Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 236559" data-attributes="member: 1008315"><p>Aczini bilmekte büyük rahmet vardır…</p><p> 06 Şubat 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi...</p><p> </p><p> <em><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p><p> DÖRDÜNCÜ NÜKTE</p><p> İnsan, şu kâinat içinde pek nâzik ve nâzenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudât, ona musahhar olmuş.</p><p> Eğer insan zaafını anlayıp, kâlen, halen, tavren duâ etse ve aczini bilip istimdâd eylese, o teshîrin şükrünü edâ ile beraber, matlûbuna öyle muvaffak olur ve maksadları ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle onun aşr-ı mîşârına muvaffak olamaz. Yalnız, bâzı vakit, lisân-ı hal duâsıyla hâsıl olan bir matlûbunu, yanlış olarak kendi iktidarına hamleder.</p><p> Meselâ, tavuğun yavrusunun zaafındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine musahhar edip, onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte, cây-ı dikkat, zaaftaki bir kuvvet ve şâyân-ı temâşâ bir cilve-i rahmet!..</p><p> Nasıl ki, nazdar bir çocuk, ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazin haliyle, matlûblarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, o matlûblardan binden birisine, bin defa kuvvetciğiyle yetişemez. Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himâyeti tahrik ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi, böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himâyeti ittiham etmek sûretiyle, ahmakâne bir gururla, "Ben kuvvetimle bunları teshîr ediyorum" dese, elbette bir tokat yiyecektir.</p><p> İşte, insan dahi, Hâlıkının rahmetini inkâr ve hikmetini ittiham edecek bir tarzda küfrân-ı nimet sûretinde, Kârun gibi "Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım" (Kasas Sûresi: 78.) dese, elbette sille-i azaba kendini müstehak eder. (Sözler 23. Söz sh.296)</p><p> Bediüzzaman Said Nursi</p><p> <strong><u>SÖZLÜK</u></strong></p><p><strong><u> </u></strong>ÂCZ : Güçsüzlük, kudretsizlik.</p><p> AŞR-I MÎŞÂR : Onda birin onda biri, yüzde bir.</p><p> CÂY-I DİKKAT : Dikkat edilecek nokta; dikkat edilecek yer veya şey.</p><p> CİLVE-İ RAHMET : Rahmet tecellîsi,görüntüsü.</p><p> EDÂ : Yerine getirme, ödemek</p><p> HÂLEN : Tavır, hareket, davranış veya durum olarak.</p><p> HÁLIK : Yaratıcı, herşeyi yoktan yaratan Allah.</p><p> HAMLETMEK : Yüklemek, yüklenmek, isnad etmek.</p><p> HAZİN : Hüzün veren, acıklı, kederli.</p><p> HİMÂYET : Koruma, korunma.</p><p> İKTİDÂR : Güç, kuvvet.</p><p> İKTİDÂR-I ZÂTÎ : Kendi gücü, kendi kudreti.</p><p> İSTİMDAD : Medet ve yardım istemek.</p><p> İTTİHAM : Suçlama; suçlu duruma düşürme.</p><p> KÁLEN : Söylemek sûretiyle; söyleyerek; sözle.</p><p> KAVÎ : Kuvvetli, sağlam, metin, zorlu.</p><p> KÜFRÂN-I NÎMET : Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği nîmetleri bilmeme ve hürmetsizlik etme, nankörlük.</p><p> MAKSAD : Ana fikir; kastedilmiş, istenilen şey.</p><p> MATLUB : Talep edilen. İstenen.</p><p> MEVCUDÂT : Yaratılmış olan, mevcut olan şeyler; varlıklar.</p><p> MUSAHHAR : Emre verilmiş, itaatkâr, fethedilmiş, birine bağlanmış.</p><p> MUVAFFAK : Başarılı.</p><p> NÂZENİN : İnce, nâzik, latîf, nazlı.</p><p> SİLLE-İ AZÂB : Azab tokadı.</p><p> ŞÂYÂN-I TEMÂŞA : Seyretmeye değer.</p><p> ŞEFKAT : Karşılıksız, samimi sevgi besleme; başkasının kederiyle alâkalı olma, acıyarak merhamet etme.</p><p> ŞÜKR : (Şükür) Allah'ın (C. C.) nimetlerine karşı memnunluk göstermek. Allah'a teşekkür.</p><p> TAHRİK : Harekete geçirme; kışkırtma.</p><p> TARZ : Usul, şekil, üslûb.</p><p> TAVREN : Hareket olarak, davranış olarak, tavırla.</p><p> TESHÎR : İtaat ettirmek, boyun eğdirmek, emir altına almak.</p><p> ZAAF : Zayıflık, iktidarsızlık, kudretsizlik.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 236559, member: 1008315"] Aczini bilmekte büyük rahmet vardır… 06 Şubat 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... [I][B]Bismillahirrahmanirrahim[/B][/I] DÖRDÜNCÜ NÜKTE İnsan, şu kâinat içinde pek nâzik ve nâzenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudât, ona musahhar olmuş. Eğer insan zaafını anlayıp, kâlen, halen, tavren duâ etse ve aczini bilip istimdâd eylese, o teshîrin şükrünü edâ ile beraber, matlûbuna öyle muvaffak olur ve maksadları ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle onun aşr-ı mîşârına muvaffak olamaz. Yalnız, bâzı vakit, lisân-ı hal duâsıyla hâsıl olan bir matlûbunu, yanlış olarak kendi iktidarına hamleder. Meselâ, tavuğun yavrusunun zaafındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine musahhar edip, onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte, cây-ı dikkat, zaaftaki bir kuvvet ve şâyân-ı temâşâ bir cilve-i rahmet!.. Nasıl ki, nazdar bir çocuk, ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazin haliyle, matlûblarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, o matlûblardan binden birisine, bin defa kuvvetciğiyle yetişemez. Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himâyeti tahrik ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi, böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himâyeti ittiham etmek sûretiyle, ahmakâne bir gururla, "Ben kuvvetimle bunları teshîr ediyorum" dese, elbette bir tokat yiyecektir. İşte, insan dahi, Hâlıkının rahmetini inkâr ve hikmetini ittiham edecek bir tarzda küfrân-ı nimet sûretinde, Kârun gibi "Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım" (Kasas Sûresi: 78.) dese, elbette sille-i azaba kendini müstehak eder. (Sözler 23. Söz sh.296) Bediüzzaman Said Nursi [B][U]SÖZLÜK [/U][/B]ÂCZ : Güçsüzlük, kudretsizlik. AŞR-I MÎŞÂR : Onda birin onda biri, yüzde bir. CÂY-I DİKKAT : Dikkat edilecek nokta; dikkat edilecek yer veya şey. CİLVE-İ RAHMET : Rahmet tecellîsi,görüntüsü. EDÂ : Yerine getirme, ödemek HÂLEN : Tavır, hareket, davranış veya durum olarak. HÁLIK : Yaratıcı, herşeyi yoktan yaratan Allah. HAMLETMEK : Yüklemek, yüklenmek, isnad etmek. HAZİN : Hüzün veren, acıklı, kederli. HİMÂYET : Koruma, korunma. İKTİDÂR : Güç, kuvvet. İKTİDÂR-I ZÂTÎ : Kendi gücü, kendi kudreti. İSTİMDAD : Medet ve yardım istemek. İTTİHAM : Suçlama; suçlu duruma düşürme. KÁLEN : Söylemek sûretiyle; söyleyerek; sözle. KAVÎ : Kuvvetli, sağlam, metin, zorlu. KÜFRÂN-I NÎMET : Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği nîmetleri bilmeme ve hürmetsizlik etme, nankörlük. MAKSAD : Ana fikir; kastedilmiş, istenilen şey. MATLUB : Talep edilen. İstenen. MEVCUDÂT : Yaratılmış olan, mevcut olan şeyler; varlıklar. MUSAHHAR : Emre verilmiş, itaatkâr, fethedilmiş, birine bağlanmış. MUVAFFAK : Başarılı. NÂZENİN : İnce, nâzik, latîf, nazlı. SİLLE-İ AZÂB : Azab tokadı. ŞÂYÂN-I TEMÂŞA : Seyretmeye değer. ŞEFKAT : Karşılıksız, samimi sevgi besleme; başkasının kederiyle alâkalı olma, acıyarak merhamet etme. ŞÜKR : (Şükür) Allah'ın (C. C.) nimetlerine karşı memnunluk göstermek. Allah'a teşekkür. TAHRİK : Harekete geçirme; kışkırtma. TARZ : Usul, şekil, üslûb. TAVREN : Hareket olarak, davranış olarak, tavırla. TESHÎR : İtaat ettirmek, boyun eğdirmek, emir altına almak. ZAAF : Zayıflık, iktidarsızlık, kudretsizlik. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst