Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="genc_kalem" data-source="post: 167487" data-attributes="member: 15919"><p><strong><em><span style="color: #ff0066"><span style="font-family: 'Verdana'">Gül</span></span><span style="color: #654675"><span style="font-family: 'Verdana'">ü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz</span></span></em></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>H</strong>ilkatin Fâtiha'sı, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin peygamberine selamdan sonra,</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Varlık güzeline <span style="color: #ff0066">Gül</span> diyeceğiz biz, <span style="color: #ff0066">Gül</span> çağında ıtırlarını duymak için...</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü bilememenin ve <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den başka <span style="color: #ff0066">Gül</span> bulamayacak, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü dokur çünki, kağıtlar renk renk, deste deste <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü okur. <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile renginin şulesinden pervaneler düşer. Kimin eline değerse <span style="color: #ff0066">Gül</span>, elleri <span style="color: #ff0066">Gül</span> kokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır / Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi" der Sezai Karakoç'un ağzından Ka'b b. Züheyr, ve o günden sonra bürdesini giyer <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün. Çelikten büklümler erir <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün yapraklarında.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">"Eğer <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." der Mevlana. Lisan ve kalem <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü hakkıyla anlatamaz, bunu herkes bilir. Bilir de Asr-ı Saadet'ten bu yana sayısız kalemler <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü söyler manzumeler ve şiirler boyu.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Şimdiye kadar neler söylenmedi <span style="color: #ff0066">Gül</span> hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na't dediler <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü anlattılar; tazarru dediler, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi'raciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar <span style="color: #ff0066">Gül</span> terennümünde, İlahiler söylediler <span style="color: #ff0066">Gül</span> deminde. Na'tî diye mahlas kullandılar, divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta'lik. Hamdullah'tan Hâmid'e harf başına şükür diye yazdı divitler; Levnî'den Osman'a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den bir iz görür gözler, ne yöne dönse <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü özler, geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık <span style="color: #ff0066">Gül</span> için vardır ve <span style="color: #ff0066">Gül</span>, eşya ve varlık olur serâpâ. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap... Söz, kelam ve hitap... Her suret ve her şekilde <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e mahkum. Nitekim kimiler <span style="color: #ff0066">Gül</span> dediler, ömür boyu <span style="color: #ff0066">Gül</span>düler; kimiler <span style="color: #ff0066">Gül</span> dediler, <span style="color: #ff0066">Gül</span> uğruna öldüler.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span>'ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. <span style="color: #ff0066">Gül</span> harflerinden <span style="color: #ff0066">Gül</span> söylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. <span style="color: #ff0066">Gül</span> kokusu taşıyan bilgi canda ışık; <span style="color: #ff0066">Gül</span> destesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span> hakkında en müstesna sözleri Divan şiiri söylemiştir. Türk şairlere özgü bir tür olan Hilye'lerden siyer kitaplarına; mevlidlerden mi'raciyelere; divanlar ile her türlü mesnevilerin başında Tevhid ve münacaatlardan sonra yer alan na'tlardan düzyazı eserlerdeki hamdele ve salvele bölümlerine varasıya kadar hep "önce <span style="color: #ff0066">Gül</span>" der kalemler. Divan edebiyatının <span style="color: #ff0066">Gül</span> hakkında söyleyecek sözüne hadd ü pâyân mı bulunur? O şairler ki kitapları yahut sözlerinin, en başında O'nun adını anmakla korunabileceğine inanmışlardır. Bir divan şairinin, kendini şair saydırmak, yahut şairliğinin kanıtı olan divanını tertib etmek için yazması gereken şiirlerden biri de <span style="color: #ff0066">Gül</span> hakkında inşad edeceği kasidesidir.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">*</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Hz. Peygamber'den bahseden manzumeler belli bir konu sınırlaması içinde düşünülemezler. Risalet, hicret, mucizeler, din yolunda çektiği sıkıntılar, ümmetine va'd ettiği şefaat, özel bir kıssasının anlatımı vs. hep divan şairinin konuları arasındadır. Ancak daha da önemlisi na'tlardır ki divan şairine, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e karşı beslediği duygularını dile getirme fırsatı verir. Beşeriyetin en hayırlısına, varlığın en şereflisine karşı gösterilen bu sevgi ve saygı, şairin dilini ve yolunu aydınlatır hiç farkına varmadan, kelimelerini birdenbire güzelleştiriverir. Bütün divan şiiri ürünleri içinde dilin en güzel ve sanatlı kullanıldığı manzumeler, yalnızca ve yalnızca na'tlardır. Bunun sebebi, şairin içinden geldiği şekilde anlattığı <span style="color: #ff0066">Gül</span> aşkıdır, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e bende olmanın samimiyetinden kaynaklanan sanattır. Allah'a yakınlık bakımından hiç kimse nasıl Efendiler Efendisi'ne ulaşamazsa, şair de peygamberine ulaşma yolunda kimse kendisine ulaşamasın ister. O'nun erdiği makama nasıl kimse erememişse, O'na yol alırken de kimse şaire yetişemesin ister. Bu şiirlerden pek çoğunun özel gün ve gecelerde okunmak üzere bestelenmesi, onların halk tabakaları arasında da Peygamber sevgisini çoğaltıcı eserler olarak yaygınlaşmasını sağlar çünki.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Evrenin en güzel <span style="color: #ff0066">Gül</span>'üne yazılan müstakil eserler içinde en yaygın okunanı hiç şüphesiz Süleyman Çelebi'nin "Vesîletü'n-Necât (Kurtuluş vesilesi)" adıyla bilinen Mevlid'idir. Bunu Hakanî Mehmed Bey'in Hilye'si (Hz. Peygamber'in suret ve siret güzelliklerinin anlatıldığı eser), sonra da Nâyî Osman Dede'nin Mi'râciye'si izler. Bu üç eser de zamanla musıkî formunda okunmuş ve çağlar boyu geniş halk kitleleri tarafından sevilerek Türk kültürünü yönlendirmiştir. Na'tlar içinde Nazîm'in küçük bir divan oluşturacak kadar çok sayıdaki maznumeleri ile Fuzulî'nin Su Kasidesi, Nabî'nin coşku dolu dizeleri, Şeyh Galib'in müseddes tarzında yazdığı muhteşem eseri, Nef'î'nin "sözüm" redifli kasidesi ilk akla gelebilecek olanlardır. Çok sayıda na't yazdıkları için Na'tî mahlasıyla bilinen Na'tî Mehmed, Na'tî Ahmed ve Na'tî Mustafa efendiler de <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e olan aşkı doruğa ulaştıran, fanilerin söyleyebileceği en müstesna sözleri söyleyen şairlerdir. Bu arada değişik şairlerin na'tlarının derlenmesiyle oluşturulmuş Nu'ût-ı Nebeviye mecmualarını da hatırlamak gerekir.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Na'tların gazel tarzında yazılanları da vardır elbet. Bunlar genellikle vezin yönlendirmesiyle şekil bulan ve 4 mefâîlün kalıbıyla yazılıp "...yâ Rasûlallah" redifiyle sona eren gazellerdir. Bu tür na'tlar içinde Zekâî Mustafa Dede'nin,</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Garîk-i bahr-i isyânem şefâat yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Esîr-i nefs-i nâdânem şefâat yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">beytiyle başlayan kısa na'ti gibi manzumeler XVII. yüzyıldan itibaren sıkça görülür. Leyla Hanım'ın,</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Alîl-i derd-i isyâne devâsın yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Bize sûy-ı cinâne reh-nümâsın yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">dizeleriyle başlayan na'ti, Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'in,</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ser-i kûyunda kemter hâk-i râhım yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Nesîb-i âsitânındır penâhım yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">ve Musahip Mustafa Paşa'nın,</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Hevâ-yı nefse cânım mübtelâdır yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">İşim hep cümleten cürm ü hatâdır yâ Rasûlallah</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">matlalı gazelleri bu tür na'tların en ünlüleridir. Gazel tarzında olup hakkında menkıbevî rivayetler de bulunan bir şiir de Nabî'nin na'tıdır. Onun hac seyahatinde Medîne'ye varmak üzereyken söylediğine inanılan ve şehre girdiği esnada Mescid-i Nebevî müezzinlerinin hep bir ağızdan kerameten okudukları menkıbevî üslupla anlatılan şiir şu beyitle başlar:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Nazargâh-ı İlahî'dir makâm-ı Mustafâdır bu</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">*</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Bütün bunların dışında, <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den bir vesile ile bahsedecek olan şair için ilk başvurulacak kaynaklar, mucizelerdir. Efendiler Efendisi'ni hastalıkların devası, cennet yolunun klavuzu, Allah'ın Habîbi olarak gören şair, O'ndaki beşeriyet kadar nebeviyeti de söz konusu etmekten hoşlanır; yüceliğini dile getirmek için sık sık mucizelerden bahseder. Fenâyî'yi dinleyelim mesela:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Et kıyâs parmaklarından mu'cizâtın gayrı bes</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Çeşme akdı her birinden eyleyip şakku'l-kamer</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #654675"><strong>Demek ister ki: </strong></span>"<em>Sen O yüce peygamberin mucizelerindeki ihtişama bak ki, yalnızca parmakları bile her birinden çeşmeler akıttı, ve şehadet parmağıyla ayı ikiye böldü."</em> Hudeybiye'de Ashâb'ın çok susadığı bir anda Efendiler Efendisi son tastaki suya bir elini sokup diğer elinin beş parmağından beş çeşme gibi su akıtmış ve ashab hem abdest alıp hem kana kana içmişlerdir. Keza Mekke müşrikleri kendisinden mucize istedikleri vakit şehadet parmağıyla işaret edip ayı ikiye yarmıştı, hani İslam tarihleri ve siyerlerin şakku'l-kamer diye zikrettikleri mucize. Şair <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün yalnızca parmaklarından sadır olan mucizelerinin bu derece büyük olduğunu, diğerlerine sıra gelirse anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini ancak bu kadar güzel anlatabilir değil mi?!...</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Divan şairi <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den bahsedeceği zaman O'nu eşref-i mahlûkât, cihan bağının nadide çiçeği, varlığın evveli ve âhiri, şefaatin kaynağı, mahşer gününün efendisi, ahsen-i takvîm, güzel ahlakın tamamlayıcısı gibi sayısız vasıfları bir anda sıralayıverir. Bütün amaç <span style="color: #ff0066">Gül</span>'den şefaat istemektir ya hani, bunun için sık sık O'ndan bahseden âyetlere ve kudsî hadislere müracaat eder. Bu durumda ayetler genellikle şiirdeki vezin zaruretini de beraberinde getirir ve tamamı yerine bazı ibareler şeklinde zikredilir. </span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">"<strong>Ahsen-i takvîm, kaabe kavseyn </strong>ve<strong> ev ednâ, leamrük, lî-maallah, Kâf u Nûn, Tâhâ ve Yasîn, mâ zâğa'l-basar, Sidre </strong>ve<strong> müntehâ, rahmeten li'l-âlemîn, tarfetü'l-ayn"</strong> gibi ibareler bunlardandır. Şu beyit Nesîmî'ye aittir:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Vasfını "Ve'n-Necmi" "Ve'ş-şemsi" "Tebârek" söyledi</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Şânına "Tâhâ" vü "Yâsîn" geldi Hak'tan beyyinât</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Hz. peygamber'den bahseden hadisler de zaman zaman divan şairlerinin konuları arasına girer. Bunlardan en ünlü olanı <strong>"levlâke levlâk"</strong> sırrını taşıyan hadis-i kudsîdir. Bunu <strong>"ene efsah</strong>" ve "<strong>medinetü'l-ilm"</strong> gibi ibarelerin geçtiği hadisler takip eder. Beyti Şeyhülislam Yahya'ya söyletelim:</span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Sana mahsûs lutfudur Hakk'ın</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Tâc-ı "Levlâk" u taht-ı "Ev ednâ"</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün şanı söz konusu olunca tasavvufî divan şairlerinin en ziyade andıkları kelime "muhabbet"tir. O ünlü beyitte olduğu gibi:</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ebced geleneği bile <span style="color: #ff0066">Gül</span> hakkında abidevî bir beytin doğmasına kapı aralamıştır:</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Anınçün âşıkın zikri "amân"dır yâ Rusûlallah</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">"Amân" ile "Muhammed" isminin ebced karşılığı 92 eder. Buradan âşıkın "amân!" diye her haykırışında aslında Hz. Peygamber'i anmak istediğinin söylenmesi ne kadar da şairane bir buluştur. Hezâr gıbta!..</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">*</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Burada divan şairinin iman cephesinden İslam'ın varlık sebebi olan <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e bakışındaki genel kabulleri vermeye çalıştık. Şimdi en başa dönelim ve bir <span style="color: #ff0066">Gül</span> olarak, <span style="color: #ff0066">Gül</span>de bir remz olarak, teri <span style="color: #ff0066">Gül</span> kokan, yüzünde <span style="color: #ff0066">Gül</span>, ağzında gonca görülen Efendiler Efendisi'nden <span style="color: #ff0066">Gül</span>e yansıyan ilham dolu birkaç beyit ile sözü tamamlayalım. Böylece bütün Türk coğrafyasını doldurarak bir aşka dönüşen <span style="color: #ff0066">Gül</span> medeniyetinin aslında bir iman ve aşk medeniyeti olduğunu anlayalım.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Dicle'nin serin yamaçlarında gözyaşlarını ikindi sularına karıştırarak Kıble'ye yönlendiren bağrı yanık şair hasretini anlatıyordu ve o Fuzulî idi:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Suya versin bâğbân <span style="color: #ff0066">Gül</span>zârı zahmet çekmesin</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Bir <span style="color: #ff0066">Gül</span> açılmaz yüzün teg verse bin <span style="color: #ff0066">Gül</span>zâre su</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Sultan, rüyalarının sevgilisine <span style="color: #ff0066">Gül</span> rölyefleriyle başı üzre yer vermek için sorgucunu O'nun ayak izinden yaptırıyor ve üzerine şu dizeleri nakşettiriyordu; o dahi Sultan Ahmed idi:</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Nola tacım gibi başımda götürsem dâim</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Kademi nakşını ol hazret-i şâh-ı rüsülün</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span>-i <span style="color: #ff0066">Gül</span>zâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ahmedâ durma yüzün sür kademine o <span style="color: #ff0066">Gül</span>ün</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ve sultanın mürşidi -ki adına Hüdâyî denir- her yüzde <span style="color: #ff0066">Gül</span>'ün aşkını okumaktaydı:</span></p><p> </p><p><span style="color: #ff0066"><span style="font-family: 'Verdana'">Gül</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"> ağlama <span style="color: #ff0066">Gül</span> bize</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ele diken <span style="color: #ff0066">Gül</span> bize</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span> olanın yüzünde</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #ff0066">Gül</span> açılır <span style="color: #ff0066">Gül</span> bize</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ve bugün biz, bir çağa geldik, <span style="color: #ff0066">Gül</span> için feryâdlar çağına:</span></p><p><span style="color: #ff0066"><span style="font-family: 'Verdana'">Gül</span></span><span style="font-family: 'Verdana'">e gûş ettiremez boş yere bülbül inler</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Şikayet değildir kasdımız <span style="color: #ff0066">Gül</span>'e, cür'etimiz içimizin yanışından. <span style="color: #ff0066">Gül</span>istanlarda savaşlar var bugün <span style="color: #ff0066">Gül</span>'üm ve bülbüllerin kurşuna dizilip kefensiz gömülüyor artık. Hiç bugünkü kadar yakışmadı Kâbe'ne siyahlar ve biz seni hiç bugünkü kadar özlemedik. Varlığa bir <span style="color: #ff0066">Gül</span> ise sebep, kokusundan ya renginden nasıl duralım ayrı.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'">Ebedî <span style="color: #ff0066">Gül</span>şeninde tek ayak üzre duracak bir yer de vermez misin bize <span style="color: #ff0066">Gül</span>'üm?!..</span> </p><p></p><p><strong><span style="color: #654675"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Prof. Dr. İskender Pala </span></span></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="genc_kalem, post: 167487, member: 15919"] [B][I][COLOR=#ff0066][FONT=Verdana]Gül[/FONT][/COLOR][COLOR=#654675][FONT=Verdana]ü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz[/FONT][/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B]H[/B]ilkatin Fâtiha'sı, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin peygamberine selamdan sonra,[/FONT] [FONT=Verdana]Varlık güzeline [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] diyeceğiz biz, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] çağında ıtırlarını duymak için...[/FONT] [FONT=Verdana]Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü bilememenin ve [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den başka [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] bulamayacak, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü dokur çünki, kağıtlar renk renk, deste deste [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü okur. [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile renginin şulesinden pervaneler düşer. Kimin eline değerse [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR], elleri [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] kokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır / Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi" der Sezai Karakoç'un ağzından Ka'b b. Züheyr, ve o günden sonra bürdesini giyer [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün. Çelikten büklümler erir [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün yapraklarında.[/FONT] [FONT=Verdana]"Eğer [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." der Mevlana. Lisan ve kalem [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü hakkıyla anlatamaz, bunu herkes bilir. Bilir de Asr-ı Saadet'ten bu yana sayısız kalemler [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü söyler manzumeler ve şiirler boyu.[/FONT] [FONT=Verdana]Şimdiye kadar neler söylenmedi [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na't dediler [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü anlattılar; tazarru dediler, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi'raciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] terennümünde, İlahiler söylediler [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] deminde. Na'tî diye mahlas kullandılar, divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta'lik. Hamdullah'tan Hâmid'e harf başına şükür diye yazdı divitler; Levnî'den Osman'a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den bir iz görür gözler, ne yöne dönse [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü özler, geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] için vardır ve [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR], eşya ve varlık olur serâpâ. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap... Söz, kelam ve hitap... Her suret ve her şekilde [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e mahkum. Nitekim kimiler [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] dediler, ömür boyu [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]düler; kimiler [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] dediler, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] uğruna öldüler.[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] harflerinden [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] söylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] kokusu taşıyan bilgi canda ışık; [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] destesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] hakkında en müstesna sözleri Divan şiiri söylemiştir. Türk şairlere özgü bir tür olan Hilye'lerden siyer kitaplarına; mevlidlerden mi'raciyelere; divanlar ile her türlü mesnevilerin başında Tevhid ve münacaatlardan sonra yer alan na'tlardan düzyazı eserlerdeki hamdele ve salvele bölümlerine varasıya kadar hep "önce [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]" der kalemler. Divan edebiyatının [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] hakkında söyleyecek sözüne hadd ü pâyân mı bulunur? O şairler ki kitapları yahut sözlerinin, en başında O'nun adını anmakla korunabileceğine inanmışlardır. Bir divan şairinin, kendini şair saydırmak, yahut şairliğinin kanıtı olan divanını tertib etmek için yazması gereken şiirlerden biri de [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] hakkında inşad edeceği kasidesidir.[/FONT] [FONT=Verdana]*[/FONT] [FONT=Verdana]Hz. Peygamber'den bahseden manzumeler belli bir konu sınırlaması içinde düşünülemezler. Risalet, hicret, mucizeler, din yolunda çektiği sıkıntılar, ümmetine va'd ettiği şefaat, özel bir kıssasının anlatımı vs. hep divan şairinin konuları arasındadır. Ancak daha da önemlisi na'tlardır ki divan şairine, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e karşı beslediği duygularını dile getirme fırsatı verir. Beşeriyetin en hayırlısına, varlığın en şereflisine karşı gösterilen bu sevgi ve saygı, şairin dilini ve yolunu aydınlatır hiç farkına varmadan, kelimelerini birdenbire güzelleştiriverir. Bütün divan şiiri ürünleri içinde dilin en güzel ve sanatlı kullanıldığı manzumeler, yalnızca ve yalnızca na'tlardır. Bunun sebebi, şairin içinden geldiği şekilde anlattığı [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] aşkıdır, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e bende olmanın samimiyetinden kaynaklanan sanattır. Allah'a yakınlık bakımından hiç kimse nasıl Efendiler Efendisi'ne ulaşamazsa, şair de peygamberine ulaşma yolunda kimse kendisine ulaşamasın ister. O'nun erdiği makama nasıl kimse erememişse, O'na yol alırken de kimse şaire yetişemesin ister. Bu şiirlerden pek çoğunun özel gün ve gecelerde okunmak üzere bestelenmesi, onların halk tabakaları arasında da Peygamber sevgisini çoğaltıcı eserler olarak yaygınlaşmasını sağlar çünki.[/FONT] [FONT=Verdana]Evrenin en güzel [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'üne yazılan müstakil eserler içinde en yaygın okunanı hiç şüphesiz Süleyman Çelebi'nin "Vesîletü'n-Necât (Kurtuluş vesilesi)" adıyla bilinen Mevlid'idir. Bunu Hakanî Mehmed Bey'in Hilye'si (Hz. Peygamber'in suret ve siret güzelliklerinin anlatıldığı eser), sonra da Nâyî Osman Dede'nin Mi'râciye'si izler. Bu üç eser de zamanla musıkî formunda okunmuş ve çağlar boyu geniş halk kitleleri tarafından sevilerek Türk kültürünü yönlendirmiştir. Na'tlar içinde Nazîm'in küçük bir divan oluşturacak kadar çok sayıdaki maznumeleri ile Fuzulî'nin Su Kasidesi, Nabî'nin coşku dolu dizeleri, Şeyh Galib'in müseddes tarzında yazdığı muhteşem eseri, Nef'î'nin "sözüm" redifli kasidesi ilk akla gelebilecek olanlardır. Çok sayıda na't yazdıkları için Na'tî mahlasıyla bilinen Na'tî Mehmed, Na'tî Ahmed ve Na'tî Mustafa efendiler de [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e olan aşkı doruğa ulaştıran, fanilerin söyleyebileceği en müstesna sözleri söyleyen şairlerdir. Bu arada değişik şairlerin na'tlarının derlenmesiyle oluşturulmuş Nu'ût-ı Nebeviye mecmualarını da hatırlamak gerekir.[/FONT] [FONT=Verdana]Na'tların gazel tarzında yazılanları da vardır elbet. Bunlar genellikle vezin yönlendirmesiyle şekil bulan ve 4 mefâîlün kalıbıyla yazılıp "...yâ Rasûlallah" redifiyle sona eren gazellerdir. Bu tür na'tlar içinde Zekâî Mustafa Dede'nin,[/FONT] [FONT=Verdana]Garîk-i bahr-i isyânem şefâat yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]Esîr-i nefs-i nâdânem şefâat yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]beytiyle başlayan kısa na'ti gibi manzumeler XVII. yüzyıldan itibaren sıkça görülür. Leyla Hanım'ın,[/FONT] [FONT=Verdana]Alîl-i derd-i isyâne devâsın yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]Bize sûy-ı cinâne reh-nümâsın yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]dizeleriyle başlayan na'ti, Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'in,[/FONT] [FONT=Verdana]Ser-i kûyunda kemter hâk-i râhım yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]Nesîb-i âsitânındır penâhım yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]ve Musahip Mustafa Paşa'nın,[/FONT] [FONT=Verdana]Hevâ-yı nefse cânım mübtelâdır yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]İşim hep cümleten cürm ü hatâdır yâ Rasûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]matlalı gazelleri bu tür na'tların en ünlüleridir. Gazel tarzında olup hakkında menkıbevî rivayetler de bulunan bir şiir de Nabî'nin na'tıdır. Onun hac seyahatinde Medîne'ye varmak üzereyken söylediğine inanılan ve şehre girdiği esnada Mescid-i Nebevî müezzinlerinin hep bir ağızdan kerameten okudukları menkıbevî üslupla anlatılan şiir şu beyitle başlar:[/FONT] [FONT=Verdana]Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu[/FONT] [FONT=Verdana]Nazargâh-ı İlahî'dir makâm-ı Mustafâdır bu[/FONT] [FONT=Verdana]*[/FONT] [FONT=Verdana]Bütün bunların dışında, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den bir vesile ile bahsedecek olan şair için ilk başvurulacak kaynaklar, mucizelerdir. Efendiler Efendisi'ni hastalıkların devası, cennet yolunun klavuzu, Allah'ın Habîbi olarak gören şair, O'ndaki beşeriyet kadar nebeviyeti de söz konusu etmekten hoşlanır; yüceliğini dile getirmek için sık sık mucizelerden bahseder. Fenâyî'yi dinleyelim mesela:[/FONT] [FONT=Verdana]Et kıyâs parmaklarından mu'cizâtın gayrı bes[/FONT] [FONT=Verdana]Çeşme akdı her birinden eyleyip şakku'l-kamer[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#654675][B]Demek ister ki: [/B][/COLOR]"[I]Sen O yüce peygamberin mucizelerindeki ihtişama bak ki, yalnızca parmakları bile her birinden çeşmeler akıttı, ve şehadet parmağıyla ayı ikiye böldü."[/I] Hudeybiye'de Ashâb'ın çok susadığı bir anda Efendiler Efendisi son tastaki suya bir elini sokup diğer elinin beş parmağından beş çeşme gibi su akıtmış ve ashab hem abdest alıp hem kana kana içmişlerdir. Keza Mekke müşrikleri kendisinden mucize istedikleri vakit şehadet parmağıyla işaret edip ayı ikiye yarmıştı, hani İslam tarihleri ve siyerlerin şakku'l-kamer diye zikrettikleri mucize. Şair [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün yalnızca parmaklarından sadır olan mucizelerinin bu derece büyük olduğunu, diğerlerine sıra gelirse anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini ancak bu kadar güzel anlatabilir değil mi?!...[/FONT] [FONT=Verdana]Divan şairi [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den bahsedeceği zaman O'nu eşref-i mahlûkât, cihan bağının nadide çiçeği, varlığın evveli ve âhiri, şefaatin kaynağı, mahşer gününün efendisi, ahsen-i takvîm, güzel ahlakın tamamlayıcısı gibi sayısız vasıfları bir anda sıralayıverir. Bütün amaç [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'den şefaat istemektir ya hani, bunun için sık sık O'ndan bahseden âyetlere ve kudsî hadislere müracaat eder. Bu durumda ayetler genellikle şiirdeki vezin zaruretini de beraberinde getirir ve tamamı yerine bazı ibareler şeklinde zikredilir. [/FONT] [FONT=Verdana]"[B]Ahsen-i takvîm, kaabe kavseyn [/B]ve[B] ev ednâ, leamrük, lî-maallah, Kâf u Nûn, Tâhâ ve Yasîn, mâ zâğa'l-basar, Sidre [/B]ve[B] müntehâ, rahmeten li'l-âlemîn, tarfetü'l-ayn"[/B] gibi ibareler bunlardandır. Şu beyit Nesîmî'ye aittir:[/FONT] [FONT=Verdana]Vasfını "Ve'n-Necmi" "Ve'ş-şemsi" "Tebârek" söyledi[/FONT] [FONT=Verdana]Şânına "Tâhâ" vü "Yâsîn" geldi Hak'tan beyyinât[/FONT] [FONT=Verdana]Hz. peygamber'den bahseden hadisler de zaman zaman divan şairlerinin konuları arasına girer. Bunlardan en ünlü olanı [B]"levlâke levlâk"[/B] sırrını taşıyan hadis-i kudsîdir. Bunu [B]"ene efsah[/B]" ve "[B]medinetü'l-ilm"[/B] gibi ibarelerin geçtiği hadisler takip eder. Beyti Şeyhülislam Yahya'ya söyletelim:[/FONT] [FONT=Verdana]Sana mahsûs lutfudur Hakk'ın[/FONT] [FONT=Verdana]Tâc-ı "Levlâk" u taht-ı "Ev ednâ"[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün şanı söz konusu olunca tasavvufî divan şairlerinin en ziyade andıkları kelime "muhabbet"tir. O ünlü beyitte olduğu gibi:[/FONT] [FONT=Verdana]Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl[/FONT] [FONT=Verdana]Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl[/FONT] [FONT=Verdana]Ebced geleneği bile [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] hakkında abidevî bir beytin doğmasına kapı aralamıştır:[/FONT] [FONT=Verdana]Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir[/FONT] [FONT=Verdana]Anınçün âşıkın zikri "amân"dır yâ Rusûlallah[/FONT] [FONT=Verdana]"Amân" ile "Muhammed" isminin ebced karşılığı 92 eder. Buradan âşıkın "amân!" diye her haykırışında aslında Hz. Peygamber'i anmak istediğinin söylenmesi ne kadar da şairane bir buluştur. Hezâr gıbta!..[/FONT] [FONT=Verdana]*[/FONT] [FONT=Verdana]Burada divan şairinin iman cephesinden İslam'ın varlık sebebi olan [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e bakışındaki genel kabulleri vermeye çalıştık. Şimdi en başa dönelim ve bir [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] olarak, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]de bir remz olarak, teri [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] kokan, yüzünde [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR], ağzında gonca görülen Efendiler Efendisi'nden [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]e yansıyan ilham dolu birkaç beyit ile sözü tamamlayalım. Böylece bütün Türk coğrafyasını doldurarak bir aşka dönüşen [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] medeniyetinin aslında bir iman ve aşk medeniyeti olduğunu anlayalım.[/FONT] [FONT=Verdana]Dicle'nin serin yamaçlarında gözyaşlarını ikindi sularına karıştırarak Kıble'ye yönlendiren bağrı yanık şair hasretini anlatıyordu ve o Fuzulî idi:[/FONT] [FONT=Verdana]Suya versin bâğbân [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]zârı zahmet çekmesin[/FONT] [FONT=Verdana]Bir [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] açılmaz yüzün teg verse bin [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]zâre su[/FONT] [FONT=Verdana]Sultan, rüyalarının sevgilisine [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] rölyefleriyle başı üzre yer vermek için sorgucunu O'nun ayak izinden yaptırıyor ve üzerine şu dizeleri nakşettiriyordu; o dahi Sultan Ahmed idi:[/FONT] [FONT=Verdana]Nola tacım gibi başımda götürsem dâim[/FONT] [FONT=Verdana]Kademi nakşını ol hazret-i şâh-ı rüsülün[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]-i [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]zâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir[/FONT] [FONT=Verdana]Ahmedâ durma yüzün sür kademine o [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]ün[/FONT] [FONT=Verdana]Ve sultanın mürşidi -ki adına Hüdâyî denir- her yüzde [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'ün aşkını okumaktaydı:[/FONT] [COLOR=#ff0066][FONT=Verdana]Gül[/FONT][/COLOR][FONT=Verdana] ağlama [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] bize[/FONT] [FONT=Verdana]Ele diken [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] bize[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] olanın yüzünde[/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] açılır [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] bize[/FONT] [FONT=Verdana]Ve bugün biz, bir çağa geldik, [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] için feryâdlar çağına:[/FONT] [COLOR=#ff0066][FONT=Verdana]Gül[/FONT][/COLOR][FONT=Verdana]e gûş ettiremez boş yere bülbül inler[/FONT] [FONT=Verdana]Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler[/FONT] [FONT=Verdana]Şikayet değildir kasdımız [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'e, cür'etimiz içimizin yanışından. [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]istanlarda savaşlar var bugün [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'üm ve bülbüllerin kurşuna dizilip kefensiz gömülüyor artık. Hiç bugünkü kadar yakışmadı Kâbe'ne siyahlar ve biz seni hiç bugünkü kadar özlemedik. Varlığa bir [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR] ise sebep, kokusundan ya renginden nasıl duralım ayrı.[/FONT] [FONT=Verdana]Ebedî [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]şeninde tek ayak üzre duracak bir yer de vermez misin bize [COLOR=#ff0066]Gül[/COLOR]'üm?!..[/FONT] [B][COLOR=#654675][FONT=Verdana][SIZE=3]Prof. Dr. İskender Pala [/SIZE][/FONT][/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst