Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Hangi ayna seni sana gösterir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 590" data-attributes="member: 12"><p><strong><em><span style="color: #800000">Gündelik dilde, tanımak ile bilmek sözcüklerini, aralarındaki farkı pek önemsemeksizin kullanıyoruz. Üstelik bilme ve tanıma kavramlarına —bu iki kavramın özü üzerine düşünmek suretiyle— açıklık kazandırmaya gerek de görmüyoruz.</span></em></strong></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Aramızda sadece haberleşiyoruz; âdeta el kol işaretleriyle anlaşıyoruz. Düşünmüyoruz; düşünmediğimiz için karşılıklı konuşmayı da beceremiyoruz: konuşamıyoruz yani. Konuşamadığımız için, bir türlü hakkını vermek suretiyle ne kendimizi, ne de birbirimizi bilebiliyor ve/veya tanıyabiliyoruz.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Yanlış anlaşılmamalı. İnsan da diğer hayvanlar kadar kendini bilir ve tanır. Lâkin insan ayrıca bildiğini de bilebilir, tanıdığını da tanıyabilir.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Bu anlamıyla bilmek ve tanımak kendiliğindendir ve kesbî değildir; yani gayretle elde edilmez. Herkes varolduğunu bilir meselâ. Zorunlu olarak, bedihî olarak bilir. Ama bildiğini bilemeyebilir.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Demek ki biz, 'bilme'yi, insanın bildiğini bilmesi, 'tanıma'yı ise tanıdığını tanıması (tanıdığının bilincinde olması) anlamında kullanmış oluyoruz.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Biraz durup düşünelim bakalım: Bildiğimizi biliyor muyuz, tanıdığımızı tanıyor muyuz? Ne kadar biliyor veya tanıyoruz?</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Sanki bilmek ve tanımak çok kolaymış gibi soruyorum değil mi? Fazla ukalâca bir soru bu!</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Haklısınız, gerçekten de çok ukalâca! O hâlde hemen kendime geliyor, birlikte ve adım adım yürümek amacıyla sormak zorunda kaldığım bu soruyu değiştiriyorum:</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">— Bilmediğimizi biliyor muyuz? Tanımadığımızı tanıyor muyuz? Hissetmediğimizi hissediyor muyuz?</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Bilmediğini bilmek, bildiğini bilmekten daha mı kolay? Hiç şüphesiz öyle. Kişinin nefsini tanıması, kendini tanıması demek. 'Ben' diye işaret ettiğimiz kendimizi/kendiliğimizi tanımak...</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Nedir, ben ben dediğimiz şu ben?</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Aynanın karşısında gördüğümüz heyet mi? Hangi ayna seni sana gösterir? Söyle bakalım, seni sana gösterecek bir âyinen var mı ey talib?</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Aynalar sana sadece heyet-i umumiyeni gösterebilirler; hissedebileceğin bir heyeti yani. Görebileceğin, dokunabileceğin, koklayabileceğin, kısaca duyuların aracılığıyla bilebileceğin bir heyeti.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Teknolojinin sana yardımı olabileceğini sanma! Ne kadar gelişmiş olursa olsun, hiçbir teknolojik aygıt sana seni gösteremez. Gösterseydi, gösterebilseydi, bilim adamlarının çoğu, kendilerini tanımak şerefinden mahrum olmazlardı.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Bilimin aynası pusludur; talib olanın gözünü kamaştırmaz.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Hatırlanacak olursa, biz, dış duyularla hissetmekten değil, tam da aksine kendimizi tanımaktan söz ediyorduk. Tanımak, dış duyularla hissetmek değildir; daha da önemlisi 'nefs' de dış duyularla hissedilebilecek bir mahiyet taşımaz. Nefsi, nasıl hissedemiyorsak, aynı şekilde bilemeyiz de. Çünkü bilgi, zihnimizde ya kavramlar ya da kavramlardan oluşan önermeler hâlinde bulunur. Nefs, bir kavram değildir, kavramlar aracılığıyla bilinecek bir nesne ise hiç değildir.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Demek ki kitaplar da sana nefsini tanıtamaz; zira sözcükler ve kavramlar aracılığıyla bilinmek, nefsin şânından değildir. O hâlde ben boş mu konuşmuş, boşuna mı konuşmuş oldum? Hayır! Benim yaptığım, sadece 'boş'u konuşmak, 'boş' üzerine konuşmak.</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Boş'un bilgisi seni başarılı kılmaz ey talib! Sadece hüznünü artırır. İhtiyacın olan hüzünden kendini niçin mahrum ediyor da o koca aynalar önünde boy gösterip kendinden geçiyor ve aklın sıra kendinden geçersen ancak göğe ereceğini sanıyorsun!</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Sakın kendinden geçme! Kendinden vazgeçmeyi aslâ bir marifet sanma! Tanımak, mesafeden rahatsız olur. Hadi yaklaş biraz. Kendine yaklaş; bunca yıl mahrum ve metruk bıraktığın o kendicağızına yaklaş. Konuş onunla! Nasılsın de, hâlini sor! Kişi kendinden utanır mı, utanma! Seni gösterdiğine inandığın makam, mevki, unvan gibi sözümona başarı aynalarının canları cehenneme! Evet, canları cehenneme, çünkü aklın sıra kendinden geçip peşinden koştukların da bir gün senden geçecekler, inan bana!</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Kendi gölgenin dışına sıçrayamazsın. Ne duruyorsun, kalk, gölgenin sahibine çevir yüzünü! Kendine yani. Gölgenin haşmetiyle seni ser-hoş edecek başarı aynalarını bırak da asıl gölgenin sahibini gösterecek aynaya dik gözlerini: gönlüne!</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Ey talib! “Görmek dilerim seni tenha bulamam/Seni tenha bulıcak [bulunca] kendimi bulamam” deme o sevimli şair gibi de bir an evvel şu ***************ca sen-ben dâvâsından vazgeç! Ne yap et, insanını, hayvanına ezdirme!</span></strong></em></p><p></p><p><em><strong><span style="color: #800000">Güya bir de nefsi tanımaktan söz ediyorduk. Hakikaten 'hakikat'e talibsen, söyle bakalım: ben kim, sen kim?</span></strong></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 590, member: 12"] [B][I][COLOR=#800000]Gündelik dilde, tanımak ile bilmek sözcüklerini, aralarındaki farkı pek önemsemeksizin kullanıyoruz. Üstelik bilme ve tanıma kavramlarına —bu iki kavramın özü üzerine düşünmek suretiyle— açıklık kazandırmaya gerek de görmüyoruz.[/COLOR][/I][/B] [I][B][COLOR=#800000]Aramızda sadece haberleşiyoruz; âdeta el kol işaretleriyle anlaşıyoruz. Düşünmüyoruz; düşünmediğimiz için karşılıklı konuşmayı da beceremiyoruz: konuşamıyoruz yani. Konuşamadığımız için, bir türlü hakkını vermek suretiyle ne kendimizi, ne de birbirimizi bilebiliyor ve/veya tanıyabiliyoruz.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Yanlış anlaşılmamalı. İnsan da diğer hayvanlar kadar kendini bilir ve tanır. Lâkin insan ayrıca bildiğini de bilebilir, tanıdığını da tanıyabilir.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Bu anlamıyla bilmek ve tanımak kendiliğindendir ve kesbî değildir; yani gayretle elde edilmez. Herkes varolduğunu bilir meselâ. Zorunlu olarak, bedihî olarak bilir. Ama bildiğini bilemeyebilir.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Demek ki biz, 'bilme'yi, insanın bildiğini bilmesi, 'tanıma'yı ise tanıdığını tanıması (tanıdığının bilincinde olması) anlamında kullanmış oluyoruz.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Biraz durup düşünelim bakalım: Bildiğimizi biliyor muyuz, tanıdığımızı tanıyor muyuz? Ne kadar biliyor veya tanıyoruz?[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Sanki bilmek ve tanımak çok kolaymış gibi soruyorum değil mi? Fazla ukalâca bir soru bu![/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Haklısınız, gerçekten de çok ukalâca! O hâlde hemen kendime geliyor, birlikte ve adım adım yürümek amacıyla sormak zorunda kaldığım bu soruyu değiştiriyorum:[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]— Bilmediğimizi biliyor muyuz? Tanımadığımızı tanıyor muyuz? Hissetmediğimizi hissediyor muyuz?[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Bilmediğini bilmek, bildiğini bilmekten daha mı kolay? Hiç şüphesiz öyle. Kişinin nefsini tanıması, kendini tanıması demek. 'Ben' diye işaret ettiğimiz kendimizi/kendiliğimizi tanımak...[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Nedir, ben ben dediğimiz şu ben?[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Aynanın karşısında gördüğümüz heyet mi? Hangi ayna seni sana gösterir? Söyle bakalım, seni sana gösterecek bir âyinen var mı ey talib?[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Aynalar sana sadece heyet-i umumiyeni gösterebilirler; hissedebileceğin bir heyeti yani. Görebileceğin, dokunabileceğin, koklayabileceğin, kısaca duyuların aracılığıyla bilebileceğin bir heyeti.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Teknolojinin sana yardımı olabileceğini sanma! Ne kadar gelişmiş olursa olsun, hiçbir teknolojik aygıt sana seni gösteremez. Gösterseydi, gösterebilseydi, bilim adamlarının çoğu, kendilerini tanımak şerefinden mahrum olmazlardı.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Bilimin aynası pusludur; talib olanın gözünü kamaştırmaz.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Hatırlanacak olursa, biz, dış duyularla hissetmekten değil, tam da aksine kendimizi tanımaktan söz ediyorduk. Tanımak, dış duyularla hissetmek değildir; daha da önemlisi 'nefs' de dış duyularla hissedilebilecek bir mahiyet taşımaz. Nefsi, nasıl hissedemiyorsak, aynı şekilde bilemeyiz de. Çünkü bilgi, zihnimizde ya kavramlar ya da kavramlardan oluşan önermeler hâlinde bulunur. Nefs, bir kavram değildir, kavramlar aracılığıyla bilinecek bir nesne ise hiç değildir.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Demek ki kitaplar da sana nefsini tanıtamaz; zira sözcükler ve kavramlar aracılığıyla bilinmek, nefsin şânından değildir. O hâlde ben boş mu konuşmuş, boşuna mı konuşmuş oldum? Hayır! Benim yaptığım, sadece 'boş'u konuşmak, 'boş' üzerine konuşmak.[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Boş'un bilgisi seni başarılı kılmaz ey talib! Sadece hüznünü artırır. İhtiyacın olan hüzünden kendini niçin mahrum ediyor da o koca aynalar önünde boy gösterip kendinden geçiyor ve aklın sıra kendinden geçersen ancak göğe ereceğini sanıyorsun![/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Sakın kendinden geçme! Kendinden vazgeçmeyi aslâ bir marifet sanma! Tanımak, mesafeden rahatsız olur. Hadi yaklaş biraz. Kendine yaklaş; bunca yıl mahrum ve metruk bıraktığın o kendicağızına yaklaş. Konuş onunla! Nasılsın de, hâlini sor! Kişi kendinden utanır mı, utanma! Seni gösterdiğine inandığın makam, mevki, unvan gibi sözümona başarı aynalarının canları cehenneme! Evet, canları cehenneme, çünkü aklın sıra kendinden geçip peşinden koştukların da bir gün senden geçecekler, inan bana![/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Kendi gölgenin dışına sıçrayamazsın. Ne duruyorsun, kalk, gölgenin sahibine çevir yüzünü! Kendine yani. Gölgenin haşmetiyle seni ser-hoş edecek başarı aynalarını bırak da asıl gölgenin sahibini gösterecek aynaya dik gözlerini: gönlüne![/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Ey talib! “Görmek dilerim seni tenha bulamam/Seni tenha bulıcak [bulunca] kendimi bulamam” deme o sevimli şair gibi de bir an evvel şu ***************ca sen-ben dâvâsından vazgeç! Ne yap et, insanını, hayvanına ezdirme![/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=#800000]Güya bir de nefsi tanımaktan söz ediyorduk. Hakikaten 'hakikat'e talibsen, söyle bakalım: ben kim, sen kim?[/COLOR][/B][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Hangi ayna seni sana gösterir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst