Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
GURBET... Gariplik... Ve Altıncı Mektub
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 256964" data-attributes="member: 1004566"><p><em><strong><span style="color: red">GURBET... Gariplik... Ve Altıncı Mektub </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla… </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Hüzündür gurbet… Elemdir… Kederdir… Feleğin çarklarına istemeden de olsa yapılan bir serzeniştir gurbet… Zaman-mekân çizgisinde garipliğin en uç noktasını hissettirir aslında. Şu gurbet diyarına geldiğimizin ilk gününde yaptığımız ilk tefekkürdür, GURBET… Gülmelerin ağlamalara, sevinçlerin eleme kalbettiği diyardır gurbet… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Gayretli kardeşlerim, hamiyetli arkadaşlarım ve dünya denilen diyar-ı gurbette medar-ı tesellilerim, Madem Cenâb-ı Hak sizleri, fikrime ihsan ettiği mânâlara hissedar etmiştir; elbette hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır. Sizleri müteessir etmemek için, gurbetimdeki firkatimin ziyade elîm kısmını tayyedip bir kısmını sizlere hikâye edeceğim. Şöyle ki: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Diye başlar asrın müceddidi, gurbetin muhtelif vecihlerini ifade buyurduğu mektubuna… Onun için ilk gurbet DÜNYA’dır… Ki, o gurbetteki firkatinin çoğunlukta olan elîm kısmını tayyedip, yalnızca bir kısmını hikâye ettiğine dikkati çeker. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Şu iki üç aydır pek yalnız kaldım. Bazen on beş yirmi günde bir defa misafir yanımda bulunur. Sair vakitlerde yalnızım. Hem yirmi güne yakındır dağcılar yakınımda yok dağıldılar. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Üç aylık bir yalnızlık ve on beş yirmi günde tek bir misafir… “hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır” Hissedebiliyor muyuz, üç aylık bir yalnızlığı, on beş yirmi günde tek bir kişiyi görmeyi… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">İşte gece vakti, şu garibâne dağlarda, sessiz, sadasız, yalnız, ağaçların hazinâne hemhemeleri içinde, kendimi birbiri içinde beş muhtelif renkli gurbetlerde gördüm. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Vakit gece ve mekân dağlar… Ses seda yok… Yalnızlığın içinde yalnızca ağaçların hüzünlü hemhemeleri var… Ve birbiri içinde beş çeşit renkte gurbet… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Birincisi: İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden neş’et eden hazin bir gurbeti hissettim. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">İlk gurbeti idrak etmek için ihtiyarlık sırrını bir derece fehme takrib etmek gerekir. Bediüzzaman gençliği ve ihtiyarlığı tarif ederken bir hadisten mealen: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.” </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Olarak ifade eder. Demek ihtiyarlık sinnen yani yaşca büyük olmadan ibaret değildir. Genç iken de ihtiyar gibi ölümü düşünüp, gençliğin geçici heveslerine esir olmayıp gaflette boğulmayanlar da ihtiyarlığın sırrına ermiş ve ilk gurbeti bir derece hissetmişlerdir. Demek alem-i berzaha nispeten HÜZÜNLÜ bir gurbetteyiz… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">İşte, şu gurbet içinde ayrı diğer bir daire-i gurbet açıldı. O da, geçen bahar gibi alâkadar olduğum ekser mevcudat beni bırakıp gittiklerinden hâsıl olan firkatli bir gurbeti hissettim. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Alakadar olduğumuz bütün varlıklar bizi bırakıp gittiği için FİRKATLİ bir gurbetteyiz aynı zamanda… </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve şu gurbet içinde bir daire-i gurbet daha açıldı ki, vatanımdan ve akaribimden ayrı düşüp yalnız kaldığımdan tevellüt eden firkatli bir gurbeti hissettim. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Çoğumuzun literatüründe ki gurbet işte bu… Vatandan ve akrabalardan ayrı düşüp yalnız kalmaktan doğan FİRKATLİ gurbet… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve şu gurbet içinde, gecenin ve dağların garibâne vaziyeti bana rikkatli bir gurbeti daha hissettirdi. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Vaktimizin gece, mekânımızın garibâne vaziyetinde dağlar olması RİKKATLİ bir gurbet… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve şu gurbetten dahi, şu fâni misafirhaneden ebedü’l-âbâd tarafına harekete âmâde olan ruhumu fevkalâde bir gurbette gördüm. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve RUH’un gurbeti… Başa mı döndük dersiniz: Dünya denilen diyar-ı gurbet… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Birden, "Fesübhân<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />!" dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Kalbim feryatla dedi: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî! </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Birden, nur-u iman, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler. Lisanım </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“hasbün<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ve ni’mel vekil” </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">söyledi. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Kalbim </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym” âyetini okudu. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Aklım dahi, </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">ıztırabından ve dehşetinden feryat eden nefsime hitaben dedi: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Bırak biçare feryadı, belâdan kıl tevekkül. Zira feryat, belâ ender hata ender belâdır bil. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Belâ vereni buldunsa eğer, safâ ender vefâ ender atâ ender belâdır bil. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Madem öyle, bırak şekvâyı, şükret; çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender hebâ ender belâdır bil. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçücük bir belâdan, gel tevekkül kıl. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Bu beş çeşit gurbetin lisan, kalp ve akıl cihetinde reçetesini sunuyor… </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Lisan:”Hasbün<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ve ni’mel vekil” ile ilaç buluyor gurbet acısına. Zira Dördüncü Şua’da bahisle: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekayı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Meyusâne başımı eğdim. Birden “Hasbün<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ve ni’mel vekil” </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">âyeti imdadıma geldi, dedi: "Beni dikkatle oku." Ben günde beş yüz defa okudum. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Âyetle mükâlemesini söyler. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve ikinci olarak kalbin ilacı: </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym” </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Yani mealen: "Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur." </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Ve akıl mantık cihetiyle ispat eder. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Hem üstadlarımdan Mevlânâ Celâleddin’in nefsine dediği gibi dedim: </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Cenâb-ı Hak "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde "evet, Sen bizim Rabbimizsin" dedim. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Teşekkür ve minnet bu "Evet" sözünün neresindedir? Zîra o söz hüznün ve sıkıntıların kaynağıdır. </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">Bilir misin hüzün ve sıkıntı sırrı nedir? </span></strong></em></p><p><em><strong><span style="color: black">O, fakr ve fenâfillah kapısını çalmaktır. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">O vakit nefsim dahi "Evet, evet. Acz ve tevekkülle, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır. </span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“İman ve İslamiyet nurundan dolayı Allah’a hamd olsun” dedi. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Son nokta NEFSTE… Nefsin imânı… Risale-i nur mesleğinin çıkış noktası: Acz ve tevekkül, fakr ile iltica… </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Meşhur Hikem-i Atâiyenin şu fıkrası, </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">"Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?"; yani, "Onu bulan herşeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur" </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">ne derece âli bir hakikat olduğunu gördüm ve </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">“O gariplere müjdeler olsun” </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">hadisinin sırrını anladım, şükrettim. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">İşte, kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: "Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim. Acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Tâ ki sizleri ve Sözleri tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem" fikri hatırıma geldi. Onun için sizden sormuştum ki, "Acaba yazılan Sözler kâfi midir, noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir? Tâ ki rahat-ı kalble kendimi nurlu, zevkli, hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup, Mevlânâ Celâleddin’in dediği gibi </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Semâ’ın ne olduğunu bilir misin? O, mevcudata sırt çevirip fenâ bulmak; fenâ-yı mutlak içinde bekâyı zevk etmektir. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">deyip, ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?" diye sizi o suallerle tasdî etmiştim. </span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: black">Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Ve şu DÜNYA denilen Diyar-ı Gurbetteki garipliğimizi... Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla…</span></strong></em> </p><p> </p><p> </p><p>AYNUR ERDEN</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 256964, member: 1004566"] [I][B][COLOR=red]GURBET... Gariplik... Ve Altıncı Mektub [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Hüzündür gurbet… Elemdir… Kederdir… Feleğin çarklarına istemeden de olsa yapılan bir serzeniştir gurbet… Zaman-mekân çizgisinde garipliğin en uç noktasını hissettirir aslında. Şu gurbet diyarına geldiğimizin ilk gününde yaptığımız ilk tefekkürdür, GURBET… Gülmelerin ağlamalara, sevinçlerin eleme kalbettiği diyardır gurbet… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Gayretli kardeşlerim, hamiyetli arkadaşlarım ve dünya denilen diyar-ı gurbette medar-ı tesellilerim, Madem Cenâb-ı Hak sizleri, fikrime ihsan ettiği mânâlara hissedar etmiştir; elbette hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır. Sizleri müteessir etmemek için, gurbetimdeki firkatimin ziyade elîm kısmını tayyedip bir kısmını sizlere hikâye edeceğim. Şöyle ki: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Diye başlar asrın müceddidi, gurbetin muhtelif vecihlerini ifade buyurduğu mektubuna… Onun için ilk gurbet DÜNYA’dır… Ki, o gurbetteki firkatinin çoğunlukta olan elîm kısmını tayyedip, yalnızca bir kısmını hikâye ettiğine dikkati çeker. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Şu iki üç aydır pek yalnız kaldım. Bazen on beş yirmi günde bir defa misafir yanımda bulunur. Sair vakitlerde yalnızım. Hem yirmi güne yakındır dağcılar yakınımda yok dağıldılar. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Üç aylık bir yalnızlık ve on beş yirmi günde tek bir misafir… “hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır” Hissedebiliyor muyuz, üç aylık bir yalnızlığı, on beş yirmi günde tek bir kişiyi görmeyi… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]İşte gece vakti, şu garibâne dağlarda, sessiz, sadasız, yalnız, ağaçların hazinâne hemhemeleri içinde, kendimi birbiri içinde beş muhtelif renkli gurbetlerde gördüm. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Vakit gece ve mekân dağlar… Ses seda yok… Yalnızlığın içinde yalnızca ağaçların hüzünlü hemhemeleri var… Ve birbiri içinde beş çeşit renkte gurbet… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Birincisi: İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden neş’et eden hazin bir gurbeti hissettim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]İlk gurbeti idrak etmek için ihtiyarlık sırrını bir derece fehme takrib etmek gerekir. Bediüzzaman gençliği ve ihtiyarlığı tarif ederken bir hadisten mealen: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Olarak ifade eder. Demek ihtiyarlık sinnen yani yaşca büyük olmadan ibaret değildir. Genç iken de ihtiyar gibi ölümü düşünüp, gençliğin geçici heveslerine esir olmayıp gaflette boğulmayanlar da ihtiyarlığın sırrına ermiş ve ilk gurbeti bir derece hissetmişlerdir. Demek alem-i berzaha nispeten HÜZÜNLÜ bir gurbetteyiz… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]İşte, şu gurbet içinde ayrı diğer bir daire-i gurbet açıldı. O da, geçen bahar gibi alâkadar olduğum ekser mevcudat beni bırakıp gittiklerinden hâsıl olan firkatli bir gurbeti hissettim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Alakadar olduğumuz bütün varlıklar bizi bırakıp gittiği için FİRKATLİ bir gurbetteyiz aynı zamanda… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve şu gurbet içinde bir daire-i gurbet daha açıldı ki, vatanımdan ve akaribimden ayrı düşüp yalnız kaldığımdan tevellüt eden firkatli bir gurbeti hissettim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Çoğumuzun literatüründe ki gurbet işte bu… Vatandan ve akrabalardan ayrı düşüp yalnız kalmaktan doğan FİRKATLİ gurbet… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve şu gurbet içinde, gecenin ve dağların garibâne vaziyeti bana rikkatli bir gurbeti daha hissettirdi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Vaktimizin gece, mekânımızın garibâne vaziyetinde dağlar olması RİKKATLİ bir gurbet… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve şu gurbetten dahi, şu fâni misafirhaneden ebedü’l-âbâd tarafına harekete âmâde olan ruhumu fevkalâde bir gurbette gördüm. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve RUH’un gurbeti… Başa mı döndük dersiniz: Dünya denilen diyar-ı gurbet… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Birden, "Fesübhân[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG]!" dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Kalbim feryatla dedi: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî! [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Birden, nur-u iman, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler. Lisanım [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“hasbün[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG] ve ni’mel vekil” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]söyledi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Kalbim [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym” âyetini okudu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Aklım dahi, [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]ıztırabından ve dehşetinden feryat eden nefsime hitaben dedi: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bırak biçare feryadı, belâdan kıl tevekkül. Zira feryat, belâ ender hata ender belâdır bil. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Belâ vereni buldunsa eğer, safâ ender vefâ ender atâ ender belâdır bil. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Madem öyle, bırak şekvâyı, şükret; çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender hebâ ender belâdır bil. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçücük bir belâdan, gel tevekkül kıl. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bu beş çeşit gurbetin lisan, kalp ve akıl cihetinde reçetesini sunuyor… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Lisan:”Hasbün[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG] ve ni’mel vekil” ile ilaç buluyor gurbet acısına. Zira Dördüncü Şua’da bahisle: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekayı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Meyusâne başımı eğdim. Birden “Hasbün[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG] ve ni’mel vekil” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]âyeti imdadıma geldi, dedi: "Beni dikkatle oku." Ben günde beş yüz defa okudum. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Âyetle mükâlemesini söyler. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve ikinci olarak kalbin ilacı: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Yani mealen: "Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur." [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve akıl mantık cihetiyle ispat eder. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Hem üstadlarımdan Mevlânâ Celâleddin’in nefsine dediği gibi dedim: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Cenâb-ı Hak "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde "evet, Sen bizim Rabbimizsin" dedim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Teşekkür ve minnet bu "Evet" sözünün neresindedir? Zîra o söz hüznün ve sıkıntıların kaynağıdır. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bilir misin hüzün ve sıkıntı sırrı nedir? [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O, fakr ve fenâfillah kapısını çalmaktır. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O vakit nefsim dahi "Evet, evet. Acz ve tevekkülle, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“İman ve İslamiyet nurundan dolayı Allah’a hamd olsun” dedi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Son nokta NEFSTE… Nefsin imânı… Risale-i nur mesleğinin çıkış noktası: Acz ve tevekkül, fakr ile iltica… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Meşhur Hikem-i Atâiyenin şu fıkrası, [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]"Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?"; yani, "Onu bulan herşeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur" [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]ne derece âli bir hakikat olduğunu gördüm ve [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“O gariplere müjdeler olsun” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]hadisinin sırrını anladım, şükrettim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]İşte, kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: "Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim. Acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Tâ ki sizleri ve Sözleri tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem" fikri hatırıma geldi. Onun için sizden sormuştum ki, "Acaba yazılan Sözler kâfi midir, noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir? Tâ ki rahat-ı kalble kendimi nurlu, zevkli, hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup, Mevlânâ Celâleddin’in dediği gibi [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Semâ’ın ne olduğunu bilir misin? O, mevcudata sırt çevirip fenâ bulmak; fenâ-yı mutlak içinde bekâyı zevk etmektir. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]deyip, ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?" diye sizi o suallerle tasdî etmiştim. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Ve şu DÜNYA denilen Diyar-ı Gurbetteki garipliğimizi... Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla…[/COLOR][/B][/I] AYNUR ERDEN [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
GURBET... Gariplik... Ve Altıncı Mektub
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst