olive"><strong><u>Sözler, Sayfa 455</u></strong></span></p><p> </p><p><span style="color: olive"><strong><u>Görmeden iman etmek, imanın daha güçlü olduğunun bir göstergesi midir?</u></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"><strong>Suâl: </strong></span></span><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">Deniliyor ki: "Sahabeler Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı gördüler, sonra imân ettiler. Biz ise görmeden imân ettik. Öyle ise imânımız daha kavîdir. Hem, kuvvet-i imânımıza delâlet eden rivâyet var?"</span> </span></span></strong></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"></span></span></strong></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Elcevap: </span></span></strong></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Sahabeler, o zamanda, efkâr-ı âmme-i âlem hakàik-ı İslâmiyeye muârız ve muhâlif iken, Sahabeler yalnız sûret-i insaniyede Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı görüp, bâzan mucizesiz olarak, öyle bir imân getirmişler ki, bütün efkâr-ı âmme-i âlem onların imânlarını sarsmıyordu; şüphe değil, bâzısına vesvese de vermezdi. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Sizler iseniz, kendi imânınızı Sahabelerin imânlarıyla muvâzene ediyorsunuz. Bütün efkâr-ı âmme-i İslâmiye imânınıza kuvvet ve senet olduğu halde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın şecere-i tûbâ-i nübüvvetinin çekirdeği olan beşeriyeti ve sûret-i cismâniyesini değil, belki umum envar-ı İslâmiye ve hakàik-ı Kur’âniye ile nurânî muhteşem şahs-ı mânevîsini, bin mu’cizât ile muhât olarak akıl gözüyle gördüğünüz halde, bir Avrupa feylesofunun sözüyle vesveseye ve şüpheye düşen imânınız nerede; bütün âlem-i küfrün ve Nasarâ ve Yehûdun ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan Sahabelerin imânları nerede? Hem, Sahabelerin kuvvet-i imânlarını gösteren ve imânlarının tereşşuhâtı olan şiddet-i takvâları ve kemâl-i salâhatları nerede; ey müddei, senin şiddet-i zaafından ferâizi tamamıyla senden göstermeyen sönük imânın nerede? </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Ammâ, hadîste vârid olan ki, "âhirzamanda beni görmeyen ve imân getiren, daha ziyâde makbuldür" <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><span style="color: purple"> meâlindeki rivâyet,</span> </strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Allah’ım, "Sahabîlerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz" (Keşfü’l-Hafâ, 1:132.) ve "Nesillerin en hayırlısı benim içinde bulunduğum nesildir" (Keşfü’l-Hafâ, 1:396.) diye buyuran Efendimiz Muhammed’e, Onun âl ve Ashâbına salât ve selâm eyle. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi: 32.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: purple">Müsned, 5:248, 257, 264; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:41, 4:89. </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"></p><p><span style="font-size: 10px"><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">hususi fazîlete dâirdir, has bâzı eşhas hakkındadır. Bahsimiz ise, fazîlet-i külliye ve ekseriyet itibâriyledir. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">İkinci suâl: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">Diyorlar ki: "Ehl-i velâyet ve ashâb-ı kemâlât, dünyayı terk etmişler. Hattâ hadîste var ki, ’Dünya muhabbeti bütün hatâların başıdır.’ <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> Halbuki, Sahabeler dünyaya pekçok girmişler. Terk-i dünya değil, belki bir kısım Sahabe, o zamanın ehl-i medeniyetinden daha ileri gitmişler. Nasıl oluyor ki, böyle Sahabelerin en ednâsına, en büyük bir velî kadar kıymeti var, diyorsunuz?" </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Elcevap: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Otuz İkinci Sözün İkinci ve Üçüncü Mevkıflarında gayet katî ispat edilmiştir ki, dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esmâ-i İlâhiyeye mukabil olan yüzünü sevmek, sebeb-i noksaniyet değil, belki medâr-ı kemâldir ve o iki yüzde, ne kadar ileri gitse, daha ziyâde ibâdet ve mârifetullâhta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcudâtı, esmâ-i İlâhiyenin aynası görüp, müştâkàne temâşâ edip bakmışlar. Fenâ-i dünya ise, fânî yüzüdür ki, insanın hevesâtına bakar.</span></span></span></strong></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"> </span></span></span></strong></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">Üçüncü suâl: </span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">"Tarîkatler, hakikatlerin yollarıdır. Tarîkatlerin içerisinde en meşhur ve en yüksek ve cadde-i kübrâ iddiâ olunan tarîk-ı Nakşibendî hakkında, o tarîkatin kahramanlarından ve imamlarından bâzıları, esâsını böyle tarif etmişler, demişler ki: </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b629.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Yani, ’Tarîk-ı Nakşîde dört şeyi bırakmak lâzım: hem dünyayı, hem nefis hesâbına âhireti dahi maksud-u hakiki yapmamak, hem vücudunu unutmak, hem ucba, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir.’ <span style="color: olive">Demek, hakiki mârifetullâh ve kemâlât-ı insaniye terk-i mâsivâ ile olur?" </span></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Elcevap: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Eğer, insan yalnız bir kalbden ibâret olsaydı, bütün mâsivâyı terk, hattâ Esmâ ve Sıfâtı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakkın zâtına rabt-ı kalb etmek lâzım gelirdi. Fakat, insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi, kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevk etmek ile, Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir sûrette; kalp, bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırârdır. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">Dördüncü suâl: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta">"Sahabelere karşı iddiâ-i rüçhan nereden çıkıyor, kim çıkarıyor? Şu zamanda, bu meseleyi medâr-ı bahsetmek nedendir? Hem, müçtehidîn-i izâma karşı müsâvât dâvâ etmek neden ileri geliyor?" </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Elcevap: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şu meseleyi söyleyen iki kısımdır. </strong></span></span></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Bir kısmı, sâfî ehl-i diyânet ve ehl-i ilimdir ki, bâzı ehâdisi görmüşler; şu zamanda ehl-i takvâ ve salâhatı teşvik ve terğib </strong></span></span></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </strong></p><p></span><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Feyzü’l-Kadîr, 3:368, hadîs no: 3662. </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>için öyle mebhaslar açıyorlar. Bu kısma karşı sözümüz yok. Zâten onlar azdırlar, çabuk da intibâha gelirler. </strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Diğer kısım ise, gayet müthiş mağrur insanlardır ki, mezhebsizliklerini müçtehidîn-i izâma müsâvât dâvâsı altında neşretmek istiyorlar ve dinsizliklerini Sahabeye karşı müsâvât dâvâsı altında icrâ etmek istiyorlar. </strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Çünkü, evvelen, o ehl-i dalâlet sefâhete girmiş, sefâhette tiryaki olmuş, sefâhete mâni olan tekâlif-i şer’iyeyi yapamıyor. Kendine bir bahane bulmak için der ki: </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">"Şu mesâil, içtihâdiyedirler. O mesâilde mezhebler birbirine muhâlif gidiyor. Hem, onlar da bizim gibi insanlardır, hatâ edebilirler. Öyle ise, biz de onlar gibi içtihad ederiz, istediğimiz gibi ibâdetimizi yaparız. Onlara tâbi olmaya ne mecburiyetimiz var?"</span> </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte bu bedbahtlar, bu desîse-i şeytâniye ile, başlarını mezâhibin zincirinden çıkarıyorlar. Bunların şu dâvâları ne kadar çürük, ne kadar esassız olduğu Yirmi Yedinci Sözde katî bir sûrette gösterildiğinden, ona havale ederiz. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Sâniyen, o kısım ehl-i dalâlet baktılar ki, müçtehidînlerde iş bitmiyor. Onların omuzlarındaki, yalnız nazariyât-ı diniyedir. Halbuki, bu kısım ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyeyi terk ve tağyir etmek istiyorlar. "Onlardan daha iyiyiz" deseler, meseleleri tamam olmuyor. Çünkü, müçtehidîn, nazariyâta ve katî olmayan teferruâta karışabilirler. Halbuki, bu mezhebsiz ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyede dahi fikirlerini karıştırmak ve kàbil-i tebdil olmayan mesâili tebdil etmek ve katî erkân-ı İslâmiyeye karşı gelmek istediklerinden, elbette zarûriyât-ı diniyenin hameleleri ve direkleri olan Sahabelere ilişecekler. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Heyhât! Değil bunlar gibi insan sûretindeki hayvanlar, belki hakiki insanlar ve hakiki insanların en kâmilleri olan evliyânın büyükleri, Sahabenin küçüklerine karşı müsâvât dâvâsını kazanamadıkları, gayet katî bir sûrette Yirmi Yedinci Sözde ispat edilmiştir. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b630.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Allah’ım, "Sahabîlerime dil uzatmayınız. Biriniz Uhud Dağı kadar altını Allah yolunda harcasa, Sahabîlerimden birinin verdiği bir avuç kadar olmaz" (Allah’ın Resûlü doğru söyledi) [Müslim, Fedâil: 221; Tirmizî, Menâkıb: 58; İbn-i Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 3:11; Buhârî, Fedâilü Ashâbü’n-Nebî: 5.] buyuran Resûlün Muhammed’e salât ve selâm eyle.</strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 201133, member: 1005848"] [COLOR=olive][B][U]Sözler, Sayfa 455[/U][/B][/COLOR] [COLOR=olive][B][/B][/COLOR] [COLOR=olive][B][U]Görmeden iman etmek, imanın daha güçlü olduğunun bir göstergesi midir?[/U][/B][/COLOR] [B][U][COLOR=#808000][/COLOR][/U][/B] [SIZE=2][COLOR=magenta][B]Suâl: [/B][/COLOR][/SIZE][SIZE=2][B][FONT=Verdana][COLOR=#000000][COLOR=magenta]Deniliyor ki: "Sahabeler Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı gördüler, sonra imân ettiler. Biz ise görmeden imân ettik. Öyle ise imânımız daha kavîdir. Hem, kuvvet-i imânımıza delâlet eden rivâyet var?"[/COLOR] [/COLOR][/FONT][/B][/SIZE] [SIZE=2][B][FONT=Verdana][COLOR=#000000] [/COLOR][/FONT][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Elcevap: [/COLOR][/FONT][/B][/SIZE][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Sahabeler, o zamanda, efkâr-ı âmme-i âlem hakàik-ı İslâmiyeye muârız ve muhâlif iken, Sahabeler yalnız sûret-i insaniyede Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı görüp, bâzan mucizesiz olarak, öyle bir imân getirmişler ki, bütün efkâr-ı âmme-i âlem onların imânlarını sarsmıyordu; şüphe değil, bâzısına vesvese de vermezdi. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B] Sizler iseniz, kendi imânınızı Sahabelerin imânlarıyla muvâzene ediyorsunuz. Bütün efkâr-ı âmme-i İslâmiye imânınıza kuvvet ve senet olduğu halde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın şecere-i tûbâ-i nübüvvetinin çekirdeği olan beşeriyeti ve sûret-i cismâniyesini değil, belki umum envar-ı İslâmiye ve hakàik-ı Kur’âniye ile nurânî muhteşem şahs-ı mânevîsini, bin mu’cizât ile muhât olarak akıl gözüyle gördüğünüz halde, bir Avrupa feylesofunun sözüyle vesveseye ve şüpheye düşen imânınız nerede; bütün âlem-i küfrün ve Nasarâ ve Yehûdun ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan Sahabelerin imânları nerede? Hem, Sahabelerin kuvvet-i imânlarını gösteren ve imânlarının tereşşuhâtı olan şiddet-i takvâları ve kemâl-i salâhatları nerede; ey müddei, senin şiddet-i zaafından ferâizi tamamıyla senden göstermeyen sönük imânın nerede? Ammâ, hadîste vârid olan ki, "âhirzamanda beni görmeyen ve imân getiren, daha ziyâde makbuldür" [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif[/IMG][COLOR=purple] meâlindeki rivâyet,[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Allah’ım, "Sahabîlerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz" (Keşfü’l-Hafâ, 1:132.) ve "Nesillerin en hayırlısı benim içinde bulunduğum nesildir" (Keşfü’l-Hafâ, 1:396.) diye buyuran Efendimiz Muhammed’e, Onun âl ve Ashâbına salât ve selâm eyle. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi: 32.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][B][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif[/IMG] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=purple]Müsned, 5:248, 257, 264; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:41, 4:89. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [SIZE=2][/SIZE] [/LEFT] [SIZE=2][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]hususi fazîlete dâirdir, has bâzı eşhas hakkındadır. Bahsimiz ise, fazîlet-i külliye ve ekseriyet itibâriyledir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]İkinci suâl: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]Diyorlar ki: "Ehl-i velâyet ve ashâb-ı kemâlât, dünyayı terk etmişler. Hattâ hadîste var ki, ’Dünya muhabbeti bütün hatâların başıdır.’ [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif[/IMG] Halbuki, Sahabeler dünyaya pekçok girmişler. Terk-i dünya değil, belki bir kısım Sahabe, o zamanın ehl-i medeniyetinden daha ileri gitmişler. Nasıl oluyor ki, böyle Sahabelerin en ednâsına, en büyük bir velî kadar kıymeti var, diyorsunuz?" [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Elcevap: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Otuz İkinci Sözün İkinci ve Üçüncü Mevkıflarında gayet katî ispat edilmiştir ki, dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esmâ-i İlâhiyeye mukabil olan yüzünü sevmek, sebeb-i noksaniyet değil, belki medâr-ı kemâldir ve o iki yüzde, ne kadar ileri gitse, daha ziyâde ibâdet ve mârifetullâhta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcudâtı, esmâ-i İlâhiyenin aynası görüp, müştâkàne temâşâ edip bakmışlar. Fenâ-i dünya ise, fânî yüzüdür ki, insanın hevesâtına bakar.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]Üçüncü suâl: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]"Tarîkatler, hakikatlerin yollarıdır. Tarîkatlerin içerisinde en meşhur ve en yüksek ve cadde-i kübrâ iddiâ olunan tarîk-ı Nakşibendî hakkında, o tarîkatin kahramanlarından ve imamlarından bâzıları, esâsını böyle tarif etmişler, demişler ki: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b629.gif[/IMG] Yani, ’Tarîk-ı Nakşîde dört şeyi bırakmak lâzım: hem dünyayı, hem nefis hesâbına âhireti dahi maksud-u hakiki yapmamak, hem vücudunu unutmak, hem ucba, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir.’ [COLOR=olive]Demek, hakiki mârifetullâh ve kemâlât-ı insaniye terk-i mâsivâ ile olur?" [/COLOR] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Elcevap: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Eğer, insan yalnız bir kalbden ibâret olsaydı, bütün mâsivâyı terk, hattâ Esmâ ve Sıfâtı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakkın zâtına rabt-ı kalb etmek lâzım gelirdi. Fakat, insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi, kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevk etmek ile, Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir sûrette; kalp, bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırârdır. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]Dördüncü suâl: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta]"Sahabelere karşı iddiâ-i rüçhan nereden çıkıyor, kim çıkarıyor? Şu zamanda, bu meseleyi medâr-ı bahsetmek nedendir? Hem, müçtehidîn-i izâma karşı müsâvât dâvâ etmek neden ileri geliyor?" [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Elcevap: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Şu meseleyi söyleyen iki kısımdır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B] Bir kısmı, sâfî ehl-i diyânet ve ehl-i ilimdir ki, bâzı ehâdisi görmüşler; şu zamanda ehl-i takvâ ve salâhatı teşvik ve terğib [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b423.gif[/IMG] [/B][/left][/SIZE][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Feyzü’l-Kadîr, 3:368, hadîs no: 3662. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]için öyle mebhaslar açıyorlar. Bu kısma karşı sözümüz yok. Zâten onlar azdırlar, çabuk da intibâha gelirler. Diğer kısım ise, gayet müthiş mağrur insanlardır ki, mezhebsizliklerini müçtehidîn-i izâma müsâvât dâvâsı altında neşretmek istiyorlar ve dinsizliklerini Sahabeye karşı müsâvât dâvâsı altında icrâ etmek istiyorlar. Çünkü, evvelen, o ehl-i dalâlet sefâhete girmiş, sefâhette tiryaki olmuş, sefâhete mâni olan tekâlif-i şer’iyeyi yapamıyor. Kendine bir bahane bulmak için der ki: [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] [COLOR=olive]"Şu mesâil, içtihâdiyedirler. O mesâilde mezhebler birbirine muhâlif gidiyor. Hem, onlar da bizim gibi insanlardır, hatâ edebilirler. Öyle ise, biz de onlar gibi içtihad ederiz, istediğimiz gibi ibâdetimizi yaparız. Onlara tâbi olmaya ne mecburiyetimiz var?"[/COLOR] İşte bu bedbahtlar, bu desîse-i şeytâniye ile, başlarını mezâhibin zincirinden çıkarıyorlar. Bunların şu dâvâları ne kadar çürük, ne kadar esassız olduğu Yirmi Yedinci Sözde katî bir sûrette gösterildiğinden, ona havale ederiz. Sâniyen, o kısım ehl-i dalâlet baktılar ki, müçtehidînlerde iş bitmiyor. Onların omuzlarındaki, yalnız nazariyât-ı diniyedir. Halbuki, bu kısım ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyeyi terk ve tağyir etmek istiyorlar. "Onlardan daha iyiyiz" deseler, meseleleri tamam olmuyor. Çünkü, müçtehidîn, nazariyâta ve katî olmayan teferruâta karışabilirler. Halbuki, bu mezhebsiz ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyede dahi fikirlerini karıştırmak ve kàbil-i tebdil olmayan mesâili tebdil etmek ve katî erkân-ı İslâmiyeye karşı gelmek istediklerinden, elbette zarûriyât-ı diniyenin hameleleri ve direkleri olan Sahabelere ilişecekler. Heyhât! Değil bunlar gibi insan sûretindeki hayvanlar, belki hakiki insanlar ve hakiki insanların en kâmilleri olan evliyânın büyükleri, Sahabenin küçüklerine karşı müsâvât dâvâsını kazanamadıkları, gayet katî bir sûrette Yirmi Yedinci Sözde ispat edilmiştir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b630.gif[/IMG] [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Allah’ım, "Sahabîlerime dil uzatmayınız. Biriniz Uhud Dağı kadar altını Allah yolunda harcasa, Sahabîlerimden birinin verdiği bir avuç kadar olmaz" (Allah’ın Resûlü doğru söyledi) [Müslim, Fedâil: 221; Tirmizî, Menâkıb: 58; İbn-i Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 3:11; Buhârî, Fedâilü Ashâbü’n-Nebî: 5.] buyuran Resûlün Muhammed’e salât ve selâm eyle.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Görmeden iman etmek, imanın daha güçlü olduğunun bir göstergesi midir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst