Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="cetinsolhanli77" data-source="post: 252641"><p><strong> <u>KADER RİSALESİ</u></strong></p><p> <strong><u>6.4.ZEYL(DEVAMI)</u></strong></p><p> <strong><u>HÂTİME</u></strong></p><p> Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarikindeki Dört Hatvenin izahatı, hakikatin ilmine, şeriatin hakikatine, Kur’ân’ın hikmetine dair olan yirmi altı adet Sözlerde geçmiştir. Yalnız, şurada bir iki noktaya kısa bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:</p><p></p><p>Evet, şu tarik daha kısadır. Çünkü dört hatvedir. Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâle verir. Halbuki, en keskin tarik olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk-u mecazîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb-u Hakikîye gider.</p><p></p><p>Hem şu tarik daha eslemdir. Çünkü nefsin şatahat ve bâlâpervâzâne dâvâları bulunmaz. Çünkü, acz ve fakr ve kusurdan başka nefsinde bulmuyor ki, haddinden fazla geçsin.</p><p></p><p>Hem bu tarik daha umumî ve cadde-i kübrâdır. Çünkü, kâinatı, ehl-i vahdetü’l-vücud gibi, huzur-u daimî kazanmak için idama mahkûm zannedip Lâ mevcude illâ Hû hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü’ş-şuhud gibi, huzur-u daimî için kâinatı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip Lâ meşhude illâ Hû demeye mecbur olmuyor.</p><p></p><p>Belki, idamdan ve hapisten gayet zâhir olarak Kur’ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcudatı kendileri hesabına hizmetten azlederek Fâtır-ı Zülcelâl hesabına istihdam edip Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimal ederek, mânâ-yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur-u daimîye girmektir; herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır. Elhasıl, mevcudatı mevcudat hesabına hizmetten azlederek, mânâ-yı ismiyle bakmamaktır.</p><p> </p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong></p><p></p><p> <strong>acz</strong> : âcizlik, güçsüzlük</p><p><strong>âyinedarlık</strong> : aynalık</p><p><strong>azletmek</strong> : ayırmak, uzaklaştırmak</p><p><strong>bâlâpervâzâne</strong> : yüksekten konuşarak, atıp tutarak</p><p><strong>cadde-i kübrâ</strong> : büyük cadde</p><p><strong>ehl-i vahdetü’l-vücud</strong> : Allah’tan başka varlık olmadığı, herşeyin Allah’ın tecellîsi olduğunu kabul edenler</p><p><strong>ehl-i vahdetü’ş-şuhud</strong> : görünen herşeyin Allah’ın varlığını gösterdiğini söyleyen kimseler</p><p><strong>elhasıl</strong> : özetle, sonuç olarak</p><p><strong>eslem</strong> : en güvenli</p><p><strong>Esmâ-i Hüsnâ</strong> : Allah’ın güzel isimleri</p><p><strong>fakr</strong> : fakirlik, ihtiyaç hali</p><p><strong>Fâtır-ı Zülcelâl</strong> : sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi harika san’atıyla yaratan Allah</p><p><strong>gaflet</strong> : umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma</p><p><strong>had</strong> : sınır, çizgi, yetki</p><p><strong>hakikat</strong> : gerçek</p><p><strong>hâtime</strong> : sonuç, son bölüm</p><p><strong>hatve</strong> : basamak, mertebe</p><p><strong>hikmet</strong> : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması</p><p><strong>huzur-u daimî</strong> : sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma</p><p><strong>hükmetmek</strong> : kesin bir yargıya varmak</p><p><strong>idam</strong> : yok etme</p><p><strong>Kadîr-i Zülcelâl</strong> : kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah</p><p><strong>Lâ meşhude illâ Hû</strong> : Allah’tan başka görülen hiçbir şey yoktur</p><p><strong>Lâ mevcude illâ Hû</strong> : Ondan başka hiçbir varlık yok</p><p><strong>Mahbûb-u Hakikî</strong> : sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah</p><p><strong>mânâ-yı harfî</strong> : bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna</p><p><strong>mânâ-yı ismî</strong> : bir şeyin sahibine değil de, bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı</p><p><strong>mâşuk-u mecazî</strong> : gerçek sevgiye layık olmadığı halde aşık olunan şeyler</p><p><strong>mazhariyet</strong> : ayna olma, görünme yeri</p><p><strong>sarf-ı nazar</strong> : görmezlikten gelmek</p><p><strong>şatahat</strong> : mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı sözler</p><p><strong>şeriat</strong> : Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="cetinsolhanli77, post: 252641"] [B] [U]KADER RİSALESİ[/U][/B] [B][U]6.4.ZEYL(DEVAMI)[/U][/B] [B][U]HÂTİME[/U][/B] Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarikindeki Dört Hatvenin izahatı, hakikatin ilmine, şeriatin hakikatine, Kur’ân’ın hikmetine dair olan yirmi altı adet Sözlerde geçmiştir. Yalnız, şurada bir iki noktaya kısa bir işaret edeceğiz. Şöyle ki: Evet, şu tarik daha kısadır. Çünkü dört hatvedir. Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâle verir. Halbuki, en keskin tarik olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk-u mecazîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb-u Hakikîye gider. Hem şu tarik daha eslemdir. Çünkü nefsin şatahat ve bâlâpervâzâne dâvâları bulunmaz. Çünkü, acz ve fakr ve kusurdan başka nefsinde bulmuyor ki, haddinden fazla geçsin. Hem bu tarik daha umumî ve cadde-i kübrâdır. Çünkü, kâinatı, ehl-i vahdetü’l-vücud gibi, huzur-u daimî kazanmak için idama mahkûm zannedip Lâ mevcude illâ Hû hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü’ş-şuhud gibi, huzur-u daimî için kâinatı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip Lâ meşhude illâ Hû demeye mecbur olmuyor. Belki, idamdan ve hapisten gayet zâhir olarak Kur’ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcudatı kendileri hesabına hizmetten azlederek Fâtır-ı Zülcelâl hesabına istihdam edip Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimal ederek, mânâ-yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur-u daimîye girmektir; herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır. Elhasıl, mevcudatı mevcudat hesabına hizmetten azlederek, mânâ-yı ismiyle bakmamaktır. [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [B]acz[/B] : âcizlik, güçsüzlük [B]âyinedarlık[/B] : aynalık [B]azletmek[/B] : ayırmak, uzaklaştırmak [B]bâlâpervâzâne[/B] : yüksekten konuşarak, atıp tutarak [B]cadde-i kübrâ[/B] : büyük cadde [B]ehl-i vahdetü’l-vücud[/B] : Allah’tan başka varlık olmadığı, herşeyin Allah’ın tecellîsi olduğunu kabul edenler [B]ehl-i vahdetü’ş-şuhud[/B] : görünen herşeyin Allah’ın varlığını gösterdiğini söyleyen kimseler [B]elhasıl[/B] : özetle, sonuç olarak [B]eslem[/B] : en güvenli [B]Esmâ-i Hüsnâ[/B] : Allah’ın güzel isimleri [B]fakr[/B] : fakirlik, ihtiyaç hali [B]Fâtır-ı Zülcelâl[/B] : sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi harika san’atıyla yaratan Allah [B]gaflet[/B] : umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma [B]had[/B] : sınır, çizgi, yetki [B]hakikat[/B] : gerçek [B]hâtime[/B] : sonuç, son bölüm [B]hatve[/B] : basamak, mertebe [B]hikmet[/B] : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması [B]huzur-u daimî[/B] : sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma [B]hükmetmek[/B] : kesin bir yargıya varmak [B]idam[/B] : yok etme [B]Kadîr-i Zülcelâl[/B] : kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah [B]Lâ meşhude illâ Hû[/B] : Allah’tan başka görülen hiçbir şey yoktur [B]Lâ mevcude illâ Hû[/B] : Ondan başka hiçbir varlık yok [B]Mahbûb-u Hakikî[/B] : sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah [B]mânâ-yı harfî[/B] : bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna [B]mânâ-yı ismî[/B] : bir şeyin sahibine değil de, bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı [B]mâşuk-u mecazî[/B] : gerçek sevgiye layık olmadığı halde aşık olunan şeyler [B]mazhariyet[/B] : ayna olma, görünme yeri [B]sarf-ı nazar[/B] : görmezlikten gelmek [B]şatahat[/B] : mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı sözler [B]şeriat[/B] : Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Günün Risale-i Nur Dersi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst