Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Günaha Karşı Tevbe
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 87658" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">İNSAN GÜNAH işleyebilen bir varlık. “Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/allah.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış. Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O’ndan istemiş, O’nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O’nu tanımışız. Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tevbe ediyoruz, Allah tevbemizi kabul edendir. Allah Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah’ın bu isimlerine götürüyor, bizi O’na yöneltiyor. Böylece Allah’ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz. Bediüzzaman’ın dediği üzere, ‘Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor.’ Açıkçası, günah işlensin ki Allah’ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”1 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Ne kadar günah, o kadar tevbe</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">İnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tevbe üstüne tevbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tevbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmektedir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Allahu Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Allahu Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”2</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tevbe etse, tevbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, ‘günahında ısrar etmiş’ sayılmayacağı belirtilir.3 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Hz. Ali’nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, ‘çok çok bağışlayan, tevbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tevbe edişte tevbe edenin tevbesini kabul eden’ anlamına geliyor. Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/dua.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk’ın günahları bağışlaması O’nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî’nin belirttiği üzere, “Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Efendimizin(a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah’ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Enes radıyallahu anh, “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim” diyor.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Allahu Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”4</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Peygamber Efendimiz de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tevbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”5</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Anne çocuğunu ateşe atar mı?</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz. Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimizin müjdesini bize de ulaştırıyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Asla, atmaz” dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, ”İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.6</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor. O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tevbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur’ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”7</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Günahla manevî yükseliş</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Kul işlediği günahtan dolayı Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur’ân bu gerçeği ‘günahların sevaba dönüştürülmesi’ şeklinde anlatmaktadır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”8</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, “Birtakım günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha faydalıdır” derler.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz şöyle ifade eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tevbe edenlerdir.”9</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Hata işleyenlerin tevbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah’ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri sözkonusudur. Kur’ân’ın gösterdiği bu müjde, İslâm’ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Muhakkak ki, Allah çok çok tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.”10</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Peygamber Efendimiz, bu âyeti şöyle tefsir ederler:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.”11</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz, hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tevbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde ‘mahbubiyet’ mertebesi ve sevinci vardır. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, “Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tevbe etsek olmaz mı?” gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Böyle bir yaklaşım, herşeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, hâşa, Allah’ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur. Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah’a ait olduğu, Allah’ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf-reca muvazenesine, ümit-korku dengesine dikkat çekilir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kelebek.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Kaldı ki, “Nasıl olsa tevbe ederim” düşüncesiyle günaha dalan kimse tevbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah’ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tevbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">“Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü’minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, ‘def’i şer’ yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır. Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir. Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır. Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır. Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile, yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur. Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”12</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur’ân haber veriyor:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">“Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”13</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Madem öyledir, “Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”14 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">1. Müslim, Tevbe 9.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">3. Müsned, 5:130.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">4. Tirmizî, Daavât 98.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">5. Müslim, Tevbe 3.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">8. Furkan sûresi, 25:70.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">9. Tirmizî, Kıyâme 49.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">10. Bakara sûresi, 2:222.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">11. Müsned, 1:80.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">13. Nisa sûresi, 4:31.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.</span></span></p><p> </p><p> </p><p></p><p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">Mehmet Paksu</span></span></span></em></p><p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/printarticle.php?id=5210&op=1" target="_blank"></a></p><p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/printarticle.php?id=5210&op=1" target="_blank"></a></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 87658, member: 857"] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]İNSAN GÜNAH işleyebilen bir varlık. “Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua][IMG]http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/allah.gif[/IMG][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış. Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O’ndan istemiş, O’nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O’nu tanımışız. Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tevbe ediyoruz, Allah tevbemizi kabul edendir. Allah Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah’ın bu isimlerine götürüyor, bizi O’na yöneltiyor. Böylece Allah’ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz. Bediüzzaman’ın dediği üzere, ‘Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor.’ Açıkçası, günah işlensin ki Allah’ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”1 [/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Ne kadar günah, o kadar tevbe[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]İnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tevbe üstüne tevbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tevbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmektedir.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Allahu Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Allahu Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”2[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tevbe etse, tevbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, ‘günahında ısrar etmiş’ sayılmayacağı belirtilir.3 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Hz. Ali’nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, ‘çok çok bağışlayan, tevbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tevbe edişte tevbe edenin tevbesini kabul eden’ anlamına geliyor. Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua][IMG]http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/dua.gif[/IMG] Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk’ın günahları bağışlaması O’nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî’nin belirttiği üzere, “Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Efendimizin(a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah’ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Enes radıyallahu anh, “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim” diyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Allahu Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”4[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Peygamber Efendimiz de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tevbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”5[/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Anne çocuğunu ateşe atar mı?[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz. Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimizin müjdesini bize de ulaştırıyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Asla, atmaz” dediler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, ”İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.6[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor. O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tevbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur’ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”7[/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Günahla manevî yükseliş[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Kul işlediği günahtan dolayı Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur’ân bu gerçeği ‘günahların sevaba dönüştürülmesi’ şeklinde anlatmaktadır.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”8[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, “Birtakım günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha faydalıdır” derler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz şöyle ifade eder:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tevbe edenlerdir.”9[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Hata işleyenlerin tevbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah’ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri sözkonusudur. Kur’ân’ın gösterdiği bu müjde, İslâm’ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Muhakkak ki, Allah çok çok tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.”10[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Peygamber Efendimiz, bu âyeti şöyle tefsir ederler:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.”11[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz, hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tevbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde ‘mahbubiyet’ mertebesi ve sevinci vardır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, “Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tevbe etsek olmaz mı?” gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Böyle bir yaklaşım, herşeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, hâşa, Allah’ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur. Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah’a ait olduğu, Allah’ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf-reca muvazenesine, ümit-korku dengesine dikkat çekilir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua][IMG]http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kelebek.gif[/IMG][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Kaldı ki, “Nasıl olsa tevbe ederim” düşüncesiyle günaha dalan kimse tevbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah’ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tevbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.[/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]“Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur”[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü’minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, ‘def’i şer’ yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır. Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir. Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır. Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır. Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile, yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur. Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”12[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur’ân haber veriyor:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]“Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”13[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Madem öyledir, “Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”14 [/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]1. Müslim, Tevbe 9.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]3. Müsned, 5:130.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]4. Tirmizî, Daavât 98.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]5. Müslim, Tevbe 3.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]8. Furkan sûresi, 25:70.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]9. Tirmizî, Kıyâme 49.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]10. Bakara sûresi, 2:222.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]11. Müsned, 1:80.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]13. Nisa sûresi, 4:31.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.[/FONT][/SIZE] [LEFT][I][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=red]Mehmet Paksu[/COLOR][/SIZE][/FONT][/I][/LEFT] [URL="http://www.sorularlaislamiyet.com/printarticle.php?id=5210&op=1"] [/URL] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Günaha Karşı Tevbe
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst