Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
Gurbet Semasındaki YİĞİT!!!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="imported_çiðdem" data-source="post: 44962" data-attributes="member: 2206"><p><strong><span style="color: #890000">GURBET SEMALARI</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Masasının başındaydı. Yapılması gereken resmî işler vardı. Okulun</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">mezuniyet töreni için bürokratlara ve diğer çevrelere davetiye</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gönderilecekti. Hem bu tören ihtişamlı olmalı ve insanların</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">teveccühünü kazanmalıydılar. Birkaç ay evvel öğrencileri,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">milletlerararası fizik olimpiyatlarında altın madalya almıştı. Bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">büyük başarıya lâyık muhteşem bir tören yapılmalıydı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Yorgunluğunu gidermek için çay istedi; ilâç kokulu bir çay,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">dakikaların anlamını pekiştiren... Bu sırada hayal âleminde, geçmişin</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">taptaze görüntüleri çiçeklenmeye başladı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Okulunu iyi bir dereceyle bitirmiş, kendisini seven herkesi de memnun</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">etmişti. Annesinin sevinci ise herkesin sevincinden daha fazlaydı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Her anne gibi, beşikten öte gurbet yudumlayan oğluna hasretti annesi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Babasının ölümü iyice yıpratmıştı annesini. Bir de ağabeyinin hanımı,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">hayatı zehir etmişti zavallıya. Kimseye bir şey söyleyemiyor,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">acısını, horlanışını içine atıyordu. Hayatın zehir zemberek yanını,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">okulunu bitirip gelecek oğlunun hayaliyle tatlandırıyordu. "Küçük</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">oğlum vefalıdır, kırmaz anacığını" diyor, "iyi de bir gelin alsam,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">onların işlerini de ben görürüm; yeter ki kendileri mutlu olsunlar."</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">diyerek hayaller kuruyordu. Hayat arkadaşı yaşarken yaptığı</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">tereyağlı, nane kokulu o güzelim tarhana çorbasının, oğlunun ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">inşâllah yeni gelininin sevecen yüreklerini ısıtacağını düşünüyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Oğlu geldiğinde bir başka kokacak tandırın üstündeki bazlamalar. Her</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">şey, ama her şey bir başka bakacak onlara, hayatın dolu yanına. Ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">nar çiçekleri erkenden dökülmeyecek artık. Olgunlaşan narlar,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">susuzluktan çatlamayacak. Kendisi, oğlunun hasretine ağlamayacak. Her</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gece baktığı gökyüzünden gurbet yıldızları kaymayacak. Hem gelininden</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gizli gizli dinlediği radyoda, gurbet türküleri çalmayacak.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Güvercinlerin bile ürkeklik dileneceği anne yüreği, limanını bulmuş</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">bir gemi olacaktı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Müdür Bey, kapının tıklatılmasıyla kendine geldi. Çayı getirilmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Bir yudum aldı; zihninin yorgunluğuna iyi geldi. Yeniden geçmişin</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">çağrısına kulak verdi, onu okudu hayal mektebinde.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Diplomasını alıp da döndüğünde, annesi nasıl da sevinmişti. Öpüyor,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">kokluyor, bağrına basıyor; sevincinden ağlıyor, ağlıyordu. Artık oğlu</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gelmişti. Katı kalpli gelinine mahkûm olmayacaktı. Küçük oğluyla</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">beraber kalırdı. Annesi böyle düşünüyordu. Gel gör ki bilmiyordu</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">oğlunun Orta Asya'ya gideceğini. Ama bir yolunu bulup söylemeliydi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">İkna etmeliydi annesini. Burada kendisini bekleyen bir çift göz</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">vardı; ama oralarda yüzlerce göz kendisini bekliyordu. Yıllardır</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">esaretin paletleri altında ezilen soydaşlarına, dindaşlarına yardıma</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gitmeliydi. Tıpkı ecdadının yaptığı gibi... Ama bir fark vardı; artık</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">top, mermi, tüfek taşınmayacaktı kağnılarla. Yüreklerde sevgi</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">taşınacaktı, çölleştirilmiş vicdanlara. Kalem taşınacaktı; masa, sıra</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">taşınacaktı. Ve bir de ızdırap insanının, hocasının, vefa</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">gözyaşları... Onlar için ağlamamış mıydı, onlar için bayılmamış mıydı</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">kürsülerde? Mutlaka gitmeliydi. Eğer birileri asırlar evvelinden bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">fedakârlığı yapıp buralara kadar gelmeseydi, hiç yeşerir miydi çöle</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">dönmüş yüreklerimiz?</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Annesinin yanına gideli iki üç gün olmuştu. Artık söylemeliydi</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">annesine, Orta asya' ya gideceğini. Lokmalar boğazından geçmiyor,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">düğümlenip kalıyordu. Birkaç kez niyetlendi, söyleyemedi. Annesinin o</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">güzel mutluluğunu gölgelemek istemiyordu. Ama gitmeliydi. Son gün,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">İstanbul'a gideceği, oradan da Orta asya'ya geçeceği günün bir gün</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">öncesi; yüzünde çileleşen kırışıklarıyla, sıkıntıyla ve ağlaya ağlaya</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">annesinin dizine başını koymuştu. Hıçkırıkları bitmek</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">bilmiyordu. "Güzel annem, canım annem, gönlümün sultanı!" diyor, yine</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">hıçkırıklara gömülüyordu. Sonunda, "gitmem gerekiyor" sözünü</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">söyleyebildi. "Gitmeliyim anne, Orta Asya'ya gitmeliyim." Gerisinde</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">neler söylediğini hatırlamadı. Hatırladığı sadece; annesiyle sarmaş</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">dolaş oluşu, hıçkırıklar ve gözyaşları...</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Tevekkül sahibiydi Güldane Hanım. "Kaderde bu da varmış, gelinimin</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">eziyetleriyle olgunlaşmak da varmış" deyip, Allah'a sığınıyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Oğlunu İstanbul'a yolcu ettiği gün hiç ağlamamıştı. Kendi elleriyle</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">hazırlamıştı oğlunun bavulunu. Börekler, sarmalar yapmıştı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Birbirlerini Allah'a emanet ederek ayrılmışlardı. Annesini, yengesine</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">değil, Allah'a emanet etmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Uçağa binmeden evvel son kez telefon etmişti annesine. Fakat o güzel</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">annesi sevincinden ağlıyordu. "Oğlum, sen gönül huzuruyla git."</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">diyordu. "Bilsen neler oldu. Yengen elime, ayağıma kapanıyor. 'Anne,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">ben ettim sen etme' diyor, etrafımda pervane gibi dönüyor. Oğlum,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">senin gittiğin günün akşamı rüyasında Peygamber Efendimiz (sas)'i</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">görmüş. Efendimiz; 'Kayınvalideni üzme', demiş. Sabahleyin ağlaya</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">ağlaya yanıma geldi. Elime, ayağıma kapandı. Oğlum, sen güle güle</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">git. Rabbim neylediyse hep güzel eyledi."</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Türkiye'ye ilk dönüşünde de annesi kendisini münasip biriyle</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">evlendirmişti. "Senin mürüvvetini gördüm ya, gayrı hiçbir şey</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">istemem" demişti. Sadece "torunum olunca onun hasretine dayanamam,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">fırsat bulursanız yanıma gelin", diyordu. İlk çocuklarının olmasından</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">iki ay sonra da annesinin yanına gitmişlerdi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Çayından bir yudum daha aldı. Nasıl da geçmişti senelik paya düşen</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">dakikalar? Yıllar, acı-tatlı hatıraları sırtlayıp gitmişti hayat</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">bulvarından. Ülkesinden kilometrelerce uzak bir yerde insanlığa</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">hizmet etmenin mutluluğu; Allah'ın rızasını yakalama gayreti ve her</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">günün bir önceki günden kazançlı geçmesi, elde edilen başarılar,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">bütün sıkıntıların üstüne bir sünger çekiyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Dışarıdan öğrencilerin cıvıl cıvıl, hayat dolu sesleri geliyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Seslerin birden bağrışmalara dönüştüğünü duydu. Daha düzensiz,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">haykırışa benzeyen sesler kulaklarını tırmaladı. O sırada kapısı</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">hızla vuruldu, içeriye soluk soluğa bir öğrenci girdi. "Öğretmenim,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">bir çocuk ikinci kattan düşmüş", dedi. Gözü karardı, tansiyonu düştü.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Başı döndü. Düşecek gibi oldu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Aman Allah'ım! Nasıl olur? Ya çocuğa bir şey olduysa... Düşünmek bile</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">istemedi. İnsanlar güvenerek göndermişlerdi çocuklarını. Sahip</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">çıkamayınca ne derlerdi? Ülkenin ileri gelenlerinin çocukları da</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">vardı. Ya bir şey olduysa? Ya bunu bahane ederek okulları</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Kapatırlarsa. Ne zorluklarla açılan okulları...</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Sendelemesine aldırmadan, sağa-sola çarparak dışarı çıktı. Çocukların</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">kümelendiği yere gitti. Müdürlerinin geldiğini gören çocuklar kenara</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">çekildiler. Yerde yatan çocuğun yanına gitti. Yüzüstü yatıyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Yattığı yer kanla kızıllaşmıştı. Çocuğun başını çevirdi; kanlanmış,</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">tanınamayacak vaziyetteki yüzü görünce donup kaldı... Kendi</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">çocuğuydu...</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Ciğerparesinin kanlı başını bağrına bastı. Nabzını tuttu, atmıyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">Hıçkırıklara gömülmüştü baba şefkatiyle. Ama içinden, "Allah'ım! Ölen</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">ya bir başkasının çocuğu olsaydı? O zaman ne yapardık?" diyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"> Etrafında pervane gibi dönüp kendisine hizmet eden gelini için oya</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">işliyordu, Güldane Hanım. Gurbet semalarından kayan melek yüzlü</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">yıldızından habersizdi. Dalgındı, sol gözü seğirmişti. Farkında</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000">olmadan iğneyi eline batırdı. Bir "ah" sesi yükseldi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: #890000"></span></strong></p><p> <strong><span style="color: #890000">Ahhhhhhhhh!</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="imported_çiðdem, post: 44962, member: 2206"] [b][color=#890000]GURBET SEMALARI Masasının başındaydı. Yapılması gereken resmî işler vardı. Okulun mezuniyet töreni için bürokratlara ve diğer çevrelere davetiye gönderilecekti. Hem bu tören ihtişamlı olmalı ve insanların teveccühünü kazanmalıydılar. Birkaç ay evvel öğrencileri, milletlerararası fizik olimpiyatlarında altın madalya almıştı. Bu büyük başarıya lâyık muhteşem bir tören yapılmalıydı. Yorgunluğunu gidermek için çay istedi; ilâç kokulu bir çay, dakikaların anlamını pekiştiren... Bu sırada hayal âleminde, geçmişin taptaze görüntüleri çiçeklenmeye başladı. Okulunu iyi bir dereceyle bitirmiş, kendisini seven herkesi de memnun etmişti. Annesinin sevinci ise herkesin sevincinden daha fazlaydı. Her anne gibi, beşikten öte gurbet yudumlayan oğluna hasretti annesi. Babasının ölümü iyice yıpratmıştı annesini. Bir de ağabeyinin hanımı, hayatı zehir etmişti zavallıya. Kimseye bir şey söyleyemiyor, acısını, horlanışını içine atıyordu. Hayatın zehir zemberek yanını, okulunu bitirip gelecek oğlunun hayaliyle tatlandırıyordu. "Küçük oğlum vefalıdır, kırmaz anacığını" diyor, "iyi de bir gelin alsam, onların işlerini de ben görürüm; yeter ki kendileri mutlu olsunlar." diyerek hayaller kuruyordu. Hayat arkadaşı yaşarken yaptığı tereyağlı, nane kokulu o güzelim tarhana çorbasının, oğlunun ve inşâllah yeni gelininin sevecen yüreklerini ısıtacağını düşünüyordu. Oğlu geldiğinde bir başka kokacak tandırın üstündeki bazlamalar. Her şey, ama her şey bir başka bakacak onlara, hayatın dolu yanına. Ve nar çiçekleri erkenden dökülmeyecek artık. Olgunlaşan narlar, susuzluktan çatlamayacak. Kendisi, oğlunun hasretine ağlamayacak. Her gece baktığı gökyüzünden gurbet yıldızları kaymayacak. Hem gelininden gizli gizli dinlediği radyoda, gurbet türküleri çalmayacak. Güvercinlerin bile ürkeklik dileneceği anne yüreği, limanını bulmuş bir gemi olacaktı. Müdür Bey, kapının tıklatılmasıyla kendine geldi. Çayı getirilmişti. Bir yudum aldı; zihninin yorgunluğuna iyi geldi. Yeniden geçmişin çağrısına kulak verdi, onu okudu hayal mektebinde. Diplomasını alıp da döndüğünde, annesi nasıl da sevinmişti. Öpüyor, kokluyor, bağrına basıyor; sevincinden ağlıyor, ağlıyordu. Artık oğlu gelmişti. Katı kalpli gelinine mahkûm olmayacaktı. Küçük oğluyla beraber kalırdı. Annesi böyle düşünüyordu. Gel gör ki bilmiyordu oğlunun Orta Asya'ya gideceğini. Ama bir yolunu bulup söylemeliydi. İkna etmeliydi annesini. Burada kendisini bekleyen bir çift göz vardı; ama oralarda yüzlerce göz kendisini bekliyordu. Yıllardır esaretin paletleri altında ezilen soydaşlarına, dindaşlarına yardıma gitmeliydi. Tıpkı ecdadının yaptığı gibi... Ama bir fark vardı; artık top, mermi, tüfek taşınmayacaktı kağnılarla. Yüreklerde sevgi taşınacaktı, çölleştirilmiş vicdanlara. Kalem taşınacaktı; masa, sıra taşınacaktı. Ve bir de ızdırap insanının, hocasının, vefa gözyaşları... Onlar için ağlamamış mıydı, onlar için bayılmamış mıydı kürsülerde? Mutlaka gitmeliydi. Eğer birileri asırlar evvelinden bu fedakârlığı yapıp buralara kadar gelmeseydi, hiç yeşerir miydi çöle dönmüş yüreklerimiz? Annesinin yanına gideli iki üç gün olmuştu. Artık söylemeliydi annesine, Orta asya' ya gideceğini. Lokmalar boğazından geçmiyor, düğümlenip kalıyordu. Birkaç kez niyetlendi, söyleyemedi. Annesinin o güzel mutluluğunu gölgelemek istemiyordu. Ama gitmeliydi. Son gün, İstanbul'a gideceği, oradan da Orta asya'ya geçeceği günün bir gün öncesi; yüzünde çileleşen kırışıklarıyla, sıkıntıyla ve ağlaya ağlaya annesinin dizine başını koymuştu. Hıçkırıkları bitmek bilmiyordu. "Güzel annem, canım annem, gönlümün sultanı!" diyor, yine hıçkırıklara gömülüyordu. Sonunda, "gitmem gerekiyor" sözünü söyleyebildi. "Gitmeliyim anne, Orta Asya'ya gitmeliyim." Gerisinde neler söylediğini hatırlamadı. Hatırladığı sadece; annesiyle sarmaş dolaş oluşu, hıçkırıklar ve gözyaşları... Tevekkül sahibiydi Güldane Hanım. "Kaderde bu da varmış, gelinimin eziyetleriyle olgunlaşmak da varmış" deyip, Allah'a sığınıyordu. Oğlunu İstanbul'a yolcu ettiği gün hiç ağlamamıştı. Kendi elleriyle hazırlamıştı oğlunun bavulunu. Börekler, sarmalar yapmıştı. Birbirlerini Allah'a emanet ederek ayrılmışlardı. Annesini, yengesine değil, Allah'a emanet etmişti. Uçağa binmeden evvel son kez telefon etmişti annesine. Fakat o güzel annesi sevincinden ağlıyordu. "Oğlum, sen gönül huzuruyla git." diyordu. "Bilsen neler oldu. Yengen elime, ayağıma kapanıyor. 'Anne, ben ettim sen etme' diyor, etrafımda pervane gibi dönüyor. Oğlum, senin gittiğin günün akşamı rüyasında Peygamber Efendimiz (sas)'i görmüş. Efendimiz; 'Kayınvalideni üzme', demiş. Sabahleyin ağlaya ağlaya yanıma geldi. Elime, ayağıma kapandı. Oğlum, sen güle güle git. Rabbim neylediyse hep güzel eyledi." Türkiye'ye ilk dönüşünde de annesi kendisini münasip biriyle evlendirmişti. "Senin mürüvvetini gördüm ya, gayrı hiçbir şey istemem" demişti. Sadece "torunum olunca onun hasretine dayanamam, fırsat bulursanız yanıma gelin", diyordu. İlk çocuklarının olmasından iki ay sonra da annesinin yanına gitmişlerdi. Çayından bir yudum daha aldı. Nasıl da geçmişti senelik paya düşen dakikalar? Yıllar, acı-tatlı hatıraları sırtlayıp gitmişti hayat bulvarından. Ülkesinden kilometrelerce uzak bir yerde insanlığa hizmet etmenin mutluluğu; Allah'ın rızasını yakalama gayreti ve her günün bir önceki günden kazançlı geçmesi, elde edilen başarılar, bütün sıkıntıların üstüne bir sünger çekiyordu. Dışarıdan öğrencilerin cıvıl cıvıl, hayat dolu sesleri geliyordu. Seslerin birden bağrışmalara dönüştüğünü duydu. Daha düzensiz, haykırışa benzeyen sesler kulaklarını tırmaladı. O sırada kapısı hızla vuruldu, içeriye soluk soluğa bir öğrenci girdi. "Öğretmenim, bir çocuk ikinci kattan düşmüş", dedi. Gözü karardı, tansiyonu düştü. Başı döndü. Düşecek gibi oldu. Aman Allah'ım! Nasıl olur? Ya çocuğa bir şey olduysa... Düşünmek bile istemedi. İnsanlar güvenerek göndermişlerdi çocuklarını. Sahip çıkamayınca ne derlerdi? Ülkenin ileri gelenlerinin çocukları da vardı. Ya bir şey olduysa? Ya bunu bahane ederek okulları Kapatırlarsa. Ne zorluklarla açılan okulları... Sendelemesine aldırmadan, sağa-sola çarparak dışarı çıktı. Çocukların kümelendiği yere gitti. Müdürlerinin geldiğini gören çocuklar kenara çekildiler. Yerde yatan çocuğun yanına gitti. Yüzüstü yatıyordu. Yattığı yer kanla kızıllaşmıştı. Çocuğun başını çevirdi; kanlanmış, tanınamayacak vaziyetteki yüzü görünce donup kaldı... Kendi çocuğuydu... Ciğerparesinin kanlı başını bağrına bastı. Nabzını tuttu, atmıyordu. Hıçkırıklara gömülmüştü baba şefkatiyle. Ama içinden, "Allah'ım! Ölen ya bir başkasının çocuğu olsaydı? O zaman ne yapardık?" diyordu. Etrafında pervane gibi dönüp kendisine hizmet eden gelini için oya işliyordu, Güldane Hanım. Gurbet semalarından kayan melek yüzlü yıldızından habersizdi. Dalgındı, sol gözü seğirmişti. Farkında olmadan iğneyi eline batırdı. Bir "ah" sesi yükseldi. Ahhhhhhhhh![/color][/b] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
Gurbet Semasındaki YİĞİT!!!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst