Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
M. Tahiri Mutlu
Hatıraları
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tarihci19" data-source="post: 55480"><p><strong>Üstadın tabiriyle: İhtiyarların Genci...</strong></p><p></p><p><span style="color: #0009ff">Tahirî, Lütfi'nin yerini alır</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p> <span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Üstad Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllardaydı. Bizim Atabey'den ve civar köylerden yanına giden ve ona talebe olanlar vardı: Küçük Lütfi, Mesut, Hafız Ali, Küçük Zühtü. Bu arkadaşlar, daha sonra Eskişehir hapsine de gitmişlerdi.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Küçük Lütfi, Eskişehir hapsinden döndükten sonra vefat etmişti. Kendisi Hafız Ali'nin akrabası olurdu. Vefatına biz de gitmiştik. Defnettikten sonra, merhum Hafız Ali, İmam H.Mustafa'ya beni göstererek, "Lütfi'nin yerini boş bırakalım. Tahirî, Lütfi'nin yerini alır" diyordu.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Demek kısmetimiz varmış..... Cenab-ı Hak nasip etti. Daha önceleri, l930 yıllarında da tanırdım. Ama asıl Nur'un hizmetine girişim l935'den sonra oldu.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #ff0000">Üstad'a Lemeat'ı götürmüştüm.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p> <span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">"Kastamonu'da Üstad'ın ziyaretine gitmiştim. Bastırdığım eserleri, İstanbul'da Sahaflar çarşısında bulduğum Lemeat'ı götürmüştüm. Çok sevindi, Lemeat'ı Sözler'in arkasına yazdırdı. Dersler yaptı. O günkü sevinç içinde, bana, Mevlâna Halid Hazretleri'nin cübbesini giydirmişti."</span></p><p></p><p>***</p><p></p><p><span style="color: #0000ff">Tahirî Mutlu, mektuplarda geçen bazı tabirleri şöyle anlatıyordu:</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Mübarekler heyeti : Kuleönü talebeleridir...</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Medrese-i Nuriye : Sav Köyü..</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Gül Fabrikası sahipleri : Hüsrev Altınbaşak, Rüştü Çakın, Refet Barutçu...</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Nur fabrikasının mensupları ise: H.Ali Ergün, Büyük Ruhlu Küçük Ali, H.Mustafa ve Tahirî Mutlu..."</span></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #f50000">İhtiyarların genci</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p> <span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Nur hizmetindeki müstesna sadakat ve doğruluğu ile, bir yıldız gibi parlamıştı. Eserlerin yazılmasında, matbaalarda basılmasında, her yerde çeşitli şartlar altında unutulmayan hizmetleri olmuştu.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">İslâmköylü Hafız Ali'nin varisi, Nur fabrikası mensubu Tahirî Mutlu, Üstad'ın yine başka bir tabiriyle "İhtiyarların genci" şimdi hakiki gençlik diyarına gitmişti.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Uzun boylu, ak sakallı, iri, kalın kaşlı, gür maveraî bir sesi vardı. Konuşurken sanki, başka âlemlerden,ötelerden, ebediyetten gibi gelir sesi.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Huzur ve sükûnla dolu bir dünyası vardı. Zaman zaman onun bu huzurlu dünyasından huzur almaya giderdik.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0009ff">Cübbenin tapusu</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p> <span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Yine böyle bir ziyaretine gitmiştim. Doyumsuz sohbetinden, yine istifade etmek istemiştim.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Üstadından bir yâdigar, bir mübarek namaz cübbesi vardı. Bunun kendisine ne zaman intikal ettiğini sordum. Hemen kalkarak "Cübbenin tapusu" dediği yine Üstadının el yazısı olan bir kâğıdı tutuşturdu elime... Bu yazıda, bizzat Bediüzzaman l943'de Denizli hapsinde bu cübbeyi Tahirî Mutlu'ya hediye ettiğini yazıyordu.