Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 239579" data-attributes="member: 1008315"><p>Peygamberimizin doğumunda olan mucizeler</p><p> 26 Şubat 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi...</p><p> </p><p> <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p><p> Üçüncü Kısım: İrhasattan, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın velâdeti hengâmında vücuda gelen harikalardır ve hadiselerdir. O hadiseler, onun velâdetiyle alâkadar bir surette vücuda gelmiş.</p><p> Hem bi'setten evvel bazı hadiseler var ki, doğrudan doğruya birer mucizesidir. Bunlar çoktur. numune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadis kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç numuneyi zikredeceğiz.</p><p> Birincisi: Velâdet-i Nebevî gecesinde, hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibni Âs'ın annesi, hem Abdurrahman ibni Avf'ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki, üçü de demişler: "Velâdeti ânında biz öyle bir nur gördük ki, o nur maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı."</p><p> Üçüncüsü: Meşhur Kisrânın eyvânı (yani saray-ı meşhuresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve on dört şerefesinin düşmesidir.</p><p> Dördüncüsü: Sava'nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması -3- ve İstahrâbâd'da bin senedir daima iş'âl edilen, yanan ve sönmeyen, Mecusîlerin mâbud ittihaz ettikleri ateşin, velâdet gecesinde sönmesi...</p><p> İşte şu üç dört hadise işarettir ki, o yeni dünyaya gelen zat, ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlâhî ile olmayan şeylerin takdisini men edecektir. </p><p> Beşincisi: Çendan velâdet gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hadiseler de irhasat-ı Ahmediyedir (a.s.m.) ki, Sûre-i elem tera keyfe'de nass-ı kati ile beyan edilen Vak'a-i Fildir ki, Kâbe'yi tahrip etmek için, Ebrehe namında Habeş meliki gelip, fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlûp ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitaplarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hadise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın delâil-i nübüvvetindendir. Çünkü velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybî ve harika bir surette, Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur. (Mektubat)</p><p> <strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></p><p> <strong>SÖZLÜK:</strong></p><p> Bİ'SET : Başlangıç, geliş, çıkış. Peygamberliğin başlangıcı.</p><p> ÇENDAN : Gerçi, her ne kadar; o kadar; pek o kadar.</p><p> DELÂİL-İ NÜBÜVVET : Peygamberlik delilleri.</p><p> EİMME-İ HADÎS : Hadîs imamları.</p><p> EYVÂN : Köşk. Büyük sofa. Divanhâne. Saray.</p><p> FİL-İ MAHMUDÎ : Kâbe'yi tahribe gelen Ebrehenin en büyük fili.</p><p> HÂDİSE : Olay.</p><p> HENGÂM : An, zaman, vakit, sıra, çağ.</p><p> İNŞİKÁK : Parçalanma, kırılma.</p><p> İRHASAT : Dünyaya geldiği zaman</p><p> İRHÂSÂT-I AHMEDÎ : Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğinden önce meydana gelen hârikulâde hallerdir ki, bunlar peygamberliğine delil olan hâdiselerdendir.</p><p> İŞ'ÂL : Parlatma, nurlandırma, şûlelendirme, alevlendirme.</p><p> İTTİHAZ : Kabul etme, kabullenme, edinme.</p><p> KISSA-I ACÎBE : Şaşırtan, hayret veren kıssa, olay.</p><p> KİSRÂ-İ FÂRİS : Fars kralı. Eski İran Padişahına verilen ünvan.</p><p> MÂBUD : Kendisine ibâdet edilen, ibâdete lâyık olan; herşeyin kendisine ibâdet ettiği ve ibâdete lâyık tek varlık olan Allah.</p><p> MAĞLÛP : Yenilen.</p><p> MAĞRİB : Akşam; batı, günbatısı.</p><p> MAŞRIK : Güneşin doğacağı cihet, gündoğusu, doğu.</p><p> MECÛSİ : Ateşe tapan; ateşperest.</p><p> MELİK : Hükümdar, sultan. Mülk ve melekût sahibi.</p><p> MEVLİD : Doğma. Dünyaya gelme.</p><p> MU'CİZE : Benzerini yapmaktan insanların âciz kaldığı şey.</p><p> NASS-I KATÎ : Kur'ân ve hadisin hükmüyle kesinlik kazanan hükümler.</p><p> NÜMÛNE : Örnek, misal.</p><p> SANEM : Put, heykel.</p><p> SIHHAT : Sağlık, âfiyet. Hadisin bozulmadan gelmesi.</p><p> ŞEREFE : Minarenin ezan okunan yeri. Yüksek kale ve emsali yerlerdeki burç, çıkıntı.</p><p> TAFSİLEN : Etraflıca bilgi vererek.</p><p> TAHAKKUK : Delil ile ispat edilme, gerçekleşme.</p><p> TAHRİB : Yıkma, harap etme, bozma.</p><p> TAKDÎS : Mukaddes bilme. Allah'ı noksan ve kusurlardan pâk ve yüce kabul etmek.</p><p> VAK'A-İ FİL : Kâbe'yi yıkmaya gelen Ebrehe'nin Fil hâdisesi.</p><p> VELÂDET : Doğum, dünyaya geliş.</p><p> VELÂDET-İ NEBEVÎ : Peygamberin (a.s.m.) doğuşu; dünyaya gelişi.</p><p> VÜCUD : Mevcut olma. Var olmak.</p><p> ZİKRETMEK : Söylemek, ifade etmek, anmak.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 239579, member: 1008315"] Peygamberimizin doğumunda olan mucizeler 26 Şubat 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... [B]Bismillahirrahmanirrahim[/B] Üçüncü Kısım: İrhasattan, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın velâdeti hengâmında vücuda gelen harikalardır ve hadiselerdir. O hadiseler, onun velâdetiyle alâkadar bir surette vücuda gelmiş. Hem bi'setten evvel bazı hadiseler var ki, doğrudan doğruya birer mucizesidir. Bunlar çoktur. numune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadis kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç numuneyi zikredeceğiz. Birincisi: Velâdet-i Nebevî gecesinde, hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibni Âs'ın annesi, hem Abdurrahman ibni Avf'ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki, üçü de demişler: "Velâdeti ânında biz öyle bir nur gördük ki, o nur maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı." Üçüncüsü: Meşhur Kisrânın eyvânı (yani saray-ı meşhuresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve on dört şerefesinin düşmesidir. Dördüncüsü: Sava'nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması -3- ve İstahrâbâd'da bin senedir daima iş'âl edilen, yanan ve sönmeyen, Mecusîlerin mâbud ittihaz ettikleri ateşin, velâdet gecesinde sönmesi... İşte şu üç dört hadise işarettir ki, o yeni dünyaya gelen zat, ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlâhî ile olmayan şeylerin takdisini men edecektir. Beşincisi: Çendan velâdet gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hadiseler de irhasat-ı Ahmediyedir (a.s.m.) ki, Sûre-i elem tera keyfe'de nass-ı kati ile beyan edilen Vak'a-i Fildir ki, Kâbe'yi tahrip etmek için, Ebrehe namında Habeş meliki gelip, fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlûp ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitaplarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hadise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın delâil-i nübüvvetindendir. Çünkü velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybî ve harika bir surette, Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur. (Mektubat) [B]Bediüzzaman Said Nursi[/B] [B]SÖZLÜK:[/B] Bİ'SET : Başlangıç, geliş, çıkış. Peygamberliğin başlangıcı. ÇENDAN : Gerçi, her ne kadar; o kadar; pek o kadar. DELÂİL-İ NÜBÜVVET : Peygamberlik delilleri. EİMME-İ HADÎS : Hadîs imamları. EYVÂN : Köşk. Büyük sofa. Divanhâne. Saray. FİL-İ MAHMUDÎ : Kâbe'yi tahribe gelen Ebrehenin en büyük fili. HÂDİSE : Olay. HENGÂM : An, zaman, vakit, sıra, çağ. İNŞİKÁK : Parçalanma, kırılma. İRHASAT : Dünyaya geldiği zaman İRHÂSÂT-I AHMEDÎ : Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğinden önce meydana gelen hârikulâde hallerdir ki, bunlar peygamberliğine delil olan hâdiselerdendir. İŞ'ÂL : Parlatma, nurlandırma, şûlelendirme, alevlendirme. İTTİHAZ : Kabul etme, kabullenme, edinme. KISSA-I ACÎBE : Şaşırtan, hayret veren kıssa, olay. KİSRÂ-İ FÂRİS : Fars kralı. Eski İran Padişahına verilen ünvan. MÂBUD : Kendisine ibâdet edilen, ibâdete lâyık olan; herşeyin kendisine ibâdet ettiği ve ibâdete lâyık tek varlık olan Allah. MAĞLÛP : Yenilen. MAĞRİB : Akşam; batı, günbatısı. MAŞRIK : Güneşin doğacağı cihet, gündoğusu, doğu. MECÛSİ : Ateşe tapan; ateşperest. MELİK : Hükümdar, sultan. Mülk ve melekût sahibi. MEVLİD : Doğma. Dünyaya gelme. MU'CİZE : Benzerini yapmaktan insanların âciz kaldığı şey. NASS-I KATÎ : Kur'ân ve hadisin hükmüyle kesinlik kazanan hükümler. NÜMÛNE : Örnek, misal. SANEM : Put, heykel. SIHHAT : Sağlık, âfiyet. Hadisin bozulmadan gelmesi. ŞEREFE : Minarenin ezan okunan yeri. Yüksek kale ve emsali yerlerdeki burç, çıkıntı. TAFSİLEN : Etraflıca bilgi vererek. TAHAKKUK : Delil ile ispat edilme, gerçekleşme. TAHRİB : Yıkma, harap etme, bozma. TAKDÎS : Mukaddes bilme. Allah'ı noksan ve kusurlardan pâk ve yüce kabul etmek. VAK'A-İ FİL : Kâbe'yi yıkmaya gelen Ebrehe'nin Fil hâdisesi. VELÂDET : Doğum, dünyaya geliş. VELÂDET-İ NEBEVÎ : Peygamberin (a.s.m.) doğuşu; dünyaya gelişi. VÜCUD : Mevcut olma. Var olmak. ZİKRETMEK : Söylemek, ifade etmek, anmak. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst