Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 58:“Muhakkak ahde vefa imandandır.”
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 381757" data-attributes="member: 1004566"><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 15px">ADAMLIĞIMIZIN DEĞER ÖLÇÜSÜ: AHDE VEFA</span></span></strong><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'">AHMET SAFA </span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">İmanın insana kazandırdığı hasletlerden biri de ahde vefadır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahde vefa; yani sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmak, özünde ve sözünde doğru olmak... </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ayet ve hadislerde olgun müminlerin sıfatları arasında ahde vefa zikredilmiş (Mü'minun, 8; Meâric, 32), pek çok ayet-i kerimeyle de bu hususun üzerinde durulmuştur. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">İnkârcılar arasında bile “el-emîn: güvenilir, sözünde duran” sıfatıyla anılan Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'in vefa ve sadakatle dolu hayatı da önümüzdeki en güzel örnektir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">O halde ahde vefa, salih amel ve itikatla olgunlaşan kâmil müminin en bariz sıfatıdır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">İnsanlık nereye giderse gitsin öyledir, öyle olmalıdır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahde vefa veya kısaca vefa... Sözünü çiğnememek, sadık kalmak, dürüst olmak... Bu ulvi meziyetler sevginin, dostluğun ve kardeşliğin bağrında yetişir. Kin, nefret, haset onu her zaman boğmuş, daha doğmadan öldürmüştür. Vefa ancak sevgi, iyilik ve kardeşlik ikliminde boy atıp gelişebilir. Bu yüzden sözlükler vefa kelimesine, “sevgi ve dostlukta sebat etmek” anlamını da vermişlerdir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa, ödemek, yetişmek manalarına da gelir. Hiçbir inanç ayrımına girmeden insanlara karşı maddi ve manevi borçlarını ödemek, sıkıntılı anlarında din kardeşlerinin imdadına yetişip onların ihtiyaçlarını karşılamak da vefanın anlam dairesi içindedir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Kur'an-ı Kerim, Allah'a iman eden bir müminin O'nunla ahitleştiğini, bu suretle kendisini hür iradesiyle sadakat mükellefiyeti altına dahil ettiğini açıklar. İster Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun, her vaad ve ahid, yükümlülük açısından mümini borçlu ve sorumlu kılar. İslâm ahlâkında bu sorumluluğun yerine getirilmesine “ahde vefa” denir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Zaten onu üstün bir fazilet haline getiren şey de, kişinin her an taahhüdünün aksini yapma imkanı varken, verdiği sözüne sadık kalmasıdır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahde vefanın hükmü ve mesuliyeti </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahitle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa kefaret gerekir. Fakat ahitte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı kefaretle ortadan kalkmaz (İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an). </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bu sebeple Kur'an-ı Kerim ahde vefanın üzerinde ısrarla durmuştur. Bir ayet-i kerimede: “Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk vardır.” (İsra, 34) buyurulmuştur. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Allahu Tealâ ile insan arasında kulluk ve ilâhlık mukavelesi vardır. Bu mukavelenin şartlarına riayet etmek farzlar üstü farzdır. “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım.” (Bakara, 40) ayeti bu mukaveleye işaret etmektedir. Yani siz, Allah'a verdiğiniz sözü hayatınıza aksettirip O'na ibadet ve kulluk edin ki, Allah da sizi şeytanın tasallutundan koruyup muhafaza etsin. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin mesuliyeti çok büyüktür. Bu sözleşmenin önemli bir boyutunu da, ölümü göze almak teşkil eder. Ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, ölürler, öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Ahdini Allah'tan daha çok yerine getiren kim olabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. Gerçekten bu, büyük bir kazançtır” (Tevbe, 111) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Sahabe-i Kiram hazretleri, Cenab-ı Allah ile yaptığı anlaşmadan ve Rasulullah s.a.v.'e verdiği sözden hiç şaşmadılar. Sonuna kadar sadakatle devam ettiler. Cephelerde ekin biçilir gibi biçildiler, fakat bir adım geriye gitmediler. O'nun rızası uğruna mal ve canlarını seve seve feda edecekleri hususunda ahitleşmede bulundular. Kur'an-ı Kerim onları söz ve ahitlerine bağlılığı ile destanlaştırırken şöyle buyurmaktadır: “İnananlardan öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat etmiş; kimisi ahde vefa gösterip canını vermiş; kimisi de (şehitliği) beklemedeydi.” (Ahzab, 23) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin şartları kullar arasındaki muameleyi de ihtiva etmektedir. “Allah'ın ahdini yerine getirin.” (En'am, 152) emrini alimler; “gerek Allah'ın sizi sorumlu tuttuğu ahitleri, emirleri, yasakları ve gerek sizin Allah'a veya Allah namına diğerlerine verdiğiniz ahitleri, adakları, yeminleri, akitleri; doğru olan her tür taahhüdü yerine getirin” şeklinde izah etmişlerdir. Ahde vefanın imandan olduğunu belirten Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz de, ahde aykırı davranmayı nifak alametlerinden saymıştır. (Buharî, Müslim) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahde vefasızlar dünyada rezil olacakları gibi, ahiret gününde de teşhir edilerek rezil edilecektir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak dikilecek; bu filanın vefasızlığıdır, denilecektir.” (Buharî, Müslim) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">En büyük ahit: Kâlu Belâ </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Elest Bezmi'nde Allahu Tealâ ile ruhlar arasında bir sözleşme (misak) yapılmıştır. Cenab-ı Hak, Hz. Adem Aleyhisselam'ın sulbünden zürriyetlerini almış ve onlara hitaben: “Rabbiniz değil miyim?” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. “(Onlar da) evet Rabbimizsin, şahidiz, dediler. Kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz.” (A'raf, 172) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Böylece insan ruhu, Rabbiyle yaptığı bu misaktan sonra fıtrî ve tabii bir sözleşme altına girmiş, O'nun terbiye ve emanetini kabul edip emirlerini yerine getirmeyi taahhüt etmiştir. Ayrıca dünyaya gelip vücut bulduktan sonra mümin, Rabbi'ne ve O'nun Peygamberi'ne iman etmekle yeni bir sözleşme daha yapmıştır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bu sözleşmeye Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in bütün emirleri ve O'nun sahabe-i kiram hazretlerinden aldığı bütün ahitler de dahildir: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">“Sana biat edenler, ancak Allah'a biat ediyorlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih, 10) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Antlaşmanın kısaca muhtevası emirlere uyup yasaklarından kaçınmak, şeytana kulluk etmekten uzak durmaktır. İnsanlar iman etseler de etmeseler de, emir ve yasakların hududunu aşmakla doğrudan şeytanın emrine girmiş olurlar: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">“Ey Ademoğulları! Şeytana tapmayın, o sizin düşmanınızdır diye ben sizinle ahitleşmedim mi? (Yasin, 60) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">AHDE VEFANIN KAPSAMI</span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa, düşman bile olsa verdiği sözden dönmemektir. Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir. Onun karakterinde yalancılık, döneklik ve kalleşliğin izine rastlanmaz. En zor anlarda bile ahde vefa eder. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ahde vefa, kulun Allah'a, ümmetin peygamberine, müridin mürşidine, dostun dostuna, aile fertlerinin birbirine, milletin vatanına sevgi ve sadakatidir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa, mümkün olduğunca dostundan ihtiyacını gizlemek, ondan bir şey istememek, eziyetine tahammül etmek, lüzumundan fazla hürmet, tevazu ve hizmetle ona ağırlık vermemektir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa, dostunu Allah için sevmek, arkadaşı öldükten sonra onun aile efradına iyilik ve yardım etmek, kapıdaki köpeğine varıncaya kadar her şeyine değer vermektir. Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan kişiler, kıyamet gününde Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. (Riyazu's-Salihin) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">O asla sözünden dönmezdi </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Her konuda olduğu gibi bu konuda da Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'den sözüne daha sadık bir kimse yoktu. Ebu Cehil, Ebu Leheb ve daha müslüman olmazdan evvelki haliyle Ebu Süfyan, O'nun doğruluğunu, iffetini, ahde vefasını biliyor ve kendilerine sorulduğu zaman bunu itiraf ediyorlardı. Aslında bütün düşmanları O'nun doğru söylediğini biliyorlardı. Fakat onların aşamadıkları nokta farklıydı. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Ebu'l-Hamsa r.a. anlatıyor: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Peygamber olmadan önce Hz. Rasul-i Ekrem'e alış-verişle ilgili bir şey vermek için filan gün filan yerde buluşmak üzere sözleştik. Fakat ben unuttum, ancak üçüncü gün hatırladım. Gittim baktım ki, Rasul-i Ekrem s.a.v. orada bekliyor. Beni görünce: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">- Delikanlı beni yordun. Üç günden beri seni burada bekliyorum, buyurdu. (Ebu Davud) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bedir savaşı için yola çıkıldığı esnada, Huzeyfe el-Yemanî ile babası Huzeyl, Peygamberimiz'in safında savaşmak üzere ardından yola çıkmışlardı. Müşrikler baba-oğulu yolda görerek sorguya çektiler: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">- Siz herhalde Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz, dediler. Onlar da: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">- Evet, bizim niyetimiz budur, dediler. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine müşrikler, onlardan Medine'ye dönmek ve Peygamberimiz'le birlikte savaşmamak üzere söz aldılar. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bir müddet sonra Huzeyfe ile babası Bedir'de Peygamberimiz'in huzuruna gelerek başlarından geçenleri anlattılar ve mücahitlerle birlikte savaşmak istediklerini söylediler. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Efendimiz s.a.v. onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, o anda savaşçıya çok fazla ihtiyacı olmasına rağmen şöyle buyurdu: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">- Hayır, siz Medine'ye dönün. Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin. Biz de müşriklere karşı Allah'tan yardım isteriz. O'nun yardımı bize kâfidir. (Müslim) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Kur'an-ı Kerim'de ahde vefa ile ilgili ayetlerde, yapılmış antlaşmaların hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, müslüman olmayan taraflara dahi verilen söz istikametinde davranılması emredilmektedir. (Tevbe, 1, 4, 7) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Hz. Peygamber s.a.v., vefat eden dostlarının dostlarına da son derece vefalıydı. Hz. Aişe r.a. anlatıyor: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Rasul-i Ekrem s.a.v. bir defasında yanına gelen yaşlı bir hanıma çok ikramda bulundu. Kadın gidince sebebini sordum. Buyurdular ki: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">- Bu kadın Hatice'nin sağlığında bize gelir giderdi. Ey Aişe, ahde vefa imandandır. (Hakim) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Allah Rasulü s.a.v.'in Rabbi'ne karşı vefası da dillere destandı. Mekke'de binbir çile ve ıstırabın içinde iken bile nafile ibadetlerini aksatmıyordu. Kıldığı namazların bir rekâtı bazen saatler alıyor, ayağa kalkmaya dermanı olmadığı zaman oturarak kılıyor, fakat yine terk etmiyordu. Mübarek elini Rabbi'ne açtığı zaman, duaların en içteni, en mahzunu ve en güzeli mübarek dilinden semalara yükseliyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefasız dost olmamak için... </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa, dostun dostuna dost olmak fakat düşmanına dost olmamaktır. Allah Tealâ ile ahitleşen müminin dostu, ancak Allah Tealâ'yı dost bilenler olabilir. O'nun düşmanı müminin de düşmanıdır. Kur'an-ı Kerim'de buyurulur ki: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.” (Tevbe, 23) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Fakat bu durum onların hukukuna riayet etmeye engel değildir. Kâfir bile olsa insanlara yeri geldiği zaman Allah için iyilik ve ikramda bulunmak güzel bir haslettir. Bu bir bakıma yaradılanın hatırını Yaradan'dan ötürü gözetmektir. Kalplerin yumuşamasına ve imana dair mevzuların konuşulabileceği bir zemininin hazırlanmasına da sebep olur. En azından size ve sizin temsil ettiğiniz yüce değerlere karşı yumuşamayı sağlar. Hz. Esma r.a. kendisine misafirliğe gelen müşrike annesine, Efendimiz s.a.v.'den izin alarak iyilik ve ikramda bulunmuştur. Yine kendisi için koç kesilen İbn-i Ömer r.a., yahudi komşusuna etten ikram edilmediğini duyunca telaşlanmış ve etin diğer komşulardan önce ona ikram edilmesini emretmiştir. Vefa işte böyle davranmayı gerektirir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">İslâmiyet, bu gibi faziletlerin gönülleri yumuşattığı, insanları kendine meftun ettiği rahmet ikliminde kısa zamanda yayılmıştır. Fakat her şeye rağmen Kur'an ve Sünnet'in ölçüleri, iman etmeyenlere karşı dostluk sayılabilecek ölçüde muhabbet ve sırdaşlığa engeldir. Onlardan zuhur edebilecek kötülüklere, sahip oldukları inanç ve düşüncelere karşı en azından kalben mesafeli olmak da yine Allah'ın emridir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Söz verirken... </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Mümin, Allah Tealâ ile ahdini bozacak şekilde birine söz vermemelidir. Zira ancak fasıklar Allah ile sözleşmesini iptal eder. Böylelerinin hiçbir ahde saygı göstermesi de beklenemez. “Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... İşte lânet onlara; (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır.” (Raad, 25) </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Fakat gafletle mesela bir haram işlemek üzere birine söz verilmişse, Allah'a verilen söz hatırlanıp, tevbe edilerek bu batıl sözden vazgeçilmelidir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Yine birine söz verirken, “inşallah: Allah dilerse” demek gerekir. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz söz verdiği zaman bunu kat'i olarak vermezdi. “Belki” kaydını koyardı. İbn-i Mesud r.a. da inşallah derdi. Evlâ olanı da böyledir. Fakat bundan kesinlik manası anlaşılırsa, meşru mazeret olmadıkça muhakkak ahde vefa gerekir. Yani kişi kendi dönekliğini inşallah demiştim diye Cenab-ı Allah'a fatura etmeye kalkmamalıdır. Birazcık düşünülürse, bu dehşetli bir vebaldir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Şayet kişi söz verirken içinden yapmamaya kararlı ise bu nifakın ta kendisidir. Verdiği sözde mazeretsiz olarak durmamak da aynı şekilde nifak alametidir. O bakımdan, neye mal olursa olsun, verdiği sözü bozmamalı veya bozacağı sözü vermemelidir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">O günler geride mi kaldı? </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">İslâmiyet'in gönüllerde hükmünü icra ettiği devirlerde millet bir vücudun uzuvları gibiydi. Kalplerde vefa, davranışlarda incelik ve zarafet vardı. Allah haşyetiyle nurlanan sinelerde şefkat, merhamet ve emanet şuuru hakimdi. Farklı düşünceler birer zenginlik kabul ediliyor, hemen her din salikinin var olduğu cemiyetin içinde inançlara saygı gösteriliyordu. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilerek küçük bazı anlaşmazlıklar vefa duygusundan hareketle olgunlukla karşılanıyordu. Çarşılar, sokaklar hayâ, edep ve iffeti temsil ediyordu. Yalancılık, sahtekârlık ve haramilik gibi gayri ahlâkî davranışlar en büyük arsızlık sayılıyor, bu gibi işleri yapanlar, ailesi, köyü ve oymağıyla birlikte bir ömür boyu unutulmuyordu. Zulme zulümle mukabele edilmez, defalarca aldanılsa bile bir kere aldatmaya tenezzül edilmezdi. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Sonra o devirler yavaş yavaş geride kaldı. Sinelerde Allah sevgisi inkıraza uğradı. Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalktı. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Bugün vefanın olmadığı yerde sevgi ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de imkansızdır. Zaman zaman vefasızlardan zuhur eden bu gibi haller, menfaat, mürailik ve iki yüzlülükten başka bir şey değildir. Zira Allah için sevmeyen, kalbî hayatında istikrar olmayanlarda, böyle ulvi şeyler zuhura gelmez. Her gün birkaç defa yeminini bozan, her defasında sözünden dönen, vefa, mertlik ve yiğitlik duygusundan mahrum, dönek, ödlek tiplerden vefa beklemek, gaflet ve aldanmışlığın ta kendisidir. Onlarla yola çıkan yolda kalır. Onlara bel bağlayan sırtından hançerlenip iki büklüm olur. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ne yazık ki, son birkaç asrın manzarası genel itibarıyla işte budur. Yalan, hıyanet, kabalık ve döneklik sermaye haline gelmiş; sokaklar arsızlık, zulüm ve hakka tecavüzle dolmuş, haramilik iş bilirlik şekline dönmüştür. Merhum Akif'in dediği gibi: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde! </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Birbirlerine devamlı şüphe ve güvensizlikle bakan, birbirine yabancı, vefasız bir toplumun iflahı zordur. Ne yazık ki, milli birliğimiz için ciddi tehlike sinyalleri çalmaktadır. O bakımdan bir kere daha Allah'a dönüşten başka bir çare görünmüyor. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">MÜRŞİDE VEFA </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Müridlerin bir mürşide intisap ederken yaptıkları biat, verdikleri söz de bir ahittir. Buradaki ahdin manası, tam bir sadakat ve dürüstlükle kâmil mürşide bağlanacağına, harfiyen emirlerini yerine getireceğine söz vermek, bu uğurda her türlü meşakkat ve çileyi de göze almaktır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Allah'ın rızasını kazanmak büyük bir iştir. Velî olmak manasına gelir. Nefsi terbiye etmeden O'nun rızası elde edilemeyeceği gibi, Hak dostlarının kapısına varmadan nefsin terbiye edilmesi de zor ve neredeyse imkansızdır. Allah'a vasıl olanların hemen tamamı, az veya çok Hak dostlarının terbiyesinden geçmişlerdir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı Cenab-ı Hak: “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” (Lokman, 15) diye emretmiş, diğer bir ayet-i kerimede ise: “Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119) buyurmuştur. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Kalpleri Allah Tealâ'nın nazargâhı olan kâmil mürşidler, manevi Kâbe hükmündeki zatlardır. Hz. Rasulullah s.a.v.'in sevgilisi, vekili, vârisi ve emanetidirler. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Dolayısıyla onlarla ahitleşmek, Allah ve Rasulü ile ahitleşmektir. Onlara itaat etmek, Alemlerin Rabbi'ne ve İki Cihan Güneşi'ne itaat etmektir. İsyan da yine onlara isyandır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Mürşidi can u gönülden sevmek Allah ve Rasulü'nü sevmeye ve kâmil imanı elde etmeye sebep olur. Hadis-i şerifte: “Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimse için ailesinden, çoluk çocuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Buharî, Müslim) buyrulmaktadır. Tasavvuf alimleri ittifak etmişlerdir ki, aynı şekilde bir mürid mürşidini sevmeden Hz. Fahr-i Kainat s.a.v.'i sevemez. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">O bakımdan ahde vefa ve civanmertlik odur ki, mürid yüzünü bir kere mürşidine döndürür ve başka dönmek nedir, ölünceye kadar bilmez. Var gücüyle ona muhabbet eder, sadakatle emirlerini yerine getirir. Hatta mürşidi onu kapıdan kovsa, Şah-ı Nakşibend Hazretleri gibi döner, mürşidinin ayaklarının altındaki merdiven gibi, usulca başını eşiğe kor. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Mürid, mürşidinin sevdiği her şeyi sever. Onu üzen her şeye üzülür. Mürşidinin canını sıkan bir şey oldu mu, bunu ferasetiyle anlar ve derhal gereğini yapar. Huzura her varışta edeple varır. Gıyabında da edeple oturur, edeple kalkar. Zihninde, hayalinde, tasavvurunda, hatta rüyalarında bile onunla konuşur, onunla gezer. Hızır Aleyhisselâm yanına gelse, kendisiyle konuşsa, kalbinin asıl iltifatı yine mürşidinedir. Zira ahdinde ve muhabbetinde ihlâslıdır. Bilir ki, bir kalpte iki padişah olmaz. Gönlünde çatallaşma başlayanların hemen hepsi yolda kalmışlardır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Güneş gibi dört bir yanı aydınlatan kâmil ve mükemmil bir mürşidi buluncaya kadar belki çok gezer ve çok yorulur. Fakat bulunca elsiz ve dilsiz emrine amade olur. Neden, niçin, nasıl sorularıyla gönlünü karartıp teslimiyetini yıkmaz. Hiçbir sırrını ondan saklamaz. Olanca gücüyle hizmet eder. Ondan iltifat beklemez. Çünkü kalpten kalbe iltifat edenler, zahiren iltifat etmezler. Kapıya yeni gelenlerden esirgemedikleri gonca güller gibi tebessümlerini, bazen kırk yıllık talipten esirgerler. Onların işi maneviyatladır, adetleri böyledir. Zahiren hep cefa eder gibidirler. Fakat talibe gereken vefadır. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Talip, Hakk'a vasıl oluncaya dek adım adım sabır ve metanetle hedefine yürür. Sağa-sola başını çevirmez. Manevi zevklerle sarhoş olup yolda eğlenmez. Hakk'a vasıl olduktan sonra da rehberini hiç mi hiç unutmaz. Ne zaman bir sohbet açılsa, hemen ondan bahseder. O'nun ruhaniyetinden istimdad eder. Yıllar bir türlü onu sinesinde eskitemez. Mürşidini hatırlatan her şey, mürid için muhabbet kaynağı olur. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Mürşide vefa göstermek, hakikatte Allah ve Rasulü s.a.v.'e vefa göstermektir ve ebedi selamete vesiledir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px">Böyle bir selamet, ebedi kurtuluş, cefa çekmeye değmez mi? </span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kaynak: Semerkand dergisi, 10/2004</span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 381757, member: 1004566"] [B][FONT=Tahoma][SIZE=4]ADAMLIĞIMIZIN DEĞER ÖLÇÜSÜ: AHDE VEFA[/SIZE][/FONT][/B][SIZE=2] [FONT=Tahoma]AHMET SAFA [SIZE=3]İmanın insana kazandırdığı hasletlerden biri de ahde vefadır. Ahde vefa; yani sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmak, özünde ve sözünde doğru olmak... Ayet ve hadislerde olgun müminlerin sıfatları arasında ahde vefa zikredilmiş (Mü'minun, 8; Meâric, 32), pek çok ayet-i kerimeyle de bu hususun üzerinde durulmuştur. İnkârcılar arasında bile “el-emîn: güvenilir, sözünde duran” sıfatıyla anılan Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'in vefa ve sadakatle dolu hayatı da önümüzdeki en güzel örnektir. O halde ahde vefa, salih amel ve itikatla olgunlaşan kâmil müminin en bariz sıfatıdır. İnsanlık nereye giderse gitsin öyledir, öyle olmalıdır. Ahde vefa veya kısaca vefa... Sözünü çiğnememek, sadık kalmak, dürüst olmak... Bu ulvi meziyetler sevginin, dostluğun ve kardeşliğin bağrında yetişir. Kin, nefret, haset onu her zaman boğmuş, daha doğmadan öldürmüştür. Vefa ancak sevgi, iyilik ve kardeşlik ikliminde boy atıp gelişebilir. Bu yüzden sözlükler vefa kelimesine, “sevgi ve dostlukta sebat etmek” anlamını da vermişlerdir. Vefa, ödemek, yetişmek manalarına da gelir. Hiçbir inanç ayrımına girmeden insanlara karşı maddi ve manevi borçlarını ödemek, sıkıntılı anlarında din kardeşlerinin imdadına yetişip onların ihtiyaçlarını karşılamak da vefanın anlam dairesi içindedir. Kur'an-ı Kerim, Allah'a iman eden bir müminin O'nunla ahitleştiğini, bu suretle kendisini hür iradesiyle sadakat mükellefiyeti altına dahil ettiğini açıklar. İster Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun, her vaad ve ahid, yükümlülük açısından mümini borçlu ve sorumlu kılar. İslâm ahlâkında bu sorumluluğun yerine getirilmesine “ahde vefa” denir. Zaten onu üstün bir fazilet haline getiren şey de, kişinin her an taahhüdünün aksini yapma imkanı varken, verdiği sözüne sadık kalmasıdır. Ahde vefanın hükmü ve mesuliyeti Ahitle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa kefaret gerekir. Fakat ahitte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı kefaretle ortadan kalkmaz (İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an). Bu sebeple Kur'an-ı Kerim ahde vefanın üzerinde ısrarla durmuştur. Bir ayet-i kerimede: “Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk vardır.” (İsra, 34) buyurulmuştur. Allahu Tealâ ile insan arasında kulluk ve ilâhlık mukavelesi vardır. Bu mukavelenin şartlarına riayet etmek farzlar üstü farzdır. “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım.” (Bakara, 40) ayeti bu mukaveleye işaret etmektedir. Yani siz, Allah'a verdiğiniz sözü hayatınıza aksettirip O'na ibadet ve kulluk edin ki, Allah da sizi şeytanın tasallutundan koruyup muhafaza etsin. Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin mesuliyeti çok büyüktür. Bu sözleşmenin önemli bir boyutunu da, ölümü göze almak teşkil eder. Ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, ölürler, öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Ahdini Allah'tan daha çok yerine getiren kim olabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. Gerçekten bu, büyük bir kazançtır” (Tevbe, 111) Sahabe-i Kiram hazretleri, Cenab-ı Allah ile yaptığı anlaşmadan ve Rasulullah s.a.v.'e verdiği sözden hiç şaşmadılar. Sonuna kadar sadakatle devam ettiler. Cephelerde ekin biçilir gibi biçildiler, fakat bir adım geriye gitmediler. O'nun rızası uğruna mal ve canlarını seve seve feda edecekleri hususunda ahitleşmede bulundular. Kur'an-ı Kerim onları söz ve ahitlerine bağlılığı ile destanlaştırırken şöyle buyurmaktadır: “İnananlardan öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat etmiş; kimisi ahde vefa gösterip canını vermiş; kimisi de (şehitliği) beklemedeydi.” (Ahzab, 23) Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin şartları kullar arasındaki muameleyi de ihtiva etmektedir. “Allah'ın ahdini yerine getirin.” (En'am, 152) emrini alimler; “gerek Allah'ın sizi sorumlu tuttuğu ahitleri, emirleri, yasakları ve gerek sizin Allah'a veya Allah namına diğerlerine verdiğiniz ahitleri, adakları, yeminleri, akitleri; doğru olan her tür taahhüdü yerine getirin” şeklinde izah etmişlerdir. Ahde vefanın imandan olduğunu belirten Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz de, ahde aykırı davranmayı nifak alametlerinden saymıştır. (Buharî, Müslim) Ahde vefasızlar dünyada rezil olacakları gibi, ahiret gününde de teşhir edilerek rezil edilecektir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak dikilecek; bu filanın vefasızlığıdır, denilecektir.” (Buharî, Müslim) En büyük ahit: Kâlu Belâ Elest Bezmi'nde Allahu Tealâ ile ruhlar arasında bir sözleşme (misak) yapılmıştır. Cenab-ı Hak, Hz. Adem Aleyhisselam'ın sulbünden zürriyetlerini almış ve onlara hitaben: “Rabbiniz değil miyim?” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. “(Onlar da) evet Rabbimizsin, şahidiz, dediler. Kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz.” (A'raf, 172) Böylece insan ruhu, Rabbiyle yaptığı bu misaktan sonra fıtrî ve tabii bir sözleşme altına girmiş, O'nun terbiye ve emanetini kabul edip emirlerini yerine getirmeyi taahhüt etmiştir. Ayrıca dünyaya gelip vücut bulduktan sonra mümin, Rabbi'ne ve O'nun Peygamberi'ne iman etmekle yeni bir sözleşme daha yapmıştır. Bu sözleşmeye Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in bütün emirleri ve O'nun sahabe-i kiram hazretlerinden aldığı bütün ahitler de dahildir: “Sana biat edenler, ancak Allah'a biat ediyorlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih, 10) Antlaşmanın kısaca muhtevası emirlere uyup yasaklarından kaçınmak, şeytana kulluk etmekten uzak durmaktır. İnsanlar iman etseler de etmeseler de, emir ve yasakların hududunu aşmakla doğrudan şeytanın emrine girmiş olurlar: “Ey Ademoğulları! Şeytana tapmayın, o sizin düşmanınızdır diye ben sizinle ahitleşmedim mi? (Yasin, 60) AHDE VEFANIN KAPSAMI Vefa, düşman bile olsa verdiği sözden dönmemektir. Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir. Onun karakterinde yalancılık, döneklik ve kalleşliğin izine rastlanmaz. En zor anlarda bile ahde vefa eder. Ahde vefa, kulun Allah'a, ümmetin peygamberine, müridin mürşidine, dostun dostuna, aile fertlerinin birbirine, milletin vatanına sevgi ve sadakatidir. Vefa, mümkün olduğunca dostundan ihtiyacını gizlemek, ondan bir şey istememek, eziyetine tahammül etmek, lüzumundan fazla hürmet, tevazu ve hizmetle ona ağırlık vermemektir. Vefa, dostunu Allah için sevmek, arkadaşı öldükten sonra onun aile efradına iyilik ve yardım etmek, kapıdaki köpeğine varıncaya kadar her şeyine değer vermektir. Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan kişiler, kıyamet gününde Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. (Riyazu's-Salihin) O asla sözünden dönmezdi Her konuda olduğu gibi bu konuda da Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'den sözüne daha sadık bir kimse yoktu. Ebu Cehil, Ebu Leheb ve daha müslüman olmazdan evvelki haliyle Ebu Süfyan, O'nun doğruluğunu, iffetini, ahde vefasını biliyor ve kendilerine sorulduğu zaman bunu itiraf ediyorlardı. Aslında bütün düşmanları O'nun doğru söylediğini biliyorlardı. Fakat onların aşamadıkları nokta farklıydı. Abdullah bin Ebu'l-Hamsa r.a. anlatıyor: Peygamber olmadan önce Hz. Rasul-i Ekrem'e alış-verişle ilgili bir şey vermek için filan gün filan yerde buluşmak üzere sözleştik. Fakat ben unuttum, ancak üçüncü gün hatırladım. Gittim baktım ki, Rasul-i Ekrem s.a.v. orada bekliyor. Beni görünce: - Delikanlı beni yordun. Üç günden beri seni burada bekliyorum, buyurdu. (Ebu Davud) Bedir savaşı için yola çıkıldığı esnada, Huzeyfe el-Yemanî ile babası Huzeyl, Peygamberimiz'in safında savaşmak üzere ardından yola çıkmışlardı. Müşrikler baba-oğulu yolda görerek sorguya çektiler: - Siz herhalde Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz, dediler. Onlar da: - Evet, bizim niyetimiz budur, dediler. Bunun üzerine müşrikler, onlardan Medine'ye dönmek ve Peygamberimiz'le birlikte savaşmamak üzere söz aldılar. Bir müddet sonra Huzeyfe ile babası Bedir'de Peygamberimiz'in huzuruna gelerek başlarından geçenleri anlattılar ve mücahitlerle birlikte savaşmak istediklerini söylediler. Efendimiz s.a.v. onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, o anda savaşçıya çok fazla ihtiyacı olmasına rağmen şöyle buyurdu: - Hayır, siz Medine'ye dönün. Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin. Biz de müşriklere karşı Allah'tan yardım isteriz. O'nun yardımı bize kâfidir. (Müslim) Kur'an-ı Kerim'de ahde vefa ile ilgili ayetlerde, yapılmış antlaşmaların hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, müslüman olmayan taraflara dahi verilen söz istikametinde davranılması emredilmektedir. (Tevbe, 1, 4, 7) Hz. Peygamber s.a.v., vefat eden dostlarının dostlarına da son derece vefalıydı. Hz. Aişe r.a. anlatıyor: Rasul-i Ekrem s.a.v. bir defasında yanına gelen yaşlı bir hanıma çok ikramda bulundu. Kadın gidince sebebini sordum. Buyurdular ki: - Bu kadın Hatice'nin sağlığında bize gelir giderdi. Ey Aişe, ahde vefa imandandır. (Hakim) Allah Rasulü s.a.v.'in Rabbi'ne karşı vefası da dillere destandı. Mekke'de binbir çile ve ıstırabın içinde iken bile nafile ibadetlerini aksatmıyordu. Kıldığı namazların bir rekâtı bazen saatler alıyor, ayağa kalkmaya dermanı olmadığı zaman oturarak kılıyor, fakat yine terk etmiyordu. Mübarek elini Rabbi'ne açtığı zaman, duaların en içteni, en mahzunu ve en güzeli mübarek dilinden semalara yükseliyordu. Vefasız dost olmamak için... Vefa, dostun dostuna dost olmak fakat düşmanına dost olmamaktır. Allah Tealâ ile ahitleşen müminin dostu, ancak Allah Tealâ'yı dost bilenler olabilir. O'nun düşmanı müminin de düşmanıdır. Kur'an-ı Kerim'de buyurulur ki: “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.” (Tevbe, 23) Fakat bu durum onların hukukuna riayet etmeye engel değildir. Kâfir bile olsa insanlara yeri geldiği zaman Allah için iyilik ve ikramda bulunmak güzel bir haslettir. Bu bir bakıma yaradılanın hatırını Yaradan'dan ötürü gözetmektir. Kalplerin yumuşamasına ve imana dair mevzuların konuşulabileceği bir zemininin hazırlanmasına da sebep olur. En azından size ve sizin temsil ettiğiniz yüce değerlere karşı yumuşamayı sağlar. Hz. Esma r.a. kendisine misafirliğe gelen müşrike annesine, Efendimiz s.a.v.'den izin alarak iyilik ve ikramda bulunmuştur. Yine kendisi için koç kesilen İbn-i Ömer r.a., yahudi komşusuna etten ikram edilmediğini duyunca telaşlanmış ve etin diğer komşulardan önce ona ikram edilmesini emretmiştir. Vefa işte böyle davranmayı gerektirir. İslâmiyet, bu gibi faziletlerin gönülleri yumuşattığı, insanları kendine meftun ettiği rahmet ikliminde kısa zamanda yayılmıştır. Fakat her şeye rağmen Kur'an ve Sünnet'in ölçüleri, iman etmeyenlere karşı dostluk sayılabilecek ölçüde muhabbet ve sırdaşlığa engeldir. Onlardan zuhur edebilecek kötülüklere, sahip oldukları inanç ve düşüncelere karşı en azından kalben mesafeli olmak da yine Allah'ın emridir. Söz verirken... Mümin, Allah Tealâ ile ahdini bozacak şekilde birine söz vermemelidir. Zira ancak fasıklar Allah ile sözleşmesini iptal eder. Böylelerinin hiçbir ahde saygı göstermesi de beklenemez. “Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... İşte lânet onlara; (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır.” (Raad, 25) Fakat gafletle mesela bir haram işlemek üzere birine söz verilmişse, Allah'a verilen söz hatırlanıp, tevbe edilerek bu batıl sözden vazgeçilmelidir. Yine birine söz verirken, “inşallah: Allah dilerse” demek gerekir. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz söz verdiği zaman bunu kat'i olarak vermezdi. “Belki” kaydını koyardı. İbn-i Mesud r.a. da inşallah derdi. Evlâ olanı da böyledir. Fakat bundan kesinlik manası anlaşılırsa, meşru mazeret olmadıkça muhakkak ahde vefa gerekir. Yani kişi kendi dönekliğini inşallah demiştim diye Cenab-ı Allah'a fatura etmeye kalkmamalıdır. Birazcık düşünülürse, bu dehşetli bir vebaldir. Şayet kişi söz verirken içinden yapmamaya kararlı ise bu nifakın ta kendisidir. Verdiği sözde mazeretsiz olarak durmamak da aynı şekilde nifak alametidir. O bakımdan, neye mal olursa olsun, verdiği sözü bozmamalı veya bozacağı sözü vermemelidir. O günler geride mi kaldı? İslâmiyet'in gönüllerde hükmünü icra ettiği devirlerde millet bir vücudun uzuvları gibiydi. Kalplerde vefa, davranışlarda incelik ve zarafet vardı. Allah haşyetiyle nurlanan sinelerde şefkat, merhamet ve emanet şuuru hakimdi. Farklı düşünceler birer zenginlik kabul ediliyor, hemen her din salikinin var olduğu cemiyetin içinde inançlara saygı gösteriliyordu. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilerek küçük bazı anlaşmazlıklar vefa duygusundan hareketle olgunlukla karşılanıyordu. Çarşılar, sokaklar hayâ, edep ve iffeti temsil ediyordu. Yalancılık, sahtekârlık ve haramilik gibi gayri ahlâkî davranışlar en büyük arsızlık sayılıyor, bu gibi işleri yapanlar, ailesi, köyü ve oymağıyla birlikte bir ömür boyu unutulmuyordu. Zulme zulümle mukabele edilmez, defalarca aldanılsa bile bir kere aldatmaya tenezzül edilmezdi. Sonra o devirler yavaş yavaş geride kaldı. Sinelerde Allah sevgisi inkıraza uğradı. Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalktı. Bugün vefanın olmadığı yerde sevgi ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de imkansızdır. Zaman zaman vefasızlardan zuhur eden bu gibi haller, menfaat, mürailik ve iki yüzlülükten başka bir şey değildir. Zira Allah için sevmeyen, kalbî hayatında istikrar olmayanlarda, böyle ulvi şeyler zuhura gelmez. Her gün birkaç defa yeminini bozan, her defasında sözünden dönen, vefa, mertlik ve yiğitlik duygusundan mahrum, dönek, ödlek tiplerden vefa beklemek, gaflet ve aldanmışlığın ta kendisidir. Onlarla yola çıkan yolda kalır. Onlara bel bağlayan sırtından hançerlenip iki büklüm olur. Ne yazık ki, son birkaç asrın manzarası genel itibarıyla işte budur. Yalan, hıyanet, kabalık ve döneklik sermaye haline gelmiş; sokaklar arsızlık, zulüm ve hakka tecavüzle dolmuş, haramilik iş bilirlik şekline dönmüştür. Merhum Akif'in dediği gibi: Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde! Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul. Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş. Birbirlerine devamlı şüphe ve güvensizlikle bakan, birbirine yabancı, vefasız bir toplumun iflahı zordur. Ne yazık ki, milli birliğimiz için ciddi tehlike sinyalleri çalmaktadır. O bakımdan bir kere daha Allah'a dönüşten başka bir çare görünmüyor. MÜRŞİDE VEFA Müridlerin bir mürşide intisap ederken yaptıkları biat, verdikleri söz de bir ahittir. Buradaki ahdin manası, tam bir sadakat ve dürüstlükle kâmil mürşide bağlanacağına, harfiyen emirlerini yerine getireceğine söz vermek, bu uğurda her türlü meşakkat ve çileyi de göze almaktır. Allah'ın rızasını kazanmak büyük bir iştir. Velî olmak manasına gelir. Nefsi terbiye etmeden O'nun rızası elde edilemeyeceği gibi, Hak dostlarının kapısına varmadan nefsin terbiye edilmesi de zor ve neredeyse imkansızdır. Allah'a vasıl olanların hemen tamamı, az veya çok Hak dostlarının terbiyesinden geçmişlerdir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı Cenab-ı Hak: “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” (Lokman, 15) diye emretmiş, diğer bir ayet-i kerimede ise: “Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119) buyurmuştur. Kalpleri Allah Tealâ'nın nazargâhı olan kâmil mürşidler, manevi Kâbe hükmündeki zatlardır. Hz. Rasulullah s.a.v.'in sevgilisi, vekili, vârisi ve emanetidirler. Dolayısıyla onlarla ahitleşmek, Allah ve Rasulü ile ahitleşmektir. Onlara itaat etmek, Alemlerin Rabbi'ne ve İki Cihan Güneşi'ne itaat etmektir. İsyan da yine onlara isyandır. Mürşidi can u gönülden sevmek Allah ve Rasulü'nü sevmeye ve kâmil imanı elde etmeye sebep olur. Hadis-i şerifte: “Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimse için ailesinden, çoluk çocuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Buharî, Müslim) buyrulmaktadır. Tasavvuf alimleri ittifak etmişlerdir ki, aynı şekilde bir mürid mürşidini sevmeden Hz. Fahr-i Kainat s.a.v.'i sevemez. O bakımdan ahde vefa ve civanmertlik odur ki, mürid yüzünü bir kere mürşidine döndürür ve başka dönmek nedir, ölünceye kadar bilmez. Var gücüyle ona muhabbet eder, sadakatle emirlerini yerine getirir. Hatta mürşidi onu kapıdan kovsa, Şah-ı Nakşibend Hazretleri gibi döner, mürşidinin ayaklarının altındaki merdiven gibi, usulca başını eşiğe kor. Mürid, mürşidinin sevdiği her şeyi sever. Onu üzen her şeye üzülür. Mürşidinin canını sıkan bir şey oldu mu, bunu ferasetiyle anlar ve derhal gereğini yapar. Huzura her varışta edeple varır. Gıyabında da edeple oturur, edeple kalkar. Zihninde, hayalinde, tasavvurunda, hatta rüyalarında bile onunla konuşur, onunla gezer. Hızır Aleyhisselâm yanına gelse, kendisiyle konuşsa, kalbinin asıl iltifatı yine mürşidinedir. Zira ahdinde ve muhabbetinde ihlâslıdır. Bilir ki, bir kalpte iki padişah olmaz. Gönlünde çatallaşma başlayanların hemen hepsi yolda kalmışlardır. Güneş gibi dört bir yanı aydınlatan kâmil ve mükemmil bir mürşidi buluncaya kadar belki çok gezer ve çok yorulur. Fakat bulunca elsiz ve dilsiz emrine amade olur. Neden, niçin, nasıl sorularıyla gönlünü karartıp teslimiyetini yıkmaz. Hiçbir sırrını ondan saklamaz. Olanca gücüyle hizmet eder. Ondan iltifat beklemez. Çünkü kalpten kalbe iltifat edenler, zahiren iltifat etmezler. Kapıya yeni gelenlerden esirgemedikleri gonca güller gibi tebessümlerini, bazen kırk yıllık talipten esirgerler. Onların işi maneviyatladır, adetleri böyledir. Zahiren hep cefa eder gibidirler. Fakat talibe gereken vefadır. Talip, Hakk'a vasıl oluncaya dek adım adım sabır ve metanetle hedefine yürür. Sağa-sola başını çevirmez. Manevi zevklerle sarhoş olup yolda eğlenmez. Hakk'a vasıl olduktan sonra da rehberini hiç mi hiç unutmaz. Ne zaman bir sohbet açılsa, hemen ondan bahseder. O'nun ruhaniyetinden istimdad eder. Yıllar bir türlü onu sinesinde eskitemez. Mürşidini hatırlatan her şey, mürid için muhabbet kaynağı olur. Mürşide vefa göstermek, hakikatte Allah ve Rasulü s.a.v.'e vefa göstermektir ve ebedi selamete vesiledir. Böyle bir selamet, ebedi kurtuluş, cefa çekmeye değmez mi? [/SIZE] Kaynak: Semerkand dergisi, 10/2004 [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 58:“Muhakkak ahde vefa imandandır.”
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst