Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 251736" data-attributes="member: 1008315"><p><strong> <u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></strong></p><p> <strong><u>8.49.EMİRDAĞ HAYATI(DEVAMI)</u></strong></p><p> Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor. Senin, hamiyet-i diniyen ve tecrübe-i ilmiyen ve Nurlara karşı alâkan sebebiyle, senden rica ediyorum ki, Sabri ile geçen macerayı unutmaya çalış ve onu da affet ve helâl et. Çünkü o, kendi kafasıyla konuşmamış; eskiden beri hocalardan işittiği şeyleri, lüzumsuz münakaşa ile söylemiş. Bilirsin ki, büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur.</p><p></p><p>Evet, o hemşehrimiz Sabri, hakikaten Nura ve Nur vasıtasıyla imana öyle bir hizmet eylemiş ki, bin hatâsını affettirir. Sizin âlicenaplığınızdan, o Nur hizmetleri hatırı için, dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazarıyla bakmalısınız.</p><p></p><p>Sahabelerin bir kısmı, o harplerde, adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tâbi olarak, Hazret-i Ali’nin (r.a.) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azîmet-i şer’iyye ile beraber zâhidâne, müstağniyâne, muktesidâne mesleğini terk edip, muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ İmam-ı Ali’nin (r.a.) kardeşi Ukayl ve “Habrü’l-Ümme” ünvanını alan Abdullah ibni Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, <strong><span style="color: #cc0000">1</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مِنْ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مَحَاسِنِ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">الشَّرِيعَةِ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">سَدُّ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اَبْوَابِ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">الْفِتَنِ</span></strong> bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen <strong><span style="color: #cc0000">2</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">طَهَّرَ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اللهُ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اَيْدِيَنَا</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">فَنُطَهِّرُ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اَلْسِنَتَنَا</span></strong> diyerek o fitnelerin kapısını açmayı ve bahsetmeyi caiz görmüyorlar. Çünkü, itiraza müstehak birkaç tane varsa, tarafgirlik damarıyla büyük Sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan Âl-i Beytin bir kısmına ve Talha (r.a.) ve Zübeyir (r.a.) gibi Aşere-i Mübeşşereden büyük zatlara itiraza başlar, zem ve adavet meyli uyanır diye, Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır.</p><p></p><p>Hattâ Ehl-i Sünnetin ve ilm-i kelâmın azîm imamlarından meşhur Sadeddin-i Taftazanî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için, şahısların hakkında nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tevbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususî şahsa lânet edilmez. Belki </p><p></p><p><strong><span style="color: #cc0000">3</span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">لَعْنَةُ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اللهِ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">عَلَى</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">الظَّالِمِينَ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَالْمُنَافِقِينَ</span></strong> gibi umumî bir ünvan ile lânet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur” diye Sadeddin-i Taftazanî’ye mukabele etmişler.</p><p></p><p>Senin müdakkikane ve âlimâne mektubuna karşı uzun cevap yazmadığımın sebebi, hem ehemmiyetli hastalığım ve ehemmiyetli meşgalelerim içinde acele bu kadar yazabildim.</p><p> Kardeşiniz</p><p></p><p>Said Nursî</p><p> <strong><u><span style="color: #990000">Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :</span></u></strong></p><p> <strong><span style="color: #cc0000">1</span><span style="color: #cc0000"> </span></strong>: Fitne kapılarını kapatmak şeriatın güzelliklerindendir. </p><p><strong><span style="color: #cc0000">2</span> </strong>: “Cenâb-ı Hak ellerimizi o kanlı hâdiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hâdiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım.” Ömer bin Abdülaziz’e ait bir söz. Şa’ranî, El-Yevâkit ve’l-Cevahir, 2:69; Bâcurî, Şerhü Cevheretü’t-Tevhid, 334.</p><p> 3 : Allah’ın lâneti zalimlerin ve münafıkların üzerine olsun.</p><p> </p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong></p><p></p><p> <strong>adalet-i hakikiye</strong> : gerçek adalet</p><p><strong>adalet-i izafiye/adalet-i nisbiye</strong> : zamanın şartlarına göre değişebilen, toplumun selâmeti için ferdin feda edilmesini öngören adalet</p><p> <strong>adavet</strong> : düşmanlık</p><p><strong>âlicenaplık</strong> : yüksek ahlâk sahibi</p><p> <strong>âlimâne</strong> : âlimlere yakışır şekilde</p><p><strong>allâme</strong> : büyük âlim</p><p><strong>azîmet-i şer’iye</strong> : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsini en mükemmel şekilde eksiksiz yapmaya çalışma</p><p> <strong>azîm</strong> : büyük</p><p><strong>binaen</strong> : dayanarak</p><p><strong>caiz</strong> : sakıncasız, doğru</p><p> <strong>cevaz</strong> : izin, müsaade, ruhsat</p><p><strong>delil-i kat’î</strong> : kesin delil</p><p><strong>düstur-u esasiye-i şer’iye</strong> : şeriatın esas prensipleri, ana kanunları</p><p> <strong>Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat</strong> : Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk</p><p><strong>fâcir</strong> : günahkâr</p><p><strong>fitne</strong> : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; imtihan vesilesi olan şey</p><p> <strong>gaddar</strong> : acımasız</p><p><strong>gaybî</strong> : bilinmeyen, görünmeyen</p><p><strong>hakikî</strong> : asıl, gerçek</p><p><strong>hamiyet-i diniye</strong> : dinin koruyuculuğu, dini koruma duygusu</p><p><strong>hasene</strong> : iyilik, sevap</p><p><strong>hemşehri</strong> : aynı ilden olan kimse, memleketli</p><p> <strong>hususî</strong> : özel</p><p><strong>içtihad</strong> : dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma</p><p> <strong>ilm-i kelâm</strong> : iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı</p><p> <strong>kat’î</strong> : kesin</p><p><strong>keffaret</strong> : günahın bağışlanmasına vesile olan şey</p><p><strong>küfr-ü mutlak</strong> : sınırsız inançsızlık; Allah’ı ve Ondan gelen her şeyi inkâr etme</p><p> <strong>lânet</strong> : beddua etme</p><p><strong>medar-ı ihtilâf</strong> : anlaşmazlık, uyuşmazlık sebebi</p><p> <strong>meyil</strong> : eğilim</p><p><strong>muhalif</strong> : karşı, aykırı</p><p> <strong>mukabele etmek</strong> : karşılık vermek</p><p><strong>mukabil</strong> : karşılık</p><p><strong>muktesidâne</strong> : iktisatlı bir şekilde</p><p> <strong>müdakkikane</strong> : dikkatlice araştırıp inceleyerek</p><p><strong>müstağniyâne</strong> : ihtiyaç duymayarak, muhtaç olmayarak</p><p> <strong>müstehak</strong> : hak etmiş, lâyık</p><p><strong>nass-ı kat’î</strong> : kesin delil—Kur’ân-ı Kerim ve sahih hadisler gibi</p><p><strong>nazara almak</strong> : göz önünde bulundurmak</p><p><strong>nazarıyla</strong> : gözüyle, bakışıyla</p><p><strong>nizâ etme</strong> : kavga etme, uyuşmama</p><p><strong>ruhsat-ı şer’iye</strong> : dinin verdiği izin</p><p><strong>Sahabe</strong> : Hz. Peygamberi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar</p><p> <strong>sekerat</strong> : ölüm ânı</p><p><strong>tâbi olma</strong> : uyma</p><p> <strong>tadlil</strong> : doğru yoldan çıktığına hükmetme, dalâlette görme</p><p><strong>tarafgirlik</strong> : taraftarlık</p><p><strong>tecrübe-i ilmiye</strong> : ilmin kazandırdığı tecrübe</p><p> <strong>tel’in</strong> : lânetleme, lânet okuma</p><p><strong>umumî</strong> : genel</p><p><strong>zâhidâne</strong> : tam bir takva içinde olarak</p><p> <strong>zem</strong> : kınama, kötüleme</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 251736, member: 1008315"] [B] [U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/B] [B][U]8.49.EMİRDAĞ HAYATI(DEVAMI)[/U][/B] Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor. Senin, hamiyet-i diniyen ve tecrübe-i ilmiyen ve Nurlara karşı alâkan sebebiyle, senden rica ediyorum ki, Sabri ile geçen macerayı unutmaya çalış ve onu da affet ve helâl et. Çünkü o, kendi kafasıyla konuşmamış; eskiden beri hocalardan işittiği şeyleri, lüzumsuz münakaşa ile söylemiş. Bilirsin ki, büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur. Evet, o hemşehrimiz Sabri, hakikaten Nura ve Nur vasıtasıyla imana öyle bir hizmet eylemiş ki, bin hatâsını affettirir. Sizin âlicenaplığınızdan, o Nur hizmetleri hatırı için, dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazarıyla bakmalısınız. Sahabelerin bir kısmı, o harplerde, adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tâbi olarak, Hazret-i Ali’nin (r.a.) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azîmet-i şer’iyye ile beraber zâhidâne, müstağniyâne, muktesidâne mesleğini terk edip, muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ İmam-ı Ali’nin (r.a.) kardeşi Ukayl ve “Habrü’l-Ümme” ünvanını alan Abdullah ibni Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, [B][COLOR=#cc0000]1[/COLOR][/B] [B][FONT=Times New Roman]مِنْ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]مَحَاسِنِ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]الشَّرِيعَةِ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]سَدُّ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]اَبْوَابِ[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman]الْفِتَنِ[/FONT][/B] bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen [B][COLOR=#cc0000]2[/COLOR][/B] [B][FONT=Times New Roman]طَهَّرَ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]اللهُ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]اَيْدِيَنَا[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]فَنُطَهِّرُ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]اَلْسِنَتَنَا[/FONT][/B] diyerek o fitnelerin kapısını açmayı ve bahsetmeyi caiz görmüyorlar. Çünkü, itiraza müstehak birkaç tane varsa, tarafgirlik damarıyla büyük Sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan Âl-i Beytin bir kısmına ve Talha (r.a.) ve Zübeyir (r.a.) gibi Aşere-i Mübeşşereden büyük zatlara itiraza başlar, zem ve adavet meyli uyanır diye, Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır. Hattâ Ehl-i Sünnetin ve ilm-i kelâmın azîm imamlarından meşhur Sadeddin-i Taftazanî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için, şahısların hakkında nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tevbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususî şahsa lânet edilmez. Belki [B][COLOR=#cc0000]3[/COLOR][/B][B][FONT=Times New Roman]لَعْنَةُ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]اللهِ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]عَلَى[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]الظَّالِمِينَ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]وَالْمُنَافِقِينَ[/FONT][/B] gibi umumî bir ünvan ile lânet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur” diye Sadeddin-i Taftazanî’ye mukabele etmişler. Senin müdakkikane ve âlimâne mektubuna karşı uzun cevap yazmadığımın sebebi, hem ehemmiyetli hastalığım ve ehemmiyetli meşgalelerim içinde acele bu kadar yazabildim. Kardeşiniz Said Nursî [B][U][COLOR=#990000]Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :[/COLOR][/U][/B] [B][COLOR=#cc0000]1[/COLOR][COLOR=#cc0000] [/COLOR][/B]: Fitne kapılarını kapatmak şeriatın güzelliklerindendir. [B][COLOR=#cc0000]2[/COLOR][COLOR=#cc0000] [/COLOR][/B]: “Cenâb-ı Hak ellerimizi o kanlı hâdiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hâdiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım.” Ömer bin Abdülaziz’e ait bir söz. Şa’ranî, El-Yevâkit ve’l-Cevahir, 2:69; Bâcurî, Şerhü Cevheretü’t-Tevhid, 334. 3 : Allah’ın lâneti zalimlerin ve münafıkların üzerine olsun. [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [B]adalet-i hakikiye[/B] : gerçek adalet [B]adalet-i izafiye/adalet-i nisbiye[/B] : zamanın şartlarına göre değişebilen, toplumun selâmeti için ferdin feda edilmesini öngören adalet [B]adavet[/B] : düşmanlık [B]âlicenaplık[/B] : yüksek ahlâk sahibi [B]âlimâne[/B] : âlimlere yakışır şekilde [B]allâme[/B] : büyük âlim [B]azîmet-i şer’iye[/B] : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsini en mükemmel şekilde eksiksiz yapmaya çalışma [B]azîm[/B] : büyük [B]binaen[/B] : dayanarak [B]caiz[/B] : sakıncasız, doğru [B]cevaz[/B] : izin, müsaade, ruhsat [B]delil-i kat’î[/B] : kesin delil [B]düstur-u esasiye-i şer’iye[/B] : şeriatın esas prensipleri, ana kanunları [B]Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat[/B] : Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk [B]fâcir[/B] : günahkâr [B]fitne[/B] : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; imtihan vesilesi olan şey [B]gaddar[/B] : acımasız [B]gaybî[/B] : bilinmeyen, görünmeyen [B]hakikî[/B] : asıl, gerçek [B]hamiyet-i diniye[/B] : dinin koruyuculuğu, dini koruma duygusu [B]hasene[/B] : iyilik, sevap [B]hemşehri[/B] : aynı ilden olan kimse, memleketli [B]hususî[/B] : özel [B]içtihad[/B] : dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma [B]ilm-i kelâm[/B] : iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı [B]kat’î[/B] : kesin [B]keffaret[/B] : günahın bağışlanmasına vesile olan şey [B]küfr-ü mutlak[/B] : sınırsız inançsızlık; Allah’ı ve Ondan gelen her şeyi inkâr etme [B]lânet[/B] : beddua etme [B]medar-ı ihtilâf[/B] : anlaşmazlık, uyuşmazlık sebebi [B]meyil[/B] : eğilim [B]muhalif[/B] : karşı, aykırı [B]mukabele etmek[/B] : karşılık vermek [B]mukabil[/B] : karşılık [B]muktesidâne[/B] : iktisatlı bir şekilde [B]müdakkikane[/B] : dikkatlice araştırıp inceleyerek [B]müstağniyâne[/B] : ihtiyaç duymayarak, muhtaç olmayarak [B]müstehak[/B] : hak etmiş, lâyık [B]nass-ı kat’î[/B] : kesin delil—Kur’ân-ı Kerim ve sahih hadisler gibi [B]nazara almak[/B] : göz önünde bulundurmak [B]nazarıyla[/B] : gözüyle, bakışıyla [B]nizâ etme[/B] : kavga etme, uyuşmama [B]ruhsat-ı şer’iye[/B] : dinin verdiği izin [B]Sahabe[/B] : Hz. Peygamberi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar [B]sekerat[/B] : ölüm ânı [B]tâbi olma[/B] : uyma [B]tadlil[/B] : doğru yoldan çıktığına hükmetme, dalâlette görme [B]tarafgirlik[/B] : taraftarlık [B]tecrübe-i ilmiye[/B] : ilmin kazandırdığı tecrübe [B]tel’in[/B] : lânetleme, lânet okuma [B]umumî[/B] : genel [B]zâhidâne[/B] : tam bir takva içinde olarak [B]zem[/B] : kınama, kötüleme [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst