Hadis meallerinden hatırlatmalar...

müdavim

Üye Sorumlusu










Alimlerin ittifakla yaptıkları bir tavsiyeleri hep aynı

olmuştur:Kur'an-ı Kerim'den sonra Peygamber Efendimiz'in (sas)

hadislerini okuyun!.



Hadisler her seviyedeki okuyucuya açık mesajlar verir, kolayca

anlayacakları değerli bilgiler sunarlar. Şayet düşünerek okur,

benimseyerek incelerseniz. Zaten hadisler de Kur'an'ın manalarını

açıklar.



Bundan dolayı birçok irşat kitabında Efendimiz (sas) Hazretleri'nin

hadislerinden özetler verilmiş, okuyucusunu yüksek ahlaka yönelten

hadis meallerine dikkat çekilmiştir. Farklı eserlerden seçtiğim bu

meallerden bazılarını, sorulan sorulara cevap olmak üzere arz etmek

istiyorum bugün... Sanırım siz de düşünerek okuyacak, sevinerek

benimseyeceksiniz verilen bu özel ve güzel cevapları...



1- Mahşerde elinde avucunda hiç sevabı kalmamış, hepsini de dünyada

yüklendiği hak sahiplerine vererek helalleşmek zorunda kalmış bir

müflis adama sorulacak:



Düşün bakalım, hiçbir iyiliğin kalmadı mı geride seni kurtaracak?..



Kendini kurtaracak sevabı kalmayan müflis adamın cevabı şöyle olacak:



Hiçbir sevabım kalmadı, sadece bana borçlanmış kimselere hep

müsamahalı davranır, ödeyebilecekleri güne kadar onları zorda

bırakmamaya çalışırdım. Borçlulara karşı gösterdiğim bu müsamahadan

başka hiçbir iyiliğim kalmadı geride!.. İşte bu adama Rabb'imiz

buyuracak ki:



Sen kul iken borçlanmış yoksullara böyle müsamahalı davranıyorsun da

ben Erhamürrahimin olan Rab iken zorda kalmış sana müsamahalı

davranmaz mıyım?..



İşte bundan dolayı denir ki: Sen zorda kalanlara müsamahalı ve

merhametli davran ki, Rabb'imiz de sen zorda kaldığında sana

müsamahalı ve merhametli davransın!



2- Kazandığı sevaba sevinen, maruz kaldığı günaha da ciddi şekilde

üzülen insan kâmil Müslüman'dır.



Demek ki, insan iman kuvveti nispetinde kazandığı sevabına sevinir,

maruz kaldığı günahına da üzülür. Sevabına sevinmeyip günahına da

üzülmeyen adamın bu duyarsızlığı hayra alamet sayılmaz.



Çünkü insan üzüntü duymadığı günahını tekrar işlemekten kaçınmayacağı

gibi, sevinmediği sevabını da tekrar kazanma ihtiyacı duymayabilir.



Bu sebeple insan maruz kaldığı günahına ciddi şekilde üzülmelidir ki,

bu üzüntü bir bakıma tövbesi manasına gelsin, affına sebep olsun.



3- Mümin günahını üzerine yıkılacak dağ gibi büyük görür, mücrim de

burnu üzerine konmuş sinek gibi basite alır. Bundan dolayı deniyor ki:



Günahını büyük gören, tekrar etmeyeceğinden dolayı küçültmüş sayılır.

Küçük gören de tekrar edeceğinden dolayı büyütmüş olur.



4- Çölden gelen bir adam sordu: Ya Resulallah, insan içine girmediği

bazı toplulukları geriden seviyor, bu sevgisinin ona faydası ya da

zararı olur mu? Buyurdu ki:



İnsan sevdiği topluluklarla birlikte olacaktır mahşerde...



Demek ki hep iyileri sevmeli, iyi işlerle meşgul olanların yanında ve

yakınında bulunmalı ki, onlara gelecek iyiliklerden yakınında bulunan

kendisi de istifade etsin. Kötülerle birlikte olup onlara yakınlık

duymamalı ki, onlara gelen kötülüklerden de kendisine zarar

dokunmasın.



5- Pehlivan, kucakladığı rakibinin sırtını yere getiren değildir. Asıl

pehlivan, kendisini saran öfkesini yenerek kırıcı bir davranışta

bulunmayan kimsedir.



6- Ölen anne babama nasıl yardım yapabilirim? diye soran bedeviye

Efendimiz'in cevabı şöyle olmuştur:



Vermeyi düşündüğün sadakayı hep annen, baban adına ver. Hem onlar

sadaka sevabı kazanır, hem de onları niyet eden sen sadaka sevabı

kazanırsın. Böylece ölmüş olan anne babana devamlı iyilik yapan

evlatlardan sayılırsın.



7- Kolaylık gösterin, güçleştirmeyin; müjdeleyin nefret ettirmeyin!



Evet, İslam'ın tüm emir ve yasaklarında kolaylık vardır güçlük yoktur.

Ne emredilmişse gücü yeteceği için emredilmiştir. Bundan dolayı zekatı

zengin verir, hacca da zengin gider. Gücü yetmeyen yoksul bunlarla

mükellef tutulmamıştır.

Ahmed Şahin
 
Üst