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Cübbenin kendisine gelişini şöyle anlatıyordu :</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Denizli hapsine gitmeden evvel iki cübbesi vardı. Bunlardan birisini 'Nur Fabrikasının Sahibi' dediği Hafız Ali Efendiye [Ergün] vermişti. Fakat bundan H. Ali'nin haberi yoktu. Bir arkadaş vasıtasıyla göndermişti. Denizli'de Ali Efendi vefat edince, Üstad cübbeyi bir senet mukabiline bana verdi."</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Son görüşmemizde bir çocuk safiyet ve masumiyetiyle "Cübbenin Senedi" dediği yazıyı çıkarıp bana teslim etmişti. Bu yazıda şunları okuyorduk :</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Bismihi Sübhanehu</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Aziz, sıddık, kahraman, ikinci Hüsrev, ikinci Hafız ali ve onun ve Lütfi'nin varisi ve birinci Tahirî kardaşım:</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"O meşlahı sana hediye ediyorum.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Kardeşiniz Said Nursî"</span></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #ff0000">Sarsılmayan sadakat, aldanmayan zekâ sahibi Tahirî</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p> <span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Kendisi bir tevazû abidesi sanki.... Melekler gibi tertemiz, lekesiz bir mü'mindi. Ak saçını İslâmiyete hizmette ağartmıştı. Nur gibi parlayan bir nâsiye ve bembeyaz bir sakal...</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Kendisiyle ilgili, kendisini yücelten hatıraları pek hatırlamıyordu bile...</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Üstad'ın onun için "Sarsılmayan sadakatı, aldanmayan zekâsiyle" diye onu tarif tavsif ediyordu.</span></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0000ff">Bir Veliyy-i Azîm</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p> <span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Afyon Hapishanesindeki Nur talebeleri arasındaki bazı üzücü olaylardan dolayı, el açıp yalvaran Bediüzzaman :</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Ya Rabbi! Yok mu bir talebem?' diye Cenab-ı Hakka iltica ettiğim zaman birnden bana Tahirî gösterildi" diyor ve anlatmaya devam ediyordu.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Tahirî, o zaman seni bir veliy-yi azîm, bir kutup tahayyül ettim. Sonra baktım ki, sen istihdam olunuyorsun."</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Burada Bediüzzaman, Tahirî Mutlu'ya soruyor :</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Tahirî, istihdam olduğuna mı razısın, yoksa benim zannımda [veliy-yi azîm] olmasını mı istersin?"</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Mübarek veli Tahirî Mutlu, Üstad'ının sualine şöyle cevap veriyor :</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"İstihdam edilmemi isterim, Üstad'ım..."</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"MaşaAllah!... Gerçi velidir" diyor.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Ama bunları kendisi anlatmıyordu. Sorduğumuzda, "Hatırlamıyorum" diyordu. O hizmetle ilgili meseleleri hatırlıyor, anlatıyordu.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Kur'ân hizmeti: İman hizmeti... Nur hizmeti... yarım yüz yıl, ömrü bu mukaddes hizmetin içinde geçmişti. Karakollar, hapisler, onun bu hizmet uğrunda geçtiği menziller ve duraklardı.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #ff0000">Atabey'de bize çelebiler derlerdi</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p> <span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Son ziyaretimde aslını, dedelerini sormuştum kendisine. "Babamın dayısı Mevlânâ'ya bağlıydı. Mevlânâ postnişiniydi. Bu sebepten bize Atabey'de Çelebiler derlerdi. Soyadı kanunu mecburiyetinde, soyadı olarak Çelebi'yi almıştık. O yıllarda Atabey'e gelen bir mülkiye müfettişi :'Hâlâ bu çelebilik kalkmadı mı?' diye, bizim bu soy ismimizi almamıza razı olmamıştı."</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0009ff">"Tahirî, işte sen böyle diyebilirsin"</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p> <span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Yirmi Sekizinci Söz, Nur Risalelerinden cennetle ilgili bir risaledir.</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Bir gün Bediüzzaman'ın huzurunda Tahirî Mutlu'nun da olduğu bir derste bu Risaleden bir parça okunmuş :</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"İnsan olan insan diyebilir ki: 'Benim Hâlıkım, bu dünyayı bana hane yapmış; güneş benim bir lambamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli-miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir' der Allah'a şükreder."</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Dersin tam bu kısmında Üstad Bediüzzaman şöyle der:</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">"Tahiri, işte sen böyle diyebilirsin"</span></p><p><span style="color: #0009ff"></span></p><p><span style="color: #0009ff">Gerçekten Tahirî Mutlu, bu kudsî dersin sırrına ermiş insandı. Uzun ömrünün, büyük bir kısmını Üstadıyla ve onun iman hizmetine yardımcı olmakla geçirmişti.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #f50000">Sakın yine gülsuyu içmeyesin</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p> <span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Bir yaz günü sıcaklar İstanbul'u yakıp kavuruyor. Kocamustafapaşa'daki evine ziyarete gitmiştim. Evi çok yüksekti. Biraz da süratli merdivenleri çıktığımdan, terlemiş ve çok yorulmuştum. Yedi katı süratli çıkmanın kalb çırpıntıları içinde, oradaki arkadaşlardan biraz soğuk su istemiştim. Onlar da buzdolabında soğuk suyun olduğunu söyleyince hiç durmadan samimiyetle gelen bir hareketle, buzdolabını açtım. Buz gibi buğulu soğuk su şişeleri dizilmişti.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Şişelerden birini alarak, bardağa doldurdum. Kuruyan dudaklarım soğuk suyun hasreti içinde, bir ağız dolusu buz gibi su, mideme inmiş. İkinci yudum atacaktım ki, midem tersine döndü âdeta. Süratle lavaboya koştum..</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Yanlışlıkla bozdolabındaki gül suyunu içmiştim.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Atabey'in gül suyunu, soğuk su zanniyle, hararetin verdiği iştiyakla yudumlamıştım.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Her ne kadar istifra ederek atmaya çalıştımsa da mümkün olmadı. Durumu öğrenen mübarek insan, Tahirî Ağabey, gülüp duruyordu.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Bu hâdiseden sonra kendisiyle her karşılaştığımda, daima gülerdi rahmetli... "Sakın yine gül suyunu içmeyesin" derdi.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Belki on beş gün, ağzımdan gül kokusu geliyordu. Nefesimden bile gül kokusu çıkıyordu.</span></p><p><span style="color: #f50000"></span></p><p><span style="color: #f50000">Derin derin güler durur, gül suyunu hatırlardı. Gül şehrinin güller gibi hoş, temiz insanı, makamın cennetin gül bahçeleri olsun.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0900ff">Üstad, Tahirî'nin hatırı için suçlu talebesini affederdi.</span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p> <span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff">Üstadının yanında çok ehemmiyetli yeri ve mevkii vardı. Bazan Üstad Bediüzzaman, bazı talebelerine kızıp, darıldığı zaman, o hiddet anında, içeri Tahirî Mutlu girince, o hiddet halinden çıkan Üstad, hep onun hatırı için, o suçu bağışlayıp affedermiş.</span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff">Bir anda o hiddetli, öfkeli hali hemen değişip:</span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff">"Tahirî! Gel.." diye tebessümle karşılarmış, rahmetliyi..</span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff">Ey Allah'ın veli kulu!</span></p><p><span style="color: #0900ff"></span></p><p><span style="color: #0900ff">Eyüpsultan tepelerinde, ebediyetlerin nurlu dünyasından, şu karanlık dünyamıza ışık, himmet ve mânevî yardımını esirgeme!</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #ff0900">Sahaflar'da Üstad'ın eski eserlerini buldum</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p> <span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">Tahirî Mutlu, Üstad Bediüzzaman'la alâkalı hatıratının devamında şunları anlatmıştı :</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">"l942 senesinde İstanbul'da kırk beş gün kaldım. Bozkurt Matbaasında, Ayetü'l-Kübra'yı bastırmıştım. O zaman ekmekleri karne ile alırdık. Halk Partisi devrinde her şey karne ile satılırdı. Karneyi belediyeye imzalatır, ondan sonra ekmeği alırdık.</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">"Sık sık Sahaflar Çarşısına uğrayarak, 'Bediüzzaman'ın eserlerinden varmı?" diye sorar, soruştururduk. Bu sırada, Üstad'ın eski eserlerinden, İşaratü'l-İcaz, Hakikat Çekirdekleri ve Lemeat'ı bulmuştum.</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">"Ayetü'l-Kübra'yı bastırdıktan sonra vapurla İnebolu'ya gittim.</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">Oradan da Kastamonu'ya geçtim.</span></p><p><span style="color: #ff0900"></span></p><p><span style="color: #ff0900">"Kastamonu'da Üstadla görüştüm. Üstad sevindi. Bilhassa Lemeat'ı görünce çok memnun oldu..."</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0000ff">Üstad Lemeat'la ilgili ne diyor?</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p> <span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Hâdiseyi bir de Bediüzzaman'ın mektubundan takip edelim :</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur'âniyede kuvvetli arkadaşlarım,</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Bu defa kahraman Tahirî'yi umumunuz namına gördüm. Ve onda bir Lütfi. bir Hafız Ali, bir Hüsrev ve bir Said [fakat genç Said] müşahade ettim. Cenab-ı Hakka çok şükrettim. Bu defa onun kokusunu alıp, O daha gelmeden, benim yanıma gelen komiser ve taharri adamları münasebetiyle, benden talebeler tarafından sual edilen bir mesele, belki size de bir faidesi var diye gönderildi." [Kastamonu Lâhikası, Shf: l06]</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Müteakiben gelen mektuplarda, yine Lemeat konusuna temas eden Bediüzzaman:</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Kahraman Tahirî'nin bana getirdiği bir nüsha Lemeat'ı çok kıymettar gördüm. Eğer bir nüsha daha o havalide varsa, siz de o parçayı nüshalarınızın âhirine yazarsınız. Zaten Lemeat, kendisi de harikadır. Ramazan-ı Şerifte, yirmi gün zarfında, nesir bir surette tekellüfsüz, birden yazılmış. Sonra baktım, sehl-i mümteni gibi, nesr-i manzum ve nazm-ı mensur suretine almış." [Kastamonu Lâhikası, s. l33]</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Lemeat, parlayışlar, parıltılar mânasına gelmektedir. Eser 48 sayfadır. Ayrıca sonunda "Tarihçe-i Hayatın Zeyli" diye iki sayfalık bir ek bölümü vardır.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Bu ek bölümde Abdülmecid Nursî'nin ve Abdurrahman Nursî'nin birer küçük manzumeleri yer almaktadır.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">29xl9 ebadındaki eserin yeniden neşri sırasında, müellifi Bediüzzaman tarafından bazı değişikliklere tabi tutulmuştur.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">Sözler isimli eserinin sonuna, yeni harfleriyle eklenen Lemeat, l957 yılında bizzat müellif tarafından bazı değişikliklere tabi tutulmuş, bazı çıkartmalar yapılarak daha da küçültülmüştür.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #ff0000">Üstadın hazin Barla ziyareti</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p> <span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Bediüzzaman'ın Nur Risalelerinin ilk dershanesi olan Barla'dan ayrılalı yirmi yıla yaklaşmıştı. Bu yirmi yıl zarfında belki yirmi şehir daha gezmişlerdi.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Bütün menfi hâdiselere rağmen o, hür başıyla, beyaz sarığıyla bütün inkâr dünyasına karşı meydan okuyordu.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Başlattığı maneviyat harekâtını, çeşitli engellere, manialara rağmen başarı ile yürütüyordu.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Barla'yı çok özlemişti. Ana ocağı, baba yuvası gibi hasret duymuştu. Yeşil Barla'ya..</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">"Nurs karyesine karşı olan sıla-ı rahimden daha ziyade bir saikle geldim Barla'ya" diyordu.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Yediden yetmişe Barlalılar, "Hoca Efendi" gelmiş diye koşa koşa karşılamaya çıkmışlardı.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Gençler, ihtiyarlar, çocuklar, kadınlar hepsi ayaklanmış Üstad'ı, Hoca'yı karşılamaya koşuyorlardı.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Üst yoldan belediye binasının önündeki meydana girmişti arabası, Sevgi dolu, şefkat dolu gözlerle süzüyordu etrafı... İki kolunda iki sevgili talebesi vardı : Zübeyir Gündüzalp ve Tahirî Mutlu..</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Dik ve taş yokuşu yavaş yavaş iniyorlardı. Baharın gülleri açmış, mis gibi kokuyordu etraf..</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Barla'ya ilk geldiği günler onun yardımına koşanlardan Mustafa Çavuşlar, Muhacir Ahmedler ebediyet âlemine göçmüşlerdi.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Dik yokuşu inerken, Mustafa Çavuş'un evinin önünden geçerken, kapıda asılı duran koca kilide gözleri takılınca o şehla gözler yaşla doldu. Ağlıyordu koca Bedi... Eski dostlarını, ilk talebelerini düşünerek ağlıyordu. Hayali yıllar öncesine gitmişti.</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">İki kolundaki iki sevgili talebesiyle iniyordu. Yavaş yavaş dershanesine doğru..</span></p><p><span style="color: #ff0000"></span></p><p><span style="color: #ff0000">Yıllar çabuk geçiyor... Bugün hiçbirisi maddeten yok aramızda l97l'in Nisan ayında Zübeyir Gündüzalp'i kaybettik. l977'nin Nisan'ında Tahirî Mutlu'yu yolcu ettik âhiret âlemine. Bunlar aramızda artık maddeten yoklar, ama mânen, rûhen yanımızdadırlar.</span></p><p></p><p> </p><p></p><p> </p><p></p><p><span style="color: #0000ff">Tahirî Mutlu Ağabey'e</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p> <span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Sen ki, Nur bahçesinin nadide gülüsün.</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Aziz ruhuna Nurdan haleler bürünsün,</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Fecirlerden makberine Nurlar dökülsün,</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Fecirler ki, ne kadar zinde ve mutlu,</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">"Sen mutlusun, biz mutluyuz, İslâm mutlu..."</span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p> <span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff"></span></p><p><span style="color: #0000ff">M.Ziya Akça</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tarihci19, post: 55480"] [b]Üstadın tabiriyle: İhtiyarların Genci...[/b] [color=#0009ff]Tahirî, Lütfi'nin yerini alır "Üstad Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllardaydı. Bizim Atabey'den ve civar köylerden yanına giden ve ona talebe olanlar vardı: Küçük Lütfi, Mesut, Hafız Ali, Küçük Zühtü. Bu arkadaşlar, daha sonra Eskişehir hapsine de gitmişlerdi. "Küçük Lütfi, Eskişehir hapsinden döndükten sonra vefat etmişti. Kendisi Hafız Ali'nin akrabası olurdu. Vefatına biz de gitmiştik. Defnettikten sonra, merhum Hafız Ali, İmam H.Mustafa'ya beni göstererek, "Lütfi'nin yerini boş bırakalım. Tahirî, Lütfi'nin yerini alır" diyordu. "Demek kısmetimiz varmış..... Cenab-ı Hak nasip etti. Daha önceleri, l930 yıllarında da tanırdım. Ama asıl Nur'un hizmetine girişim l935'den sonra oldu.[/color] [color=#ff0000]Üstad'a Lemeat'ı götürmüştüm. "Kastamonu'da Üstad'ın ziyaretine gitmiştim. Bastırdığım eserleri, İstanbul'da Sahaflar çarşısında bulduğum Lemeat'ı götürmüştüm. Çok sevindi, Lemeat'ı Sözler'in arkasına yazdırdı. Dersler yaptı. O günkü sevinç içinde, bana, Mevlâna Halid Hazretleri'nin cübbesini giydirmişti."[/color] *** [color=#0000ff]Tahirî Mutlu, mektuplarda geçen bazı tabirleri şöyle anlatıyordu: "Mübarekler heyeti : Kuleönü talebeleridir... "Medrese-i Nuriye : Sav Köyü.. "Gül Fabrikası sahipleri : Hüsrev Altınbaşak, Rüştü Çakın, Refet Barutçu... "Nur fabrikasının mensupları ise: H.Ali Ergün, Büyük Ruhlu Küçük Ali, H.Mustafa ve Tahirî Mutlu..."[/color] [color=#f50000]İhtiyarların genci Nur hizmetindeki müstesna sadakat ve doğruluğu ile, bir yıldız gibi parlamıştı. Eserlerin yazılmasında, matbaalarda basılmasında, her yerde çeşitli şartlar altında unutulmayan hizmetleri olmuştu. İslâmköylü Hafız Ali'nin varisi, Nur fabrikası mensubu Tahirî Mutlu, Üstad'ın yine başka bir tabiriyle "İhtiyarların genci" şimdi hakiki gençlik diyarına gitmişti. Uzun boylu, ak sakallı, iri, kalın kaşlı, gür maveraî bir sesi vardı. Konuşurken sanki, başka âlemlerden,ötelerden, ebediyetten gibi gelir sesi. Huzur ve sükûnla dolu bir dünyası vardı. Zaman zaman onun bu huzurlu dünyasından huzur almaya giderdik.[/color] [color=#0009ff]Cübbenin tapusu Yine böyle bir ziyaretine gitmiştim. Doyumsuz sohbetinden, yine istifade etmek istemiştim. Üstadından bir yâdigar, bir mübarek namaz cübbesi vardı. Bunun kendisine ne zaman intikal ettiğini sordum. Hemen kalkarak "Cübbenin tapusu" dediği yine Üstadının el yazısı olan bir kâğıdı tutuşturdu elime... Bu yazıda, bizzat Bediüzzaman l943'de Denizli hapsinde bu cübbeyi Tahirî Mutlu'ya hediye ettiğini yazıyordu. Cübbenin kendisine gelişini şöyle anlatıyordu : "Denizli hapsine gitmeden evvel iki cübbesi vardı. Bunlardan birisini 'Nur Fabrikasının Sahibi' dediği Hafız Ali Efendiye [Ergün] vermişti. Fakat bundan H. Ali'nin haberi yoktu. Bir arkadaş vasıtasıyla göndermişti. Denizli'de Ali Efendi vefat edince, Üstad cübbeyi bir senet mukabiline bana verdi." Son görüşmemizde bir çocuk safiyet ve masumiyetiyle "Cübbenin Senedi" dediği yazıyı çıkarıp bana teslim etmişti. Bu yazıda şunları okuyorduk : "Bismihi Sübhanehu "Aziz, sıddık, kahraman, ikinci Hüsrev, ikinci Hafız ali ve onun ve Lütfi'nin varisi ve birinci Tahirî kardaşım: "O meşlahı sana hediye ediyorum. Kardeşiniz Said Nursî"[/color] [color=#ff0000]Sarsılmayan sadakat, aldanmayan zekâ sahibi Tahirî Kendisi bir tevazû abidesi sanki.... Melekler gibi tertemiz, lekesiz bir mü'mindi. Ak saçını İslâmiyete hizmette ağartmıştı. Nur gibi parlayan bir nâsiye ve bembeyaz bir sakal... Kendisiyle ilgili, kendisini yücelten hatıraları pek hatırlamıyordu bile... Üstad'ın onun için "Sarsılmayan sadakatı, aldanmayan zekâsiyle" diye onu tarif tavsif ediyordu.[/color] [color=#0000ff]Bir Veliyy-i Azîm Afyon Hapishanesindeki Nur talebeleri arasındaki bazı üzücü olaylardan dolayı, el açıp yalvaran Bediüzzaman : "Ya Rabbi! Yok mu bir talebem?' diye Cenab-ı Hakka iltica ettiğim zaman birnden bana Tahirî gösterildi" diyor ve anlatmaya devam ediyordu. "Tahirî, o zaman seni bir veliy-yi azîm, bir kutup tahayyül ettim. Sonra baktım ki, sen istihdam olunuyorsun." Burada Bediüzzaman, Tahirî Mutlu'ya soruyor : "Tahirî, istihdam olduğuna mı razısın, yoksa benim zannımda [veliy-yi azîm] olmasını mı istersin?" Mübarek veli Tahirî Mutlu, Üstad'ının sualine şöyle cevap veriyor : "İstihdam edilmemi isterim, Üstad'ım..." "MaşaAllah!... Gerçi velidir" diyor. Ama bunları kendisi anlatmıyordu. Sorduğumuzda, "Hatırlamıyorum" diyordu. O hizmetle ilgili meseleleri hatırlıyor, anlatıyordu. Kur'ân hizmeti: İman hizmeti... Nur hizmeti... yarım yüz yıl, ömrü bu mukaddes hizmetin içinde geçmişti. Karakollar, hapisler, onun bu hizmet uğrunda geçtiği menziller ve duraklardı.[/color] [color=#ff0000]Atabey'de bize çelebiler derlerdi Son ziyaretimde aslını, dedelerini sormuştum kendisine. "Babamın dayısı Mevlânâ'ya bağlıydı. Mevlânâ postnişiniydi. Bu sebepten bize Atabey'de Çelebiler derlerdi. Soyadı kanunu mecburiyetinde, soyadı olarak Çelebi'yi almıştık. O yıllarda Atabey'e gelen bir mülkiye müfettişi :'Hâlâ bu çelebilik kalkmadı mı?' diye, bizim bu soy ismimizi almamıza razı olmamıştı."[/color] [color=#0009ff]"Tahirî, işte sen böyle diyebilirsin" Yirmi Sekizinci Söz, Nur Risalelerinden cennetle ilgili bir risaledir. Bir gün Bediüzzaman'ın huzurunda Tahirî Mutlu'nun da olduğu bir derste bu Risaleden bir parça okunmuş : "İnsan olan insan diyebilir ki: 'Benim Hâlıkım, bu dünyayı bana hane yapmış; güneş benim bir lambamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli-miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir' der Allah'a şükreder." Dersin tam bu kısmında Üstad Bediüzzaman şöyle der: "Tahiri, işte sen böyle diyebilirsin" Gerçekten Tahirî Mutlu, bu kudsî dersin sırrına ermiş insandı. Uzun ömrünün, büyük bir kısmını Üstadıyla ve onun iman hizmetine yardımcı olmakla geçirmişti.[/color] [color=#f50000]Sakın yine gülsuyu içmeyesin Bir yaz günü sıcaklar İstanbul'u yakıp kavuruyor. Kocamustafapaşa'daki evine ziyarete gitmiştim. Evi çok yüksekti. Biraz da süratli merdivenleri çıktığımdan, terlemiş ve çok yorulmuştum. Yedi katı süratli çıkmanın kalb çırpıntıları içinde, oradaki arkadaşlardan biraz soğuk su istemiştim. Onlar da buzdolabında soğuk suyun olduğunu söyleyince hiç durmadan samimiyetle gelen bir hareketle, buzdolabını açtım. Buz gibi buğulu soğuk su şişeleri dizilmişti. Şişelerden birini alarak, bardağa doldurdum. Kuruyan dudaklarım soğuk suyun hasreti içinde, bir ağız dolusu buz gibi su, mideme inmiş. İkinci yudum atacaktım ki, midem tersine döndü âdeta. Süratle lavaboya koştum.. Yanlışlıkla bozdolabındaki gül suyunu içmiştim. Atabey'in gül suyunu, soğuk su zanniyle, hararetin verdiği iştiyakla yudumlamıştım. Her ne kadar istifra ederek atmaya çalıştımsa da mümkün olmadı. Durumu öğrenen mübarek insan, Tahirî Ağabey, gülüp duruyordu. Bu hâdiseden sonra kendisiyle her karşılaştığımda, daima gülerdi rahmetli... "Sakın yine gül suyunu içmeyesin" derdi. Belki on beş gün, ağzımdan gül kokusu geliyordu. Nefesimden bile gül kokusu çıkıyordu. Derin derin güler durur, gül suyunu hatırlardı. Gül şehrinin güller gibi hoş, temiz insanı, makamın cennetin gül bahçeleri olsun.[/color] [color=#0900ff]Üstad, Tahirî'nin hatırı için suçlu talebesini affederdi. Üstadının yanında çok ehemmiyetli yeri ve mevkii vardı. Bazan Üstad Bediüzzaman, bazı talebelerine kızıp, darıldığı zaman, o hiddet anında, içeri Tahirî Mutlu girince, o hiddet halinden çıkan Üstad, hep onun hatırı için, o suçu bağışlayıp affedermiş. Bir anda o hiddetli, öfkeli hali hemen değişip: "Tahirî! Gel.." diye tebessümle karşılarmış, rahmetliyi.. Ey Allah'ın veli kulu! Eyüpsultan tepelerinde, ebediyetlerin nurlu dünyasından, şu karanlık dünyamıza ışık, himmet ve mânevî yardımını esirgeme![/color] [color=#ff0900]Sahaflar'da Üstad'ın eski eserlerini buldum Tahirî Mutlu, Üstad Bediüzzaman'la alâkalı hatıratının devamında şunları anlatmıştı : "l942 senesinde İstanbul'da kırk beş gün kaldım. Bozkurt Matbaasında, Ayetü'l-Kübra'yı bastırmıştım. O zaman ekmekleri karne ile alırdık. Halk Partisi devrinde her şey karne ile satılırdı. Karneyi belediyeye imzalatır, ondan sonra ekmeği alırdık. "Sık sık Sahaflar Çarşısına uğrayarak, 'Bediüzzaman'ın eserlerinden varmı?" diye sorar, soruştururduk. Bu sırada, Üstad'ın eski eserlerinden, İşaratü'l-İcaz, Hakikat Çekirdekleri ve Lemeat'ı bulmuştum. "Ayetü'l-Kübra'yı bastırdıktan sonra vapurla İnebolu'ya gittim. Oradan da Kastamonu'ya geçtim. "Kastamonu'da Üstadla görüştüm. Üstad sevindi. Bilhassa Lemeat'ı görünce çok memnun oldu..."[/color] [color=#0000ff]Üstad Lemeat'la ilgili ne diyor? Hâdiseyi bir de Bediüzzaman'ın mektubundan takip edelim : "Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur'âniyede kuvvetli arkadaşlarım, "Bu defa kahraman Tahirî'yi umumunuz namına gördüm. Ve onda bir Lütfi. bir Hafız Ali, bir Hüsrev ve bir Said [fakat genç Said] müşahade ettim. Cenab-ı Hakka çok şükrettim. Bu defa onun kokusunu alıp, O daha gelmeden, benim yanıma gelen komiser ve taharri adamları münasebetiyle, benden talebeler tarafından sual edilen bir mesele, belki size de bir faidesi var diye gönderildi." [Kastamonu Lâhikası, Shf: l06] Müteakiben gelen mektuplarda, yine Lemeat konusuna temas eden Bediüzzaman: "Kahraman Tahirî'nin bana getirdiği bir nüsha Lemeat'ı çok kıymettar gördüm. Eğer bir nüsha daha o havalide varsa, siz de o parçayı nüshalarınızın âhirine yazarsınız. Zaten Lemeat, kendisi de harikadır. Ramazan-ı Şerifte, yirmi gün zarfında, nesir bir surette tekellüfsüz, birden yazılmış. Sonra baktım, sehl-i mümteni gibi, nesr-i manzum ve nazm-ı mensur suretine almış." [Kastamonu Lâhikası, s. l33] Lemeat, parlayışlar, parıltılar mânasına gelmektedir. Eser 48 sayfadır. Ayrıca sonunda "Tarihçe-i Hayatın Zeyli" diye iki sayfalık bir ek bölümü vardır. Bu ek bölümde Abdülmecid Nursî'nin ve Abdurrahman Nursî'nin birer küçük manzumeleri yer almaktadır. 29xl9 ebadındaki eserin yeniden neşri sırasında, müellifi Bediüzzaman tarafından bazı değişikliklere tabi tutulmuştur. Sözler isimli eserinin sonuna, yeni harfleriyle eklenen Lemeat, l957 yılında bizzat müellif tarafından bazı değişikliklere tabi tutulmuş, bazı çıkartmalar yapılarak daha da küçültülmüştür.[/color] [color=#ff0000]Üstadın hazin Barla ziyareti Bediüzzaman'ın Nur Risalelerinin ilk dershanesi olan Barla'dan ayrılalı yirmi yıla yaklaşmıştı. Bu yirmi yıl zarfında belki yirmi şehir daha gezmişlerdi. Bütün menfi hâdiselere rağmen o, hür başıyla, beyaz sarığıyla bütün inkâr dünyasına karşı meydan okuyordu. Başlattığı maneviyat harekâtını, çeşitli engellere, manialara rağmen başarı ile yürütüyordu. Barla'yı çok özlemişti. Ana ocağı, baba yuvası gibi hasret duymuştu. Yeşil Barla'ya.. "Nurs karyesine karşı olan sıla-ı rahimden daha ziyade bir saikle geldim Barla'ya" diyordu. Yediden yetmişe Barlalılar, "Hoca Efendi" gelmiş diye koşa koşa karşılamaya çıkmışlardı. Gençler, ihtiyarlar, çocuklar, kadınlar hepsi ayaklanmış Üstad'ı, Hoca'yı karşılamaya koşuyorlardı. Üst yoldan belediye binasının önündeki meydana girmişti arabası, Sevgi dolu, şefkat dolu gözlerle süzüyordu etrafı... İki kolunda iki sevgili talebesi vardı : Zübeyir Gündüzalp ve Tahirî Mutlu.. Dik ve taş yokuşu yavaş yavaş iniyorlardı. Baharın gülleri açmış, mis gibi kokuyordu etraf.. Barla'ya ilk geldiği günler onun yardımına koşanlardan Mustafa Çavuşlar, Muhacir Ahmedler ebediyet âlemine göçmüşlerdi. Dik yokuşu inerken, Mustafa Çavuş'un evinin önünden geçerken, kapıda asılı duran koca kilide gözleri takılınca o şehla gözler yaşla doldu. Ağlıyordu koca Bedi... Eski dostlarını, ilk talebelerini düşünerek ağlıyordu. Hayali yıllar öncesine gitmişti. İki kolundaki iki sevgili talebesiyle iniyordu. Yavaş yavaş dershanesine doğru.. Yıllar çabuk geçiyor... Bugün hiçbirisi maddeten yok aramızda l97l'in Nisan ayında Zübeyir Gündüzalp'i kaybettik. l977'nin Nisan'ında Tahirî Mutlu'yu yolcu ettik âhiret âlemine. Bunlar aramızda artık maddeten yoklar, ama mânen, rûhen yanımızdadırlar.[/color] [color=#0000ff]Tahirî Mutlu Ağabey'e "Sen ki, Nur bahçesinin nadide gülüsün. "Aziz ruhuna Nurdan haleler bürünsün, "Fecirlerden makberine Nurlar dökülsün, "Fecirler ki, ne kadar zinde ve mutlu, "Sen mutlusun, biz mutluyuz, İslâm mutlu..." M.Ziya Akça[/color] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
M. Tahiri Mutlu
Hatıraları
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst