Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Hacı Bayram-ı Veli K.S. Hazretleri Kimdir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 269788" data-attributes="member: 1"><p> <table style='width: 100%'><tr><td><strong>Hacı Bayram-ı Veli</strong><br /> <br /> </td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İstanbul'u, Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethedeceğini müjdeleyen büyük velî. Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd, lakabı Hacı Bayram'dır. 1352 (H. 753)de Anakra ilinin Çubuk Çayı üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doğdu. 1429 (H. 833) senesinde Ankara'da vefât etti. Türbesi, Hacı Bayram Câmiinin kenarında ziyârete açıktır.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Nûmân, küçük yaşından îtibâren ilim tahsîline başladı. Ankara'da ve Bursa'da bulunan âlimlerin derslerine katılarak; tefsîr, hadîs, fıkıh gibi din ilimlerinde ve o zamânın fen ilimlerinde yetişti. Ankara'da Melîke Hâtun'un yaptırdığı Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda, halk arasında sevilip sayılan biri oldu.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İlimdeki bu üstünlüğüne rağmen Müderris Nûmân'ın rûhunda bir sıkıntı vardı. O, bu sıkıntıdan ancak bir mürşid-i kâmilin huzûruna varmakla kurtulabileceğini biliyor ve bir fırsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve; <br /> <br /> "Ben Şücâ-i Karamânî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve dâvetim var." dedi. <br /> <br /> Nûmân, bu sözlerin sonunda kendisi için mühim bir haberin olduğunu anlamıştı. <br /> <br /> "Hoş geldin, safâlar getirdin. İnşâallah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat! Anlat!" diyerek hayretle sordu. <br /> <br /> "Beni şeyhim ve mürşidim Hamîdeddîn-i Velî hazretleri gönderdi ve; "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede Nûmân adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve dâvetimi söyle. Al getir. O bize gerek..." dedi. Ben de bu vazîfe ile huzûrunuza gelmiş bulunuyorum."</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Müderris Nûmân bu sözleri dinler dinlemez; <br /> <br /> "Baş üstüne, bu dâvete icâbet lâzımdır. Hemen gidelim." diyerek müderrisliği bıraktı. Şücâ-i Karamânî ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meşhûr Hamîdeddîn-i Velî ile bir kurban bayramında buluştular. O zaman Hamîd-i Velî; "İki bayramı birden kutluyoruz." buyurarak, Nûmân'a Bayram lakabını verdi.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hamîd-i Velî, Nûmân ile başbaşa sohbetlere başlayarak, onu kısa zamanda olgunlaştırdı. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yüksek derecelere kavuşturduktan sonra ona; <br /> <br /> "Hacı Bayram! Zâhirî ilimleri ve bu ilimlerde yetişmiş âlimleri ve derecelerini gördün. Bâtınî ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiş evliyâyı ve derecelerini de gördün. Hangisini murâd edersen onu seç!" buyurdu. Hacı Bayram da, velîlerin yüksek hallerini görerek, kendisini tasavvufa verdi ve bu yolda daha yüksek derecelere kavuşmak için çalıştı. Hocasının teveccühleri ile zamânının en büyük velîlerinden oldu.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî, hocası ile hacca gitti. Hac vazîfelerini yaptıktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; "Halîfem, vekîlim sensin." emri üzerine, bu ağır vazîfeyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vefât edince, defn işleriyle meşgûl olup, cenâze namazını kıldırdı. Aksaray'da vazîfesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü. Ankara'da dînin emir ve yasaklarını insanlara anlatmaya, onlara doğru yolu göstermeye, yetiştirmeye başladı. Her gün pekçok kimse huzûruna gelir, hasta kalplerine şifâ bularak giderlerdi. Talebeleri gün geçtikçe çoğalmaya, akın akın gelmeye başladılar. Kısa zamanda ismi her tarafta duyuldu.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Bilâhare İstanbul'un mânevî fâtihi olacak olan Akşemseddîn de Osmancık'ta müderrisken şeyhin evliyâlık derecesini duymuş ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmişti. Fakat şeyhin dükkan dükkan dolaşıp para topladığını görünce, yanına varıp hikmetini sormadan "Evliyâ para mı toplar, buralara boşuna gelmişim." diyerek oradan ayrıldı. Zeynüddîn Hafî hazretlerine talebe olmak üzere Mısır'a doğru yola çıktı. Haleb'e vardığı gece bir rüyâ gördü. Rüyâsında, boynuna bir zincir takılmış ve zorla Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî'nin eşiğine bırakılmıştı. Zincirin ucu ise Hacı Bayram'ın elindeydil. Bu rüyâ üzerine, Akşemseddîn yaptığı hatâyı anlayarak derhal Anakra'ya geri döndü. Şehre ulaştığında Hacı Bayram-ı Velî'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiğini öğrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacı Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akşemseddîn, diğer talebelerle birlikte ekin biçmeye başladı. Yemek vakti geldiğinde, insanların ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrıldı. Hacı Bayram-ı Velî, talebeleriyle yemek yemeye başladı. Yine Akşemseddîn'e hiç iltifat etmeyip, yemeğe çağırmadı. Akşemseddîn yaptığı hatâyı bildiği için, kendi kendine;</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">"Ey nefsim! Sen, Allahü teâlânın büyük bir velî kulunu beğenmezsen, işte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin lâyık olduğun yer burasıdır." diyerek, köpeklerin yanına yaklaşıp, onlarla berâber yemeye başladı.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Akşemseddîn'in bu tevâzuuna dayanamayarak; "Köse! Kalbimize çabuk girdin, yanımıza gel." buyurup iltifât etti, kendi sofrasına oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri, işte böyle ağırlarlar." diyerek, onun gördüğü rüyâyı, kerâmet göstererek anladığını bildirdi.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Akşemseddîn bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmadı. Sohbetlerini kaçırmayarak, kalplere şifâ olan nasihatlarını zevkle dinlemye başladı. Hacı Bayram-ı Velî'nin teveccühleri altında, kısa zamanda bütün talebe arkadaşlarının önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Akşemseddîn'e icâzet, diploma verdiğinde, bâzıları; <br /> <br /> "Efendim! Sizde yıllarca okuyan talebelere hilâfet vermediğiniz hâlde, bu yeni gelen Akşemseddîn'i kısa zamanda hilâfet ile şereflendirdiniz?" dediler. <br /> <br /> Hâcı Bayram-ı Velî de; <br /> <br /> "Bu öyle bir kösedir ki, bizden her ne görüp duydu ise hemen inandı. Gördüklerinin ve işittiklerinin hikmetini de bizzât kendisi anladı. Fakat yanımda yıllardır çalışan talebeler, gördüklerinin ve duyduklarının hikmetini anlayamayıp bana sorarlar. Ona hilâfet vermemizin sebebi işte budur." diye cevap verdi.<br /> <br /> </span></span><br /> </td></tr><tr><td><strong>O aradığınız Hacı Bayram</strong><br /> <br /> </td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî, hem talebelerini yetiştiriyor, hem de belli saatlerde câmide insanlara vâz ve nasîhat ediyordu. Herkes Hacı Bayram-ı Velî'nin vâzlarına koşuyor, bâzı kerâmetlerini görünce, ona daha çok bağlanıyorlardı. Bu şekilde Hacı Bayram'ın etrafında pekçok kimsenin toplandığını gören bâzı hasetçiler, Pâdişâh İkinci Murâd Hana; <br /> <br /> "Sultânım! Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, bir yol tutturarak halkı başına toplamış. Aleyhinizde bâzı sözler söyleyip saltanatınıza kasdedermiş. Bir isyân çıkarmasından korkarız!" diyerek iftirâlarda bulundular. Bunun üzerine sultan, durumun tetkik edilmesi için iki kişi vazifelendirip; <br /> <br /> "O kimseyi hemen gidip huzûrumuza getirin. Emrimize baş kaldırıp isyân ederse, zincire vurarak getirin!" emrini verdi.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Vazifeli çavuşlar, ellerinde pâdişâhın fermânı olduğu hâlde, Edirne'den kalkıp süratle Ankara'ya gittiler. Şehre yaklaştıklarında önlerine, yaşlı, nûr yüzlü bir kimse ile bir genç çıktı. Selâmlaştıktan sonra ihtiyâr zât;<br /> <br /> "Evlâtlarım! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca, onlar da; <br /> <br /> "Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, etrâfına adamlar toplayıp, Pâdişâhımıza başkaldırmış. Onu yakalayıp pâdişâhın huzuruna götüreceğiz." dediler. Çavuşların bu sözünü bekleyen ihtiyâr zât; <br /> <br /> "O aradığınız Hacı Bayram bu fakîrdir." diyerek, kendisini gösterdi. Çavuşlar bir fermâna baktılar, bir de Hacı Bayram-ı Velî'ye. Aradıkları isyâncı bu olamazdı. Bu nûr yüzlü, hoş sözlü zât, hiç isyân edecek birine benzemiyordu. Hacı Bayram-ı Velî'ye tekrar tekrar dikkatle baktıktan sonra, birbirlerine; </span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> "Gidelim, Sultanımıza gidelim. Bu zâtın mâsûm olduğunu, söylenilenlerin yanlış olduğunu bildirelim." dediler.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram; <br /> <br /> "Evlatlar! Sizin geleceğinizi biliyorduk. Onun için yola çıkıp sizi bekledik. Pâdişâhımızın fermânı başımız üzerindedir. Haydi durmayınız, elimi zincirle bğlayınız ve bir an önce buradan gidelim." buyurdu. <br /> <br /> Bu sözlere iyice hayret eden çavuşlar; <br /> <br /> "Sizi yanlış anlatmışlar efendim. Size karşı edepsizlik etmeye hayâ ederiz. Hele zincire vurmak hiç aklımızdan geçmez. Mâdem ki emrediyorsunuz, buyurunuz gidelim." dediler.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram ile yanındaki genç talebesi Akşemseddîn, çavuşlarla birliket Edirne'ye doğru yola koyuldular. Hacı Bayram-ı Velî, yol boyunca çavuşlarla sohbetler etti, onlar nasîhatlerde bulundu. Günler sonra Çanakkale Boğazından geçip, Edirne'ye geldiler. Sarayda Sultan İkinci Murâd Han, söylentilere göre devletin selâmetine kasdeden ve tahtına göz diken bir eşkıyâ beklerken, karşısında; nûr yüzlü, kâmil bir velî gördü. Hayretini saklamayarak, onu baş köşeye oturttu. Utancından bu büyük velînin yüzüne bakamadan; <br /> <br /> "Yolculuğunuz zahmetli oldu herhalde." dedi. <br /> <br /> Hacı Bayram-ı Velî ise tebessümle; <br /> <br /> "İyi bir vesîle oldu. Birçok yerde ve buralarda epeyce mâneviyât âşıkları gördük ve tanıştık." diyerek, pâdişâhı rahatlattı. <br /> <br /> Sohbete başladılar. Sultan Murâd, şehzâdeliğinden beri ilme pek meraklıydı ve büyük bir âlim olarak yetişmişti. Hacı Bayram-ı Velî konuştukça, ilminin yüksekliğini daha iyi anladı. Tâ Ankara'dan buraya kadar getirttiğine çok üzüldü, tanışmakla şereflendiği için de çok sevindi. Tasavvuftaki bâzı müşkillerini Hacı Bayram-ı Velî'ye sordu. Aldığı cevaplardan ziyâdesiyle memnun oldu. Pekçok ihsânda bulunup, hediyeler verdi. Fakat Hacı Bayram-ı Velî; <br /> <br /> "Sultânım! Bizim dünyâ malında gözümüz yoktur. Siz onları, ihtiyâcı olanlara veriniz." diyerek nâzikçe reddetti. <br /> <br /> Pâdişhâh ısrar edince de; <br /> <br /> "Mutlaka ihsânda bulunmak istiyorsanız, talebelerimizin, devlete vereceği vergilerden muaf tutulmasını arzu ederiz." dedi. <br /> <br /> Pâdişâh da memnuniyetle kabûl etti. Hacı Bayram-ı Velî'yi günlerce sarayda misâfir etti, izzet ve ikrâmda bulundu.<br /> <br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>İstanbul'un Fethi<br /> </strong></td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Başbaşa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul'un fethine gelmişti. Murâd Han Gâzi; </span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">"Allahü teâlânın izniyle, evliyânın himmet ve bereketleriyle İstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım Bâyezîd Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i âl-i Osman'ın toraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm râzı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize lâzım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum." dedi. </span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Murâd Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Velî derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu. Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu: </span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">"Sultânım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nasîb olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan Muhammed'e (Fâtih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemseddîn'e nasîb olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fâtih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulunda. Sultan Murâd Han, bu müjdeye çok sevindi. Oğlu şehzâde Muhammed'e ve Akşemseddîn'e artık başka bir nazar ile bakmaya başladı.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Bu kitabı yazacağına</strong></td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne'de bulunduğu müddet içinde, câmilerde vâz verip, halka nasîhatlerde bulundu. Edirneliler de onu çok sevdiler. Onun hangi câmide nasîhat edeceğini öğrenip, oraya akın akın giderlerdi. Pâdişâh da onun Edirne'de kalmasını istiyordu. Fakat Hacı Bayram-ı Velî, Ankara'ya talebelerinin başına dönüp, onları yetiştirmeye devâm etmek istediğini bildirdi.</span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> Pâdişâha nasîhatlerde bulunduktan ve onunla vedâlaştıktan sonra yola koyuldu. Önce Gelibolu'ya geldi. Orada Yazıcızâde Ahmed Bîcân ve Muhammed Bîcân kardeşlerle görüştü. Bir müddet onları yetiştirmek için orada kaldı. Onların Bayramiyye yoluna girerek, tasavvufta ilerlemelerine sebeb oldu. Muhammed Efendi, yazdığı <strong>Muhammediyye</strong>'yi hocası Hacı Bayram-ı Velî'ye takdim ettiğinde; </span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">"Ey Muhammed! Bu kitabı yazacağına, kalbinin nûrlanması için çalışsan, nefsini terbiye etmek için uğraşıp onu yola getirseydin daha iyi olmaz mıydı?" buyurduğunda, Muhammed Bîcân bir "Âhh!" çekti ki, o anda kitabın açık olan sahifeleri "Âhh" ateşinden kararıp simsiyah oldu. Hacı Bayram-ı Velî, kısa zamanda bu iki kardeşe icâzet, diploma vererek, insanları hak yola dâvet ve bu yolda ilerletmekle görevlendirdi.<br /> <br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Kurban</strong></td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî, Ankara'ya Sultan Murâd Hanın verdiği fermânla geldi. Fermanda, Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin talebelerinin, yalnız ilim ile meşgûl olmaları için, onların vergi ve askerlikten muâf tutulduğu bildiriliyordu. Bunu duyan pekçok kişi, vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söylemeye başladı. Bunlar o kadar çoğaldı ki, Ankara'nın mâlî ve askerî düzeni bozuldu. Sonunda Sultan, Hacı Bayram-ı Velî'den talebelerinin bir listesini istemek zorunda kaldı.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî de, Ankara'nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdu ve; <br /> <br /> "Bize intisâb edenler, talebe olanlar burada toplansın." diye ilân etti. Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söyleyen herkes, akın akın gelip meydanı doldurdu. <br /> <br /> Hacı Bayram-ı Velî; <br /> <br /> "Dervişlerim, müridlerim! Bana intisâb eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını, malını bana feda eden, çadıra girsin." buyurdu. <br /> <br /> Bütün talebeleri bir korku aldı. Bir uğultu yükseldi. Vergiden kaçmak için talebe görünenler; <br /> <br /> "Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik." diye söylenip duruyorlardı. <br /> <br /> Hacı Bayram-ı Velî de, eline keskin bir bıçak ile çadırın kapısında beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan, bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girdiler. Arkalarından Hacı Bayram-ı Velî de girdi. Daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride hemen kesti. Kırmızı bir kan, çadırdan dışarı çıktı. Kanı gören herkes hemen kaçtı. Meydanda kimse kalmadı. Daha sonra dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Velî; <br /> <br /> "Anladık ki, bu kadar talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve asrelik yapmak sûretiyle, devlete olan borcunu ödemelidir." buyurdu.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Halifeleri</strong></td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî, ömrünün sonuna kadar İslâmiyeti yaymak için uğraştı. Talebelerine ve sohbete gelen herkese, Allahü teâlânın emirlerini bildirip, yasaklarından kaçınmanın şart olduğunu anlattı. Hayâtı, hep verâ ve takvâ üzere, haramlardan şiddetle kaçıp, şüpheli korkusuyla mübahların fazlasını terk etmekle geçti.</span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> Onun vefâtından sonra "Bayramiyye yolu"nu, talebelerinden Akşemseddîn ve Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler.</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <br /> <br /> Diğer halifeleri ise: Göynüklü Uzun Selâhaddîn, Yazıcızâde Muhammed ve Ahmed Bîcân kardeşler, İnce Bedreddîn, Hızır Dede, Akbıyık Sultan, Muhammed Üftâde hazretleri bunlardandır. Birisi de, dâmâdı Eşrefoğlu Rûmî (Abdullah Efendi)dir.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Türbenin Kapısı</strong><br /> </td></tr><tr><td><a href="http://www.biriz.biz/evliyalar/H/ea0716.htm" target="_blank"><img src="http://www.biriz.biz/evliyalar/hacibayramveli.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></a><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> <br /> Türbelerin kapatılma kararı çıktıktan sonra, her yere olduğu gibi Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin türbesine de kilit vurulmuştu. Fakat sabahleyin türbenin önünden geçenler kilidi kırılmış, kapıyı da ardına kadar açık gördüler. Olayın birkaç defâ tekerrür etmesi üzerine ilgililerden biri; <br /> <br /> "Böyle şey olmaz, bu kapıyı elbette bir açan var." demiş. <br /> <br /> Sonra bunun için iki polis vazifelendirmiş ve; <br /> <br /> "Sabaha kadar bekleyin, gözetleyin. Şu kapıyı kim açıyorsa, hemen yakalayın." iye de emir vermişti.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Polisler raldıkları bu emir gereğince, hazret-i Şeyh'in türbesi önünde sabah ezânı okununcaya kadar beklemişler. Sabah vakti âniden kilidin çıkardığı "Çat" sesi ile irkilmişler. İşte o zaman açılan kapıdan Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin tebessüm ederek kendilerine baktığını görmüşler. Türbebyi bekleyen polislerden biri şaşkınlıktan düşüp bayılırken, diğerinin dili tutulmuş. Bu olaydan sonra bir daha hiç kimse kapıda nöbet tutmaya cesâret edememiştir.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Hacı Bayram-ı Velî'nin talebelerine nassîhatlerinden....</strong><br /> </td></tr><tr><td> <br /> <ul> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda sık sık bulunmayınız.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hiddet ve kin, hakîkatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Allahü teâlâya isyân yolunda, hiçbir kimseye yardım etmeyiniz.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız. Onları sevindiriniz ki, Peygamber efendimizin emrini yerine getirmiş olasınız.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Çarşıda ve câmi avlusunda bir şey yemeyiniz. Yol ortasında durmayınız. Ticâret erbâbının dükkânlarında uzun müddet oturmayınız.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hiçbir günâhı küçümsemeyin, çok çalışın. Boş gezenler, zengin bile olsa, arkadaşları şeytan, kalbleri şeytanın konağı olur.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Helâlinden kazanıp, ondan fakırlere cömertçe veriniz.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Ölümü çok hatırlayınız. Ölüm gelmeden hesâbınızı yapınız. Tövbe ediniz ki, affa kavuşasınız.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Dünyâ gamından, nefsin sıkıştırmasından hafifleyip kurtulmak istiyorsanız, kabristanları sık sık ziyâret ediniz.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifşâ etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar, size emânettir. Emânete hiyânet ise, çirkin bir harekettir.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Âlim ve velîlerin kabirlerini ziyâret ediniz. Zîrâ o büyükler, kendilerini ziyâret edenlere şefâat ederler.</span></span></li> </ul> </td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Âşık Yûnus'la aynı asırda yaşamış ve onun söylediği gibi şiirler söylemiştir. Tasavvuf yolunda nefsi tanımanın ve itâat altına almanın şart olduğunu bildiren Hacı Bayram-ı Velî hazretleri bu hususta şu şiiri söylemiştir:<br /> <br /> </span></span> <table style='width: 100%'><tr><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Bilmek istersen seni,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Cân içinde ara cânı.</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Geç cânından bul ânı,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sen seni bil, sen seni.</strong></span></span></td><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Kim bildi ef'âlini,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Ol bildi sıfâtını,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Anda gördü zâtını,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sen seni bil, sen seni.</strong></span></span></td><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Görünen sıfâtındır,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>O'nu gören zâtındır,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Gayri ne hâcetindir,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sen seni bil, sen seni.</strong></span></span></td><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Kim ki hayrete vardı,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Nûra müstagrak oldu,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Tevhîd-i zâtı buldu,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sen seni bil, sen seni.</strong></span></span></td><td><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Bayram özünü bildi,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Bileni anda buldu,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Bulan ol kendi oldu,</strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sen seni bil, sen seni.</strong></span></span></td></tr></table></td></tr><tr><td> <hr /> </td></tr><tr><td></td></tr><tr><td> <hr /> </td></tr><tr><td><strong>ALABİLİRSEN AL</strong></td></tr><tr><td> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> Hacı Bayram-ı Velî'nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip; <br /> <br /> "Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıralraı emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çğekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti. Sonra çekmececyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî'ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı. Orada türbeyi bekleyen türbedâra; "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi. <br /> <br /> Türbedâr; <br /> "Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim." <br /> <br /> Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî'ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.</span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><br /> </span></span></td></tr><tr><td><strong>Sultan Murad Han'a Nasihati<br /> <br /> </strong><br /> </td></tr><tr><td><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne'den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana şöyle dedi:</span></span><br /> </p> <br /> <ul> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Tebean içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikrâmda bulun.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İlim sâhiplerine hürmet et. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Halka yaklaş fâsıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İnsanlığında kusûr etme, <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Sırrını hiç kimseye açma, <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İyice yakınlık peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda bâzı meseleler görüşülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir şey sorulursa, ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle. Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur. Sana bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fakîhlerin bir kısmınındır, de. Onlar, verdiği cevâbı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler.</span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Seni ziyârete gelenlere ilimden bir şey öğret, böylece faydalansınlar. Herkes, öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmî şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbablık kur. Zîrâ dostluk, ilme devâmı sağlar. Bâzan da onlara yemek ikrâm et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve îtibârlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Halka yumuşak muâmele et, müsâmaha göster. <br /> </span></span></li> <li data-xf-list-type="ul"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hiçbir kimesye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran."</span></span></li> </ul> </td></tr><tr><td> <hr /> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><em>1) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi; s.77</em><br /> <em>2) Nefehât-ül-üns; s.684</em><br /> <em>3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s. 1080</em><br /> <em>4) Rehber Ansiklopedisi; c.7, s.7</em><br /> <em>5) Menâkıb-ı Hacı Bayram-ı Velî</em><br /> <em>6) Tâc-üt-Tevârih; c.2, s.428</em><br /> <em>7) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.56</em><br /> <em>8) Menâkıb-ı Melâmiyye-i Şûttariyye; s. 5-7</em><br /> <em>9) Silsile-i Celvetî; s.75</em><br /> <em>10) Tıbyânü'l-Vesâil; c.1, s.174</em><br /> <em>11) Sefînetü'l-Evliyâ; c.2, s.256</em><br /> <em>12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.39</em></span></span></td></tr></table></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 269788, member: 1"] [TABLE] [TR] [TD][B]Hacı Bayram-ı Veli[/B] [/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2]İstanbul'u, Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethedeceğini müjdeleyen büyük velî. Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd, lakabı Hacı Bayram'dır. 1352 (H. 753)de Anakra ilinin Çubuk Çayı üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doğdu. 1429 (H. 833) senesinde Ankara'da vefât etti. Türbesi, Hacı Bayram Câmiinin kenarında ziyârete açıktır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Nûmân, küçük yaşından îtibâren ilim tahsîline başladı. Ankara'da ve Bursa'da bulunan âlimlerin derslerine katılarak; tefsîr, hadîs, fıkıh gibi din ilimlerinde ve o zamânın fen ilimlerinde yetişti. Ankara'da Melîke Hâtun'un yaptırdığı Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda, halk arasında sevilip sayılan biri oldu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]İlimdeki bu üstünlüğüne rağmen Müderris Nûmân'ın rûhunda bir sıkıntı vardı. O, bu sıkıntıdan ancak bir mürşid-i kâmilin huzûruna varmakla kurtulabileceğini biliyor ve bir fırsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve; "Ben Şücâ-i Karamânî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve dâvetim var." dedi. Nûmân, bu sözlerin sonunda kendisi için mühim bir haberin olduğunu anlamıştı. "Hoş geldin, safâlar getirdin. İnşâallah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat! Anlat!" diyerek hayretle sordu. "Beni şeyhim ve mürşidim Hamîdeddîn-i Velî hazretleri gönderdi ve; "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede Nûmân adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve dâvetimi söyle. Al getir. O bize gerek..." dedi. Ben de bu vazîfe ile huzûrunuza gelmiş bulunuyorum."[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Müderris Nûmân bu sözleri dinler dinlemez; "Baş üstüne, bu dâvete icâbet lâzımdır. Hemen gidelim." diyerek müderrisliği bıraktı. Şücâ-i Karamânî ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meşhûr Hamîdeddîn-i Velî ile bir kurban bayramında buluştular. O zaman Hamîd-i Velî; "İki bayramı birden kutluyoruz." buyurarak, Nûmân'a Bayram lakabını verdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hamîd-i Velî, Nûmân ile başbaşa sohbetlere başlayarak, onu kısa zamanda olgunlaştırdı. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yüksek derecelere kavuşturduktan sonra ona; "Hacı Bayram! Zâhirî ilimleri ve bu ilimlerde yetişmiş âlimleri ve derecelerini gördün. Bâtınî ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiş evliyâyı ve derecelerini de gördün. Hangisini murâd edersen onu seç!" buyurdu. Hacı Bayram da, velîlerin yüksek hallerini görerek, kendisini tasavvufa verdi ve bu yolda daha yüksek derecelere kavuşmak için çalıştı. Hocasının teveccühleri ile zamânının en büyük velîlerinden oldu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî, hocası ile hacca gitti. Hac vazîfelerini yaptıktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; "Halîfem, vekîlim sensin." emri üzerine, bu ağır vazîfeyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vefât edince, defn işleriyle meşgûl olup, cenâze namazını kıldırdı. Aksaray'da vazîfesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü. Ankara'da dînin emir ve yasaklarını insanlara anlatmaya, onlara doğru yolu göstermeye, yetiştirmeye başladı. Her gün pekçok kimse huzûruna gelir, hasta kalplerine şifâ bularak giderlerdi. Talebeleri gün geçtikçe çoğalmaya, akın akın gelmeye başladılar. Kısa zamanda ismi her tarafta duyuldu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Bilâhare İstanbul'un mânevî fâtihi olacak olan Akşemseddîn de Osmancık'ta müderrisken şeyhin evliyâlık derecesini duymuş ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmişti. Fakat şeyhin dükkan dükkan dolaşıp para topladığını görünce, yanına varıp hikmetini sormadan "Evliyâ para mı toplar, buralara boşuna gelmişim." diyerek oradan ayrıldı. Zeynüddîn Hafî hazretlerine talebe olmak üzere Mısır'a doğru yola çıktı. Haleb'e vardığı gece bir rüyâ gördü. Rüyâsında, boynuna bir zincir takılmış ve zorla Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî'nin eşiğine bırakılmıştı. Zincirin ucu ise Hacı Bayram'ın elindeydil. Bu rüyâ üzerine, Akşemseddîn yaptığı hatâyı anlayarak derhal Anakra'ya geri döndü. Şehre ulaştığında Hacı Bayram-ı Velî'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiğini öğrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacı Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akşemseddîn, diğer talebelerle birlikte ekin biçmeye başladı. Yemek vakti geldiğinde, insanların ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrıldı. Hacı Bayram-ı Velî, talebeleriyle yemek yemeye başladı. Yine Akşemseddîn'e hiç iltifat etmeyip, yemeğe çağırmadı. Akşemseddîn yaptığı hatâyı bildiği için, kendi kendine;[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]"Ey nefsim! Sen, Allahü teâlânın büyük bir velî kulunu beğenmezsen, işte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin lâyık olduğun yer burasıdır." diyerek, köpeklerin yanına yaklaşıp, onlarla berâber yemeye başladı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Akşemseddîn'in bu tevâzuuna dayanamayarak; "Köse! Kalbimize çabuk girdin, yanımıza gel." buyurup iltifât etti, kendi sofrasına oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri, işte böyle ağırlarlar." diyerek, onun gördüğü rüyâyı, kerâmet göstererek anladığını bildirdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Akşemseddîn bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmadı. Sohbetlerini kaçırmayarak, kalplere şifâ olan nasihatlarını zevkle dinlemye başladı. Hacı Bayram-ı Velî'nin teveccühleri altında, kısa zamanda bütün talebe arkadaşlarının önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Akşemseddîn'e icâzet, diploma verdiğinde, bâzıları; "Efendim! Sizde yıllarca okuyan talebelere hilâfet vermediğiniz hâlde, bu yeni gelen Akşemseddîn'i kısa zamanda hilâfet ile şereflendirdiniz?" dediler. Hâcı Bayram-ı Velî de; "Bu öyle bir kösedir ki, bizden her ne görüp duydu ise hemen inandı. Gördüklerinin ve işittiklerinin hikmetini de bizzât kendisi anladı. Fakat yanımda yıllardır çalışan talebeler, gördüklerinin ve duyduklarının hikmetini anlayamayıp bana sorarlar. Ona hilâfet vermemizin sebebi işte budur." diye cevap verdi. [/SIZE][/FONT] [/TD] [/TR] [TR] [TD][B]O aradığınız Hacı Bayram[/B] [/TD] [/TR] [TR] [TD][FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî, hem talebelerini yetiştiriyor, hem de belli saatlerde câmide insanlara vâz ve nasîhat ediyordu. Herkes Hacı Bayram-ı Velî'nin vâzlarına koşuyor, bâzı kerâmetlerini görünce, ona daha çok bağlanıyorlardı. Bu şekilde Hacı Bayram'ın etrafında pekçok kimsenin toplandığını gören bâzı hasetçiler, Pâdişâh İkinci Murâd Hana; "Sultânım! Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, bir yol tutturarak halkı başına toplamış. Aleyhinizde bâzı sözler söyleyip saltanatınıza kasdedermiş. Bir isyân çıkarmasından korkarız!" diyerek iftirâlarda bulundular. Bunun üzerine sultan, durumun tetkik edilmesi için iki kişi vazifelendirip; "O kimseyi hemen gidip huzûrumuza getirin. Emrimize baş kaldırıp isyân ederse, zincire vurarak getirin!" emrini verdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Vazifeli çavuşlar, ellerinde pâdişâhın fermânı olduğu hâlde, Edirne'den kalkıp süratle Ankara'ya gittiler. Şehre yaklaştıklarında önlerine, yaşlı, nûr yüzlü bir kimse ile bir genç çıktı. Selâmlaştıktan sonra ihtiyâr zât; "Evlâtlarım! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca, onlar da; "Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, etrâfına adamlar toplayıp, Pâdişâhımıza başkaldırmış. Onu yakalayıp pâdişâhın huzuruna götüreceğiz." dediler. Çavuşların bu sözünü bekleyen ihtiyâr zât; "O aradığınız Hacı Bayram bu fakîrdir." diyerek, kendisini gösterdi. Çavuşlar bir fermâna baktılar, bir de Hacı Bayram-ı Velî'ye. Aradıkları isyâncı bu olamazdı. Bu nûr yüzlü, hoş sözlü zât, hiç isyân edecek birine benzemiyordu. Hacı Bayram-ı Velî'ye tekrar tekrar dikkatle baktıktan sonra, birbirlerine; [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] "Gidelim, Sultanımıza gidelim. Bu zâtın mâsûm olduğunu, söylenilenlerin yanlış olduğunu bildirelim." dediler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram; "Evlatlar! Sizin geleceğinizi biliyorduk. Onun için yola çıkıp sizi bekledik. Pâdişâhımızın fermânı başımız üzerindedir. Haydi durmayınız, elimi zincirle bğlayınız ve bir an önce buradan gidelim." buyurdu. Bu sözlere iyice hayret eden çavuşlar; "Sizi yanlış anlatmışlar efendim. Size karşı edepsizlik etmeye hayâ ederiz. Hele zincire vurmak hiç aklımızdan geçmez. Mâdem ki emrediyorsunuz, buyurunuz gidelim." dediler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram ile yanındaki genç talebesi Akşemseddîn, çavuşlarla birliket Edirne'ye doğru yola koyuldular. Hacı Bayram-ı Velî, yol boyunca çavuşlarla sohbetler etti, onlar nasîhatlerde bulundu. Günler sonra Çanakkale Boğazından geçip, Edirne'ye geldiler. Sarayda Sultan İkinci Murâd Han, söylentilere göre devletin selâmetine kasdeden ve tahtına göz diken bir eşkıyâ beklerken, karşısında; nûr yüzlü, kâmil bir velî gördü. Hayretini saklamayarak, onu baş köşeye oturttu. Utancından bu büyük velînin yüzüne bakamadan; "Yolculuğunuz zahmetli oldu herhalde." dedi. Hacı Bayram-ı Velî ise tebessümle; "İyi bir vesîle oldu. Birçok yerde ve buralarda epeyce mâneviyât âşıkları gördük ve tanıştık." diyerek, pâdişâhı rahatlattı. Sohbete başladılar. Sultan Murâd, şehzâdeliğinden beri ilme pek meraklıydı ve büyük bir âlim olarak yetişmişti. Hacı Bayram-ı Velî konuştukça, ilminin yüksekliğini daha iyi anladı. Tâ Ankara'dan buraya kadar getirttiğine çok üzüldü, tanışmakla şereflendiği için de çok sevindi. Tasavvuftaki bâzı müşkillerini Hacı Bayram-ı Velî'ye sordu. Aldığı cevaplardan ziyâdesiyle memnun oldu. Pekçok ihsânda bulunup, hediyeler verdi. Fakat Hacı Bayram-ı Velî; "Sultânım! Bizim dünyâ malında gözümüz yoktur. Siz onları, ihtiyâcı olanlara veriniz." diyerek nâzikçe reddetti. Pâdişhâh ısrar edince de; "Mutlaka ihsânda bulunmak istiyorsanız, talebelerimizin, devlete vereceği vergilerden muaf tutulmasını arzu ederiz." dedi. Pâdişâh da memnuniyetle kabûl etti. Hacı Bayram-ı Velî'yi günlerce sarayda misâfir etti, izzet ve ikrâmda bulundu. [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD][B]İstanbul'un Fethi [/B][/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2]Başbaşa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul'un fethine gelmişti. Murâd Han Gâzi; [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]"Allahü teâlânın izniyle, evliyânın himmet ve bereketleriyle İstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım Bâyezîd Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i âl-i Osman'ın toraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm râzı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize lâzım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum." dedi. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Murâd Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Velî derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu. Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]"Sultânım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nasîb olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan Muhammed'e (Fâtih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemseddîn'e nasîb olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fâtih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulunda. Sultan Murâd Han, bu müjdeye çok sevindi. Oğlu şehzâde Muhammed'e ve Akşemseddîn'e artık başka bir nazar ile bakmaya başladı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD="bgcolor: #CCCCCC"][B]Bu kitabı yazacağına[/B][/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne'de bulunduğu müddet içinde, câmilerde vâz verip, halka nasîhatlerde bulundu. Edirneliler de onu çok sevdiler. Onun hangi câmide nasîhat edeceğini öğrenip, oraya akın akın giderlerdi. Pâdişâh da onun Edirne'de kalmasını istiyordu. Fakat Hacı Bayram-ı Velî, Ankara'ya talebelerinin başına dönüp, onları yetiştirmeye devâm etmek istediğini bildirdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Pâdişâha nasîhatlerde bulunduktan ve onunla vedâlaştıktan sonra yola koyuldu. Önce Gelibolu'ya geldi. Orada Yazıcızâde Ahmed Bîcân ve Muhammed Bîcân kardeşlerle görüştü. Bir müddet onları yetiştirmek için orada kaldı. Onların Bayramiyye yoluna girerek, tasavvufta ilerlemelerine sebeb oldu. Muhammed Efendi, yazdığı [B]Muhammediyye[/B]'yi hocası Hacı Bayram-ı Velî'ye takdim ettiğinde; [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]"Ey Muhammed! Bu kitabı yazacağına, kalbinin nûrlanması için çalışsan, nefsini terbiye etmek için uğraşıp onu yola getirseydin daha iyi olmaz mıydı?" buyurduğunda, Muhammed Bîcân bir "Âhh!" çekti ki, o anda kitabın açık olan sahifeleri "Âhh" ateşinden kararıp simsiyah oldu. Hacı Bayram-ı Velî, kısa zamanda bu iki kardeşe icâzet, diploma vererek, insanları hak yola dâvet ve bu yolda ilerletmekle görevlendirdi. [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD="bgcolor: #CCCCCC"][B]Kurban[/B][/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî, Ankara'ya Sultan Murâd Hanın verdiği fermânla geldi. Fermanda, Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin talebelerinin, yalnız ilim ile meşgûl olmaları için, onların vergi ve askerlikten muâf tutulduğu bildiriliyordu. Bunu duyan pekçok kişi, vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söylemeye başladı. Bunlar o kadar çoğaldı ki, Ankara'nın mâlî ve askerî düzeni bozuldu. Sonunda Sultan, Hacı Bayram-ı Velî'den talebelerinin bir listesini istemek zorunda kaldı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî de, Ankara'nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdu ve; "Bize intisâb edenler, talebe olanlar burada toplansın." diye ilân etti. Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söyleyen herkes, akın akın gelip meydanı doldurdu. Hacı Bayram-ı Velî; "Dervişlerim, müridlerim! Bana intisâb eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını, malını bana feda eden, çadıra girsin." buyurdu. Bütün talebeleri bir korku aldı. Bir uğultu yükseldi. Vergiden kaçmak için talebe görünenler; "Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik." diye söylenip duruyorlardı. Hacı Bayram-ı Velî de, eline keskin bir bıçak ile çadırın kapısında beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan, bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girdiler. Arkalarından Hacı Bayram-ı Velî de girdi. Daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride hemen kesti. Kırmızı bir kan, çadırdan dışarı çıktı. Kanı gören herkes hemen kaçtı. Meydanda kimse kalmadı. Daha sonra dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Velî; "Anladık ki, bu kadar talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve asrelik yapmak sûretiyle, devlete olan borcunu ödemelidir." buyurdu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD="bgcolor: #CCCCCC"][B]Halifeleri[/B][/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî, ömrünün sonuna kadar İslâmiyeti yaymak için uğraştı. Talebelerine ve sohbete gelen herkese, Allahü teâlânın emirlerini bildirip, yasaklarından kaçınmanın şart olduğunu anlattı. Hayâtı, hep verâ ve takvâ üzere, haramlardan şiddetle kaçıp, şüpheli korkusuyla mübahların fazlasını terk etmekle geçti.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Onun vefâtından sonra "Bayramiyye yolu"nu, talebelerinden Akşemseddîn ve Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler.[/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2] Diğer halifeleri ise: Göynüklü Uzun Selâhaddîn, Yazıcızâde Muhammed ve Ahmed Bîcân kardeşler, İnce Bedreddîn, Hızır Dede, Akbıyık Sultan, Muhammed Üftâde hazretleri bunlardandır. Birisi de, dâmâdı Eşrefoğlu Rûmî (Abdullah Efendi)dir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Türbenin Kapısı[/B] [/TD] [/TR] [TR] [TD][URL="http://www.biriz.biz/evliyalar/H/ea0716.htm"][IMG]http://www.biriz.biz/evliyalar/hacibayramveli.jpg[/IMG][/URL][FONT=Verdana][SIZE=2] Türbelerin kapatılma kararı çıktıktan sonra, her yere olduğu gibi Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin türbesine de kilit vurulmuştu. Fakat sabahleyin türbenin önünden geçenler kilidi kırılmış, kapıyı da ardına kadar açık gördüler. Olayın birkaç defâ tekerrür etmesi üzerine ilgililerden biri; "Böyle şey olmaz, bu kapıyı elbette bir açan var." demiş. Sonra bunun için iki polis vazifelendirmiş ve; "Sabaha kadar bekleyin, gözetleyin. Şu kapıyı kim açıyorsa, hemen yakalayın." iye de emir vermişti.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Polisler raldıkları bu emir gereğince, hazret-i Şeyh'in türbesi önünde sabah ezânı okununcaya kadar beklemişler. Sabah vakti âniden kilidin çıkardığı "Çat" sesi ile irkilmişler. İşte o zaman açılan kapıdan Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin tebessüm ederek kendilerine baktığını görmüşler. Türbebyi bekleyen polislerden biri şaşkınlıktan düşüp bayılırken, diğerinin dili tutulmuş. Bu olaydan sonra bir daha hiç kimse kapıda nöbet tutmaya cesâret edememiştir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Hacı Bayram-ı Velî'nin talebelerine nassîhatlerinden....[/B] [/TD] [/TR] [TR] [TD] [LIST] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda sık sık bulunmayınız.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hiddet ve kin, hakîkatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Allahü teâlâya isyân yolunda, hiçbir kimseye yardım etmeyiniz.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız. Onları sevindiriniz ki, Peygamber efendimizin emrini yerine getirmiş olasınız.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Çarşıda ve câmi avlusunda bir şey yemeyiniz. Yol ortasında durmayınız. Ticâret erbâbının dükkânlarında uzun müddet oturmayınız.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hiçbir günâhı küçümsemeyin, çok çalışın. Boş gezenler, zengin bile olsa, arkadaşları şeytan, kalbleri şeytanın konağı olur.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Helâlinden kazanıp, ondan fakırlere cömertçe veriniz.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Ölümü çok hatırlayınız. Ölüm gelmeden hesâbınızı yapınız. Tövbe ediniz ki, affa kavuşasınız.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Dünyâ gamından, nefsin sıkıştırmasından hafifleyip kurtulmak istiyorsanız, kabristanları sık sık ziyâret ediniz.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifşâ etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar, size emânettir. Emânete hiyânet ise, çirkin bir harekettir.[/SIZE][/FONT] [*] [FONT=Verdana][SIZE=2]Âlim ve velîlerin kabirlerini ziyâret ediniz. Zîrâ o büyükler, kendilerini ziyâret edenlere şefâat ederler.[/SIZE][/FONT] [/LIST] [/TD] [/TR] [TR] [TD][FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Âşık Yûnus'la aynı asırda yaşamış ve onun söylediği gibi şiirler söylemiştir. Tasavvuf yolunda nefsi tanımanın ve itâat altına almanın şart olduğunu bildiren Hacı Bayram-ı Velî hazretleri bu hususta şu şiiri söylemiştir: [/SIZE][/FONT] [TABLE="width: 749"] [TR] [TD="bgcolor: #E7E7E7"][FONT=Verdana][SIZE=2][B]Bilmek istersen seni,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Cân içinde ara cânı.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Geç cânından bul ânı,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sen seni bil, sen seni.[/B][/SIZE][/FONT][/TD] [TD="bgcolor: #FFFFFF"][FONT=Verdana][SIZE=2][B]Kim bildi ef'âlini,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Ol bildi sıfâtını,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Anda gördü zâtını,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sen seni bil, sen seni.[/B][/SIZE][/FONT][/TD] [TD="bgcolor: #E7E7E7"][FONT=Verdana][SIZE=2][B]Görünen sıfâtındır,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]O'nu gören zâtındır,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Gayri ne hâcetindir,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sen seni bil, sen seni.[/B][/SIZE][/FONT][/TD] [TD="bgcolor: #FFFFFF"][FONT=Verdana][SIZE=2][B]Kim ki hayrete vardı,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Nûra müstagrak oldu,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Tevhîd-i zâtı buldu,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sen seni bil, sen seni.[/B][/SIZE][/FONT][/TD] [TD="bgcolor: #E7E7E7"][FONT=Verdana][SIZE=2][B]Bayram özünü bildi,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Bileni anda buldu,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Bulan ol kendi oldu,[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sen seni bil, sen seni.[/B][/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [/TABLE] [/TD] [/TR] [TR] [TD] [HR][/HR][/TD] [/TR] [TR] [TD][/TD] [/TR] [TR] [TD] [HR][/HR][/TD] [/TR] [TR] [TD][B]ALABİLİRSEN AL[/B][/TD] [/TR] [TR] [TD] [FONT=Verdana][SIZE=2] Hacı Bayram-ı Velî'nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip; "Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıralraı emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çğekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti. Sonra çekmececyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî'ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı. Orada türbeyi bekleyen türbedâra; "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi. Türbedâr; "Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim." Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî'ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Sultan Murad Han'a Nasihati [/B] [/TD] [/TR] [TR] [TD][INDENT][FONT=Verdana][SIZE=2]Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne'den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana şöyle dedi:[/SIZE][/FONT] [/INDENT] [LIST] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Tebean içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikrâmda bulun.[/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]İlim sâhiplerine hürmet et. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Halka yaklaş fâsıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]İnsanlığında kusûr etme, [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Sırrını hiç kimseye açma, [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]İyice yakınlık peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda bâzı meseleler görüşülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir şey sorulursa, ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle. Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur. Sana bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fakîhlerin bir kısmınındır, de. Onlar, verdiği cevâbı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler.[/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Seni ziyârete gelenlere ilimden bir şey öğret, böylece faydalansınlar. Herkes, öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmî şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbablık kur. Zîrâ dostluk, ilme devâmı sağlar. Bâzan da onlara yemek ikrâm et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve îtibârlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Halka yumuşak muâmele et, müsâmaha göster. [/SIZE][/FONT] [*][FONT=Verdana][SIZE=2]Hiçbir kimesye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran."[/SIZE][/FONT] [/LIST] [/TD] [/TR] [TR] [TD] [HR][/HR][FONT=Verdana][SIZE=2][I]1) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi; s.77[/I] [I]2) Nefehât-ül-üns; s.684[/I] [I]3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s. 1080[/I] [I]4) Rehber Ansiklopedisi; c.7, s.7[/I] [I]5) Menâkıb-ı Hacı Bayram-ı Velî[/I] [I]6) Tâc-üt-Tevârih; c.2, s.428[/I] [I]7) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.56[/I] [I]8) Menâkıb-ı Melâmiyye-i Şûttariyye; s. 5-7[/I] [I]9) Silsile-i Celvetî; s.75[/I] [I]10) Tıbyânü'l-Vesâil; c.1, s.174[/I] [I]11) Sefînetü'l-Evliyâ; c.2, s.256[/I] [I]12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.39[/I][/SIZE][/FONT][/TD] [/TR] [/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Hacı Bayram-ı Veli K.S. Hazretleri Kimdir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst