Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 59:Münafık´lığın belirtisi üçtür
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 383226" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 12px">MÜNAFIK SIFATI SADECE MÜNAFIKLARDA MI VAR?</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafık kimdir?</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><table style='width: 100%'><tr><td></td><td><br /> <table style='width: 100%'><tr><td></td></tr></table></td></tr></table><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafık, görünüşte Müslüman, gerçekte kâfir olandır.</span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafık, fitne ve fesatla insanların arasını açandır.</span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafık, ikiyüzlü yaşayandır; içi başka, dışı başkadır.</span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafığın sermayesi, yalandır.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Zamanla münafıkların yüzü çoğaldı. Hatta çağdaş münafıklar, yüzsüzleşti. Bu sebeple, rahmetli Mehmed Akif dedemiz şöyle der:</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Ben, ikiyüzlülere çok kızıyordum ama şimdi çok yüzlüleri görünce, onlara kızgınlığım azaldı.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Rahmetli, günümüzün yüzsüzlerini görseydi, herhalde çok yüzlülere de kızgınlığını da azaltırdı.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>“Ya Ben de Münafıksam!”</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Sahabe-i Kiram, Tevhid hakikatinde tavizsiz ve sabitkadem olmak hususunda büyük bir hassasiyet göstermişlerdir. Bu çok ince dikkatlerine rağmen, yine de durumlarından emin olmamışlar, nifaka düşmekten hep ürpererek çekinmişlerdir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Mesela, Hz. Hanzale, bir gün, hem yolda yürüyor, hem de, “Hanzale münafık oldu!” cümlesini tekrarlayıp duruyordu. Karşılaştığı Hz. Ebubekir (ra) niçin böyle söylediğini sorunca da, şu çok ibretli cevabı veriyor:</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Resulullah ile birlikte olduğum zamanki halimi, O’ndan ayrılınca koruyamıyorum. Huzurunda bambaşka oluyorum ama, O’ndan ayrılınca o hali kaybediyorum.” Hz. Ebubekir, Hanzale’yi ancak Efendimiz’e götürerek ikna edebilmişti.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hz. Ömer’in (ra) hassasiyeti daha da derindi. Efendimiz (sa), Ashab’tan birine bir teselli ayrıcalığı sunmak amacıyla, daima gizli tuttuğu münafıkları bildirmişti. Hz. Ömer, o zata yalvar yakar şu inanılamaz soruyu sordu:</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Allah aşkına söyle, Resulullah (sa) münafıklar arasında benim adımı da saydı mı?”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hz. Ömer ki, “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o Ömer olurdu” iltifatına mazhar olmuş bir sultandı… Ama buna rağmen, adının münafıklar arasında geçebileceği endişesinden kendisini kurtaramamıştı.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“İbnu Ebi Müleyke anlatır: ‘Bedir Savaşı’na katılmış Sahabeden otuz kadarına yetiştim. Hepsi de, kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Zira, İslam’a göre münafık kafirden daha kötüdür ve onlar Cehennem’in en aşağı derekesindedir. (Nisa Suresi,145; Buhari, İman 36; İ. Canan; Kütüb-i Sitte,16.cilt, s.95,)</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Zira, Sahabe arasından da münafıklar, dinden dönenler çıkmıştı. Onlar ki, Müslümanların en hayırlısıydılar. Onlar içinden birileri bile, bu hazin duruma düşebildiyse, sonrakilerin, hele de bizlerin durumu ne olacaktır? Bu müthiş gerçek karşısında, kim kendisini iman bakımından garantide görebilir?</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Sinsi ve Riyakâr</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafık, gizli kâfirdir. Sinsi inançsızlığı aldatıcıdır. Tabii ki önce kendini aldatır, sonra da çevresindekileri… Oysaki Yüce Allah, birdir, tektir, eşsiz ve benzersizdir. Bu sebeple ortak istemez. Buyurur ki, “Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar da, buna benden başkasını ortak yaparsa, onu ortağıyla baş başa bırakırım.” (Müslim, Zühd 46, a.g.e.)</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bir hadis-i kudside de Rabbimiz şöyle buyurur: “Benim hiçbir ortağa ihtiyacım yok. Kim amelini sadece benim için yaparsa, o amel benim nazarımda makbuldür.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İnsan niçin ameline başka maksatlar karıştırır? Ya bir çıkar peşindedir; ya da gösteriş hevesindedir. Allah için ibadet yapıyormuş gibi görünüp, başkası için gösteri yapan, riyakârdır, ikiyüzlüdür.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Efendimiz, bunlar için şöyle buyurur: “Kimin dünyada iki yüzü varsa, kıyamet günü, ateşten iki dili olacaktır.” (Ebu Davud, Edeb 39, a.g.e.)</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bunlar, dünyalık kazanmak için dini kullanırlar. Yani, fani bir çam parçası uğruna, baki bir elması feda ederek, inanılmaz bir akılsızlık yaparlar. Bu çeşit münafıklar, bazen ticarette, bazen de siyasette boy gösterirler.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bunların günahı çok büyüktür. Çünkü Allah için yapılması gerekeni, başkaları için yaparlar. Oysaki Allah gayurdur; hiçbir şeyi ortak olarak kabul etmez. Zira her şey, zaten O’nun eseri ve sanatıdır. Dolayısıyla, kendisinin yarattıklarıyla karıştırılması, ya da eşitlenmesi Rabbimiz’in asla affetmediği bir suçtur.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Efendimiz Münafıkları İdare Etti</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Efendimiz’in döneminde, münafıklar sürekli düşmanlığı, kini, kanı kışkırttılar. En zor zamanlarda, Müslümanları birbirine düşürmeye, Efendimiz’den soğutmaya uğraştılar. Sinsice yaptıkları bu faaliyetleri fark edildiği zaman, yeminler ederek yaptıklarını inkâr ettiler. Haklarında ayetler indi; foyalarını bizzat Rabbimiz açığa çıkardı.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ancak onlar müslümaların içindeydi. Efendimiz’e “Ey Allah’ın Elçisi” diye hitap ediyorlardı. Mü’minlerle birlikte namaz kılıyorlardı. Bu sebeple Efendimiz onların hep zahiri hallerini dikkate aldı. Sabırla, müsamaha ile ve hep af ile muamele etti. Çok zarar verenlerini öldürmek isteyenlere de müsaade etmedi ve “Ben, Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor dedirtmem!” buyurdu.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Efendimiz’in bu husustaki ölçüsü çok açık ve kesindir: “Kim Allah’ı birlerse ve Allah’tan başka mabutları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimi olup olmadığı) meselesi Allah’a aittir.” (Müslim, İman, 37, a.g.e.)</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bir defasında, Halid bin Velid (ra) Efendimiz’e şöyle dedi: “Diliyle söylediği kalbindekine hiç uymayan, fakat buna rağmen namaz kılan ne çok insan var!”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Güzeller Güzeli, Hz. Halid’e şu muhteşem cevabı verdi: “Ben, insanların kalplerini araştırmak ve karınlarını yarmakla emredilmedim.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Efendimiz, Medine-i Münevvere’de münafıkları baskı altında tutmadı. Suçları zahir oldukça nasihat etti, tevbeye ve af dilemeye çağırdı.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Münafıkların reisi olan Abdullah ibnu Übeyy de bütün hile hurdasına rağmen Efendimiz’in müsamahasından yararlandı. Üstelik onunla bazı konularda istişare yaptı, fikrini aldı. Bir defasında, Müslümanlar artık dayanamaz hale gelip öldürülmesini gündeme getirdiler. Çok iyi bir Müslüman olan oğlu da, babasını öldürmek için Efendimiz’den izin ister. Çünkü onu başkası öldürürse iş kan davasına dönüşebilir diye düşünür. Ancak Efendimiz (sa) bu izni vermez. Gerekçesi çok ilginç ve ibretlidir:</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Hayır, biz onlara karşı daima hayırhah olacağız. O bizimle olduğu müddetçe, bizden sadece hüsn-ü kabul ve iyi muamele görecektir.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Güzeller Güzeli, münafıklara karşı yumuşak ve müsamahalı davranarak, onların zararını azalttı. Ortaya çıkan yalanlarına bile ceza vermedi, onları tevbeye davet etti; afla karşıladı. Güzeller Güzeli, münafıklara bile acıdı ve onları kurtarmaya çalıştı. Herkese olduğu gibi, onlara da o engin gönlünü açtı. Böylece onların bütün kırıcı, yıkıcı ve entrikacı hallerine karşı muazzam bir sabır göstererek, kendi toplumunun içinde tuttu. Her şeye rağmen, onları cemaatinden koparmadı. Çünkü kopsalar, Mekkeli müşriklerin safına katılırlar ve düşman cepheyi açıktan destekleyip güçlendirirlerdi.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Resulullah (sa), münafıkların, etkili ve güçlü bir cemaat haline gelmelerini ihtiyatlı tedbirlerle önledi. Hatta bir fitne merkezi yapmak için yaptıkları mescidi yıktırdı. Böylece, faaliyetleri sınırlı kaldı. Reislerinin ölümünden sonra da, tamamen dağıldılar, eriyip kayboldular.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Münafıklaşmamak İçin…</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Müslümanların içinde münafıklar hep vardı. Zor ve zayıf zamanlarda etkilerini artırıp, mü’minleri müşkil durumlara düşürdüler. Müslümanların saf, merhametli yüreklerinden ve bazen de cahilliklerinden yararlanarak çok zarar verdiler.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ancak Müslümanlar, toplumlarındaki münafıklardan daha çok, kendi iç dünyalarındaki nifaktan zarar gördüler. Zira münafıklık, iman zayıflığından istifade ederek Müslüman’a sirayet eder. Bu suretle Müslüman’da münafıklık alametleri görülmeye başlanır. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Mesela, “Kendine itimat edilince, ihanet eder. Konuşunca, yalan söyler. Söz verir, sözünde durmaz.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Resulullah (sa), şöyle buyurur: “Kimde bunlardan biri varsa, onu terk edinceye kadar, kendinde münafıklığa has bir haslet vardır.” Yani o Müslüman, münafıklara benzemiş olur. Nasıl bazı Müslümanlarda Müslüman olmayan sıfatlar bulunabilirse, başka din ve inanç irdeleyip, incelemeli ve inancına aykırı sıfatları ayıklayıp atmalıdır.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ayrıca, bir Müslüman’da münafıklara mahsus sıfatları görünce, onu hemen inançsızlıkla itham etmemeli, o kötü huyundan kurtulmasına çalışmalı ve dua etmelidir. Bizzat kendisinde bu sıfatları fark eden de, hemen kurtulmak için harekete geçmelidir. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Allah İçin Münafığa Katlanmak</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Müslüman, iman davasına hizmet için kâfire de, münafığa da sabırla katlanır, her eziyet ve işkenceye dayanır. Çünkü onun örneği, önderi, hakiki lideri Güzeller Güzeli’dir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İşte o güzel insanlardan biri: Konyalı Hacı Veyiszade Mustafa Efendi…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Rahmetli Menderes, uzun bir aradan sonra İmam Hatip Okulları’nı açmış, milletin çocuklarına dinlerini öğrenme fırsatı vermiş. İlk açılan yedi okuldan biri de Konya’dadır. Bu mübarek âlim, hemen bu mektebe hoca olarak çağrılır. Tabii ki koşarak gider.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ancak okulun müdürü, başka bir havadadır, adını koymak istemediğimiz bir yapıdadır. Bu Osmanlı hatırası âlime cephe alır, onu okulda görmek istemez. Bunun için de Hocaefendi’yi yıpratıp okuldan kaçırmaya çalışır.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Mesela, birinci dersini birinci kattaki bir sınıfa veriyorsa, ikinci dersini son kattaki bir sınıfa veriyor. Böylece Hocaefendi yorulsun da, dayanamayıp kaçsın ister. Ama Hocaefendi’yi yıldıramaz. O mübarek zat, nefes nefese de olsa derslerine yetişir ve asla şikâyet etmez.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Müdür, bununla da yetinmez, Hocaefendi hakkında çok olumsuz raporlar yazar. Onu, çağını anlayamamış, modern bilgileri veremeyen biri olarak tanımlar.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bir gün, bu acı gerçekleri, oğlu, Hocaefendi’ye duyurur. Ve der ki, “Böylesine istenmediğiniz bir yerde artık olmamalısınız. Bu yaşınızda, bunca yorgunluğa değer mi?”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hocaefendi, oğlunun sözlerine şu ibretli cevabı verir: “Evladım! Bunları ben de bilirim. Fakat bugüne kadar, yıllarca, okutacak talebe bulamadım. Bugün Allah bana talebe verdi. Yorgunluk oluyor diye vazgeçebilir miyim?</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Efendimiz (sa) bir gün bile dinlenmedi. Hz. Hatice annemiz, “Çok yoruldun, biraz yat, dinlen” dediğinde, buyurdu ki: ‘Hatice, uyku zamanı geçti artık!’ Ben de kendime ilim adamı süsü verdiğime göre, Peygamberimi örnek almam lazım. Evet, bunlar beni talebe yetiştirmekten uzaklaştırmak isterler. Ancak ben, bahçıvan gibiyim. Bir talebenin yetişmesi için, bin münafıkın kahrını çekerim.</span></p><p><span style="font-size: 12px">Yar için ağyara minnet ettiğim ayb eyleme</span></p><p><span style="font-size: 12px">Bağıban bir gül için bin hare hizmetkâr olur.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Nasıl ki bir bahçıvan, bugün açar, yarın solar bir gül için, bin dikenin kahrını çekerse, ben de, seve seve münafık kahrı çekerim. Çünkü, ben de, dinimin ihyası için solmayan Cennet gülleri yetiştiriyorum. Vazifemi Peygamber mesleği olarak yapıyorum.”</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">O Güzeller Güzeli’nin çektikleri yanında bizimki ne ki!</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span>VEHBİ VAKKASOĞLU</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 383226, member: 1004566"] [SIZE=3]MÜNAFIK SIFATI SADECE MÜNAFIKLARDA MI VAR? Münafık kimdir? [/SIZE] [TABLE="align: right"] [TR] [TD][/TD] [TD] [TABLE] [TR] [TD][/TD] [/TR] [/TABLE] [/TD] [/TR] [/TABLE] [SIZE=3] Münafık, görünüşte Müslüman, gerçekte kâfir olandır. Münafık, fitne ve fesatla insanların arasını açandır. Münafık, ikiyüzlü yaşayandır; içi başka, dışı başkadır. Münafığın sermayesi, yalandır. Zamanla münafıkların yüzü çoğaldı. Hatta çağdaş münafıklar, yüzsüzleşti. Bu sebeple, rahmetli Mehmed Akif dedemiz şöyle der: “Ben, ikiyüzlülere çok kızıyordum ama şimdi çok yüzlüleri görünce, onlara kızgınlığım azaldı.” Rahmetli, günümüzün yüzsüzlerini görseydi, herhalde çok yüzlülere de kızgınlığını da azaltırdı. [B]“Ya Ben de Münafıksam!”[/B] Sahabe-i Kiram, Tevhid hakikatinde tavizsiz ve sabitkadem olmak hususunda büyük bir hassasiyet göstermişlerdir. Bu çok ince dikkatlerine rağmen, yine de durumlarından emin olmamışlar, nifaka düşmekten hep ürpererek çekinmişlerdir. Mesela, Hz. Hanzale, bir gün, hem yolda yürüyor, hem de, “Hanzale münafık oldu!” cümlesini tekrarlayıp duruyordu. Karşılaştığı Hz. Ebubekir (ra) niçin böyle söylediğini sorunca da, şu çok ibretli cevabı veriyor: “Resulullah ile birlikte olduğum zamanki halimi, O’ndan ayrılınca koruyamıyorum. Huzurunda bambaşka oluyorum ama, O’ndan ayrılınca o hali kaybediyorum.” Hz. Ebubekir, Hanzale’yi ancak Efendimiz’e götürerek ikna edebilmişti. Hz. Ömer’in (ra) hassasiyeti daha da derindi. Efendimiz (sa), Ashab’tan birine bir teselli ayrıcalığı sunmak amacıyla, daima gizli tuttuğu münafıkları bildirmişti. Hz. Ömer, o zata yalvar yakar şu inanılamaz soruyu sordu: “Allah aşkına söyle, Resulullah (sa) münafıklar arasında benim adımı da saydı mı?” Hz. Ömer ki, “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o Ömer olurdu” iltifatına mazhar olmuş bir sultandı… Ama buna rağmen, adının münafıklar arasında geçebileceği endişesinden kendisini kurtaramamıştı. “İbnu Ebi Müleyke anlatır: ‘Bedir Savaşı’na katılmış Sahabeden otuz kadarına yetiştim. Hepsi de, kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.” Zira, İslam’a göre münafık kafirden daha kötüdür ve onlar Cehennem’in en aşağı derekesindedir. (Nisa Suresi,145; Buhari, İman 36; İ. Canan; Kütüb-i Sitte,16.cilt, s.95,) Zira, Sahabe arasından da münafıklar, dinden dönenler çıkmıştı. Onlar ki, Müslümanların en hayırlısıydılar. Onlar içinden birileri bile, bu hazin duruma düşebildiyse, sonrakilerin, hele de bizlerin durumu ne olacaktır? Bu müthiş gerçek karşısında, kim kendisini iman bakımından garantide görebilir? [B]Sinsi ve Riyakâr[/B] Münafık, gizli kâfirdir. Sinsi inançsızlığı aldatıcıdır. Tabii ki önce kendini aldatır, sonra da çevresindekileri… Oysaki Yüce Allah, birdir, tektir, eşsiz ve benzersizdir. Bu sebeple ortak istemez. Buyurur ki, “Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar da, buna benden başkasını ortak yaparsa, onu ortağıyla baş başa bırakırım.” (Müslim, Zühd 46, a.g.e.) Bir hadis-i kudside de Rabbimiz şöyle buyurur: “Benim hiçbir ortağa ihtiyacım yok. Kim amelini sadece benim için yaparsa, o amel benim nazarımda makbuldür.” İnsan niçin ameline başka maksatlar karıştırır? Ya bir çıkar peşindedir; ya da gösteriş hevesindedir. Allah için ibadet yapıyormuş gibi görünüp, başkası için gösteri yapan, riyakârdır, ikiyüzlüdür. Efendimiz, bunlar için şöyle buyurur: “Kimin dünyada iki yüzü varsa, kıyamet günü, ateşten iki dili olacaktır.” (Ebu Davud, Edeb 39, a.g.e.) Bunlar, dünyalık kazanmak için dini kullanırlar. Yani, fani bir çam parçası uğruna, baki bir elması feda ederek, inanılmaz bir akılsızlık yaparlar. Bu çeşit münafıklar, bazen ticarette, bazen de siyasette boy gösterirler. Bunların günahı çok büyüktür. Çünkü Allah için yapılması gerekeni, başkaları için yaparlar. Oysaki Allah gayurdur; hiçbir şeyi ortak olarak kabul etmez. Zira her şey, zaten O’nun eseri ve sanatıdır. Dolayısıyla, kendisinin yarattıklarıyla karıştırılması, ya da eşitlenmesi Rabbimiz’in asla affetmediği bir suçtur. [B]Efendimiz Münafıkları İdare Etti[/B] Efendimiz’in döneminde, münafıklar sürekli düşmanlığı, kini, kanı kışkırttılar. En zor zamanlarda, Müslümanları birbirine düşürmeye, Efendimiz’den soğutmaya uğraştılar. Sinsice yaptıkları bu faaliyetleri fark edildiği zaman, yeminler ederek yaptıklarını inkâr ettiler. Haklarında ayetler indi; foyalarını bizzat Rabbimiz açığa çıkardı. Ancak onlar müslümaların içindeydi. Efendimiz’e “Ey Allah’ın Elçisi” diye hitap ediyorlardı. Mü’minlerle birlikte namaz kılıyorlardı. Bu sebeple Efendimiz onların hep zahiri hallerini dikkate aldı. Sabırla, müsamaha ile ve hep af ile muamele etti. Çok zarar verenlerini öldürmek isteyenlere de müsaade etmedi ve “Ben, Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor dedirtmem!” buyurdu. Efendimiz’in bu husustaki ölçüsü çok açık ve kesindir: “Kim Allah’ı birlerse ve Allah’tan başka mabutları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimi olup olmadığı) meselesi Allah’a aittir.” (Müslim, İman, 37, a.g.e.) Bir defasında, Halid bin Velid (ra) Efendimiz’e şöyle dedi: “Diliyle söylediği kalbindekine hiç uymayan, fakat buna rağmen namaz kılan ne çok insan var!” Güzeller Güzeli, Hz. Halid’e şu muhteşem cevabı verdi: “Ben, insanların kalplerini araştırmak ve karınlarını yarmakla emredilmedim.” Efendimiz, Medine-i Münevvere’de münafıkları baskı altında tutmadı. Suçları zahir oldukça nasihat etti, tevbeye ve af dilemeye çağırdı. Münafıkların reisi olan Abdullah ibnu Übeyy de bütün hile hurdasına rağmen Efendimiz’in müsamahasından yararlandı. Üstelik onunla bazı konularda istişare yaptı, fikrini aldı. Bir defasında, Müslümanlar artık dayanamaz hale gelip öldürülmesini gündeme getirdiler. Çok iyi bir Müslüman olan oğlu da, babasını öldürmek için Efendimiz’den izin ister. Çünkü onu başkası öldürürse iş kan davasına dönüşebilir diye düşünür. Ancak Efendimiz (sa) bu izni vermez. Gerekçesi çok ilginç ve ibretlidir: “Hayır, biz onlara karşı daima hayırhah olacağız. O bizimle olduğu müddetçe, bizden sadece hüsn-ü kabul ve iyi muamele görecektir.” Güzeller Güzeli, münafıklara karşı yumuşak ve müsamahalı davranarak, onların zararını azalttı. Ortaya çıkan yalanlarına bile ceza vermedi, onları tevbeye davet etti; afla karşıladı. Güzeller Güzeli, münafıklara bile acıdı ve onları kurtarmaya çalıştı. Herkese olduğu gibi, onlara da o engin gönlünü açtı. Böylece onların bütün kırıcı, yıkıcı ve entrikacı hallerine karşı muazzam bir sabır göstererek, kendi toplumunun içinde tuttu. Her şeye rağmen, onları cemaatinden koparmadı. Çünkü kopsalar, Mekkeli müşriklerin safına katılırlar ve düşman cepheyi açıktan destekleyip güçlendirirlerdi. Resulullah (sa), münafıkların, etkili ve güçlü bir cemaat haline gelmelerini ihtiyatlı tedbirlerle önledi. Hatta bir fitne merkezi yapmak için yaptıkları mescidi yıktırdı. Böylece, faaliyetleri sınırlı kaldı. Reislerinin ölümünden sonra da, tamamen dağıldılar, eriyip kayboldular. [B]Münafıklaşmamak İçin…[/B] Müslümanların içinde münafıklar hep vardı. Zor ve zayıf zamanlarda etkilerini artırıp, mü’minleri müşkil durumlara düşürdüler. Müslümanların saf, merhametli yüreklerinden ve bazen de cahilliklerinden yararlanarak çok zarar verdiler. Ancak Müslümanlar, toplumlarındaki münafıklardan daha çok, kendi iç dünyalarındaki nifaktan zarar gördüler. Zira münafıklık, iman zayıflığından istifade ederek Müslüman’a sirayet eder. Bu suretle Müslüman’da münafıklık alametleri görülmeye başlanır. Mesela, “Kendine itimat edilince, ihanet eder. Konuşunca, yalan söyler. Söz verir, sözünde durmaz.” Resulullah (sa), şöyle buyurur: “Kimde bunlardan biri varsa, onu terk edinceye kadar, kendinde münafıklığa has bir haslet vardır.” Yani o Müslüman, münafıklara benzemiş olur. Nasıl bazı Müslümanlarda Müslüman olmayan sıfatlar bulunabilirse, başka din ve inanç irdeleyip, incelemeli ve inancına aykırı sıfatları ayıklayıp atmalıdır. Ayrıca, bir Müslüman’da münafıklara mahsus sıfatları görünce, onu hemen inançsızlıkla itham etmemeli, o kötü huyundan kurtulmasına çalışmalı ve dua etmelidir. Bizzat kendisinde bu sıfatları fark eden de, hemen kurtulmak için harekete geçmelidir. [B]Allah İçin Münafığa Katlanmak[/B] Müslüman, iman davasına hizmet için kâfire de, münafığa da sabırla katlanır, her eziyet ve işkenceye dayanır. Çünkü onun örneği, önderi, hakiki lideri Güzeller Güzeli’dir. İşte o güzel insanlardan biri: Konyalı Hacı Veyiszade Mustafa Efendi… Rahmetli Menderes, uzun bir aradan sonra İmam Hatip Okulları’nı açmış, milletin çocuklarına dinlerini öğrenme fırsatı vermiş. İlk açılan yedi okuldan biri de Konya’dadır. Bu mübarek âlim, hemen bu mektebe hoca olarak çağrılır. Tabii ki koşarak gider. Ancak okulun müdürü, başka bir havadadır, adını koymak istemediğimiz bir yapıdadır. Bu Osmanlı hatırası âlime cephe alır, onu okulda görmek istemez. Bunun için de Hocaefendi’yi yıpratıp okuldan kaçırmaya çalışır. Mesela, birinci dersini birinci kattaki bir sınıfa veriyorsa, ikinci dersini son kattaki bir sınıfa veriyor. Böylece Hocaefendi yorulsun da, dayanamayıp kaçsın ister. Ama Hocaefendi’yi yıldıramaz. O mübarek zat, nefes nefese de olsa derslerine yetişir ve asla şikâyet etmez. Müdür, bununla da yetinmez, Hocaefendi hakkında çok olumsuz raporlar yazar. Onu, çağını anlayamamış, modern bilgileri veremeyen biri olarak tanımlar. Bir gün, bu acı gerçekleri, oğlu, Hocaefendi’ye duyurur. Ve der ki, “Böylesine istenmediğiniz bir yerde artık olmamalısınız. Bu yaşınızda, bunca yorgunluğa değer mi?” Hocaefendi, oğlunun sözlerine şu ibretli cevabı verir: “Evladım! Bunları ben de bilirim. Fakat bugüne kadar, yıllarca, okutacak talebe bulamadım. Bugün Allah bana talebe verdi. Yorgunluk oluyor diye vazgeçebilir miyim? Efendimiz (sa) bir gün bile dinlenmedi. Hz. Hatice annemiz, “Çok yoruldun, biraz yat, dinlen” dediğinde, buyurdu ki: ‘Hatice, uyku zamanı geçti artık!’ Ben de kendime ilim adamı süsü verdiğime göre, Peygamberimi örnek almam lazım. Evet, bunlar beni talebe yetiştirmekten uzaklaştırmak isterler. Ancak ben, bahçıvan gibiyim. Bir talebenin yetişmesi için, bin münafıkın kahrını çekerim. Yar için ağyara minnet ettiğim ayb eyleme Bağıban bir gül için bin hare hizmetkâr olur. Nasıl ki bir bahçıvan, bugün açar, yarın solar bir gül için, bin dikenin kahrını çekerse, ben de, seve seve münafık kahrı çekerim. Çünkü, ben de, dinimin ihyası için solmayan Cennet gülleri yetiştiriyorum. Vazifemi Peygamber mesleği olarak yapıyorum.” O Güzeller Güzeli’nin çektikleri yanında bizimki ne ki! [/SIZE]VEHBİ VAKKASOĞLU [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 59:Münafık´lığın belirtisi üçtür
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst