Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Günahlar gözümüzde küçüldükçe, hükümler büyüdü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 96062" data-attributes="member: 8679"><p><strong><span style="color: blue">İslâm hukukuna dair en fazla eleştirilen hususların günahlara dair hükümler olması, acaba bir tesadüf mü? </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">"Bu çağda ha!" gibi taaccüb cümleleriyle başlayan ve çağın hâkim algısını dinî hükümler üzerine bir hâkem olarak tayin eden yaklaşımlar, neden kabûl görür, hiç düşündük mü? Düşündüksek de bir çâre bulabildik mi? </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İnsanı varlığın merkezine yerleştiren hümanist söylemler, geniş Müslüman kitlelerin zihin algısına sinsi bir virüs gibi bulaştığından beri, insanın zaafları da, günaha meyleden arzuları da okşanmaya başlandı. Bu hümanist söylemlere müptela dindarlar da, bu virüsün farkında olmadığından olsa gerek, algısını zehirleyen unsurlardan kurtulmak için bir gayret içine dahi girmiyorlar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İnsanı varlık dünyasının merkezine yerleştiren modernite, bunun gereği olarak onu sınırlayan dinî hükümleri tâ başından beri hedef almıştır. Bunun zaruri sonucu da, ibâhiyeci hayat anlayışının geniş kitlelerce kabûlü olmuştur. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Apriorinin gereğidir; Allah'a inanmak her şeyden önce insan hayatına sınırlar getiren aşkın bir varlığa inanmaktır. Modern seküler aklın kabûl edemediği tam da budur. Zaten moderniteyi ortaya çıkaran süreç, insanı her türlü sınırdan âzade kılma arayışları değil miydi? </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Moderniteye ideolojik olarak mesafeli duran, buna rağmen, onun büyüsünden de kendisini kurtaramamış dindar bilinci, eşyayla temasında, modern ibâhiyeci reflekslerle hareket eder. İçinden geçtiği modern eğitim onu böyle kurgulamıştır. Bu yüzden de onun bilinci yaralıdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ve bu yaralı bilinç, biraz kurgusu gereği ve biraz da nefsinin iğvasıyla bazen klasik metodolojinin yöntemlerini kullanıyor görüntüsü vererek, bazen de hermenotiğin sunduğu imkânlara sığınarak mütemâdiyen haram sınırları örselemektedir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Çünkü zihne musallat olan virüs, sahibine günahları önemsiz gösteriyor. Günahlar gözümüzde küçüldükçe de, onlara dair İslâm ceza hukukunun gerekli müeyyideleri gözümüzde büyümekte ve dolayısıyla ilgili nassların beşer müdahalesiyle esnetilmesi ya da en azından hayatımıza tesir etmeyecek derecede algı dünyamızın en kuytu köşesine mahkûm edilmesi kaçınılmaz olmaktadır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Modern çağda nassların gereğini savunamıyor, "yaralı bilinç". Günahlara, günah demekten de hazzetmiyor. Bu bağlamda Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerine bol bol atıf yaparken, O’nun diğer isimlerini hatırlamaz bile.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu tuzağa düşer, çünkü, modern dünyanın câzibesine direnecek donanmdan yoksundur. Vicdanının sesinin kendisini yakalamaması için ise suçun uhrevî boyutunu bilerek unutma yoluna gider. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ameldeki kaymalar önce tasavvur dünyasında başlar. Tasavvur dünyasında anlam bulanıklaştımıydı, bunun izdüşümünü amellerde rahatlıkla görebilirsiniz artık… </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu vasatta günahlar, hayatımızda önemsiz hâle gelecektir, hem de tüm dindarlık iddialarımıza rağmen. Hele de kutsadığımız özel alanımızda. Mahrem alanımız deyince sanki helal ve haram çizgilerinin flulaştığı, kişinin yasaklara karşı kayıtsız kalacağı bir alanmış gibi algılanıyor.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Sözün burasında Sevbân hadisini hatırlamanın tam zamanı! </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Sahabeden Sevbân (r.anh)'ın naklettiği şu hadis gâyet mânidardır: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâla hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez).'</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bunun üzerine Sevban sorar: 'Ey Allah'ın Resûlü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!" </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Efendimiz (s.a.v) şöyle açıklar durumu: </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">'Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibâdetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah'ın yasaklarıyla tenhâda baş başa kalınca o yasakları önemsemez; ihlâl ederler, çiğnerler.' " (İbn Mâce: 2/1418, hn. 4245, Tabarânî., el-Mu'cemi'l Sağîr: 1/396)</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Tarihin hiçbir döneminde, Müslümanlar, bu hadisin tavsif ettiği mâna kapsamına bugün girdiği kadar girmedi. Maksadımız kimseyi suçlamak değil elbet. Maksadımız, Allah’ın rızasını önemseyen, O’nu hayatının merkezi kılan mü’min gönüllere bu meyanda bir muhasebe yapmanın gereğini hatırlatmaktır sadece. Yapılan onca hayırlı amellerin boşa gitmesi gibi bir tehlike, mü’min bir kalbin önemsemeyeceği bir tehlike olmamalı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Spesifik örneklere girmiyorum. Her insan kendi özel alanında nelerin cereyan ettiğini ağyardan daha iyi bilir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu tahlil iyi yapılırsa, günahların gözümüzde neden küçüldüğünü, onlara dair dinî hükümlerin de neden büyüdüğünü daha iyi anlarız. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Elhak, suç ve ceza birbirine orantılı olmalıdır. Lâkin, algımızda; günah küçük, ceza da büyük olursa, varacağımız yer cezaî hükümleri suç lehine parça parça hayat dışı bırakmak olacaktır.</span></strong></p><p> </p><p><strong>Serdar Demirel</strong> - Vakit</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 96062, member: 8679"] [B][COLOR=blue]İslâm hukukuna dair en fazla eleştirilen hususların günahlara dair hükümler olması, acaba bir tesadüf mü? "Bu çağda ha!" gibi taaccüb cümleleriyle başlayan ve çağın hâkim algısını dinî hükümler üzerine bir hâkem olarak tayin eden yaklaşımlar, neden kabûl görür, hiç düşündük mü? Düşündüksek de bir çâre bulabildik mi? İnsanı varlığın merkezine yerleştiren hümanist söylemler, geniş Müslüman kitlelerin zihin algısına sinsi bir virüs gibi bulaştığından beri, insanın zaafları da, günaha meyleden arzuları da okşanmaya başlandı. Bu hümanist söylemlere müptela dindarlar da, bu virüsün farkında olmadığından olsa gerek, algısını zehirleyen unsurlardan kurtulmak için bir gayret içine dahi girmiyorlar. İnsanı varlık dünyasının merkezine yerleştiren modernite, bunun gereği olarak onu sınırlayan dinî hükümleri tâ başından beri hedef almıştır. Bunun zaruri sonucu da, ibâhiyeci hayat anlayışının geniş kitlelerce kabûlü olmuştur. Apriorinin gereğidir; Allah'a inanmak her şeyden önce insan hayatına sınırlar getiren aşkın bir varlığa inanmaktır. Modern seküler aklın kabûl edemediği tam da budur. Zaten moderniteyi ortaya çıkaran süreç, insanı her türlü sınırdan âzade kılma arayışları değil miydi? Moderniteye ideolojik olarak mesafeli duran, buna rağmen, onun büyüsünden de kendisini kurtaramamış dindar bilinci, eşyayla temasında, modern ibâhiyeci reflekslerle hareket eder. İçinden geçtiği modern eğitim onu böyle kurgulamıştır. Bu yüzden de onun bilinci yaralıdır. Ve bu yaralı bilinç, biraz kurgusu gereği ve biraz da nefsinin iğvasıyla bazen klasik metodolojinin yöntemlerini kullanıyor görüntüsü vererek, bazen de hermenotiğin sunduğu imkânlara sığınarak mütemâdiyen haram sınırları örselemektedir. Çünkü zihne musallat olan virüs, sahibine günahları önemsiz gösteriyor. Günahlar gözümüzde küçüldükçe de, onlara dair İslâm ceza hukukunun gerekli müeyyideleri gözümüzde büyümekte ve dolayısıyla ilgili nassların beşer müdahalesiyle esnetilmesi ya da en azından hayatımıza tesir etmeyecek derecede algı dünyamızın en kuytu köşesine mahkûm edilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Modern çağda nassların gereğini savunamıyor, "yaralı bilinç". Günahlara, günah demekten de hazzetmiyor. Bu bağlamda Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerine bol bol atıf yaparken, O’nun diğer isimlerini hatırlamaz bile. Bu tuzağa düşer, çünkü, modern dünyanın câzibesine direnecek donanmdan yoksundur. Vicdanının sesinin kendisini yakalamaması için ise suçun uhrevî boyutunu bilerek unutma yoluna gider. Ameldeki kaymalar önce tasavvur dünyasında başlar. Tasavvur dünyasında anlam bulanıklaştımıydı, bunun izdüşümünü amellerde rahatlıkla görebilirsiniz artık… Bu vasatta günahlar, hayatımızda önemsiz hâle gelecektir, hem de tüm dindarlık iddialarımıza rağmen. Hele de kutsadığımız özel alanımızda. Mahrem alanımız deyince sanki helal ve haram çizgilerinin flulaştığı, kişinin yasaklara karşı kayıtsız kalacağı bir alanmış gibi algılanıyor. Sözün burasında Sevbân hadisini hatırlamanın tam zamanı! Sahabeden Sevbân (r.anh)'ın naklettiği şu hadis gâyet mânidardır: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâla hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez).' Bunun üzerine Sevban sorar: 'Ey Allah'ın Resûlü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!" Efendimiz (s.a.v) şöyle açıklar durumu: 'Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibâdetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah'ın yasaklarıyla tenhâda baş başa kalınca o yasakları önemsemez; ihlâl ederler, çiğnerler.' " (İbn Mâce: 2/1418, hn. 4245, Tabarânî., el-Mu'cemi'l Sağîr: 1/396) Tarihin hiçbir döneminde, Müslümanlar, bu hadisin tavsif ettiği mâna kapsamına bugün girdiği kadar girmedi. Maksadımız kimseyi suçlamak değil elbet. Maksadımız, Allah’ın rızasını önemseyen, O’nu hayatının merkezi kılan mü’min gönüllere bu meyanda bir muhasebe yapmanın gereğini hatırlatmaktır sadece. Yapılan onca hayırlı amellerin boşa gitmesi gibi bir tehlike, mü’min bir kalbin önemsemeyeceği bir tehlike olmamalı. Spesifik örneklere girmiyorum. Her insan kendi özel alanında nelerin cereyan ettiğini ağyardan daha iyi bilir. Bu tahlil iyi yapılırsa, günahların gözümüzde neden küçüldüğünü, onlara dair dinî hükümlerin de neden büyüdüğünü daha iyi anlarız. Elhak, suç ve ceza birbirine orantılı olmalıdır. Lâkin, algımızda; günah küçük, ceza da büyük olursa, varacağımız yer cezaî hükümleri suç lehine parça parça hayat dışı bırakmak olacaktır.[/COLOR][/B] [B]Serdar Demirel[/B] - Vakit [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Günahlar gözümüzde küçüldükçe, hükümler büyüdü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst