Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="nurul reþha" data-source="post: 223278" data-attributes="member: 1008015"><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Risale-i Nur Mesleğinde</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p></p><p> <strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">16 - ENANİYETİ TERK ETMEK ESASTIR</span></span></strong></p><p></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">(Hubb-u cah, İhlâs, Riya düsturlarına da bakınız)</span></span></p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Risale-i Nur Mesleğinde çok ehemmiyetle nazara verilen enaniyeti terk etmek düsturu hakkındaki sarih beyanlardan bir kısmıdır. </span></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Bediüzzaman Hazretlerinin terk-i enaniyette nümune-i imtisal bir hali ve vasiyeti:</span></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>1-</strong> «Bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile <strong>bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır</strong>. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. <strong>Risale-i Nur’daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum</strong>. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.”» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 201)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Enaniyet en mühim bir ruhî hastalık olup şirk-i hafîye kapı açar.</span></strong></span></span> @font-face { font-family: "Arial Black"; }@font-face { font-family: "Huseyin Gunday"; }@font-face { font-family: "Arial Narrow"; }@font-face { }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 10pt; font-family: "Arial Narrow"; }h1 { margin: 12pt 0cm 3pt; page-break-after: avoid; font-size: 16pt; font-family: Arial; }p.MsoFootnoteText, li.MsoFootnoteText, div.MsoFootnoteText { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 10pt; font-family: "Arial Narrow"; }p.dipnot, li.dipnot, div.dipnot { margin: 2pt 0cm 5pt; text-align: justify; text-indent: 28.05pt; font-size: 8pt; }div.Section1 { page: Section1; } </p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>2-</strong> «<strong><span style="color: #993300">İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ:</span></strong> <strong>Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler</strong>. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve <strong>uhuvvetin sırrı,</strong> şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip <a href="http://www.ittihad.com.tr/fckeditor.html?InstanceName=fulltext&Toolbar=Advanced#_ftn1" target="_blank">HAŞİYE onla</a>rın nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi <strong>hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir.</strong>» (Lem’alar sh: 165)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Enâniyeti terk edemeyen ehl-i diyanet, büyük hataya düşer.</span></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>3-</strong> «Enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-yı İlâhî de elde edilmez. Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbu fillah” sırrıyla, <strong>tarik-i hakta gidenlere</strong><strong>iftihar etmek</strong> ve arkalarından gitmek ve <strong>imamlık şerefini onlara bırakmak </strong>ve o <strong>hak yolunda</strong> kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle <strong>enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak</strong> ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve <strong>tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercih etmekle</strong> o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.» (Lem’alar sh: 153)</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> refakatle </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Risale-i Nur terk-i enâniyet dersini verir.</span></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>4-</strong> «<strong>Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir</strong>.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 49)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>5-</strong> «Hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, <strong>emsaline tefevvuk etmek gibi hisler </strong>ve insanlara iyi görünmek, tasannukârâne (haddinden fazla kendine ehemmiyet verdirmek) ve tekellüfkârâne (lâyık olmadığı yüksek makamlarda görünmek) tarzını takınmakla riya eder.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Risale-i Nur şakirdleri, <em>ene</em>’yi, <em>nahnü</em>’ye tebdil ettikleri, yani enaniyeti bırakıp, Risale-i Nur dairesinin şahs-ı mânevisinin hesabına çalışması, <em>ben</em> yerine <em>biz</em> demeleri</strong> ve ehl-i tarikatın fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ve nefs-i emmareyi öldürmek gibi riyadan kurtaran vasıtaların bu zamanda birisi de <strong>fenâ fi’l-ihvan</strong>, yani şahsiyetini kardeşlerinin şahs-ı maneviyesi içinde eritip öyle davrandığı için, inşaallah, ehl-i hakikatin riyadan kurtulmaları gibi, bu sırla onlar da kurtulurlar.» (Kastamonu Lâhikası sh: 184)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>6-</strong> «<strong>Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır.</strong> Cemaatten çıkan bir şahs-ı mânevî hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için, bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur o havuzdan da istifade edilmez.» (Kastamonu Lâhikası sh: 143)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>7-</strong> «Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder ehl-i dalâlet istifade ediyor.» (Kastamonu Lâhikası sh: 196)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>8-</strong> «Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve <strong>terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir</strong>. Çünkü, bu asırda <strong>en büyük tehlike benlikten</strong><strong>kusurunu görmek</strong> ve nefsini itham etmek gerektir.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 62)</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> ve hodfuruşluktan ileri geldiğinden, ehl‑i hak ve hakikat, mahviyetkârâne daima </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>9- </strong>«<strong>Bu zamanın bir hastalığı daha var o da benlik, enaniyet, hodfuruşluk</strong>, hayatını güzelce medeniyet fantaziyesiyle geçirmek iştahı, tiryakilik gibi hastalıklardır. <strong>Risale-i Nur’un Kur’ân’dan aldığı dersin en birinci esası benlik, enaniyet, hodfuruşluğu terk etmek lüzumudur</strong>.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 245)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>10- </strong>«Ehl-i dalâletin tarafgirleri, enâniyetten istifade edip kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten, <strong>insanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler</strong>.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Ey kardeşlerim! <strong>Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar</strong>. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. <strong>Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir</strong>. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, <strong>etrafına toplandığımız hizmet-i Kur’âniye, <em>ene’</em>yi kabul etmiyor, <em>nahnü</em> istiyor</strong>. “Ben demeyiniz, biz deyiniz” diyor.» (Mektubat sh: 424)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>11- </strong>«Kardeşlerim, <strong>enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır.</strong> Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife‑i vicdaniyenizdir.» (Mektubat sh: 426)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>12- </strong>«Aziz kardeşlerim,</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Evvel âhir tavsiyemiz, tesanüdünüzü <strong>muhafaza enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz</strong> ve itidal-i dem ve ihtiyattır. <em>Said Nursî </em>» (Şualar sh: 312)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>13- </strong>«“Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibarıyla dünyaya, <strong>enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir</strong>” deyip <strong>nefsinizi susturunuz.</strong>» (Kastamonu Lâhikası sh: 234)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>14- </strong>«İtidal-i dem ve tahammül etmek ve mümkün olduğu derecede bizim arkadaşlar uhuvvetlerini ve tesanüdlerini tevazu ile ve mahviyetle ve <strong>terk-i enâniyetle</strong> takviye etmek gayet lâzım ve zarurîdir.» (Şualar sh: 315)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>15- </strong>«Said, tam toprak gibi mahviyet ve <strong>terk-i enaniyet</strong> ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır tâ ki Risaletü’n-Nur’u bulandırmasın, tesirini kırmasın.» (Kastamonu Lâhikası sh: 18)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>16- </strong>«Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim <strong>mesleğimizde benlik, enaniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinab ediyoruz</strong>.» (Kastamonu Lâhikası sh: 146)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>17- </strong>«Bu mesele yalnız şahsıma taallûk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona minnettar olurdum. <strong>Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle olabileceğini</strong> kat’î kanaatimiz olduğu gibi, yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesleğe itaate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat <strong>garaz</strong> ve <strong>inat</strong> ve bir nevi <strong>taassub-u meslek</strong>iyeyi ihsas eden ve <strong>esrar-ı mestûreyi işaa</strong> suretinde gelen itiraz ve ayıplara karşı Eski Said (r.a.) lisanıyla derim: İşte meydan! En mutaassıp ulemadan ve en büyük velîden tut, tâ en dinsiz filozoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur’daki dâvâları ispat etmeye hazırım ve hem de ispat etmişim ki, benim mahvıma ve idamıma mütemadiyen çalışan zındık filozoflar ve mülhidler, o dâvâları cerh edemiyorlar ve edememişler.» (Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 62)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>18- </strong>«<strong>Gaflet ve dünyaperestlikten çıkan dehşetli bir enâniyet bu zamanda hükmediyor</strong>. Onun için ehl‑i hakikat —hattâ <strong>meşrû bir tarzda dahi olsa</strong>—<strong> enâniyetten, hodfuruşluktan vazgeçmeleri lâzım</strong> olduğundan, Risale-i Nur’un <strong>hakikî şakirdleri</strong>, buz parçası olan enâniyetlerini şahs-ı mânevîde ve havz-ı müşterekte erittiklerinden, inşaallah bu fırtınada sarsılmayacaklar.» (Şualar sh: 318)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>19- </strong>«İslâmiyet, tevhid-i hakikî dinidir ki, vasıtaları, esbabları iskat ediyor, enâniyeti kırıyor, ubudiyet-i hâlisa tesis ediyor. <strong>Nefsin rububiyeti</strong>nden tut, tâ <strong>her nevi rububiyet-i bâtılayı kat ediyor</strong>, reddediyor. Bu sır içindir ki, havastan bir büyük insan tam dindar olsa, enâniyeti terk etmeye mecbur olur. <strong>Enâniyeti terk etmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terk eder</strong>.» (Mektubat sh: 437)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>20-</strong> «İslâmiyetin esası, mahz-ı tevhiddir vesâit ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise, “velediyet” fikrini kabul ettiği için, vesâit ve esbaba bir kıymet verir, enâniyeti kırmaz. Adeta rububiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. </span></span></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ</span></span></p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enâniyetlerini muhafaza etmekle beraber, sabık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan <strong>İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar ya enâniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak</strong>. Onun için, bir kısmı lâkayt kalıyorlar, belki <strong>dinsiz oluyorlar</strong>.» (Mektubat sh: 326)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="color: blue">Yukarıda kısmen nakledilen beyanlar ve açık ifadelerin bir neticesi olarak Risale-i Nur Mesleğinde terk-i enaniyet, müsellem bir düstur ve esastır.</span></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"></span></span> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><a href="http://www.ittihad.com.tr/fckeditor.html?InstanceName=fulltext&Toolbar=Advanced#_ftnref1" target="_blank"><span style="font-family: 'Arial'">HAŞİYE</span></a> <span style="font-family: 'Arial'">Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. (Bediüzzaman)</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="nurul reþha, post: 223278, member: 1008015"] [B][FONT=Verdana][SIZE=2]Risale-i Nur Mesleğinde [/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Verdana][SIZE=2]16 - ENANİYETİ TERK ETMEK ESASTIR[/SIZE][/FONT][/B] [CENTER][CENTER][FONT=Verdana][SIZE=2](Hubb-u cah, İhlâs, Riya düsturlarına da bakınız)[/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Risale-i Nur Mesleğinde çok ehemmiyetle nazara verilen enaniyeti terk etmek düsturu hakkındaki sarih beyanlardan bir kısmıdır. [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Bediüzzaman Hazretlerinin terk-i enaniyette nümune-i imtisal bir hali ve vasiyeti:[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]1-[/B] «Bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile [B]bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır[/B]. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. [B]Risale-i Nur’daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum[/B]. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.”» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 201)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Enaniyet en mühim bir ruhî hastalık olup şirk-i hafîye kapı açar.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] @font-face { font-family: "Arial Black"; }@font-face { font-family: "Huseyin Gunday"; }@font-face { font-family: "Arial Narrow"; }@font-face { }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 10pt; font-family: "Arial Narrow"; }h1 { margin: 12pt 0cm 3pt; page-break-after: avoid; font-size: 16pt; font-family: Arial; }p.MsoFootnoteText, li.MsoFootnoteText, div.MsoFootnoteText { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 10pt; font-family: "Arial Narrow"; }p.dipnot, li.dipnot, div.dipnot { margin: 2pt 0cm 5pt; text-align: justify; text-indent: 28.05pt; font-size: 8pt; }div.Section1 { page: Section1; } [FONT=Verdana][SIZE=2][B]2-[/B] «[B][COLOR=#993300]İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ:[/COLOR][/B] [B]Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler[/B]. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve [B]uhuvvetin sırrı,[/B] şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip [URL="http://www.ittihad.com.tr/fckeditor.html?InstanceName=fulltext&Toolbar=Advanced#_ftn1"]HAŞİYE onla[/URL]rın nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi [B]hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir.[/B]» (Lem’alar sh: 165)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Enâniyeti terk edemeyen ehl-i diyanet, büyük hataya düşer.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]3-[/B] «Enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-yı İlâhî de elde edilmez. Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbu fillah” sırrıyla, [B]tarik-i hakta gidenlere[/B][B]iftihar etmek[/B] ve arkalarından gitmek ve [B]imamlık şerefini onlara bırakmak [/B]ve o [B]hak yolunda[/B] kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle [B]enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak[/B] ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve [B]tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercih etmekle[/B] o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.» (Lem’alar sh: 153)[/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2] refakatle [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Risale-i Nur terk-i enâniyet dersini verir.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]4-[/B] «[B]Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir[/B].» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 49)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]5-[/B] «Hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, [B]emsaline tefevvuk etmek gibi hisler [/B]ve insanlara iyi görünmek, tasannukârâne (haddinden fazla kendine ehemmiyet verdirmek) ve tekellüfkârâne (lâyık olmadığı yüksek makamlarda görünmek) tarzını takınmakla riya eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Risale-i Nur şakirdleri, [I]ene[/I]’yi, [I]nahnü[/I]’ye tebdil ettikleri, yani enaniyeti bırakıp, Risale-i Nur dairesinin şahs-ı mânevisinin hesabına çalışması, [I]ben[/I] yerine [I]biz[/I] demeleri[/B] ve ehl-i tarikatın fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ve nefs-i emmareyi öldürmek gibi riyadan kurtaran vasıtaların bu zamanda birisi de [B]fenâ fi’l-ihvan[/B], yani şahsiyetini kardeşlerinin şahs-ı maneviyesi içinde eritip öyle davrandığı için, inşaallah, ehl-i hakikatin riyadan kurtulmaları gibi, bu sırla onlar da kurtulurlar.» (Kastamonu Lâhikası sh: 184)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]6-[/B] «[B]Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır.[/B] Cemaatten çıkan bir şahs-ı mânevî hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için, bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur o havuzdan da istifade edilmez.» (Kastamonu Lâhikası sh: 143)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]7-[/B] «Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder ehl-i dalâlet istifade ediyor.» (Kastamonu Lâhikası sh: 196)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]8-[/B] «Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve [B]terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir[/B]. Çünkü, bu asırda [B]en büyük tehlike benlikten[/B][B]kusurunu görmek[/B] ve nefsini itham etmek gerektir.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 62)[/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2] ve hodfuruşluktan ileri geldiğinden, ehl‑i hak ve hakikat, mahviyetkârâne daima [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]9- [/B]«[B]Bu zamanın bir hastalığı daha var o da benlik, enaniyet, hodfuruşluk[/B], hayatını güzelce medeniyet fantaziyesiyle geçirmek iştahı, tiryakilik gibi hastalıklardır. [B]Risale-i Nur’un Kur’ân’dan aldığı dersin en birinci esası benlik, enaniyet, hodfuruşluğu terk etmek lüzumudur[/B].» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 245)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]10- [/B]«Ehl-i dalâletin tarafgirleri, enâniyetten istifade edip kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten, [B]insanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler[/B].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Ey kardeşlerim! [B]Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar[/B]. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. [B]Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir[/B]. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, [B]etrafına toplandığımız hizmet-i Kur’âniye, [I]ene’[/I]yi kabul etmiyor, [I]nahnü[/I] istiyor[/B]. “Ben demeyiniz, biz deyiniz” diyor.» (Mektubat sh: 424)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]11- [/B]«Kardeşlerim, [B]enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır.[/B] Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife‑i vicdaniyenizdir.» (Mektubat sh: 426)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]12- [/B]«Aziz kardeşlerim,[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Evvel âhir tavsiyemiz, tesanüdünüzü [B]muhafaza enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz[/B] ve itidal-i dem ve ihtiyattır. [I]Said Nursî [/I]» (Şualar sh: 312)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]13- [/B]«“Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibarıyla dünyaya, [B]enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir[/B]” deyip [B]nefsinizi susturunuz.[/B]» (Kastamonu Lâhikası sh: 234)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]14- [/B]«İtidal-i dem ve tahammül etmek ve mümkün olduğu derecede bizim arkadaşlar uhuvvetlerini ve tesanüdlerini tevazu ile ve mahviyetle ve [B]terk-i enâniyetle[/B] takviye etmek gayet lâzım ve zarurîdir.» (Şualar sh: 315)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]15- [/B]«Said, tam toprak gibi mahviyet ve [B]terk-i enaniyet[/B] ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır tâ ki Risaletü’n-Nur’u bulandırmasın, tesirini kırmasın.» (Kastamonu Lâhikası sh: 18)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]16- [/B]«Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim [B]mesleğimizde benlik, enaniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinab ediyoruz[/B].» (Kastamonu Lâhikası sh: 146)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]17- [/B]«Bu mesele yalnız şahsıma taallûk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona minnettar olurdum. [B]Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle olabileceğini[/B] kat’î kanaatimiz olduğu gibi, yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesleğe itaate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat [B]garaz[/B] ve [B]inat[/B] ve bir nevi [B]taassub-u meslek[/B]iyeyi ihsas eden ve [B]esrar-ı mestûreyi işaa[/B] suretinde gelen itiraz ve ayıplara karşı Eski Said (r.a.) lisanıyla derim: İşte meydan! En mutaassıp ulemadan ve en büyük velîden tut, tâ en dinsiz filozoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur’daki dâvâları ispat etmeye hazırım ve hem de ispat etmişim ki, benim mahvıma ve idamıma mütemadiyen çalışan zındık filozoflar ve mülhidler, o dâvâları cerh edemiyorlar ve edememişler.» (Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 62)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]18- [/B]«[B]Gaflet ve dünyaperestlikten çıkan dehşetli bir enâniyet bu zamanda hükmediyor[/B]. Onun için ehl‑i hakikat —hattâ [B]meşrû bir tarzda dahi olsa[/B]—[B] enâniyetten, hodfuruşluktan vazgeçmeleri lâzım[/B] olduğundan, Risale-i Nur’un [B]hakikî şakirdleri[/B], buz parçası olan enâniyetlerini şahs-ı mânevîde ve havz-ı müşterekte erittiklerinden, inşaallah bu fırtınada sarsılmayacaklar.» (Şualar sh: 318)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]19- [/B]«İslâmiyet, tevhid-i hakikî dinidir ki, vasıtaları, esbabları iskat ediyor, enâniyeti kırıyor, ubudiyet-i hâlisa tesis ediyor. [B]Nefsin rububiyeti[/B]nden tut, tâ [B]her nevi rububiyet-i bâtılayı kat ediyor[/B], reddediyor. Bu sır içindir ki, havastan bir büyük insan tam dindar olsa, enâniyeti terk etmeye mecbur olur. [B]Enâniyeti terk etmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terk eder[/B].» (Mektubat sh: 437)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]20-[/B] «İslâmiyetin esası, mahz-ı tevhiddir vesâit ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise, “velediyet” fikrini kabul ettiği için, vesâit ve esbaba bir kıymet verir, enâniyeti kırmaz. Adeta rububiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. [/SIZE][/FONT] [CENTER][CENTER][FONT=Verdana][SIZE=2]اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ[/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=2]âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enâniyetlerini muhafaza etmekle beraber, sabık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan [B]İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar ya enâniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak[/B]. Onun için, bir kısmı lâkayt kalıyorlar, belki [B]dinsiz oluyorlar[/B].» (Mektubat sh: 326)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B][COLOR=blue]Yukarıda kısmen nakledilen beyanlar ve açık ifadelerin bir neticesi olarak Risale-i Nur Mesleğinde terk-i enaniyet, müsellem bir düstur ve esastır.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][URL="http://www.ittihad.com.tr/fckeditor.html?InstanceName=fulltext&Toolbar=Advanced#_ftnref1"][FONT=Arial]HAŞİYE[/FONT][/URL] [FONT=Arial]Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. (Bediüzzaman)[/FONT][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst