Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 61:Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 385533" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 12px"><strong>Tövbe ve istiğfar seferberliği</strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hâlime baktım, toplumun içinde bulunduğu vaziyeti düşündüm. Hemen aklıma Asrın ımamı’nın şu sözü geldi: “Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. ıç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.”1 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">O zaman kendi kendime düşündüm ki, bir tevbe ve istiğfar kampanyasına ihtiyacım var. Yani, pişmanlık, dönüş, fenalıktan vazgeçiş hamlesi… Topyekûn millet olarak, aile olarak, fert olarak… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Öncelikle mânevî kirlerden arınmak gerek ki, ibadetlerimizden, amellerimizden, duâlarımızdan, okumalarımızdan tam istifade etmiş ve üzerimizdeki hakkı yerine getirmiş olalım: “Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedâmettir”2 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Tevbe veya tövbe; insan olmak dolayısıyla yaptığı kötülükten pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya karar/söz vererek, Cenâb-ı Hak’tan affını dilemektir. Sadece günah işlemiş olanların değil, bütün mü’minlerin her zaman günahlardan arınarak mânen temizlenmeleri, ancak tövbe etmekle mümkün olur. Tövbe, aynı zamanda bir kulluk görevidir ve her zaman yapılması gereken bir ibadet şeklidir. “Kim ki tövbe etmezse, işte onlar zalimlerdir.”3 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">ıstiğfar; insanın içine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranarak Cenâb-ı Hak’tan kusurlarının affedilmesini ve günahlarının bağışlanmasını istemesi, afv ve mağfiret dilemesi demektir. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Tövbe ve istiğfar, ılâhî sevgiyi ve hoşnutluğu celbeder: “...Allah, çok tövbe edenleri sever...”4 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“...şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul edici ve kullarına merhamet edicidir.”5 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Resûl-i Ekrem (asm) Efendimizin ifadeleriyle: “Ne mutlu o kimseye ki, defterinde çok istiğfar bulunur.” </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">ıstiğfar, insanı kibir, gurur, şımarıklık ve her nimeti kendinden bilme gafletinden korur. Hiçliğimizi ve fakrımızı anladıkça insanlığımızın yükseleceği bir kemâl kapısı açar önümüze. Bizi günahlara karşı dirençli/duyarlı ve donanımlı kılar. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Tevbe, mü’minin sıfatıdır. Her mükellef olan insanın Tevvâb olan Allah Teâlâ’ya karşı tevbe etmesi farz-ı ayndır. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Her konuda ümmetine örnek ve rehber olan Allah Resûlü (asm) tevbe hususunda buyururlar ki: “Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”6 </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">O halde buyurunuz: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Gizli-aşikâr cümle kusur, günah ve hatalarımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Yeniden doğmak olan tevbede istikrarı ve nasuh tevbeyi yakalayamadığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gibi günde en az yetmiş kere istiğfar ile Rabbimizin rahmet kapısını çalamadığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">En makbul ve seçkin seher vaktinde kalplerimizi yumuşatıp gözyaşı akıtamadığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Vazifemiz olan şükrü bırakıp fahre, tevâzu ve utanmayı/boyun bükmeyi bırakıp şöhrete meylettiğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Amellerimizi güzel görüp gurura düştüğümüz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Enaniyeti bırakıp hayrı ve vücudu tevfîk-i ılâhiyeden istemediğimiz; şer, tahrip ve nefse itimaddan vazgeçmediğimiz ve Rabbimize tam kul olamadığımız, seyyiâtımızı iyiliklere çeviremediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bir elimize duâyı verip ebedî saâdete uzatamadığımız, diğer elimize istiğfarı verip seyyiâttan ve lânetlenmiş Cehennem zakkumundan tam olarak çekemediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">şerre meyletmeyi kesen ve onun tecavüzâtını kıran tevbe ve istiğfarı tam yapamadığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Aczimizi bilip ılâhî rahmete tam itimad etmeyi, ihtiyaçlarımızı görüp Rabbânî zenginlikten yardım istemeyi, kusurumuzu anlayıp af dilemeyi başaramadığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bütün hastalıklarımızda her derdimize devâ olan tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, kudsî tiryak olan hakikî imanın kudsî ilâçlarından duâ ve niyaz ile tam olarak istifade ve istimal edemediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Uhuvvet ve kardeşliğimizin gereğini, şahs-ı mânevî adına vazife ve sorumluluklarımızı tam olarak ifa edemediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Gıybet, dedikodu, kıskançlık, hırs ve rekabet damarıyla kardeşlerimizin haklarını tam olarak gözetemediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Kendimiz için isteyip uygun gördüklerimizi, kardeşlerimizden esirgediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Kur’ânî hizmetlerde bir nebze de olsa emeği geçenleri küçümseyip, sadece kendi yaptıklarımızı nazara vermek istediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Feragat ve fedakârlık mesleği olan hizmetimizde ecir ve mükâfatta öne atıldığımız, risk ve sıkıntı anlarında geri durduğumuz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Biz” yerine “ben” dediğimiz, “ben”siz hizmetlerin yürüyemeyeceği zehabına kapıldığımız için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Vazifemizin kudsî, hizmetimizin ulvî, her bir saatimizin bir gün ibadet hükmüne geçebilecek kıymette olduğunun idrakıyla elimizden kaçmaması adına gereken dikkati gösteremediğimiz için, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. ıstiğfar eden, istiâze eder. ıstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. ıtiraf etse, affa müstehak olur”7 hakikatına tam olarak teslim olamadığımız için… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Sana dehâlet ediyor, nedamet ve pişmanlıklarımızı arz ediyoruz yâ Erhame’r-Râhimîn. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ya Rab, kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin! </span></p><p></p><p></p><p></p><p>Dipnotlar: </p><p></p><p></p><p>1- Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, ıkinci Lem’a, Birinci Nükte </p><p></p><p>2- A.g.y, Sözler, onsekizinci söz, birinci nokta </p><p></p><p>3- Hucurat, 49/11 </p><p></p><p>4- Bakara, 2/222 </p><p></p><p>5- Tevbe, 9/118 </p><p></p><p>6- Ebû Davud, Vitr :26 </p><p></p><p>7- A.g.e, 13.Lem’a </p><p></p><p>ıSMAıL AKSOY</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 385533, member: 1004566"] [SIZE=3][B]Tövbe ve istiğfar seferberliği[/B] Hâlime baktım, toplumun içinde bulunduğu vaziyeti düşündüm. Hemen aklıma Asrın ımamı’nın şu sözü geldi: “Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. ıç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.”1 O zaman kendi kendime düşündüm ki, bir tevbe ve istiğfar kampanyasına ihtiyacım var. Yani, pişmanlık, dönüş, fenalıktan vazgeçiş hamlesi… Topyekûn millet olarak, aile olarak, fert olarak… Öncelikle mânevî kirlerden arınmak gerek ki, ibadetlerimizden, amellerimizden, duâlarımızdan, okumalarımızdan tam istifade etmiş ve üzerimizdeki hakkı yerine getirmiş olalım: “Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedâmettir”2 Tevbe veya tövbe; insan olmak dolayısıyla yaptığı kötülükten pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya karar/söz vererek, Cenâb-ı Hak’tan affını dilemektir. Sadece günah işlemiş olanların değil, bütün mü’minlerin her zaman günahlardan arınarak mânen temizlenmeleri, ancak tövbe etmekle mümkün olur. Tövbe, aynı zamanda bir kulluk görevidir ve her zaman yapılması gereken bir ibadet şeklidir. “Kim ki tövbe etmezse, işte onlar zalimlerdir.”3 ıstiğfar; insanın içine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranarak Cenâb-ı Hak’tan kusurlarının affedilmesini ve günahlarının bağışlanmasını istemesi, afv ve mağfiret dilemesi demektir. Tövbe ve istiğfar, ılâhî sevgiyi ve hoşnutluğu celbeder: “...Allah, çok tövbe edenleri sever...”4 “...şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul edici ve kullarına merhamet edicidir.”5 Resûl-i Ekrem (asm) Efendimizin ifadeleriyle: “Ne mutlu o kimseye ki, defterinde çok istiğfar bulunur.” ıstiğfar, insanı kibir, gurur, şımarıklık ve her nimeti kendinden bilme gafletinden korur. Hiçliğimizi ve fakrımızı anladıkça insanlığımızın yükseleceği bir kemâl kapısı açar önümüze. Bizi günahlara karşı dirençli/duyarlı ve donanımlı kılar. Tevbe, mü’minin sıfatıdır. Her mükellef olan insanın Tevvâb olan Allah Teâlâ’ya karşı tevbe etmesi farz-ı ayndır. Her konuda ümmetine örnek ve rehber olan Allah Resûlü (asm) tevbe hususunda buyururlar ki: “Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”6 O halde buyurunuz: Gizli-aşikâr cümle kusur, günah ve hatalarımız için, Yeniden doğmak olan tevbede istikrarı ve nasuh tevbeyi yakalayamadığımız için, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gibi günde en az yetmiş kere istiğfar ile Rabbimizin rahmet kapısını çalamadığımız için, En makbul ve seçkin seher vaktinde kalplerimizi yumuşatıp gözyaşı akıtamadığımız için, Vazifemiz olan şükrü bırakıp fahre, tevâzu ve utanmayı/boyun bükmeyi bırakıp şöhrete meylettiğimiz için, Amellerimizi güzel görüp gurura düştüğümüz için, Enaniyeti bırakıp hayrı ve vücudu tevfîk-i ılâhiyeden istemediğimiz; şer, tahrip ve nefse itimaddan vazgeçmediğimiz ve Rabbimize tam kul olamadığımız, seyyiâtımızı iyiliklere çeviremediğimiz için, Bir elimize duâyı verip ebedî saâdete uzatamadığımız, diğer elimize istiğfarı verip seyyiâttan ve lânetlenmiş Cehennem zakkumundan tam olarak çekemediğimiz için, şerre meyletmeyi kesen ve onun tecavüzâtını kıran tevbe ve istiğfarı tam yapamadığımız için, Aczimizi bilip ılâhî rahmete tam itimad etmeyi, ihtiyaçlarımızı görüp Rabbânî zenginlikten yardım istemeyi, kusurumuzu anlayıp af dilemeyi başaramadığımız için, Bütün hastalıklarımızda her derdimize devâ olan tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, kudsî tiryak olan hakikî imanın kudsî ilâçlarından duâ ve niyaz ile tam olarak istifade ve istimal edemediğimiz için, Uhuvvet ve kardeşliğimizin gereğini, şahs-ı mânevî adına vazife ve sorumluluklarımızı tam olarak ifa edemediğimiz için, Gıybet, dedikodu, kıskançlık, hırs ve rekabet damarıyla kardeşlerimizin haklarını tam olarak gözetemediğimiz için, Kendimiz için isteyip uygun gördüklerimizi, kardeşlerimizden esirgediğimiz için, Kur’ânî hizmetlerde bir nebze de olsa emeği geçenleri küçümseyip, sadece kendi yaptıklarımızı nazara vermek istediğimiz için, Feragat ve fedakârlık mesleği olan hizmetimizde ecir ve mükâfatta öne atıldığımız, risk ve sıkıntı anlarında geri durduğumuz için, “Biz” yerine “ben” dediğimiz, “ben”siz hizmetlerin yürüyemeyeceği zehabına kapıldığımız için, Vazifemizin kudsî, hizmetimizin ulvî, her bir saatimizin bir gün ibadet hükmüne geçebilecek kıymette olduğunun idrakıyla elimizden kaçmaması adına gereken dikkati gösteremediğimiz için, “Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. ıstiğfar eden, istiâze eder. ıstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. ıtiraf etse, affa müstehak olur”7 hakikatına tam olarak teslim olamadığımız için… Sana dehâlet ediyor, nedamet ve pişmanlıklarımızı arz ediyoruz yâ Erhame’r-Râhimîn. Ya Rab, kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin! [/SIZE] Dipnotlar: 1- Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, ıkinci Lem’a, Birinci Nükte 2- A.g.y, Sözler, onsekizinci söz, birinci nokta 3- Hucurat, 49/11 4- Bakara, 2/222 5- Tevbe, 9/118 6- Ebû Davud, Vitr :26 7- A.g.e, 13.Lem’a ıSMAıL AKSOY [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Hadis Sohbetleri
Hadis Sohbetleri 61:Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst