Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 244204" data-attributes="member: 1008315"><p>Ben (asm) şu kâinat Hâlıkının meb'usuyum</p><p>06 Nisan 2011 / 00:01</p><p>Günün Risale-i Nur dersi...</p><p></p><p>Bismillahirrahmanirrahim</p><p></p><p>Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş, Kur’ân-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve ehl-i tahkikin yanında bine kadar mu’cizât-ı bâhireyi göstermiştir.1 O mu’cizat, heyet-i mecmuasıyla, dâvâ-yı nübüvvetin vukuu kadar vücutları kat’îdir. Kur’ân-ı Hakîmin çok yerlerinde en muannid kâfirlerden naklettiği sihir isnad etmeleri gösteriyor ki, o muannid kâfirler dahi mu’cizâtın vücutlarını ve vukularını inkâr edemiyorlar. Yalnız, kendilerini aldatmak veya etbâlarını kandırmak için hâşâ sihir demişler.</p><p></p><p>Evet, mu’cizât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) yüz tevatür kuvvetinde bir kat’iyeti vardır. Mu’cize ise, Hâlık-ı Kâinat tarafından, onun dâvâsına bir tasdiktir, sadakte hükmüne geçer. Nasıl ki, sen bir padişahın meclisinde ve daire-i nazarında desen ki, “Padişah beni filân işe memur etmiş.” Senden o dâvâya bir delil istenilse, padişah “Evet” dese, nasıl seni tasdik eder. Öyle de, âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse, “Evet” sözünden daha kat’î, daha sağlam, senin dâvânı tasdik eder.</p><p></p><p>Öyle de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dâvâ etmiş ki:</p><p></p><p>“Ben, şu kâinat Hâlıkının meb’usuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltimasımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamere bakınız, bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız, beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız, iki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte, iki yüz, üç yüz adamı tok ediyor.”</p><p></p><p>Ve hâkezâ, yüzer mu’cizâtı böyle göstermiştir.</p><p></p><p>Şimdi, şu zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti, yalnız mu’cizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef’âli, ahval ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini ispat eder. Hattâ, meşhur ulema-i Benî İsrailiyeden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok zâtlar, yalnız o Zât-ı Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın simasını görmekle,“Şu simada yalan yok;şu yüzde hile olamaz”diyerek imana gelmişler.1</p><p></p><p>Çendan muhakkıkîn-i ulema, delâil-i nübüvveti ve mu’cizâtı bin kadar demişler; fakat binler, belki yüz binler delâil-i nübüvvet vardır. Ve yüz binler yolla yüz binler muhtelif fikirli adamlar, o zâtın nübüvvetini tasdik etmişler. Yalnız Kur’ân-ı Hakîmde kırk vech-i i’câzdan başka, nübüvvet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bin burhanını gösteriyor.</p><p></p><p>Hem madem nev-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüz binler zât, nübüvvet dâvâ edip mu’cize gösterenler gelip geçmişler.2 Elbette, umumun fevkinde bir kat’iyetle, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) sabittir. Çünkü, İsâ Aleyhisselâm ve Mûsâ Aleyhisselâm gibi umum resullere nebî dedirten ve risaletlerine medar olan delâil ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmda daha ekmel, daha câmi bir surette mevcuttur.</p><p></p><p>Madem hükm-ü nübüvvetin illeti ve sebebi, zât-ı Ahmedîde (a.s.m.) daha mükemmel mevcuttur. Elbette, hükm-ü nübüvvet, umum enbiyadan daha vâzıh bir kat’iyetle ona sabittir. (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup)</p><p></p><p></p><p>1 : Tirmizî, Kıyâme: 42; İbni Mâce, İkame: 174, Et’ıme: 1; Dârîmî, Salât: 156; İsti’zân: 4; Müsned, 5:451.</p><p>2 : Müsned, 5:266; Hatib-i Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:122; İbnü’l-Kayyım el-Cevzî, Zâdü’l-Meâd (tahkik: el-Arnavud), 1:43-44.</p><p></p><p>Bediüzzaman Said Nursi</p><p></p><p>SÖZLÜK:</p><p></p><p>ahval : haller, davranışlar</p><p>akvâl : sözler</p><p>Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun</p><p>berâhin-i nübüvvet : peygamberlik delilleri</p><p>burhan : güçlü delil, kanıt</p><p>çendan : gerçi, her ne kadar</p><p>daire-i nazar : görüş dairesi</p><p>dâvâ : iddia</p><p>delâil-i nübüvvet : peygamberlik delilleri</p><p>delâil-i sıdk : doğrulayıcı deliller</p><p>ef’’âl : fiiller, hareketler</p><p>ehl-i dikkat : dikkat sahipleri</p><p>etvâr : tavırlar, haller</p><p>hâkezâ : bunun gibi</p><p>Hâlık : yaratıcı, herşeyi yoktan yaratan Allah</p><p>harekât : hareketler</p><p>hile : aldatma</p><p>iltimas : istirham, rica</p><p>kâfi : yeterli</p><p>kâinat : evren, bütün yaratılmışlar</p><p>kamer : ay</p><p>kat’i : şüphesiz, kesin</p><p>Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</p><p>meb’us : gönderilen, peygamber</p><p>memur etme : görevlendirme</p><p>mu’cizât : mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareketler</p><p>muhakkıkîn-i ulema : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler</p><p>muhtelif : çeşitli, değişik</p><p>münhasır : mahsus, ait</p><p>müstemir : sürekli, devamlı</p><p>nübüvvet : peygamberlik</p><p>nübüvvet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği</p><p>Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed</p><p>sadakte : “doğru söyledin”</p><p>sıdk : doğruluk</p><p>sima : yüz, çehre</p><p>sîret : ahlâk, karakter</p><p>suret : biçim, dış görünüş</p><p>şehadet : şahitlik, tanıklık</p><p>taam : gıda, yiyecek</p><p>tasdik : doğrulama, onaylama</p><p>ulema-i Benî İsrailiye : İsrailoğullarının (Yahudilerin) âlimleri</p><p>umum : bütün, genel</p><p>vech-i i’câz : mu’cizelik yönü</p><p>Zât-ı Ekrem : çok şeref ve itibar sahibi bir zât olan Hz.Muhammed</p><p>Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun</p><p>delâil : deliller</p><p>ekmel : en mükemmel</p><p>envâ-ı kâinat : varlıkların çeşitleri</p><p>envâr-ı hakikat : hakikat nurları</p><p>evsaf : vasıflar</p><p>hakaik : gerçekler, doğrular</p><p>Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah</p><p>hedâyâ-yı mâneviye : mânevî hediyeler</p><p>hoşâmedî : hoş geldin deme</p><p>hükm-ü nübüvvet : peygamberlik hükmü</p><p>illet : esas sebep, maksat</p><p>kâinat : evren, bütün yaratılmışlar</p><p>kat’iyet : kesinlik, şüphesizlik</p><p>mazhar : ayna, görünme yeri</p><p>meb’us : gönderilmiş, peygamber</p><p>mecma : toplanma yeri</p><p>mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket</p><p>mümessil : temsilci</p><p>mütenevvi : çeşitli</p><p>nebî : peygamber</p><p>nübüvvet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği</p><p>nükte : ince ve anlamlı söz</p><p>padişah-ı zîşân : şanlı padişah</p><p>Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed</p><p>risalet : peygamberlik, elçilik</p><p>Sultan-ı Ezel ve Ebed : başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah</p><p>vâzıh : açık, âşikar</p><p>yaver-i ekrem : çok değerli, yüksek rütbeli memur</p><p>zât-ı Ahmedî : Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, kişiliği</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 244204, member: 1008315"] Ben (asm) şu kâinat Hâlıkının meb'usuyum 06 Nisan 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... Bismillahirrahmanirrahim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş, Kur’ân-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve ehl-i tahkikin yanında bine kadar mu’cizât-ı bâhireyi göstermiştir.1 O mu’cizat, heyet-i mecmuasıyla, dâvâ-yı nübüvvetin vukuu kadar vücutları kat’îdir. Kur’ân-ı Hakîmin çok yerlerinde en muannid kâfirlerden naklettiği sihir isnad etmeleri gösteriyor ki, o muannid kâfirler dahi mu’cizâtın vücutlarını ve vukularını inkâr edemiyorlar. Yalnız, kendilerini aldatmak veya etbâlarını kandırmak için hâşâ sihir demişler. Evet, mu’cizât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) yüz tevatür kuvvetinde bir kat’iyeti vardır. Mu’cize ise, Hâlık-ı Kâinat tarafından, onun dâvâsına bir tasdiktir, sadakte hükmüne geçer. Nasıl ki, sen bir padişahın meclisinde ve daire-i nazarında desen ki, “Padişah beni filân işe memur etmiş.” Senden o dâvâya bir delil istenilse, padişah “Evet” dese, nasıl seni tasdik eder. Öyle de, âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse, “Evet” sözünden daha kat’î, daha sağlam, senin dâvânı tasdik eder. Öyle de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dâvâ etmiş ki: “Ben, şu kâinat Hâlıkının meb’usuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltimasımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamere bakınız, bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız, beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız, iki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte, iki yüz, üç yüz adamı tok ediyor.” Ve hâkezâ, yüzer mu’cizâtı böyle göstermiştir. Şimdi, şu zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti, yalnız mu’cizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef’âli, ahval ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini ispat eder. Hattâ, meşhur ulema-i Benî İsrailiyeden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok zâtlar, yalnız o Zât-ı Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın simasını görmekle,“Şu simada yalan yok;şu yüzde hile olamaz”diyerek imana gelmişler.1 Çendan muhakkıkîn-i ulema, delâil-i nübüvveti ve mu’cizâtı bin kadar demişler; fakat binler, belki yüz binler delâil-i nübüvvet vardır. Ve yüz binler yolla yüz binler muhtelif fikirli adamlar, o zâtın nübüvvetini tasdik etmişler. Yalnız Kur’ân-ı Hakîmde kırk vech-i i’câzdan başka, nübüvvet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bin burhanını gösteriyor. Hem madem nev-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüz binler zât, nübüvvet dâvâ edip mu’cize gösterenler gelip geçmişler.2 Elbette, umumun fevkinde bir kat’iyetle, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) sabittir. Çünkü, İsâ Aleyhisselâm ve Mûsâ Aleyhisselâm gibi umum resullere nebî dedirten ve risaletlerine medar olan delâil ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmda daha ekmel, daha câmi bir surette mevcuttur. Madem hükm-ü nübüvvetin illeti ve sebebi, zât-ı Ahmedîde (a.s.m.) daha mükemmel mevcuttur. Elbette, hükm-ü nübüvvet, umum enbiyadan daha vâzıh bir kat’iyetle ona sabittir. (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup) 1 : Tirmizî, Kıyâme: 42; İbni Mâce, İkame: 174, Et’ıme: 1; Dârîmî, Salât: 156; İsti’zân: 4; Müsned, 5:451. 2 : Müsned, 5:266; Hatib-i Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:122; İbnü’l-Kayyım el-Cevzî, Zâdü’l-Meâd (tahkik: el-Arnavud), 1:43-44. Bediüzzaman Said Nursi SÖZLÜK: ahval : haller, davranışlar akvâl : sözler Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun berâhin-i nübüvvet : peygamberlik delilleri burhan : güçlü delil, kanıt çendan : gerçi, her ne kadar daire-i nazar : görüş dairesi dâvâ : iddia delâil-i nübüvvet : peygamberlik delilleri delâil-i sıdk : doğrulayıcı deliller ef’’âl : fiiller, hareketler ehl-i dikkat : dikkat sahipleri etvâr : tavırlar, haller hâkezâ : bunun gibi Hâlık : yaratıcı, herşeyi yoktan yaratan Allah harekât : hareketler hile : aldatma iltimas : istirham, rica kâfi : yeterli kâinat : evren, bütün yaratılmışlar kamer : ay kat’i : şüphesiz, kesin Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân meb’us : gönderilen, peygamber memur etme : görevlendirme mu’cizât : mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareketler muhakkıkîn-i ulema : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler muhtelif : çeşitli, değişik münhasır : mahsus, ait müstemir : sürekli, devamlı nübüvvet : peygamberlik nübüvvet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed sadakte : “doğru söyledin” sıdk : doğruluk sima : yüz, çehre sîret : ahlâk, karakter suret : biçim, dış görünüş şehadet : şahitlik, tanıklık taam : gıda, yiyecek tasdik : doğrulama, onaylama ulema-i Benî İsrailiye : İsrailoğullarının (Yahudilerin) âlimleri umum : bütün, genel vech-i i’câz : mu’cizelik yönü Zât-ı Ekrem : çok şeref ve itibar sahibi bir zât olan Hz.Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun delâil : deliller ekmel : en mükemmel envâ-ı kâinat : varlıkların çeşitleri envâr-ı hakikat : hakikat nurları evsaf : vasıflar hakaik : gerçekler, doğrular Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah hedâyâ-yı mâneviye : mânevî hediyeler hoşâmedî : hoş geldin deme hükm-ü nübüvvet : peygamberlik hükmü illet : esas sebep, maksat kâinat : evren, bütün yaratılmışlar kat’iyet : kesinlik, şüphesizlik mazhar : ayna, görünme yeri meb’us : gönderilmiş, peygamber mecma : toplanma yeri mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket mümessil : temsilci mütenevvi : çeşitli nebî : peygamber nübüvvet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği nükte : ince ve anlamlı söz padişah-ı zîşân : şanlı padişah Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed risalet : peygamberlik, elçilik Sultan-ı Ezel ve Ebed : başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah vâzıh : açık, âşikar yaver-i ekrem : çok değerli, yüksek rütbeli memur zât-ı Ahmedî : Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, kişiliği [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst