Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 239588" data-attributes="member: 1008315"><p>Muhabbet, baki bir Zata yöneltmek için verilmiş</p><p> 28 Şubat 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi...</p><p> </p><p> <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p><p> Birinci defa (Ey Baki olan Allah! Ancak Sensin baki.) bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivâdan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki:</p><p> İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserisiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar.</p><p> Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mânevî azâba medar oluyor. </p><p> O azâbı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş.</p><p> O insan sûiistimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firâkın azâbıyla çekiyor.</p><p> İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alâka etmek, o mahbuplar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Mahbub-u Bâkîye hasr-ı muhabbeti ifade eden Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî olan birinci cümlesi, "Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Mâsivâ fânidir. Fâni olan, elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz" mânâsını ifade ediyor.</p><p> "Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar. Onlar beni bırakmadan evvel ben onları Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkisin ve Senin ibkân ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyleyse, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller" demektir.</p><p> İşte bu hâlette kalb hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbupları adedince mânevî cerihalar oluyor.</p><p> İkinci cümle olan Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî o hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani, "Yâ Bâkî, madem Sen bâkisin, yeter. Herşeye bedelsin. Madem Sen varsın, her şey var."</p><p> Evet, mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir. (Lemalar, 3. Lema)</p><p> <strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></p><p> <strong>SÖZLÜK:</strong></p><p> AMELİYAT-I CERRÂHİYE : Cerrâhî ameliyat.</p><p> AZÂB : Acı, ceza, işkence.</p><p> BÂKÎ : Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz.</p><p> BÂKİ-İ HAKİKÎ : Gerçek sonsuzluğun sâhibi olan Allah.</p><p> CEMÂL : Güzellik, yüz; Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsânı ile tecellisi; hak ile söylenen güzel söz; hüsün.</p><p> CEMÂL-İ BÂKÎ : Sonsuz güzellik.</p><p> CİLVE-İ ESMÂ-İ HÜSNÂ : Allah'ın isimlerinin cilvesi, görüntüsü.</p><p> DERC : İçine alma, katma, koyma, yerleştirme.</p><p> EBEDÎ : Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.</p><p> ENTE : Sen.</p><p> EZELÎ : Geçmiş ve gelecek zamanı birden içine alıp, zamanla sınırlı olmamak.</p><p> FÂNÎ : Geçiçi, sonu olan, son bulan.</p><p> FİRÂK : Ayrılık, ayrılma, hicran.</p><p> HÂNE : Ev, mesken.</p><p> HASR-I MUHABBET : Yalnızca birşeyi sevmek.</p><p> HÜSN : (Hüsün) Güzellik.</p><p> İBKA : Ayakta tutma, devam ettirme, bâkîleştirme, sonsuzlaştırma.</p><p> İHSAN : İyilik etmek, bağışta bulunmak.</p><p> İSTİDAD-I MUHABBET : Sevgi kabiliyeti. Muhabbet duygusuna sahip olma.</p><p> İTİBÂRÎ : Varsayılan.</p><p> İTİKAD : İnanmak, inanç, gönülden tasdik ederek inanma.</p><p> KAT'-I ALÂKA : İlgiyi ve Alâkayı kesme.</p><p> KEMÂL : Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık.</p><p> MAHBÛB : Sevgili, sevilen, muhabbet edilen.</p><p> MAHBÛBÂT : Sevilenler.</p><p> MAHBÛB-U BÂKÎ : Ayrılığın olmadığı ve hakiki sevilmeye lâyık olan Cenab-ı Hak.</p><p> MÂHİYET-İ CÂMİA : Çok mânâları içinde toplayan mâhiyet, kabiliyet.</p><p> MÂLİK : Sahip olan, mülk sahibi; Allah</p><p> MÂSİVÂ : Cenâb-ı Hakkın dışındaki yaratılmış herşey.</p><p> MEDÂR : Sebep, vâsıta, vesîle. Yörünge.</p><p> MEVCUDÂT : Yaratılmış olan, mevcut olan şeyler; varlıklar.</p><p> MUHABBET : Sevgi, sevmek.</p><p> SÛ-İ İSTİMÂL : Birşeyi kötüye kullanma.</p><p> TEBERRÎ : Arınma, uzaklaşma, temiz olma.</p><p> TECRİD : Bir tarafta tutma, ayırma, yalnız başına bırakma.</p><p> TEVCİH : Yöneltmek, çevirmek.</p><p> TİRYAK : Panzehir; zehirlenmeden veya hastalıktan hemen şifâ bulmaya yarayan ilâç.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 239588, member: 1008315"] Muhabbet, baki bir Zata yöneltmek için verilmiş 28 Şubat 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... [B]Bismillahirrahmanirrahim[/B] Birinci defa (Ey Baki olan Allah! Ancak Sensin baki.) bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivâdan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki: İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserisiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mânevî azâba medar oluyor. O azâbı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sûiistimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firâkın azâbıyla çekiyor. İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alâka etmek, o mahbuplar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Mahbub-u Bâkîye hasr-ı muhabbeti ifade eden Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî olan birinci cümlesi, "Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Mâsivâ fânidir. Fâni olan, elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz" mânâsını ifade ediyor. "Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar. Onlar beni bırakmadan evvel ben onları Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkisin ve Senin ibkân ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyleyse, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller" demektir. İşte bu hâlette kalb hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbupları adedince mânevî cerihalar oluyor. İkinci cümle olan Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî o hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani, "Yâ Bâkî, madem Sen bâkisin, yeter. Herşeye bedelsin. Madem Sen varsın, her şey var." Evet, mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir. (Lemalar, 3. Lema) [B]Bediüzzaman Said Nursi[/B] [B]SÖZLÜK:[/B] AMELİYAT-I CERRÂHİYE : Cerrâhî ameliyat. AZÂB : Acı, ceza, işkence. BÂKÎ : Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz. BÂKİ-İ HAKİKÎ : Gerçek sonsuzluğun sâhibi olan Allah. CEMÂL : Güzellik, yüz; Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsânı ile tecellisi; hak ile söylenen güzel söz; hüsün. CEMÂL-İ BÂKÎ : Sonsuz güzellik. CİLVE-İ ESMÂ-İ HÜSNÂ : Allah'ın isimlerinin cilvesi, görüntüsü. DERC : İçine alma, katma, koyma, yerleştirme. EBEDÎ : Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen. ENTE : Sen. EZELÎ : Geçmiş ve gelecek zamanı birden içine alıp, zamanla sınırlı olmamak. FÂNÎ : Geçiçi, sonu olan, son bulan. FİRÂK : Ayrılık, ayrılma, hicran. HÂNE : Ev, mesken. HASR-I MUHABBET : Yalnızca birşeyi sevmek. HÜSN : (Hüsün) Güzellik. İBKA : Ayakta tutma, devam ettirme, bâkîleştirme, sonsuzlaştırma. İHSAN : İyilik etmek, bağışta bulunmak. İSTİDAD-I MUHABBET : Sevgi kabiliyeti. Muhabbet duygusuna sahip olma. İTİBÂRÎ : Varsayılan. İTİKAD : İnanmak, inanç, gönülden tasdik ederek inanma. KAT'-I ALÂKA : İlgiyi ve Alâkayı kesme. KEMÂL : Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık. MAHBÛB : Sevgili, sevilen, muhabbet edilen. MAHBÛBÂT : Sevilenler. MAHBÛB-U BÂKÎ : Ayrılığın olmadığı ve hakiki sevilmeye lâyık olan Cenab-ı Hak. MÂHİYET-İ CÂMİA : Çok mânâları içinde toplayan mâhiyet, kabiliyet. MÂLİK : Sahip olan, mülk sahibi; Allah MÂSİVÂ : Cenâb-ı Hakkın dışındaki yaratılmış herşey. MEDÂR : Sebep, vâsıta, vesîle. Yörünge. MEVCUDÂT : Yaratılmış olan, mevcut olan şeyler; varlıklar. MUHABBET : Sevgi, sevmek. SÛ-İ İSTİMÂL : Birşeyi kötüye kullanma. TEBERRÎ : Arınma, uzaklaşma, temiz olma. TECRİD : Bir tarafta tutma, ayırma, yalnız başına bırakma. TEVCİH : Yöneltmek, çevirmek. TİRYAK : Panzehir; zehirlenmeden veya hastalıktan hemen şifâ bulmaya yarayan ilâç. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst