Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
Günün Hikayesi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="gül damlasý" data-source="post: 161036" data-attributes="member: 10998"><p>ISLATILINCA BÜYÜYEN AYAKKABILAR</p><p> Sene 2000; ben dört yıllık öğretmendim. Üçüncü sınıfı okutuyordum. Tayinim Suriye sınırına yakın bir köye çıkmıştı. Halk Arapça konuşuyordu. Sınıfımda Abdullah adında çelimsiz mi çelimsiz bir çocuk vardı. En kısa boylu öğrencimdi. </p><p></p><p>Annesi kuma gelmişti. Yaşadığı ilçede aileler pazara sebze ve meyve satmaya gelirlermiş. Bu arada da kızlarını soran olursa fiyatını söyleyip verirlermiş. Eğer dul ve çocuklu ise, fiyat düşermiş. Bunları bana Abdullah'ın annesi anlattı. O da dul ve çocuklu idi. Yani ucuza gitmişti. Çocuğu istenmediği için babasına verilmişti. Bunun karşılığında yeni kocası ona iki bilezik almıştı. Gözlerinden akan yaşlarla anlatıyordu bunları… İlk eş evin hanımı, kuma ise hizmetçiydi. Abdullah ikinci eşten olma çocuğuydu. Köye göre varlıklı sayılabilecek bir aileydi ama bu hiç belli olmuyordu.</p><p></p><p>Sanki ikinci el araba pazarına gidip az kullanılmış araç satın alıyorlardı. Evde sürekli anne ve oğul dışlanıyor, şiddet görüyordu. Abdullah sınıfımda en zeki öğrencilerdendi. O sınıfım maskotuydu. Parlak fikirleri vardı. Beni daima güldürmeyi başarırdı. Birinci sınıftayken kolunu kırmış, üç ay ödevlerini bana yaptırmıştı. Üç ay hece tablosuna ulaşabilmesi için her derste kucağıma alıp okutmamı istemişti. Onun yüzünden sınıftaki bütün öğrencileri kucağımda okutmak zorunda kalmıştım.</p><p></p><p>Kış gününde bile üzerine giyecek bir kabanı yoktu. O küçücük parmakları mosmor olurdu. Ama onurluydu. Asla hiç kimsenin yardımını kabul etmezdi. Sürekli " Ben büyüğünce doktor olacağım. Annemin bütün morluklarını iyileştireceğim." derdi. Kendi morarmış kollarını hiçe sayarak…</p><p></p><p>Hava soğuk ve yağmur yağmıyordu. Ancak Abdullah, sürekli ayakları ıslak geliyordu. İki üç gün ses çıkarmadım. Artık dayanamayıp sordum. "Abdullah neden ayakların ıslak? Dışarıda yağmur yok. Nerede ıslatıyorsun kendi?" Abdullah bana mucit edası ile bakıp; yeni bir şey keşfettiğini söyledi. Merakla onu dinlemeye başladım:</p><p></p><p>_ Öğretmenim, bu ayakkabılar bana küçük geliyor. O yüzden her sabah giyerken canım acıyor. Ama ben ayakkabılarımı akşamdan suya koyarsam; sabah canımı acıtmadan giyebiliyorum. Yani ıslattığımda, ayakkabılarım büyüyor öğretmenim… Bunu ben icat ettim. Dedi.</p><p></p><p>İlk andaki şaşkınlığımı üzerimden atıp; sınıfa dönerek " Bu icadı için Abdullah arkadaşınızı alkışlayın." dedim. Bütün öğrenciler var güçleriyle Abdullah'ı alkışlıyordu. Küçük mucit de gülerek etrafına bakıyordu. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi…</p><p></p><p>Öyle bir şey yapmalıydım ki artık ıslatılmış ayakkabı giymemeliydi. Ertesi gün ayakkabıcıları dolaştım. Onlardan sınıfım için yardım edip edemeyeceklerini sordum. Şimdi "Neden sen almadın?" diye düşünüyorsanız; buna ailesi asla izin vermezdi. Bir dükkan tüm sınıfın ayakkabı ihtiyaçlarını karşılamayı kabul etti. Ben listeyi ve getirilecek ayakkabı numaralarını önceden aldığım için hemen dükkan sahibine uzattım. O da bir hafta sonra sözünü tuttu ve sınıfıma yirmi beş çift ayakkabı getirdi. Bunu ölmüş annesinin hayrına dağıttığını söyledi.</p><p></p><p></p><p>Böylece Abdullah da ıslatarak büyüttüğü ayakkabılarını rafa kaldırmış oldu.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="gül damlasý, post: 161036, member: 10998"] ISLATILINCA BÜYÜYEN AYAKKABILAR Sene 2000; ben dört yıllık öğretmendim. Üçüncü sınıfı okutuyordum. Tayinim Suriye sınırına yakın bir köye çıkmıştı. Halk Arapça konuşuyordu. Sınıfımda Abdullah adında çelimsiz mi çelimsiz bir çocuk vardı. En kısa boylu öğrencimdi. Annesi kuma gelmişti. Yaşadığı ilçede aileler pazara sebze ve meyve satmaya gelirlermiş. Bu arada da kızlarını soran olursa fiyatını söyleyip verirlermiş. Eğer dul ve çocuklu ise, fiyat düşermiş. Bunları bana Abdullah'ın annesi anlattı. O da dul ve çocuklu idi. Yani ucuza gitmişti. Çocuğu istenmediği için babasına verilmişti. Bunun karşılığında yeni kocası ona iki bilezik almıştı. Gözlerinden akan yaşlarla anlatıyordu bunları… İlk eş evin hanımı, kuma ise hizmetçiydi. Abdullah ikinci eşten olma çocuğuydu. Köye göre varlıklı sayılabilecek bir aileydi ama bu hiç belli olmuyordu. Sanki ikinci el araba pazarına gidip az kullanılmış araç satın alıyorlardı. Evde sürekli anne ve oğul dışlanıyor, şiddet görüyordu. Abdullah sınıfımda en zeki öğrencilerdendi. O sınıfım maskotuydu. Parlak fikirleri vardı. Beni daima güldürmeyi başarırdı. Birinci sınıftayken kolunu kırmış, üç ay ödevlerini bana yaptırmıştı. Üç ay hece tablosuna ulaşabilmesi için her derste kucağıma alıp okutmamı istemişti. Onun yüzünden sınıftaki bütün öğrencileri kucağımda okutmak zorunda kalmıştım. Kış gününde bile üzerine giyecek bir kabanı yoktu. O küçücük parmakları mosmor olurdu. Ama onurluydu. Asla hiç kimsenin yardımını kabul etmezdi. Sürekli " Ben büyüğünce doktor olacağım. Annemin bütün morluklarını iyileştireceğim." derdi. Kendi morarmış kollarını hiçe sayarak… Hava soğuk ve yağmur yağmıyordu. Ancak Abdullah, sürekli ayakları ıslak geliyordu. İki üç gün ses çıkarmadım. Artık dayanamayıp sordum. "Abdullah neden ayakların ıslak? Dışarıda yağmur yok. Nerede ıslatıyorsun kendi?" Abdullah bana mucit edası ile bakıp; yeni bir şey keşfettiğini söyledi. Merakla onu dinlemeye başladım: _ Öğretmenim, bu ayakkabılar bana küçük geliyor. O yüzden her sabah giyerken canım acıyor. Ama ben ayakkabılarımı akşamdan suya koyarsam; sabah canımı acıtmadan giyebiliyorum. Yani ıslattığımda, ayakkabılarım büyüyor öğretmenim… Bunu ben icat ettim. Dedi. İlk andaki şaşkınlığımı üzerimden atıp; sınıfa dönerek " Bu icadı için Abdullah arkadaşınızı alkışlayın." dedim. Bütün öğrenciler var güçleriyle Abdullah'ı alkışlıyordu. Küçük mucit de gülerek etrafına bakıyordu. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi… Öyle bir şey yapmalıydım ki artık ıslatılmış ayakkabı giymemeliydi. Ertesi gün ayakkabıcıları dolaştım. Onlardan sınıfım için yardım edip edemeyeceklerini sordum. Şimdi "Neden sen almadın?" diye düşünüyorsanız; buna ailesi asla izin vermezdi. Bir dükkan tüm sınıfın ayakkabı ihtiyaçlarını karşılamayı kabul etti. Ben listeyi ve getirilecek ayakkabı numaralarını önceden aldığım için hemen dükkan sahibine uzattım. O da bir hafta sonra sözünü tuttu ve sınıfıma yirmi beş çift ayakkabı getirdi. Bunu ölmüş annesinin hayrına dağıttığını söyledi. Böylece Abdullah da ıslatarak büyüttüğü ayakkabılarını rafa kaldırmış oldu. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
Günün Hikayesi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst