Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Hadisler Peygamberimizin Emaneti
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="genc_kalem" data-source="post: 181465" data-attributes="member: 15919"><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Hadis-i şerifler hakkında söz söyleyen birtakım müsteşrikler ve onların İslâm dünyasındaki takipçileri, hadislerin sayısının çok yüksek olduğunu ve bilhassa bazı sahabilerin çok fazla hadis rivayet ettiklerini ileri sürmektedirler. Bu şekilde sahih hadislere ve sünnet-i sahihaya gölge düşürmeye çalışmakta ve bu kadar çok sayıda hadisin Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sâdır olmasının imkânsızlığını iddia etmektedirler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Benzeri iddialar gibi böyle bir iddianın da mesnetsizliği ve tutarsızlığı ortadadır. Bir defa, hadisin İslâm dinindeki yeri ve Müslüman'ın hayatındaki ehemmiyeti çok büyüktür. Sahabe-i kiram hazerâtı (aleyhimürrahmetü ve'r-rıdvan) her zaman bunun şuurundaydı. Dünya ve ukbâ saadetini O'nun söz ve davranışlarının deşifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluğu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler. Bu itibarla da O'nun mübarek sözlerinin, fiil ve takrîrlerinin bir tekini bile kaçırmıyor, belliyor, müzakere ediyor ve hafızalarına nakşettikten sonra hayatlarına düstur ediniyorlardı. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Onlar, tam yirmi üç yıl aralarında kalan Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) her hareketini yakından takip ediyor, O'nu hayatlarının her safhasında, her faslında, her dönemecinde aynen taklit ediyorlardı. O da, hayatları ve ukbâları için her şeyi, hem onlara hem de kıyamete kadar gelecek bütün mü'minlere, anlayacakları şekilde ve bir bir anlatıyordu. Ebû Zeyd Amr b. Ahtab'ın ifadesiyle: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">"Bazen, sabah namazını kıldırıp minbere çıkıyor ve öğleye kadar konuşuyordu. Öğle ezanı okununca, minberden inip öğle namazını kıldırıyor, tekrar minbere çıkıyor ve ikindi vaktine kadar konuşuyordu. İkindi ezanı okununca, inip ikindi namazını kıldırıyor; ardından tekrar minbere çıkıyor ve akşama kadar konuşuyordu. O, bütün bu konuşmalarında, kâinatın var edildiği andan kıyamete, ondan haşr ü neşrin meydana geleceği âna, ondan da Cennet ve Cehennem'in sergileneceği, teşhir edileceği âna kadar gelip geçen ve ileride meydana gelecek olan her şeyi şerhediyor ve gözler önüne seriyordu." (Müslim, fiten 25; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 17/28) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Ve bir mânâda 23 yıl O'nunla beraber bulunan sahabe, bütün bunları belliyor ve yine O'nun ifadesiyle, bunlara âdeta "dişleriyle tutunuyordu." Sahabenin önünde namaz kıldırıyor, sonra dönüp, "Beni nasıl kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın." (Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53) buyuruyordu. Ashabının önünde haccediyor ve, "Menâsikinizi benden alın." buyuruyordu. (Nesâî, menâsik 220; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/318) </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Hatırası bile ipeklere sarılıp saklanırsa... </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Bu durumda, elbette sahabe, O'nun her adımını, her sözünü takip edip belleyecek, hıfzedip hayatına hayat yapacak ve tabiî ki onları aynı zamanda gelecek nesillere de nakledecekti. Çünkü onlar, Allah Resûlü'ne çok bağlıydılar. O'nun her söz ve davranışının, Cennet'e açılan birer kapı olduğuna inanıyor -Biz de yürekten onun öyle olduğunu kabul ediyoruz- O'nu içten seviyor ve değil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O'ndan intikal eden her şey mübarek bir hatıra ve sonsuzdan gelmiş bir emanet gibi telakki ediliyordu. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Ben şahsen, gözümde büyüttüğüm bazı zatların benimle alâkalı, iltifatkâr veya ırgalayıcı sözlerini, terğîb ve terhîbe dair ifadelerini hiç unutmamış ve değirmen taşları gibi beni defaatle aralarında öğüten hâdiselere rağmen, onları hafızamda hep muhafaza etmişimdir. İhtimal, her Müslüman için de durum aynıdır. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Şimdi, her bir mü'min, gözünde büyüttüğü zatların, hem de Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) kapısının ancak kıtmîri olabilecek zatların, kendisiyle alâkalı sözlerini unutmaz ve hele onlardan kalan bazı hatıraları mukaddes birer emanet gibi ipeklere sarıp saklarsa, kendilerini birden vahşetten medeniyete, cehaletten insanların mürebbileri olmaya çıkaran Allah Resûlü'nün, her biri birer lâl ü güher olan sözlerini, davranışlarını hem de sahabe gibi temiz ve mert fıtratların unutmalarına imkân var mıdır? Yoktur ve unutmadılar da. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Siz, Ramazanlarda lihye-i saadeti (Efendimiz'in mübarek sakalları) görmek için camilere koşuşur, tabir caizse, kıran kırana mücadele verirsiniz; O'nu bu kadar yakından tanıyanların, O'nun hatıralarına hürmetsizlik edeceklerine nasıl ihtimal verebilirsiniz? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Enes, O'ndan kalan mestleri göğsüne bastırırken, biri kapıverir diye ödü kopuyordu. Şam'da, Mü'minlerin Emîri Muaviye'nin, birisinde Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir cübbe bulunduğunu duyunca o cübbeyi almak için o kişinin ağırlığınca altın teklif etmesi tabiî değil miydi? O'nun matarasını bile senelerce muhafaza ettiler. Oku, yayı ve daha bazı hatıraları bugün hâlâ Topkapı Sarayı'nda gözlerimize neş'e ve sevinç saçıyor. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px">Yavuz, getirip Topkapı Sarayı'na yerleştirdiği o mukaddes emanetlerin başında, bir lâhza ara vermeden gece gündüz Kur'ân okuttu ve bu müstahsen âdet bugün hâlâ devam ediyor. Yedi değil, belki yetmiş düvele hükmeden ve üç kıt'ada hükümran olan Devlet-i Osmaniye'nin sultanı, Sultan Ahmed, O'nun mübarek ayağının bastığı çamur kalıbını tacına sorguç yapmayı düşünüyor ve, "N'ola tâcım gibi başımda gezdirsem kadem-i pâkini" diyerek tebcilde bulunuyordu.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="genc_kalem, post: 181465, member: 15919"] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Hadis-i şerifler hakkında söz söyleyen birtakım müsteşrikler ve onların İslâm dünyasındaki takipçileri, hadislerin sayısının çok yüksek olduğunu ve bilhassa bazı sahabilerin çok fazla hadis rivayet ettiklerini ileri sürmektedirler. Bu şekilde sahih hadislere ve sünnet-i sahihaya gölge düşürmeye çalışmakta ve bu kadar çok sayıda hadisin Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sâdır olmasının imkânsızlığını iddia etmektedirler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Benzeri iddialar gibi böyle bir iddianın da mesnetsizliği ve tutarsızlığı ortadadır. Bir defa, hadisin İslâm dinindeki yeri ve Müslüman'ın hayatındaki ehemmiyeti çok büyüktür. Sahabe-i kiram hazerâtı (aleyhimürrahmetü ve'r-rıdvan) her zaman bunun şuurundaydı. Dünya ve ukbâ saadetini O'nun söz ve davranışlarının deşifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluğu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler. Bu itibarla da O'nun mübarek sözlerinin, fiil ve takrîrlerinin bir tekini bile kaçırmıyor, belliyor, müzakere ediyor ve hafızalarına nakşettikten sonra hayatlarına düstur ediniyorlardı. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Onlar, tam yirmi üç yıl aralarında kalan Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) her hareketini yakından takip ediyor, O'nu hayatlarının her safhasında, her faslında, her dönemecinde aynen taklit ediyorlardı. O da, hayatları ve ukbâları için her şeyi, hem onlara hem de kıyamete kadar gelecek bütün mü'minlere, anlayacakları şekilde ve bir bir anlatıyordu. Ebû Zeyd Amr b. Ahtab'ın ifadesiyle: [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]"Bazen, sabah namazını kıldırıp minbere çıkıyor ve öğleye kadar konuşuyordu. Öğle ezanı okununca, minberden inip öğle namazını kıldırıyor, tekrar minbere çıkıyor ve ikindi vaktine kadar konuşuyordu. İkindi ezanı okununca, inip ikindi namazını kıldırıyor; ardından tekrar minbere çıkıyor ve akşama kadar konuşuyordu. O, bütün bu konuşmalarında, kâinatın var edildiği andan kıyamete, ondan haşr ü neşrin meydana geleceği âna, ondan da Cennet ve Cehennem'in sergileneceği, teşhir edileceği âna kadar gelip geçen ve ileride meydana gelecek olan her şeyi şerhediyor ve gözler önüne seriyordu." (Müslim, fiten 25; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 17/28) [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Ve bir mânâda 23 yıl O'nunla beraber bulunan sahabe, bütün bunları belliyor ve yine O'nun ifadesiyle, bunlara âdeta "dişleriyle tutunuyordu." Sahabenin önünde namaz kıldırıyor, sonra dönüp, "Beni nasıl kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın." (Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53) buyuruyordu. Ashabının önünde haccediyor ve, "Menâsikinizi benden alın." buyuruyordu. (Nesâî, menâsik 220; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/318) [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Hatırası bile ipeklere sarılıp saklanırsa... [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Bu durumda, elbette sahabe, O'nun her adımını, her sözünü takip edip belleyecek, hıfzedip hayatına hayat yapacak ve tabiî ki onları aynı zamanda gelecek nesillere de nakledecekti. Çünkü onlar, Allah Resûlü'ne çok bağlıydılar. O'nun her söz ve davranışının, Cennet'e açılan birer kapı olduğuna inanıyor -Biz de yürekten onun öyle olduğunu kabul ediyoruz- O'nu içten seviyor ve değil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O'ndan intikal eden her şey mübarek bir hatıra ve sonsuzdan gelmiş bir emanet gibi telakki ediliyordu. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Ben şahsen, gözümde büyüttüğüm bazı zatların benimle alâkalı, iltifatkâr veya ırgalayıcı sözlerini, terğîb ve terhîbe dair ifadelerini hiç unutmamış ve değirmen taşları gibi beni defaatle aralarında öğüten hâdiselere rağmen, onları hafızamda hep muhafaza etmişimdir. İhtimal, her Müslüman için de durum aynıdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Şimdi, her bir mü'min, gözünde büyüttüğü zatların, hem de Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) kapısının ancak kıtmîri olabilecek zatların, kendisiyle alâkalı sözlerini unutmaz ve hele onlardan kalan bazı hatıraları mukaddes birer emanet gibi ipeklere sarıp saklarsa, kendilerini birden vahşetten medeniyete, cehaletten insanların mürebbileri olmaya çıkaran Allah Resûlü'nün, her biri birer lâl ü güher olan sözlerini, davranışlarını hem de sahabe gibi temiz ve mert fıtratların unutmalarına imkân var mıdır? Yoktur ve unutmadılar da. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Siz, Ramazanlarda lihye-i saadeti (Efendimiz'in mübarek sakalları) görmek için camilere koşuşur, tabir caizse, kıran kırana mücadele verirsiniz; O'nu bu kadar yakından tanıyanların, O'nun hatıralarına hürmetsizlik edeceklerine nasıl ihtimal verebilirsiniz? [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Enes, O'ndan kalan mestleri göğsüne bastırırken, biri kapıverir diye ödü kopuyordu. Şam'da, Mü'minlerin Emîri Muaviye'nin, birisinde Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir cübbe bulunduğunu duyunca o cübbeyi almak için o kişinin ağırlığınca altın teklif etmesi tabiî değil miydi? O'nun matarasını bile senelerce muhafaza ettiler. Oku, yayı ve daha bazı hatıraları bugün hâlâ Topkapı Sarayı'nda gözlerimize neş'e ve sevinç saçıyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4]Yavuz, getirip Topkapı Sarayı'na yerleştirdiği o mukaddes emanetlerin başında, bir lâhza ara vermeden gece gündüz Kur'ân okuttu ve bu müstahsen âdet bugün hâlâ devam ediyor. Yedi değil, belki yetmiş düvele hükmeden ve üç kıt'ada hükümran olan Devlet-i Osmaniye'nin sultanı, Sultan Ahmed, O'nun mübarek ayağının bastığı çamur kalıbını tacına sorguç yapmayı düşünüyor ve, "N'ola tâcım gibi başımda gezdirsem kadem-i pâkini" diyerek tebcilde bulunuyordu.[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Hadisler Peygamberimizin Emaneti
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst