Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Günahlar Kader Mi Kusur Mu?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 436813" data-attributes="member: 1004566"><p><strong>Günahlar Kader Mi Kusur Mu?</strong></p><p></p><p><a href="http://semerkanddergisi.com/author/nurullahtoprak/" target="_blank">Nurullah Toprak</a> | </p><p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"> </span></span><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Bazı işler var ki, gerçekleşmeleri kendi istek ve irademize bağlı değil. Gözümüzün görmesi, kulağımızın işitmesi, kanımızın dolaşması, tırnak ve saçlarımızın büyümesi gibi. Fıkıhta bunlara “zorunlu veya irade dışı filler” denir. Bu tür filler irade dışı meydana geldiği için, kula bir sevap veya günah yazılmaz. Ancak, insanoğlunun kendi irade, akıl ve tercihiyle yaptığı işler, bir yaştan sonra kendisini sorumlu yapar ve yapan için sevap veya ceza sebebi olur. Bir kimse geçerli bir özre sahip değilse, yaptıklarından sorumludur.</span></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İnsanın, yaptıklarından sorumlu olmaması için bazı özürlerinin olması gerekir:</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Çocukluk: Çocuk, büluğ çağına erinceye kadar ilahi emirlerle sorumlu tutulmaz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Delilik ve Bunaklık: İyiyi-kötüyü ayırt edemeyecek kadar akılsız veya bunayarak şuurunu kaybetmiş olanlar dinin hükümleriyle mükellef olmazlar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İlahi Devletten Haberdar Olmamak: Kendilerine bir peygamber gönderilmeyen veya gönderilen peygamberlerin davetini hiç duymayan kimseler, Allahu Tealâ’nın: “Biz, peygamber göndermediğimiz kimselere azap etmeyiz” (İsra/15, Kasas/59) hükmüne tabidir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Allahu Tealâ, bütün insanlığa son peygamber olarak Hz. Muhammed (A.S.) Efendimizi gönderdi. Kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlar, O’nun davet ettiği İslâm dininden sorumludur. Ancak, bu sorumluluğun gerçekleşmesi için İslâm’ın, insanlara tam, doğru ve açık bir şekilde ulaşması, ulaştırılması gerekir. Kendisine doğru yol açıkça anlatılan bir insan, bundan sonraki tercihine göre karşılık görecektir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İnsana, önce akıl nimeti verilmiş, sonra kendisine Yüce Rabbine karşı vazifelerini öğretecek bir peygamber gönderilmiştir. O peygamberle birlikte ilahi emirleri bildiren bir de kitap var. Ayrıca, bu ilahi kitabı ve peygamberin davetini insanlara ulaştıran davetçiler de kıyamete kadar görev başında. Bundan sonra insan, sıhhat ve afiyet içinde büluğ çağına ulaşır da rüşdünü ispat ederse, artık sorumluluk onun için başlamış olur. Bundan sonra hiç kimse, Allahu Tealâ’ya isyanı için herhangi bir özür ileri süremez.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Ancak, tarihte ve günümüzde pek çok insan, işlediği kusur ve günahlar için bir takım özürler ileri sürdüler. Dediler ki:</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">“Biz Allah’ın iradesi dışına çıkamayız. Yaptıklarımızı Allah dilemeseydi biz yapamazdık. Her şey bir kadere bağlıdır. Kaderin bizim için çizdiği yolda gidiyoruz.”</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Kulun, işlediği günahlarına karşılık ileri sürebileceği bir özür değil bu sözler. İnsan bu şekilde yalnızca kendisini kandırıyor ve Yüce Rabbinden uzaklaşmasına sebep olacak sözler söylüyor. Şeytanın bir oyunu bu. İnsan, kendisini nura, hayra, itaata, ibadete, cennete ve Allah rızasına çağıran davetçiye uymuyor da, şeytana kulak verip, şerre koşuyor. Sonra da “kader böyle, ben ne yapabilirim ki?” diyerek, kendini bırakıp, kaderi öne sürüyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Bu halde bile Yüce Rabbi insanı bırakmıyor. Ona acıyor, yoluna ve nuruna davet ediyor, tevbesini bekliyor, affını müjdeliyor, cennetini vadediyor. Ama isyankar insan davet edildiği rahmet kapısını kendi üzerine kapatıyor, ona sırtını dönüyor. Ardından, “ben o kapıdan kovuldum, mahrum oldum, ne yapabilirim ki, elimden ne gelir?” diyor. Bu, insanın kendi kendine zulmetmesi, kendi canına kıymasıdır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İsyana dalıp, “ben ne yapayım kaderim bu!” demeyi ne iman, ne ilim, ne de akıl ve tecrübe kabul ediyor. İman, Allah’a teslimiyeti, sevgiyi, saygı ve itimadı istiyor. İlim, tevbe yapılıp terk edilmeyen kötülüğün ateşe götüreceğini söylüyor. Akıl, isyan ederek Allah’a dost olunmayacağını biliyor. Tarih, kötülüğe dalanların acı sonunu görüp ibret almayanların aynı akıbete uğrayacağını ispat ediyor. Ayrıca, Hak yolunun peygamberi, kitabı ve davetçileri, yüksek sesle herkese: “Haram işlerden ve kötü hallerden sakının, onlarda iyilik aramayın, onlara dalan ateşe düşüyor, cennet ve cemalden mahrum kalıyor!” diye haykırıyor. O ise bütün bunlara kulak tıkıyor, kendi bildiğini okuyor. Bu ne acı bir haldir ki insan, Rabbine karşı şeytanın tarafına geçiyor, ona yardımcı oluyor. İsteyerek, hatta bazen kendini zorlayarak kötülükleri işliyor da, ibadetlere gelince, “ne yapayım kader” diyor, gevşek davranıyor. İsyana kendini mecbur hissediyor; itaate gelince, güya hürriyetini kullanıyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İşlediği bir kötülükten sonra: “ben ne yapayım kaderde böyle yazılmış!” diye nefsini savunan bir kimse, evinde durmadan yaramazlık yapıp cam kıran, can yakan çocuğu için de: “ona nasıl kızayım ki, kaderi bu” diyebilir mi? Asla! Aksine hemen kulağına yapışıp hesabını sorar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Allah’a itaatten kaçıp kaderi bahane etmek, nefsin işlediği kusurlardan kaderi sorumlu tutmaktır ki, bu büyük bir hatadır. Böyle yapılırsa, özür kabahatten daha büyük olur. Birisi bize karşı işlediği bir suçtan sonra gelip özür dileme yerine, karşımıza geçip, “beni suçlama. Kader bu!” diyerek işi kadere havale etse, ona karşı kızgınlığımız artar; vereceğimiz ceza bir ise, bine çıkar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">İnsana düşen, bir kusur işledikten sonra, kendini kınaması, kusurunu itiraf etmesi, Allah’ın azameti karşısında boynunu bükmesi, O’nun tevbe emrine koşması, Allah’tan ümidini kesmemesidir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'georgia'"><span style="font-size: 12px">Yüce Yaratıcımız, bizden neyi yapmamızı istedi ise, ona ihtiyacı olduğundan değil; bizim o amelle şereflenmemiz, bu vesile ile Allah’a itaat edip sevgi ve rızasına ermemiz içindir. Herkes kulluktan kaçıp şerli birer insan olarak yaşasa, bunun alemlerin Rabbi olan Allah’a hiçbir zararı yok. Kul ne ederse kendine eder, burada ne ekerse ahirette onu biçer.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 436813, member: 1004566"] [B]Günahlar Kader Mi Kusur Mu?[/B] [URL="http://semerkanddergisi.com/author/nurullahtoprak/"]Nurullah Toprak[/URL] | [FONT=georgia][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][INDENT][FONT=georgia][SIZE=3]Bazı işler var ki, gerçekleşmeleri kendi istek ve irademize bağlı değil. Gözümüzün görmesi, kulağımızın işitmesi, kanımızın dolaşması, tırnak ve saçlarımızın büyümesi gibi. Fıkıhta bunlara “zorunlu veya irade dışı filler” denir. Bu tür filler irade dışı meydana geldiği için, kula bir sevap veya günah yazılmaz. Ancak, insanoğlunun kendi irade, akıl ve tercihiyle yaptığı işler, bir yaştan sonra kendisini sorumlu yapar ve yapan için sevap veya ceza sebebi olur. Bir kimse geçerli bir özre sahip değilse, yaptıklarından sorumludur. [/SIZE][/FONT] [/INDENT] [FONT=georgia][SIZE=3]İnsanın, yaptıklarından sorumlu olmaması için bazı özürlerinin olması gerekir:[/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Çocukluk: Çocuk, büluğ çağına erinceye kadar ilahi emirlerle sorumlu tutulmaz.[/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Delilik ve Bunaklık: İyiyi-kötüyü ayırt edemeyecek kadar akılsız veya bunayarak şuurunu kaybetmiş olanlar dinin hükümleriyle mükellef olmazlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]İlahi Devletten Haberdar Olmamak: Kendilerine bir peygamber gönderilmeyen veya gönderilen peygamberlerin davetini hiç duymayan kimseler, Allahu Tealâ’nın: “Biz, peygamber göndermediğimiz kimselere azap etmeyiz” (İsra/15, Kasas/59) hükmüne tabidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Allahu Tealâ, bütün insanlığa son peygamber olarak Hz. Muhammed (A.S.) Efendimizi gönderdi. Kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlar, O’nun davet ettiği İslâm dininden sorumludur. Ancak, bu sorumluluğun gerçekleşmesi için İslâm’ın, insanlara tam, doğru ve açık bir şekilde ulaşması, ulaştırılması gerekir. Kendisine doğru yol açıkça anlatılan bir insan, bundan sonraki tercihine göre karşılık görecektir. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]İnsana, önce akıl nimeti verilmiş, sonra kendisine Yüce Rabbine karşı vazifelerini öğretecek bir peygamber gönderilmiştir. O peygamberle birlikte ilahi emirleri bildiren bir de kitap var. Ayrıca, bu ilahi kitabı ve peygamberin davetini insanlara ulaştıran davetçiler de kıyamete kadar görev başında. Bundan sonra insan, sıhhat ve afiyet içinde büluğ çağına ulaşır da rüşdünü ispat ederse, artık sorumluluk onun için başlamış olur. Bundan sonra hiç kimse, Allahu Tealâ’ya isyanı için herhangi bir özür ileri süremez. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Ancak, tarihte ve günümüzde pek çok insan, işlediği kusur ve günahlar için bir takım özürler ileri sürdüler. Dediler ki:[/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]“Biz Allah’ın iradesi dışına çıkamayız. Yaptıklarımızı Allah dilemeseydi biz yapamazdık. Her şey bir kadere bağlıdır. Kaderin bizim için çizdiği yolda gidiyoruz.”[/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Kulun, işlediği günahlarına karşılık ileri sürebileceği bir özür değil bu sözler. İnsan bu şekilde yalnızca kendisini kandırıyor ve Yüce Rabbinden uzaklaşmasına sebep olacak sözler söylüyor. Şeytanın bir oyunu bu. İnsan, kendisini nura, hayra, itaata, ibadete, cennete ve Allah rızasına çağıran davetçiye uymuyor da, şeytana kulak verip, şerre koşuyor. Sonra da “kader böyle, ben ne yapabilirim ki?” diyerek, kendini bırakıp, kaderi öne sürüyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Bu halde bile Yüce Rabbi insanı bırakmıyor. Ona acıyor, yoluna ve nuruna davet ediyor, tevbesini bekliyor, affını müjdeliyor, cennetini vadediyor. Ama isyankar insan davet edildiği rahmet kapısını kendi üzerine kapatıyor, ona sırtını dönüyor. Ardından, “ben o kapıdan kovuldum, mahrum oldum, ne yapabilirim ki, elimden ne gelir?” diyor. Bu, insanın kendi kendine zulmetmesi, kendi canına kıymasıdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]İsyana dalıp, “ben ne yapayım kaderim bu!” demeyi ne iman, ne ilim, ne de akıl ve tecrübe kabul ediyor. İman, Allah’a teslimiyeti, sevgiyi, saygı ve itimadı istiyor. İlim, tevbe yapılıp terk edilmeyen kötülüğün ateşe götüreceğini söylüyor. Akıl, isyan ederek Allah’a dost olunmayacağını biliyor. Tarih, kötülüğe dalanların acı sonunu görüp ibret almayanların aynı akıbete uğrayacağını ispat ediyor. Ayrıca, Hak yolunun peygamberi, kitabı ve davetçileri, yüksek sesle herkese: “Haram işlerden ve kötü hallerden sakının, onlarda iyilik aramayın, onlara dalan ateşe düşüyor, cennet ve cemalden mahrum kalıyor!” diye haykırıyor. O ise bütün bunlara kulak tıkıyor, kendi bildiğini okuyor. Bu ne acı bir haldir ki insan, Rabbine karşı şeytanın tarafına geçiyor, ona yardımcı oluyor. İsteyerek, hatta bazen kendini zorlayarak kötülükleri işliyor da, ibadetlere gelince, “ne yapayım kader” diyor, gevşek davranıyor. İsyana kendini mecbur hissediyor; itaate gelince, güya hürriyetini kullanıyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]İşlediği bir kötülükten sonra: “ben ne yapayım kaderde böyle yazılmış!” diye nefsini savunan bir kimse, evinde durmadan yaramazlık yapıp cam kıran, can yakan çocuğu için de: “ona nasıl kızayım ki, kaderi bu” diyebilir mi? Asla! Aksine hemen kulağına yapışıp hesabını sorar. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Allah’a itaatten kaçıp kaderi bahane etmek, nefsin işlediği kusurlardan kaderi sorumlu tutmaktır ki, bu büyük bir hatadır. Böyle yapılırsa, özür kabahatten daha büyük olur. Birisi bize karşı işlediği bir suçtan sonra gelip özür dileme yerine, karşımıza geçip, “beni suçlama. Kader bu!” diyerek işi kadere havale etse, ona karşı kızgınlığımız artar; vereceğimiz ceza bir ise, bine çıkar. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]İnsana düşen, bir kusur işledikten sonra, kendini kınaması, kusurunu itiraf etmesi, Allah’ın azameti karşısında boynunu bükmesi, O’nun tevbe emrine koşması, Allah’tan ümidini kesmemesidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=georgia][SIZE=3]Yüce Yaratıcımız, bizden neyi yapmamızı istedi ise, ona ihtiyacı olduğundan değil; bizim o amelle şereflenmemiz, bu vesile ile Allah’a itaat edip sevgi ve rızasına ermemiz içindir. Herkes kulluktan kaçıp şerli birer insan olarak yaşasa, bunun alemlerin Rabbi olan Allah’a hiçbir zararı yok. Kul ne ederse kendine eder, burada ne ekerse ahirette onu biçer.[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Günahlar Kader Mi Kusur Mu?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst