Gülen çarpıtmasına cevap

nuriye

Well-known member
gulen.jpg

Milliyet bugün 'Hedefimiz her Türkün cemaatle ilişkisi olması' başlıklı bir haber yayınladı. Haberde kullanılan 'Cemaatin hedefi, her Türk vatandaşının bir şekilde hareketle içli dışlı olmasıdır.

Herkes potansiyel hedeftir' cümlesindeki kelimelerin çarpıtılarak tercüme edildiği ortaya çıktı. İşte Gülen Enstitüsü Başkanı Dr. Alp Aslandoğan'ın açıklaması:

Washington DC'deki Uluslararası ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (CSIS)'de 17 Haziran tarihli konusma ve soru-cevaplardan hareketle hazırlamış oldugunuz haber metninde dogru aktarımların yanında hakikatle örtüşmeyen beyanlar ve yanıltıcı ifadeler bulunmaktadır. Müşahhas olarak:

Haberin Milliyet internet sitesinde başsayfaya yansıyan kısmında söylenenleri sanki Sayın Gülen söylemis gibi bir izlenim oluşturulmuştur. Halbuki ben konuşmamın başında şahsım adına konuştugumu ve herhangi bir kurumu veya kisiyi temsil etmedigimi belirtmistim. Yazinin butununde "iz" seklindeki kiplerle sanki hareket adina konusuyormusum gibi bir izlenim birakilmaktadir ki bu tamamen basta yaptigim uyariyi yok sayma demektir.
Unvanim yanlis yazilmistir, baskan degil yonetim kurulu uyesi olacaktir. Davetiye metnine veya Hurriyet gazetesinde yer alan haber metnine bakildiginda dogrusu gorulecektir.
Kadrolasma ile ilgili sorunuza verdigim cevap tamamen saptirilmistir. Ben "Turkiye'de hicbir siyasi lider, diger siyasi lideri kadrolasmakla suclayamaz cunku gecmiste butun siyasi partiler bunu yapmistir" seklinde bir ifade kullanmistim, hareket katilimcilarini kadrolasma ile ilgisi konusunda ise boyle bir kalibin bulunmadigini belirttim. Ancak siyasi liderlerle ilgili ifadem hareket katilimcilari icin gecerliymis gibi yan yana getirilerek anlam saptirilmistir.
Cemaatin mali durumu hakkinda sorulari yanitsiz biraktigim iddia edilmistir. Halbuki hareketin cevresi icinde yer alan kurumlarin defterlerinin denetlendigini ve bunlarin incelenebilecegini belirtmistim. Bireylerin verme kultiriyle ilgili de sosyolojik calismalarin yapildigini belirtmistim.
Hareketin hedefinde her Turk vatandasinin bir katilimci olmasi oldugunu belirtmistim. Burada katilimci ifadesi gonullu katilimciligi ima etmesi itibariyle onemli olmasina ragmen atlanmis, hedef kelimesi kullanilarak baska anlamlara cekilmek istenmistir.

Belirtilen hususlarla ilgili haber metnin duzeltilmesini veya bir aciklama yayinlanmasini saygilarimla arzederim. Konusma metni ve ses kayitlarinda bahsi gecen mevzularla alakali kullanilan ifadeler mevcut oldugundan gerekirse tekzib hakkimi hukuki yollarla arayacagimi arzederim.

Y. Alp Aslandogan
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Elbette sünnet ve cemaat ehl-i galip olacaktır.Allah c.c kafirleri ve kafir dostlarını hor ve zelil edecektir.

Onların çoğunu görürsün ki kafirlere dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin, onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın gazabına uğrayacaklardır ve azap içinde ebedi olarak kalacaklardır.” (Mâide 80)

"Her kim dostluğu, velayeti gerçek keyfiyetiyle yerine getirmez, Allah-u Teâlâ'ya, rasulüne ve mü’minlere düşman oldukları halde yahudi ve hrıstiyanlara mü’minler aleyhinde yardım ve destek yaparlarsa Allah-u Teâlâ bu kişiyi asla muvaffak kılmaz, ona hidayet yolunu göstermez. Çünkü yahudi ve hrıstiyanlara dost olan, onlara yardımcı olan kişi Allah-u Teâlâ'ya, rasulüne ve mü’minlere savaş açmıştır." (Taberi Tefsiri c: 6 s: 278)

Elhasıl: El-hubbu lillâh, ve'l-buğzu fillâh, ve'l-hükmü lillâh (Allah icin sevmek, Allah için buğzetmek, Allah için hüküm vermek) olan desâtir-i âliye düstur-u harekât olmazsa, nifak (FİTNE SEBEBİ OLAN MÜNAFIKLIK) ve şikak (ikilik) meydan alır. (22. Mektup, 5.Vecih,3. Sual)

İ'lem Eyyühel-Aziz! Kafirlerin, Müslümanlara ve ehl-i Kuran'a düşman olmaları küfrün iktizasındandır (gerekliliğindendir). Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza (bununla beraber) Kur'an, kafirleri ve aba (atalarını) ve ecdatlarını idam-ı ebediye (ebedi idama) mahkum etmiştir.

Binaenaleyh, Müslümanlar ile ülfet (dostlukları ve birbirleriyle münasebeti) ve muhabbetleri mümkün olmayan kafirlere muhabbet boşa gidiyor. (M.Nuriye, Hubab)

Selam Ve Dua Hakka Tabi Olanlaradır.
 

ARİF

Well-known member
herkese tavsiye ederim dostlarımız geldi ve dilimizde yarıştılar...ALLAH dediler...ilahi söylediler...bunlar olsun diye canından anasından ayrı kalıp fedakarlık eden onca insan var...ehli küfür zaten yeterince uğraşırken birde böyle yok dostun şu yok dostun bu...diye buralarda güya kendilerince nasıl birşeye hizmet ediyorlarsa nasıl rahatsız olur bir mü'min bir Rusun ALLAH demesinden hayretle ve şaşkınlıkla izliyor insan

EBU CEHİLLERİ DOST EDİNMEK AYRI ...
ÖMER iman etsin diye ONUNLA DİYALOĞA GEÇMEK AYRI....

PEŞİN PEŞİN DOĞAR DOĞMAZ VERİLEN İMAN OLUNCA insanlar ayaklarına iman hizmeti götürmeyi düşünenleri ebu cehil dostu zannediveriyor....
imanı böyle kolayca elde ediveren ve bunun bir şükrü varmıdır varsa oda acaba bu tarz bir hizmetmidir diyemeyen sizlere hernimet kendi cinsinden şükür ister hadisini hatırlatır ...RABBİM İZ'AN NASİP ETMESİ DUASIYLA herkesi ALLAH'a emanet ediyorum.
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
O hâlde, bu kadar dünya çapında ifsâdât yapan ve devamlı harb ateşini körükleyen Yahudi milletinden müteşekkil gizli zındıka komitesi' ve o komitenin başı olan haham ve o hahama bağlı olan papa ile ehl-i Kitabın sair din adamlarıyla medâr-ı ittifak noktaları bulmak mümkün olmadığı gibi; bunlara dindar rûhâniler' demek de büyük hatadır. Çünkü, bunlar dini din için sevmiyorlar. Dini din için sevselerdi, hak din olan İslâmiyyeti kabul ederlerdi. Belki bunlar, mütecavizlerin ta kendileridir ve ifsâdâtın başı da bunlardır. Bunların şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Eğer bu gün cem'iyyet-i İslâmiyye hâlâ onların bu ifsâdâtını anlamıyorsa, bu hâl dinî bir musibettir." (Reddü'l Evhâm-2, Rahle Yayınları, s.124)
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Ba’zı insânlar, “Mâdem Hıristiyanlar, ileride Müslüman olacaklar, o hâlde şimdiden onlara dîn cihetinde müsâmaha edelim” diyorlar. Böyle bir inanç dalâlet-i azîmedir. Çünkü, Rasûl-i Ekrem (asm), Hendek Harbi’nde, Rum ve Fars İmparatorluklarının yıkılıp, o milletlerden bir kısmının Müslüman olacaklarını tebşîr ettiği hâlde; Sahabe-i Kirâm, onlara müsâmaha göstermediler; onlara karşı cihâdı terk etmediler ve o milletler de cihâd netîcesinde Müslüman oldular.

Hıristiyanların Müslüman olmasının ma’nâsı şudur ki:

İleride İslâmiyyet güçlenecek, Hıristiyanlarla harb edecek, harb netîcesinde onları cizyeye bağlayacak; bu durumda bir kısım Hıristiyanlar Müslüman olacaklardır. Hazret-i Îsâ (as)’ın nüzûlünden sonra ise; o zât (as) cizyeyi kaldıracak, İslâm’dan başka bir şey kabûl etmeyecektir.

Yâni, Yahûdî ve Hıristiyanların, cizye vermek mukábilinde kendi dînleri olan Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dînlerinde kalma taleblerini kabûl etmeyecek, Müslüman oluncaya kadar onlarla harb edecektir. Ba’zı Müslümanların, ilerideki böyle bir netîce için bugünden Hıristiyanların zilleti altına girmeleri, onlara yalvarmaları, dîn cihetinde onlara müsâmaha göstermeleri ve onların örf ve âdetlerini kabûl etmeleri yanlıştır.

Mâdem Muhbir-i Sâdık olan Rasûl-i Zîşân (asm), istikbâle âit olan böyle bir hâdiseyi haber vermiştir. Biz mü’minler, o ihbâr-ı nebevînin ancak Kitâb, Sünnet ve Fukahâ-yi İslâmın tesbît ettiği şartlar dâhilinde tahakkuk edeceğine inanmışız ve bunu da rahmet-i İlâhiyyeden kaviyyen me’mûlüz.

Kaynak:Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-2
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Hz. Muhammedi (asm) Kabul Etmeyen Biri Cennete Gider mi?
“Bir kimse mücerred, yalnız ‘Lâ ilâhe illallah’ dese ve ‘Muhammedün Resûlüllah’ cümlesini eklemezse, ona inanmazsa, acaba bu kimse ehl-i tevhîd ve ehl-i necât olabilir mi; yoksa olamaz mı? Cehennem’den kurtulur mu?

(Sorunun Cevabından bir kısımdır)


Tahkik,cumhur-i ulema-i İslam,Eş’ari ve Maturidi mezheplerinin muhakkik ulemasının “kelime-i şehadetin iki cümlesini lisanıyla ikrar etmek imanın şartı olmakla beraber imanın mahiyetinden harictir” şeklindeki görüşlerden şunu anlamışlar ve demişler ki;

Bu,ulemanın “Kelime-i şehadetin iki cümlesini beraber ikrar etmek,imanın mahiyetinden hariçtir” cümlesinden muradı şudur:Bir kimseye,ahkam-ı mü’minini,ya’ni Müslümanlar üzerine farz ve vacip olan ahkamı,tatbik ve icra etmek için kelime-i şehadetin iki cümlesini zahiren lisanıyla ikrar etmesi telaffuz etmesi şarttır.O zaman biz,o kimsenin Müslüman ve mü’min olduğuna zahiren hükmederiz,İslam’ın ahkamını ona tatbik ederiz.Mesela;tevârüs(birbirine varis olmak),evlilik hukuku,arkasında namaz kılmak veya cenaze namazını kıldırmak,Müslüman kabristanına defnetmek ve namazı kılmadığı,zekatı vermediği zaman veya sair cezayı gerektiren ahkam-ı diniyyeyi yerine getirmediği zaman onu cezalandırmak ve muaheze etmek gibi,İslamiyyet’in bütün ahkamı ona teklif edilir,tatbiki istenir.

Zira kalben kelime-i şehadeti tasdik edip,lisanen ikrar etmese bu hal bir cihette iman sayılırsa da ancak gizlidir.Onunla Allah arasında bir sırdır.Bilinmez ki,onun zahiren Müslüman olduğuna hükmedilebilsin.Bunun için bir kimsenin mü’min ve Müslüman olduğuna dalalet eden zahiri bir alamet lazımdır.O da kelime-i şehadetin ikrarıdır.Ta ki ahkam-ı diniye ona tatbik edilsin,ondan istenilsin.Öyle ise bir kimse,meşru’ bir özre dayanmadan,zaruri bir engeli olmadığı halde,kelime-i şehadeti kalbiyle tasdik edip lisanıyla da iki cümlesini ikrar etmese ve kendinden talep edildiği zaman telaffuz etmekten imtina’ etmeyip ikrar etmek kaydıyla bu kimse Allah indinde mü’mindir.fakat ahkam-ı İslamiyye cihetinde kafir sayılır.Çünkü zahiren İslamiyyetine dalalet edecek bir alamet yoktur.Müslümanlar arasında kafir olarak kabul edilir.

Amma ma’zur olan (şer’an geçerli bir özrü olan) kimse,eğer Müslüman olduğuna ve iman etmiş bulunduğuna dair,kelime-i şehadeti ikrar etmeksizin,bir alamet ve bir işaretle islamiyyetini ispat ederse,o kimse hem dünya cihetiyle,hem ahiret cihetiyle,hem de Allah katında Müslüman ve mıvahhid sayılır.(Mesela;dilsiz olan,fıtraten konuşamayan,fakat iman etmiş olan kimse gibi.)
Fakat bir kimseye, “Kelime-i şehadeti ikrar et!” denildiği halde;o bunu kabul etmeyip,kelime-i şehadetin iki cümlesini –özrü olmaksızın – lisanı ile ikrar etmese,hem dünyada hem de ahirette kafir sayılır.Her ne kadar kalbiyle iman etmiş de olsa bu ona faide vermez,ahirette de kurtulamaz.Çünkü imanın “makbul” olmasının şartı,kelime-i şehadeti ikrar etmektir.Talep edildiği zaman,lisan-ı hal ile kelime-i şehadeti getirmesi şarttır.

Bir kimse lisanıyla kelime-i şehadeti ikrar ettiği halde,kalbiyle tasdik etmese o kimse münafıktır.O kimse dünya ahkamı cihetiyle zahiren Müslüman sayılır.Kafir olduğu bilinmediği müddetçe İslam ahkamı ona icra edilir.Mesela,o kimsenin kafir olduğunu gösteren alametlerden ba’zıları şunlardır Puta secde ettiğinin görülmesi,zaruriyyat-ı diniyyeden har hangi bir ahkamı inkar etmesi;mesela namazı inkar etmesi ve ekseriyetle otuz günden ibaret olan ramazan-ı şerif ayının orucunu inkar etmesi gibi.İşte küfrü mucip yukarıdaki ahkamlardan birini inkar ederse veya küfre götüren –puta tapmak – gibi bir fiili işlerse tevbe edip bundan vazgeçmediği takdirde bu kimse mürted olur.(Öldürülmesi,varis olmaması gibi)

Ba’zı ulema- İslam da demişler ki;kelime-i şehadetin iki cümlesini lisanen ikrar etmek imanın yarısıdır,imanın bir parçasıdır ve imanın hakikatına dahildir.Mesela;İmam-ı A’zam ve Eş’ari ulemasının az bir kısmı demişler ki;kelime- şehadetin iki cümlesini ikrar etmek,imanın şartı değil,belki şatrıdır(yarısıdır).bu ulemaya göre iman;kalbin tasdikine ve lisanın da onu ikrar etmesine verilen isimdir.Tasdik ve ikrar beraber olması şarttır.Yoksa ona iman edilmez.Bu kavle göre (Nutk-i şehadeteyni,imanın yarısı sayan ulemaya göre) ve nutk-i şehadeteyni imanın yarısı değil de,sıhhatinin şartı olarak kabul edenlere göre,kim kalbiyle iz’an edip tasdik eder de,gücü yettiği takdirde ömrü boyunca bir def’a dahi kelime-i şehadeti telaffuz edip ikrar etmese bu kimse ne Müslümanların nazarında,ne de şeriatın zahirine göre Müslümandır.

Bu görüşler içinde en mu’temed ve en güvenilir kuvvetli görüş,birinci görüştür.Ya’ni Eş’ari mezhebinin ekser muhakkik ulemasının görüşü ile Maturidi mezhebinin ba’zı muhakkik ulemasının görüşüdür.Ya’ni “nutk-i şehadeteynin” imanın şartı olması görüşüdür.Bu en güvenilir ve en sağlam görüştür.Şart olması demek ise:Ahkam-ı İslamiyye’nin o kimseye teklif edilip,tatbik edilmesi için zahiren kelime-i şehadeti ikrar etmesi şarttır demektir.O halde bir kimse,kelime-i şehadetin iki cümlesini kalbi ile tasdik edip lisanıyla ikrar etmese,küfrü mucib bir şey yapmamak kaydiyle,o kişi Allah katında mü’min sayılır.Bu husus ulemanın ittifakıyla sabittir.

Küfrü mucib ba’zı zahiri davranışlar şunlardır:
Puta tapmak,peygamberleri öldürmek,din-i İslamla alay etmek,Kur’an-ı Kerim’i ve Kabe’yi hafife almak vs.Herhangi mukaddes bir şeyle alay etmek,hafife almak küfürdür.İşte kişi böyle küfrü mucib bir harekette bulunursa,kelime-i şehadeti tasdik etse bile bu kimsenin imanı gider.Bu şahıs hem Allah katında,hem ehl-i iman nezdinde kafir olmuş olur.

Ulema-ı İslam ittifakla demişler ki;sadece kalben kelime-i şehadeti tasdik eden bir kimsenin kelime-i şehadetin iki cümlesini tasdik ettiğini isbat için, “Lisanınla da ikrar et” diye kendisinden ikrar etmesi talaep edildiği zaman bu kşimse lisanıyla da iman ettiğini,kelime-i şehadeti ikrar etmek suretiyle isbat etmezse,kibrinden dolayı söylemekten imtina’ ederse bu kimse muannid bir kafir olur.

İşte “imanın tahakkuku ve gerçekleşmesi için,inadı terk etmek şarttır” diyen ulemanın maksadı budur.Bir kişiye “kelime-i şehadeti ikrar et.” denildiği takdirde,o kimse inad edip,kibrinden dolayı ikrar etmese kafir olur.

Bu açık ifadelerden ve beyanattan kesin anlaşıldı ki;muhakkak Allah katında ve ehl-i İslamın nezdinde imanın makbul ve geçerli olması,ya’ni bir kimsenin mü’min ve Müslüman sayılması için,kelime-i şehadetin iki cümlesini hem kalben tasdik etmesi,hem de o tasdikini lisanen de ikrar etmek suretiyle şehadet etmesi kesinlikle şarttır.yoksa imanı tamam olmaz,iman etmiş sayılmaz.

İman eden kimse,Allah’tan başka İlah ve Ma’bud-i bilhak olmadığına kesinlikle şehadet ederek اَشْهَد “Ben şehadet ederim” ifadesi ile de bunu ikrar edecektir.
Hem yine şehadet edecektir ki,Efendimiz Hazret-i Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve elçisidir.Ya’ni meşhur olan kelime-i şehadetin siğasını ikrar ederek Müslüman olduğunu gösterecektir.Çünkü kelime-i şehadetin iki cümlesi,biri birisiz tamam olmaz.Ya’ni Allah’a iman etmek,varlığına ve birliğine şehadet etmek,Hazret-i Muhammed (sav)’in onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmeyi gerektirir.Zira Allah’a iman,bizzarure O’nun gönderdiği ahirzaman peygamberi olan Hazret-i Muhammed (sav)’e iman etmeyi de luzüm derecesinde iktiza’ eder.Keza peygambere iman,Allah’a imanı gerektirir.

O halde bir kimse kelime-i şehadetin birinci cümlesini tasdik edip,ikinci cümlesini tasdik etmese,asla ehl-i tevhid olamaz.Müşrik ve kafir olur.


Kitabud-Düreril-Mustafa Fi Ecvibeti Mesâile Mâ Kad Hefa ve Tercümesi
 

efe43

Well-known member
hakiki imanı elde etmiş birinin gayrimüslim birisine karşı kaybedeceği birşey olamaz çünkü hak herzaman batıla galebe çalar arif hocam ALLAH razı olsun siz kendinizi görmek istemeyenler için üzmeyin ....
 
evet konuyu biraz önce okudum arkadaşa cevap niteliğinde bir makaleyi ele almış ahmet kurucan hocam ALLAH ebeden sizlerden ve bu hizmete gönül vermiş tüm kardeşlerden razı olsun.
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Bismillah

Kaç gündür şua konuya bakıyorum ve çeşitli alıntılar yayınlıyorum.Fakat anlaşılmamış olacakki bazı insanlar şahıslara saldırdığımızı zan ederek şahısları müdafa konumuna geçiyor.Bu yüzdende meseleyle alakasız cevablar yayınlanıyor.Buda cidden zaman kaybı o yüzden aşağıya-kimseyi muhatap almadan- bir kaç şey yazacağım.

Yüce islam dininin mensupları 150 yıldır dinin asıl Kaynakları olan Kur'an,Sünnet,İcma-i Ümmet denilen dört esasa dayalı eğitimden mahrum bırakılmıştır.Bunun sonucu olarak müslümanlar dinde cahil bırakıldı.Hak ile Batıl aynı tezgahta satıldığından birbirinden ayırt edilemez oldu.Meşrepler ve Meslekler dinin yerine aldı.Ağzının burnundan ayırt edemeyen arapça şeri ilimlere vakıf olamayan kişiler bütün ehl-i sünnet vel cemaat müctehidlerinin üzerinde -hemde dinin füruatında değil dinin sabitlerinde- ictihad kabiliyetilerinin ve yetkilerinin olduğunu kendi tabilerine kabul ettirmeyi başarmışlardır.Bu müctehid taslakları sayesinde dine giren bidatleri hızla yayılmıştır.Asrımız buna şahid.

Şimdi bunlardan bir kaç tanesini yazalım:

1) Ehl-i Sünnet Vel Cemaat ''Cumhur-u Ulema'' nın caddesini esas alır -ki Bur Kur'anın büyük caddesidir- Ayet,Hadis'lerin manası

a)Öncelikle sahabenin yorumları esas alınır eğer ayetlerin ve hadislerin yorumunda ittifak varsa bu ayet ve hadislere bu mananın dışında bir mana verilemez.Eğer ittifak yoksa fakihler sahih olan görüşü tercih eder.

b)Tabiun ve Müctehid İmamlar bir ayet hadisin manası veya şeri bir hüküm üzerinde ittifak etmişlerse bunlarada muhalefet edilemez.

c)Her asırda islam alimleri sahabe ve müctehidlere muhalefet etmemek kaydıyla bir meselede ittifak ederlerse o meselede muhalefet yapılmaz.

Üstad hzleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

''25. Bir fikre dâvet, cumhur-u ulemânın kabûlüne vâbestedir. Yoksa dâvet bid'attır; reddedilir. ''(Hutbe-i Şamiye | Hakikat Çekirdekleri | 121)

Burdan anlaşılıyorki cumhur-u ulemânın kabul etmediği fikir bidattir ve ona tabi olunamaz.


Hal böyle iken Kuranı kendi reyleriyle tefsir edip insanların önlerine sürmek.Çeşitli hurafe safsatalar ile sahabelerin,müctehid ulemanın,ve her asırdaki islam alimlerinin caddesinden sapmak büyük sapıklık ve bidatkarlıktır.


2)Yukarıda belirtilen durumun yol açtığı korkunç bir tehlike akidevi sapkınlıktır.

Bu asırdakilerden bazıları:
a)''La İlahe İlallah kurtuluş için yeterlidir ''Muhammedun Resulullah'' ise bir kemal mertebesidir ahirette cennete gitmek kurtuluşa ermek için şart değildir.'' veyahut ''Herkesin müslüman olmasına gerek yoktur.Bir kişi ''La İlahe İlallah'' Ve ''muhammed a.s.m yalancı değildir'' dese bu ona yeter.'' şeklindeki korkunç akidevi fitnedir.

Bunu bütün islam alimlerinin görüşlerinin tek tek yazarak çürütmek mümkün ama biz üstad hz lerinin bütün islam ümmetinin inancını beyan eden şu alıntıyla iktifa ediyoruz.

''Peygamberi işiten ve dâvâsını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenâb-ı Hakkı tanımaz. Onun hakkında yalnız
b489.gif
kelâmı, sebeb-i necat olan tevhidi ifade edemez. Çünkü o hal, bir derece medar-ı özür olan cahilâne adem-i kabul değil; belki o kabul-ü ademdir ve o inkârdır. Mu'cizâtıyla, âsârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı inkâr eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah'ı tanımaz. (Mektubat | Yirmi Altıncı Mektup | 322)


Bütün ulema-i islamın kabul ettiği gibi bir kişi ''La İlahe İlallah'' dese ve ''Muhammedun Resulullah'' cümlesini eklemezse o kişi kurtulaşa eremez belki kafir ve müşrik olarak cehenneme girer.

b)''Kuranda hiristiyan ve yahudiler hakkında çok şiddetli ayetler var. Onların bulunduğu mecliste o ayetleri okumayın.Hem ayetler geçmişte yaşpayan hiristiyan ve yahudiler hakkındadır.Bu zamandaki hiristiyan ve yahudilere bakmıyor.''

Burdada İlahi Vahiy ve Resullah a.s.m tebliğ metoduna muahalefet vardır.Resulullah a.sm yaşayışıyla,sözleriyle,hareket ve durumlarıyla beyan ettiği sahabe,müctehid imamların tarif ettiği ve ulema-i islamın günümüze kadar devam ettiği tebliğ metodundan sapmak dine bidat sokmaktır.Hiristiyan ve yahudilerle ilgili ayetler eski zaman ehl-i kitab için değildir ve bütün zamanlara bakar.(Bunun hakkında geniş bir reddiye daha önce ismi kaynak olarak zikr edilen mesaile ma kad hefa isimli eserde mevcutdur müracat edilsin.)



3)''Hiristiyanlık ve Yahudlikte hak dindir.Dolaysıyla bir kimse Hz.İsaya ve incile iman ederek şu anki hiristiyanlık dininde kalsada cennete girecektir.Yine aynı Şekilde bir yahudi şua anki yahudilik dini üzerinde kalarak kurtuluşa erecektir.''

Gerçek şu ki Hiristiyanlık ve yahudilik papalar ve ruhbanlar tarafından uydurulmuş batıl dinlerdir.Bu günkü incil ve tevratta tahrif edilmiştir.Böyle tahrif edilmiştir ve onlarla amel edenler kurtuluşa ermez.Kaldiki tahrif edilmese dahi Hz Muhammed a.s.m ve kuranın inzali ile Hz.İsa Ve Hz.Musa a.s şeriatları kitaplarının hükmü nesh edilmiştir onlarla amel edilmez ve necatta bulunmaz.(Hatırıma geldide Bir ilahiyat prof. imam hatipli kızına neden hiristiyan olduğunu sorunca ''Allah birdir diyen herkes cennete girecek diyen sizsiniz.Hiristiyanlıkta namaz kılmak yok,tesettür zorunluğu yok, oruç tutmak yok.sonunda cennete gideceksem neden daha kolay olanı(hiristiyanlığı) tercih etmeyeyimki'' diye cevap verir.)

(Bu fitneler hakkında üstad bediüzzaman hz.lerini işareti bakınız: http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-okuyoruz-aciklamali/24431-1971-fitnesinin-mahiyetimeyve-risalesi/)

3)Büyük bidatlerden biride hiristiyan ve yahudilere hürmet etmek,onların örf ve adetlerine saygı göstermektir.-ki bu küfürdür.

Malesef bu asırda bu akidevi fitne çok yayıldı öyleki

İnsanların bir kısmı kafirlere hürmet gösterek onları baş köşelerede oturtarak
veya
Din cihetinde dostluk kurarak helak olmuşlardır.

(İslamda ehl-i kitapla olan muameler hakkında bakınız: http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nurdan-makaleler/28075-islam8217da-kuffarla-muamele-nasildir-bediuzzamanhz-esir-kampindaki-tutumu/)

Neyse yazacak çok şey var ama acizane bu kadar yeter.Gerekeni yazdığıma inanıyorum o yüzden artık nu konuya bakmayacağım.

Selam Hakka tabi olanların üzerine olsun
 

efe43

Well-known member
kim kimi anlammış forum değerlendirecektir ve değerlendiriyor ...
meşhur söz anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az....
 
Üst