Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 239723" data-attributes="member: 1008315"><p>Cenab-ı Hak kullarını duaya davet eder</p><p>02 Mart 2011 / 00:01</p><p>Günün Risale-i Nur dersi...</p><p>Bismillahirrahmanirrahim</p><p> Hem, duâ bir ubûdiyettir; ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir.</p><p> Dünyevî maksadlar ise, o nevi duâ ve ibâdetin vakitleridir; o maksadlar, gàyeleri değil. Meselâ, yağmur namazı ve duâsı bir ibâdettir. Yağmursuzluk, o ibâdetin vaktidir; yoksa, o ibâdet ve o duâ, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa, o duâ, o ibâdet hâlis olmadığından, kabule lâyık olmaz.</p><p> Nasıl ki, güneşin gurûbu, akşam namazının vaktidir; hem güneşin ve ayın tutulmaları, küsûf ve husûf namazları denilen iki ibâdet-i mahsusanın vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nurânî âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medâr olduğundan, Cenâb-ı Hak, ibâdını, o vakitte bir nevi ibâdete dâvet eder. Yoksa, o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesâbiyle muayyen olan ay ve güneşin husûf ve küsûflarının inkişafları için değildir. </p><p> Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bâzı duâların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; duâ ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına ilticâ eder. Eğer duâ çok edildiği halde, beliyyeler def' olunmazsa, denilmeyecek ki, "Duâ kabul olmadı." Belki denilecek ki, "Duânın vakti, kazâ olmadı." Eğer Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle, belâyı ref' etse, nurun alâ nur, o vakit duâ vakti biter, kazâ olur.</p><p> Demek duâ, bir sırr-ı ubûdiyettir. Ubûdiyet ise, hâlisen livechillâh olmalı. Yalnız aczini izhâr edip, duâ ile Ona ilticâ etmeli; Rubûbiyetine karışmamalı. Tedbîri Ona bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini ittiham etmemeli. (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)</p><p>Bediüzzaman Said Nursi</p><p>SÖZLER:</p><p> AZAMET-İ İLÂHİYE : Allah'ın büyüklüğü.</p><p> BELÂ : Afet. Sıkıntı.</p><p> BELİYYELER : Belâlar, musibetler.</p><p> DEF' : Ortadan kaldırmak</p><p> DERGÂH : Allah'a ibâdet edilen yer; büyük bir huzura girilecek kapı; padişahların kapısı.</p><p> DÜNYEVÎ : Dünyaya âit, dünya ile ilgili.</p><p> EVKAT-I MAHSUSA : Husûsi, özel vakitler.</p><p> FAZL : Lütuf, bağış, ihsan, karşılıksız iyilik</p><p> GURÛB : Batma, batış, batıda görünmez olmak.</p><p> HÂLİS : Hilesiz, katıksız, saf, duru</p><p> HUSÛF : Ay tutulması, perdelenmek</p><p> İBÂD : Kullar.</p><p> İBÂDET-İ MAHSUSA : Herbir varlığın kendisine özel ibâdeti.</p><p> İLTİCÂ : Sığınma.</p><p> İNKİŞÂF : Gelişme, açılma</p><p> İSTİLÂ : Kaplama, yayılma, ele geçirme.</p><p> KADÎR-İ MUTLAK : Kudreti mutlak olan ve herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah.</p><p> KAZÂ OLMADI :buradaki manası: Bitmedi</p><p> KEREM : Cömertlik, lütuf, ihsan, inâyet, izzet, şeref.</p><p> KÜSÛF : Güneş tutulması, Ay'ın dünya ile Güneş arasına gelerek Dünya üzerinde gölge yapması.</p><p> KÜSÛF VE HUSÛF : Ay ve güneş tutulması.</p><p> LÂYIK : (Liyakat. den) Yakışır ve yaraşır</p><p> MAKSAD : Ana fikir; kastedilmiş, istenilen şey.</p><p> MEDÂR : Sebep, vâsıta, vesîle.</p><p> MUAYYEN : Kesin olarak belli olan, belli, ölçülü, tâyin ve tesbit edilmiş olan.</p><p> MUZIR : Ziyan veren, zararlı, zarara sokan.</p><p> MÜNECCİM : Yıldızların hareket ve hâllerini incelemekle uğraşan, hareketlerinden mânâ ve hüküm çıkaran, astrolog.</p><p> NİKAP : Yüz örtüsü, peçe, perde, örtünme.</p><p> REF' : Kaldırmak. Hükümsüz bırakma.</p><p> SEMERÂT : Meyveler, faydalar, kârlar, menfaatler.</p><p> SIRF(E) : Sadece, yalnızca.</p><p> SIRR-I UBÛDİYET : Kulluk sırrı.</p><p> TASALLUT : Birini rahatsız etme, musallat olma, hükmü altına girme, tahakküm.</p><p> UHREVİYE : Ahirete âit.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 239723, member: 1008315"] Cenab-ı Hak kullarını duaya davet eder 02 Mart 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... Bismillahirrahmanirrahim Hem, duâ bir ubûdiyettir; ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi duâ ve ibâdetin vakitleridir; o maksadlar, gàyeleri değil. Meselâ, yağmur namazı ve duâsı bir ibâdettir. Yağmursuzluk, o ibâdetin vaktidir; yoksa, o ibâdet ve o duâ, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa, o duâ, o ibâdet hâlis olmadığından, kabule lâyık olmaz. Nasıl ki, güneşin gurûbu, akşam namazının vaktidir; hem güneşin ve ayın tutulmaları, küsûf ve husûf namazları denilen iki ibâdet-i mahsusanın vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nurânî âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medâr olduğundan, Cenâb-ı Hak, ibâdını, o vakitte bir nevi ibâdete dâvet eder. Yoksa, o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesâbiyle muayyen olan ay ve güneşin husûf ve küsûflarının inkişafları için değildir. Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bâzı duâların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; duâ ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına ilticâ eder. Eğer duâ çok edildiği halde, beliyyeler def' olunmazsa, denilmeyecek ki, "Duâ kabul olmadı." Belki denilecek ki, "Duânın vakti, kazâ olmadı." Eğer Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle, belâyı ref' etse, nurun alâ nur, o vakit duâ vakti biter, kazâ olur. Demek duâ, bir sırr-ı ubûdiyettir. Ubûdiyet ise, hâlisen livechillâh olmalı. Yalnız aczini izhâr edip, duâ ile Ona ilticâ etmeli; Rubûbiyetine karışmamalı. Tedbîri Ona bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini ittiham etmemeli. (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz) Bediüzzaman Said Nursi SÖZLER: AZAMET-İ İLÂHİYE : Allah'ın büyüklüğü. BELÂ : Afet. Sıkıntı. BELİYYELER : Belâlar, musibetler. DEF' : Ortadan kaldırmak DERGÂH : Allah'a ibâdet edilen yer; büyük bir huzura girilecek kapı; padişahların kapısı. DÜNYEVÎ : Dünyaya âit, dünya ile ilgili. EVKAT-I MAHSUSA : Husûsi, özel vakitler. FAZL : Lütuf, bağış, ihsan, karşılıksız iyilik GURÛB : Batma, batış, batıda görünmez olmak. HÂLİS : Hilesiz, katıksız, saf, duru HUSÛF : Ay tutulması, perdelenmek İBÂD : Kullar. İBÂDET-İ MAHSUSA : Herbir varlığın kendisine özel ibâdeti. İLTİCÂ : Sığınma. İNKİŞÂF : Gelişme, açılma İSTİLÂ : Kaplama, yayılma, ele geçirme. KADÎR-İ MUTLAK : Kudreti mutlak olan ve herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah. KAZÂ OLMADI :buradaki manası: Bitmedi KEREM : Cömertlik, lütuf, ihsan, inâyet, izzet, şeref. KÜSÛF : Güneş tutulması, Ay'ın dünya ile Güneş arasına gelerek Dünya üzerinde gölge yapması. KÜSÛF VE HUSÛF : Ay ve güneş tutulması. LÂYIK : (Liyakat. den) Yakışır ve yaraşır MAKSAD : Ana fikir; kastedilmiş, istenilen şey. MEDÂR : Sebep, vâsıta, vesîle. MUAYYEN : Kesin olarak belli olan, belli, ölçülü, tâyin ve tesbit edilmiş olan. MUZIR : Ziyan veren, zararlı, zarara sokan. MÜNECCİM : Yıldızların hareket ve hâllerini incelemekle uğraşan, hareketlerinden mânâ ve hüküm çıkaran, astrolog. NİKAP : Yüz örtüsü, peçe, perde, örtünme. REF' : Kaldırmak. Hükümsüz bırakma. SEMERÂT : Meyveler, faydalar, kârlar, menfaatler. SIRF(E) : Sadece, yalnızca. SIRR-I UBÛDİYET : Kulluk sırrı. TASALLUT : Birini rahatsız etme, musallat olma, hükmü altına girme, tahakküm. UHREVİYE : Ahirete âit. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst