Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Edebiyat
GÜL'mek...(Mehmet Kısakürek)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ebrar172" data-source="post: 178180" data-attributes="member: 157"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=7871222&id=43355405713" target="_blank"><img src="http://photos-b.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs160.snc1/5975_231940925713_43355405713_7871223_8171359_n.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></a></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">(…)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Elle çizilmiş hayatın çekilmez suratından kaçma refleksi midir, nedir; insanın kafasına, ne birine anlatılabilen, ne de başka bir işe yarayan deli saçması şeyler takılıyor bazen...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Otuz küsûr sene önce de gülüyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Babamın adıma kurduğu, evin dışında da beraber olduğumuz tek odalı Yayınevi, gençlerle dolup taşıyordu. Gencecik dostlarla...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">İşte dostumuz, sözkonusu dostumuz; beraberliklerimizin yekûnu böyle söylemese de, değil mi ki bizim paspasa ayak basmış olan dostumuz, o gençlerden biriydi.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Ceketi buruşuktu. Dedim ya, gülüyordu. Sadece dinliyor ve hayranlıkla gülüyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Yağız yüzü aydınlık, bakışları zekiydi.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Secdeyle dost alnına hafifçe perçemi düşüyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Seneler geçti. Vadeler doldu, hevesler soldu, “Üstad” gitti, dostlar gitti; bu dostu ise zaman, bir bir yuttuğu öbür dostlardan farklı olarak bizden çook uzaklara, kuru lâftan ve fikirden âzade neşv ü nemâ bulacağı iklimlere süpürdü.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Bir tereddüt: “Hassas bir dünyaya aitim, pek insan takip etmem. Cenazelerimiz olmasaydı birbirimizin varlığını bile unutmuş olacaktık” dersem, nankörlük mü etmiş olurum?..</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Galiba, evet... Çünkü onun işleri başından aşgındı, herbiri de “memleket meselesi”ydi. Buna rağmen lûtfetmiş, evimize kadar gelmişti. Bu durumda, pek tabii ki, canlı kanlı halimizin takipçisi değil, cenazelerimizin müdavimi olacaktı.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Öyle oldu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Derken bir gün kendimi, birkaç dostla birlikte, Ankara’da, öyle bildiğiniz konutlara benzemeyen çok büyük bir konutta buldum. Görseniz, herbirini Galler Prensi zannedeceğiniz garsonların Ekselanslarına ve misafirlerine soldan “İngiliz servisi” yaptığı uzun bir yemek masasında...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Ve, saray benzeri konutun sahibi tam karşımda...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Ona farklı bir dikkatle baktım. Hayat onu yormuştu. Hayli yorgundu ama, gözleri, devamlı Üstad’ının ilk torununu, yeğenimi okşuyordu. Kendime göre dertlerim vardı. Dertsiz hayat olur mu?.. Mutlaka onun da... Ve kimbilir ne çapta?..</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Fakat o... Gülüyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Otuz küsûr sene önce de aynı böyle gülüyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Yedik, içtik, konuştuk. Eskilerden bahsettik.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Yemek sonrası rehaveti içinde ben üstüste sigaramı tüttürürken gözleri hafifçe daldı ve ne söyledi dersiniz?..</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">“–Kadıköy vapurunda çayla simit yemeyi çok özledim!..”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Çayla simit... Benim güzel İstanbulumun Kadıköy vapurunun baş güvertesinde...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Kayseri pastırması değil, buram buram İstanbul kokan “çayla simit”e bağlı hassasiyet, samimiyet, şiiriyet bana öyle dokundu ki, bunda kendime dair bir şeyler buldum ve insanın kalabalıklar içinde daha da derinleşen yalnızlığını düşünmeden edemedim. Ayrılıkta, içimden “İşin zor dostum. Ufku öteler olan insanlar için... Allan encâmını hayr’etsin!” derken dilimle de mırıldandım:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">“–Allah yardımcınız olsun!”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">(…)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Günler geçti.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">“Günler geçti” derken, ve dostumuz Kadıköy vapurunda çay ve simidi özlerken, bu hasreti gidermek bir ihtimal olarak da ortadan kalkmasın mı?.. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Bir akşam, telefondan gelen bir ses:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">“Daha önce bildirdiğimiz saatte değil, daha erken... Çünkü sayın Cumhurbaşkanımız sizi yemeğe bekliyor!” dedi.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Köşkün giriş katında sarılıp öpüşürken ve arslan gibi bir albay bizi tepeden süzerken, o yine gülüyordu. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Yahu, hâlâ gülüyordu. Daha önce televizyonda görmüştüm. Şu dilime dolanan zaman, saçına hafifçe kırlar serpmiş, boynuna bir de papyon takmıştı. Ama, yüzündeki o sıcak baba ocağı çizgileriyle gözlerinin içindeki gülücüğü birtürlü söküp alamamıştı.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Devletin kaşları doğuştan çatık... Biz bir tebessüme de razı insanlarız. Kalpten bir tebessüme... Derin bir “oh!” çekerken ürktüm. Nazar değecek diye...</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">(…)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Bolu dağlarında içime, âni bir fikir ve duygu restleşmesinin hiç hoşuma gitmeyen sonucundan sonra, dağların dumanı gibi çöken suskunluktan, durgunluktan olsa gerek; zihnimde:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">“Dostum Gül, gül dostum, hep gül dostum, Gül hep dostum” </span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Diye, iki buçuk kelimeden ibaret gülünç bir akrobasi tekrar edip duruyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">…</span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px">Mehmet Kısakürek (Üstadın büyük oğlu)</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ebrar172, post: 178180, member: 157"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][URL="http://www.facebook.com/photo.php?pid=7871222&id=43355405713"][IMG]http://photos-b.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs160.snc1/5975_231940925713_43355405713_7871223_8171359_n.jpg[/IMG][/URL] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3] (…) Elle çizilmiş hayatın çekilmez suratından kaçma refleksi midir, nedir; insanın kafasına, ne birine anlatılabilen, ne de başka bir işe yarayan deli saçması şeyler takılıyor bazen... Otuz küsûr sene önce de gülüyordu. Babamın adıma kurduğu, evin dışında da beraber olduğumuz tek odalı Yayınevi, gençlerle dolup taşıyordu. Gencecik dostlarla... İşte dostumuz, sözkonusu dostumuz; beraberliklerimizin yekûnu böyle söylemese de, değil mi ki bizim paspasa ayak basmış olan dostumuz, o gençlerden biriydi. Ceketi buruşuktu. Dedim ya, gülüyordu. Sadece dinliyor ve hayranlıkla gülüyordu. Yağız yüzü aydınlık, bakışları zekiydi. Secdeyle dost alnına hafifçe perçemi düşüyordu. Seneler geçti. Vadeler doldu, hevesler soldu, “Üstad” gitti, dostlar gitti; bu dostu ise zaman, bir bir yuttuğu öbür dostlardan farklı olarak bizden çook uzaklara, kuru lâftan ve fikirden âzade neşv ü nemâ bulacağı iklimlere süpürdü. Bir tereddüt: “Hassas bir dünyaya aitim, pek insan takip etmem. Cenazelerimiz olmasaydı birbirimizin varlığını bile unutmuş olacaktık” dersem, nankörlük mü etmiş olurum?.. Galiba, evet... Çünkü onun işleri başından aşgındı, herbiri de “memleket meselesi”ydi. Buna rağmen lûtfetmiş, evimize kadar gelmişti. Bu durumda, pek tabii ki, canlı kanlı halimizin takipçisi değil, cenazelerimizin müdavimi olacaktı. Öyle oldu. Derken bir gün kendimi, birkaç dostla birlikte, Ankara’da, öyle bildiğiniz konutlara benzemeyen çok büyük bir konutta buldum. Görseniz, herbirini Galler Prensi zannedeceğiniz garsonların Ekselanslarına ve misafirlerine soldan “İngiliz servisi” yaptığı uzun bir yemek masasında... Ve, saray benzeri konutun sahibi tam karşımda... Ona farklı bir dikkatle baktım. Hayat onu yormuştu. Hayli yorgundu ama, gözleri, devamlı Üstad’ının ilk torununu, yeğenimi okşuyordu. Kendime göre dertlerim vardı. Dertsiz hayat olur mu?.. Mutlaka onun da... Ve kimbilir ne çapta?.. Fakat o... Gülüyordu. Otuz küsûr sene önce de aynı böyle gülüyordu. Yedik, içtik, konuştuk. Eskilerden bahsettik. Yemek sonrası rehaveti içinde ben üstüste sigaramı tüttürürken gözleri hafifçe daldı ve ne söyledi dersiniz?.. “–Kadıköy vapurunda çayla simit yemeyi çok özledim!..” Çayla simit... Benim güzel İstanbulumun Kadıköy vapurunun baş güvertesinde... Kayseri pastırması değil, buram buram İstanbul kokan “çayla simit”e bağlı hassasiyet, samimiyet, şiiriyet bana öyle dokundu ki, bunda kendime dair bir şeyler buldum ve insanın kalabalıklar içinde daha da derinleşen yalnızlığını düşünmeden edemedim. Ayrılıkta, içimden “İşin zor dostum. Ufku öteler olan insanlar için... Allan encâmını hayr’etsin!” derken dilimle de mırıldandım: “–Allah yardımcınız olsun!” (…) Günler geçti. “Günler geçti” derken, ve dostumuz Kadıköy vapurunda çay ve simidi özlerken, bu hasreti gidermek bir ihtimal olarak da ortadan kalkmasın mı?.. Bir akşam, telefondan gelen bir ses: “Daha önce bildirdiğimiz saatte değil, daha erken... Çünkü sayın Cumhurbaşkanımız sizi yemeğe bekliyor!” dedi. Köşkün giriş katında sarılıp öpüşürken ve arslan gibi bir albay bizi tepeden süzerken, o yine gülüyordu. Yahu, hâlâ gülüyordu. Daha önce televizyonda görmüştüm. Şu dilime dolanan zaman, saçına hafifçe kırlar serpmiş, boynuna bir de papyon takmıştı. Ama, yüzündeki o sıcak baba ocağı çizgileriyle gözlerinin içindeki gülücüğü birtürlü söküp alamamıştı. Devletin kaşları doğuştan çatık... Biz bir tebessüme de razı insanlarız. Kalpten bir tebessüme... Derin bir “oh!” çekerken ürktüm. Nazar değecek diye... (…) Bolu dağlarında içime, âni bir fikir ve duygu restleşmesinin hiç hoşuma gitmeyen sonucundan sonra, dağların dumanı gibi çöken suskunluktan, durgunluktan olsa gerek; zihnimde: “Dostum Gül, gül dostum, hep gül dostum, Gül hep dostum” Diye, iki buçuk kelimeden ibaret gülünç bir akrobasi tekrar edip duruyor. … Mehmet Kısakürek (Üstadın büyük oğlu)[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Edebiyat
GÜL'mek...(Mehmet Kısakürek)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst