Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 237629" data-attributes="member: 1008315"><p>HZ. Eyyüb (a.s)'ün meşhur kıssası</p><p> 14 Şubat 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi...</p><p> </p><p> <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p><p> <em>"Eyyüb de hatırla ki, Rabbine şöyle niyaz etmişti: 'Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.'" Enbiyâ Sûresi: 21:83.</em></p><p> SABIR KAHRAMANI Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın şu münâcâtı, hem mücerreb, hem tesirlidir. Fakat, âyetten iktibas suretinde, bizler münâcâtımızda (Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.) demeliyiz.</p><p> <u><strong>Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın meşhur kıssasının hülâsası şudur ki: </strong></u></p><p> Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek, kemâl-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra, yaralarından tevellüt eden kurtlar kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve marifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazife-i ubudiyete halel gelir düşüncesiyle, kendi istirahati için değil, belki ubudiyet-i İlâhiye için demiş: "Yâ Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor" diye münâcât edip, Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş, kemâl-i âfiyetini ihsan edip envâ-ı merhametine mazhar eylemiş.</p><p> <u><strong>İşte bu Lem'ada Beş Nükte var. </strong></u></p><p> <strong>BİRİNCİ NÜKTE </strong></p><p> Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb'den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.</p><p> Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyübiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız.</p><p> Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş'et eden kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i İmân olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.</p><p> Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor. (Lemalar, 2. Lema)</p><p> <strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></p><p> <strong>SÖZLÜK:</strong></p><p> BÂHUSUS : Bilhassa, özellikle, bununla beraber.</p><p> BÂTIN-I KALB : Kalbin içi, mânevî tarafı.</p><p> BÂTINÎ : İçe âit, içte olan.</p><p> ENVÂ-I MERHAMET : Merhametin çok çeşitli neticeleri.</p><p> GARAZ : Maksat, niyet, kasıt; kötü niyet ve kin.</p><p> HALEL : Bozukluk, eksiklik, başkası tarafından verilen zarar.</p><p> HÂLİS : Hilesiz, katıksız, saf, duru; her işi sırf Allah rızâsı için olan.</p><p> HULÂSA : Birşeyin, bir bâhsin özü; kısaca esâsı.</p><p> İKTİBAS : İstifâde sûretiyle alma. Alıntı.</p><p> İMHÂ : Yok etme.</p><p> İSTİĞFAR : Cenâb-ı Allah'tan kusurların affedilmesini, günâhların bağışlanmasını isteme.</p><p> KEMÂL : Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık.</p><p> KEMÂL-İ ÂFİYET : Tam ve mükemmel sıhhat, selâmet, iyi olma.</p><p> KISSA : İbret verici hikâye.</p><p> LİSÂN : Dil, anlatma şekli, tarzı.</p><p> MAHAL : Yer.</p><p> MAHALL-İ ÎMÂN : Îmânın bulunduğu yer; kalb.</p><p> MÂRİFET-İ İLÂHİYE : Allah'ı ilim ve fenlerle bilme.</p><p> MEŞHUR : Ünlü, bilinen.</p><p> MÜCERREB : Denenmiş, tecrübe edilmiş.</p><p> MÜNÂCÂT : Duâ, yakarış.</p><p> NEFRETKÂRÂNE : Tiksinerek, nefret ederek.</p><p> NEŞ'ET : Çıkma, doğma, meydana gelme, kaynaklanma, yetişme.</p><p> NEÛZU BİLLÂH : Allah korusun.</p><p> NÛR-U ÎMÂN : Îmândan gelen nûr, aydınlık, parlaklık.</p><p> SABR (SABIR) : Acıya ve zorluğa katlanmak. * Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması.</p><p> TAHAMMÜL : Sabretme, katlanma, dayanma.</p><p> TEVELLÜD : Doğma, doğum, doğmuşluk.</p><p> VAZİFE-İ UBÛDİYET : Kulluk vazifesi.</p><p> VESVESE : Şüphe, tereddüt, kuruntu, vehim, aslı olmayan ihtimaller.</p><p> ZEVK-İ RUHÂNÎ : Rûhâ âit zevk.</p><p> ZİKİR : Allah'ı çok çok anıp, büyüklüğünü düşünme.</p><p> ZİYÂDE : Fazla, çok.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 237629, member: 1008315"] HZ. Eyyüb (a.s)'ün meşhur kıssası 14 Şubat 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... [B]Bismillahirrahmanirrahim[/B] [I]"Eyyüb de hatırla ki, Rabbine şöyle niyaz etmişti: 'Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.'" Enbiyâ Sûresi: 21:83.[/I] SABIR KAHRAMANI Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın şu münâcâtı, hem mücerreb, hem tesirlidir. Fakat, âyetten iktibas suretinde, bizler münâcâtımızda (Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.) demeliyiz. [U][B]Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın meşhur kıssasının hülâsası şudur ki: [/B][/U] Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek, kemâl-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra, yaralarından tevellüt eden kurtlar kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve marifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazife-i ubudiyete halel gelir düşüncesiyle, kendi istirahati için değil, belki ubudiyet-i İlâhiye için demiş: "Yâ Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor" diye münâcât edip, Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş, kemâl-i âfiyetini ihsan edip envâ-ı merhametine mazhar eylemiş. [U][B]İşte bu Lem'ada Beş Nükte var. [/B][/U] [B]BİRİNCİ NÜKTE [/B] Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb'den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyübiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız. Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş'et eden kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i İmân olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar. Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor. (Lemalar, 2. Lema) [B]Bediüzzaman Said Nursi[/B] [B]SÖZLÜK:[/B] BÂHUSUS : Bilhassa, özellikle, bununla beraber. BÂTIN-I KALB : Kalbin içi, mânevî tarafı. BÂTINÎ : İçe âit, içte olan. ENVÂ-I MERHAMET : Merhametin çok çeşitli neticeleri. GARAZ : Maksat, niyet, kasıt; kötü niyet ve kin. HALEL : Bozukluk, eksiklik, başkası tarafından verilen zarar. HÂLİS : Hilesiz, katıksız, saf, duru; her işi sırf Allah rızâsı için olan. HULÂSA : Birşeyin, bir bâhsin özü; kısaca esâsı. İKTİBAS : İstifâde sûretiyle alma. Alıntı. İMHÂ : Yok etme. İSTİĞFAR : Cenâb-ı Allah'tan kusurların affedilmesini, günâhların bağışlanmasını isteme. KEMÂL : Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık. KEMÂL-İ ÂFİYET : Tam ve mükemmel sıhhat, selâmet, iyi olma. KISSA : İbret verici hikâye. LİSÂN : Dil, anlatma şekli, tarzı. MAHAL : Yer. MAHALL-İ ÎMÂN : Îmânın bulunduğu yer; kalb. MÂRİFET-İ İLÂHİYE : Allah'ı ilim ve fenlerle bilme. MEŞHUR : Ünlü, bilinen. MÜCERREB : Denenmiş, tecrübe edilmiş. MÜNÂCÂT : Duâ, yakarış. NEFRETKÂRÂNE : Tiksinerek, nefret ederek. NEŞ'ET : Çıkma, doğma, meydana gelme, kaynaklanma, yetişme. NEÛZU BİLLÂH : Allah korusun. NÛR-U ÎMÂN : Îmândan gelen nûr, aydınlık, parlaklık. SABR (SABIR) : Acıya ve zorluğa katlanmak. * Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. TAHAMMÜL : Sabretme, katlanma, dayanma. TEVELLÜD : Doğma, doğum, doğmuşluk. VAZİFE-İ UBÛDİYET : Kulluk vazifesi. VESVESE : Şüphe, tereddüt, kuruntu, vehim, aslı olmayan ihtimaller. ZEVK-İ RUHÂNÎ : Rûhâ âit zevk. ZİKİR : Allah'ı çok çok anıp, büyüklüğünü düşünme. ZİYÂDE : Fazla, çok. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst