Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 251289" data-attributes="member: 1008315"><p>Bu zamanda İslam hakikatlerine çalışılmalı</p><p> 22 Mayıs 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi...</p><p> </p><p> <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p><p> <strong>DÖRDÜNCÜ HAKİKAT</strong></p><p> <strong>BEŞİNCİ MEKTUP</strong></p><p> Silsile-iİ Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”</p><p> Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”</p><p> Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”</p><p> Hem demiş ki: “Tarîk-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez.”</p><p> Öyle ise, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:</p><p> Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.</p><p> İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarîkat perdesi altında hizmettir.</p><p> Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.</p><p> Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkàdir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.</p><p> Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.</p><p> Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.</p><p> <strong>Bediüzzaman Said Nursî</strong></p><p> <strong>LÜGAT:</strong></p><p> Âhir : Son</p><p> Akaid-İ İslâmiye : İslâm Dininin Esasları, İnançları</p><p> Berzah : Geçit, Aralık, Perde</p><p> Cenâh : Kanat</p><p> Dalâlet : Hak Yoldan Sapkınlık, İnançsızlık</p><p> Emrâz-I Kalbiye : Kalbî Hastalıklar</p><p> Esrar-I Kur’âniye : Kur’ân’ın Sırları</p><p> Ezvak : Zevkler; Mânevî Lezzetler</p><p> Farz : Allah Tarafından Yapılması Kesin Olarak Emredilen Şey</p><p> Ferâiz-İ Diniye : Dinin Kesin Emirleri; Allah Tarafından Yapılması Kesin Olarak Emredilen Şeyler</p><p> Hakaik : Hakikatler</p><p> Hakaik-İ İmâniye : İman Hakikatleri</p><p> Hakaik-İ İslâmiye : İslâmın Hakikatleri</p><p> Hakikat : Doğru, Gerçek</p><p> Hâsiyet : Özellik</p><p> Hayret : Şaşkınlık</p><p> Heyet-İ İslâmiye : İslâm Topluluğu, Müslümanlar</p><p> Himmet : Ciddî Gayret, Çalışma</p><p> İ’câz-I Kur’ân : Kur’ân’ın Mu’cize Oluşu</p><p> İmtisal : Uyma, Yerine Getirme</p><p> İnkişaf : Açığa Çıkma, Gelişme</p><p> İrşad : Doğru Yolu Gösterme, Uyarma</p><p> İtikad Etmek : İnanmak</p><p> İzale : Giderme, Ortadan Kaldırma</p><p> Kâr-I Akıl : Aklın Kabul Edeceği İş</p><p> Kerâmât : Kerâmetler; Allah’ın Bir İkramı Olarak, Onun Sevgili Kullarında Görünen Olağanüstü Hal Ve Hareketler</p><p> Kur’ânî : Kur’ân’a Ait</p><p> Lâkayt : Duyarsız, İlgisiz</p><p> Lemeât : Parıltılar</p><p> Malûm : Bilinen</p><p> Maruz : Uğrama, Tesirinde Kalma</p><p> Medar : Sebep, Vesile</p><p> Mevâcid : Vecd Halleri, Kalbe Zevk Veren Haller</p><p> Münasip : Uygun</p><p> Müşkül : Zor</p><p> Nâfi : Faydalı, Yararlı</p><p> Nokta-İ Müntehâ : Son Nokta</p><p> Rahmet : Şefkat, Merhamet, İhsan</p><p> Saadet-İ Ebediye : Sonsuz Mutluluk</p><p> Sarf Etmek : Harcamak</p><p> Seyr Ü Sülûk : İlâhî Hakikatlere Ulaşmak İçin Bir Rehberin Öncülüğünde Çıkılan Mânevî Yolculuk</p><p> Silsile-İ Nakşî : Nakşibendî Tarikatının Silsilesi, Halifeler Zinciri</p><p> Suret : Biçim, Şekil</p><p> Sülûk : Mânevî Yol Alma</p><p> Sünnet : Peygamberimizin Söz, Fiil Ve Hareketlerine Dayanan Yüce Prensipler</p><p> Sünnet-İ Seniyye : Peygamberimizin Söz, Fiil Ve Hareketlerine Dayanan Yüce Prensipler</p><p> Şekavet-İ Ebediye : Sonsuz Sıkıntı Ve Mutsuzluk</p><p> Takviye : Kuvvetlendirme</p><p> Tarik : Mânevî Yol</p><p> Tarikat : Mânevî İlerlemeye Götüren Yol</p><p> Tarîk-İ Nakşî : Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşibendi Hazretleri Tarafından Kurulan, Gizli Zikre Dayanan Tarikat</p><p> Tasavvuf : Kalbi, Dünyanın Gelip Geçici İşlerinden Ayırıp, Allah Sevgisi İle Bağlama; Tarikat Ehli Olma</p><p> Tasavvur : Düşünce</p><p> Tehacümat : Hücumlar</p><p> Tiryak : Derman, İlaç</p><p> Vâcib : Dinî Bakımdan Yapılması Şart Ve Kesin Olan Emir</p><p> Velâyet : Velîlik</p><p> Velâyet-İ Kübrâ : En Büyük Velîlik</p><p> Velâyet-İ Suğrâ : Küçük Derecedeki Velîlik</p><p> Velâyet-İ Vustâ : Orta Derecedeki Velîlik</p><p> Veraset-İ Nübüvvet : Peygamberin Vârisliği Makamı</p><p> Vuzuh : Açıklık, Açık Ve Anlaşılır Şekilde Olma</p><p> Zındıka : Dinsizlik, İnançsızlık</p><p> Zulümat : Karanlıklar</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 251289, member: 1008315"] Bu zamanda İslam hakikatlerine çalışılmalı 22 Mayıs 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi... [B]Bismillahirrahmanirrahim[/B] [B]DÖRDÜNCÜ HAKİKAT[/B] [B]BEŞİNCİ MEKTUP[/B] Silsile-iİ Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.” Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.” Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.” Hem demiş ki: “Tarîk-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez.” Öyle ise, tarik-i Nakşînin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir. İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarîkat perdesi altında hizmettir. Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir. Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkàdir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım. [B]Bediüzzaman Said Nursî[/B] [B]LÜGAT:[/B] Âhir : Son Akaid-İ İslâmiye : İslâm Dininin Esasları, İnançları Berzah : Geçit, Aralık, Perde Cenâh : Kanat Dalâlet : Hak Yoldan Sapkınlık, İnançsızlık Emrâz-I Kalbiye : Kalbî Hastalıklar Esrar-I Kur’âniye : Kur’ân’ın Sırları Ezvak : Zevkler; Mânevî Lezzetler Farz : Allah Tarafından Yapılması Kesin Olarak Emredilen Şey Ferâiz-İ Diniye : Dinin Kesin Emirleri; Allah Tarafından Yapılması Kesin Olarak Emredilen Şeyler Hakaik : Hakikatler Hakaik-İ İmâniye : İman Hakikatleri Hakaik-İ İslâmiye : İslâmın Hakikatleri Hakikat : Doğru, Gerçek Hâsiyet : Özellik Hayret : Şaşkınlık Heyet-İ İslâmiye : İslâm Topluluğu, Müslümanlar Himmet : Ciddî Gayret, Çalışma İ’câz-I Kur’ân : Kur’ân’ın Mu’cize Oluşu İmtisal : Uyma, Yerine Getirme İnkişaf : Açığa Çıkma, Gelişme İrşad : Doğru Yolu Gösterme, Uyarma İtikad Etmek : İnanmak İzale : Giderme, Ortadan Kaldırma Kâr-I Akıl : Aklın Kabul Edeceği İş Kerâmât : Kerâmetler; Allah’ın Bir İkramı Olarak, Onun Sevgili Kullarında Görünen Olağanüstü Hal Ve Hareketler Kur’ânî : Kur’ân’a Ait Lâkayt : Duyarsız, İlgisiz Lemeât : Parıltılar Malûm : Bilinen Maruz : Uğrama, Tesirinde Kalma Medar : Sebep, Vesile Mevâcid : Vecd Halleri, Kalbe Zevk Veren Haller Münasip : Uygun Müşkül : Zor Nâfi : Faydalı, Yararlı Nokta-İ Müntehâ : Son Nokta Rahmet : Şefkat, Merhamet, İhsan Saadet-İ Ebediye : Sonsuz Mutluluk Sarf Etmek : Harcamak Seyr Ü Sülûk : İlâhî Hakikatlere Ulaşmak İçin Bir Rehberin Öncülüğünde Çıkılan Mânevî Yolculuk Silsile-İ Nakşî : Nakşibendî Tarikatının Silsilesi, Halifeler Zinciri Suret : Biçim, Şekil Sülûk : Mânevî Yol Alma Sünnet : Peygamberimizin Söz, Fiil Ve Hareketlerine Dayanan Yüce Prensipler Sünnet-İ Seniyye : Peygamberimizin Söz, Fiil Ve Hareketlerine Dayanan Yüce Prensipler Şekavet-İ Ebediye : Sonsuz Sıkıntı Ve Mutsuzluk Takviye : Kuvvetlendirme Tarik : Mânevî Yol Tarikat : Mânevî İlerlemeye Götüren Yol Tarîk-İ Nakşî : Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşibendi Hazretleri Tarafından Kurulan, Gizli Zikre Dayanan Tarikat Tasavvuf : Kalbi, Dünyanın Gelip Geçici İşlerinden Ayırıp, Allah Sevgisi İle Bağlama; Tarikat Ehli Olma Tasavvur : Düşünce Tehacümat : Hücumlar Tiryak : Derman, İlaç Vâcib : Dinî Bakımdan Yapılması Şart Ve Kesin Olan Emir Velâyet : Velîlik Velâyet-İ Kübrâ : En Büyük Velîlik Velâyet-İ Suğrâ : Küçük Derecedeki Velîlik Velâyet-İ Vustâ : Orta Derecedeki Velîlik Veraset-İ Nübüvvet : Peygamberin Vârisliği Makamı Vuzuh : Açıklık, Açık Ve Anlaşılır Şekilde Olma Zındıka : Dinsizlik, İnançsızlık Zulümat : Karanlıklar [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst