Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Hayat: Sabır sancağında şükür atını şahlandırmak
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="nurul reþha" data-source="post: 214934" data-attributes="member: 1008015"><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: red"><strong><img src="http://img814.imageshack.us/img814/6509/ahmat.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: red"><strong>Ben bana sahip değilim</strong></span></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Hiçbir şey için 'BENİMDİR' deme, </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Sadece de ki 'YANIMDADIR' .</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Çünkü </span></strong></span></p><p><span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Ne altın, </span></strong></span></p><p><span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Ne toprak, ne sevgili </span></strong></span></p><p><span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Ne hayat, ne ölüm, </span></strong></span></p><p><span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Ne huzur, ne de keder </span></strong></span></p><p><span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Daima seninle kalmaz. (H. Lawrence)</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Kasım ayından mıdır nedir; bugünlerde ayrılığın en tiz tonundan nağmeler bırakıyor kulağıma kâinat. Mesela yapraksız kalan ağaçlar, dallarının ayrılık çıplaklığıyla neler anlatmaz ki insana… Ancak, ben bunca ayrılık perişanlığı içinde, buselik makamında tatlı bir ayrılık hüznünün yaşanması gerektiğine inananlardanım. Zira Lawrence’in dediği gibi; her şey benimdir yerine her şey yanımdadır diyebiliyorsa insan, nice ayrılıkların ardından, perişan olup yerle bir etmez dünyasını.</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Sahi, çoğu zaman bir şey, bir nesne, bir olay veyahut bir kişi için bin şeyi, bin nesneyi, bin olayı veyahut bin kişiyi yıkmıyor, kırmıyor, yok saymıyor muyuz? </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Evet, çoğu zaman yaşanan gitmelerle yaşam durur bizim için. Sözüm ona, </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">“Bundan sonra nasıl yaşanır? Nasıl nefes alabilir ve nasıl gülünebilir?” gibi sorularla, zaman bundan sonra, dursa da olur; geçse de... Artık mânâsını kaybetmiştir büsbütün çünkü. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Derken, elimizi çektiğimiz saatler, odalara hapsettiğimiz bedenimize rağmen geçer. Tüm yaşanacaklar, biz olmadan da yaşanır. Ve saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere eklenir biter inadına. Zaman geçerken “Asla” dediğimiz nice kelimelerimiz, yerini “acabalara” bırakır. Ve gemimiz hiç hatırımıza getirmediğimiz bir sahile demirleyip, inmemizi bekler.</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Ancak şurası da var hayatın: Yaşadıklarımızdan geriye kalanlar bazen yıpratsa da, derbeder edip perişan etse de, hiçbir acı sonsuz değil. İnsan kimi zaman en mutlu olduğu, “Bir daha hüzünlenir miyim ki?” dediği yerden yara alırken, “Hiç unutur muyum bu acıyı?” dediği yerde de gülmeye başlar.</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Peki, iki ayrı kutup arasında sıkışan insanoğlu, tezatların çarpıştığı dünyada dengeyi nasıl sağlayabilecek? Sabır ve şükür dengesi dediğimiz kulluk bilinci nasıl olacak? Bunun elbette birden fazla cevabı var. Ama burada âdeta bir rahmet parıltısından bahsetmek, elbette yerinde olacak. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">O da unutmak ve hatırlamak… </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Gerçekten unutmak gibi bir nimet olmasa, nefes almak insana ne kadar acı verirdi! Dolayısıyla zihnimizin en mutena yerinde bir rahmet parıltısı olarak, istenmeyen ve bizi acıtan, hayatı bize dar eden bütün durumları aydınlığında silebiliyor. Tipik, beyindeki uru temizlemek için yapılan cerrahi müdahale gibi. Dahası; nasıl ki insan bedeninden kâinata, hemen her şey kendinden temizlik ameliyesi içinde çalışıyorsa, zihin de bunlardan birisi olamaz mı? Zihnimiz de yaratılış harikası olarak, yaşanmışlık isimli urları, “unutmak” denen cerrahi müdahaleyle silip atmıyor mu?</span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Dostumu dinliyorum: “Babam öldüğü zaman, ‘Allah’ım bundan daha büyük acı ne olabilir ki?’ deyip günlerce kendimi perişan etmiştim. Babamın yasını çekerken, Allah’ın bana bahşettiği kızım babamın acısını hafifletti. Onunla avundum ve zamanla acımı unuttum. Ondan sonra, başıma ne gelirse, ‘buna da şükür’ deyip susuyorum” gibisinden bir anısını anlatıp gözlerinden akan birkaç damlayı elleriyle silerken, unutmakla birlikte müspet tarafından hatırlamanın da önemli olduğu zihnime nakşediliyor sanki. Ve bir bakıma; nasıl ki unutmak ancak sabırla anlamlı oluveriyorsa, hatırlamak da şükürle anlamlı bir çehreye bürünüveriyor. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Hatırlıyorum da; küçükken ufak tefek şeyler için ne kadar ağlardık. Bir tutam saç, bir oyuncak araba, bir bebek… Şimdiyse büyüdük ve çok büyük sandığımız olaylar bizi yine ağlatıp perişan etmekten geri durmuyor. Peki, çocukluk hallerimize gülerken, yaşadığımız kötü olaylar dolayısıyla neden sabır ve şükür denen iki sımsıkı halatı bırakıp kendimizi harap ediyor, “Her şey Allah’tandır, mutlaka ona döndürüleceğiz” diyemiyoruz? Başımızı kumdan şatolarımıza gömmek yerine; ölümler, iflaslar, savaşlar ve benzeri dört bir yanımızda meydana gelen büyük hüzünlerden ibret alıp da neden kulluğumuzu hatırlayamıyoruz? </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Oysa bize düşen, küçük hüzünlerin peşinden yitip gitmek yerine, unutmaya çalışıp sabır sancağı altında şükür atlarımızı şahlandırmalıyız hayat meydanında. Yeter ki kim olduğumuzu ve nerden gelip nereye gideceğimizi daima hatırımızda tutalım… Böylesi bizi daha güçlü kılacaktır… </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Bana bu denli sabır ve şükür denen makamlarla eşdeğer tutulabilecek unutmak ve hatırlamak gibi kavramları düşündüren, çoğu insanın daha yataklarından kalkarken yorgun yüzlerle nefret ve şikâyetlerle başlıyor olmasıdır güne. Sabır ve şükür hak ise getire… Sanki dünya düşmüş de üstümüze, altında kalmışız. “Sabahın körü…” düşüncesi de bu yaşamın bir sonucu olsa gerek. Oysa sabahın hayrında şunu sormak lazım: “Derdin nedir? Hayırdır?” Büyük bir çoğunlukla alacağımız cevaplar, bir ceviz kabuğunu doldurmayacak cinsten olacağı aşikârdır. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Bence bunun için arada hastanelere, huzurevlerine, çocuk yuvalarına, hapishanelere, aşevlerine gitmek gerekir. Oradakilerin hayat hikâyelerini dinleyerek, sabredilip şükredilecek ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu belki o zaman idrak ederiz… Belki de hayatın teferruat tufanında irdelemeleri bırakıp, “acısı gitti, lezzeti kaldı” diyebilmek için bu tür etkinlikler gerekeli. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong><span style="font-size: 10px">Unutmayalım: Günlük hayatın hayhuyu içinde yuvarlanmak yerine, yaşadığımız olumsuzlukları unutup Hakk’ı hatırlayarak teslim olmak gerekir ki, selamet ve istikamet üzere bir hayat sürelim. Eskilerin ân-ı dâim dedikleri “ya hu” düşüncesiyle geçmişin acıları ve gelecek kaygılarını ancak bu şekilde sırtımızdan indirebiliriz. Yoksa gemiye bindiği hâlde, bavulunu elinden bırakmayan şaşkın yolcu durumuna düşme ihtimali var. Bu bağlamda her şeyin fâni ve kararsız olduğunu bilmek değil, uygulamak esastır. </span></strong></span></p><p> <span style="color: red"><strong>[FONT=&quot]<span style="font-size: 10px">Bu da “<span style="color: black">iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saаdet-i dâreyni iktiza eder…(Said Nursî)” düşüncesini lisan-ı hâlimizle yaşamaktan geçer vesselam…</span></span>[/FONT]</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="nurul reþha, post: 214934, member: 1008015"] [SIZE=2][COLOR=red][B][IMG]http://img814.imageshack.us/img814/6509/ahmat.jpg[/IMG] Ben bana sahip değilim[/B][/COLOR][/SIZE] [COLOR=red][B][SIZE=2]Hiçbir şey için 'BENİMDİR' deme, [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Sadece de ki 'YANIMDADIR' .[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Çünkü Ne altın, Ne toprak, ne sevgili Ne hayat, ne ölüm, Ne huzur, ne de keder Daima seninle kalmaz. (H. Lawrence)[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Kasım ayından mıdır nedir; bugünlerde ayrılığın en tiz tonundan nağmeler bırakıyor kulağıma kâinat. Mesela yapraksız kalan ağaçlar, dallarının ayrılık çıplaklığıyla neler anlatmaz ki insana… Ancak, ben bunca ayrılık perişanlığı içinde, buselik makamında tatlı bir ayrılık hüznünün yaşanması gerektiğine inananlardanım. Zira Lawrence’in dediği gibi; her şey benimdir yerine her şey yanımdadır diyebiliyorsa insan, nice ayrılıkların ardından, perişan olup yerle bir etmez dünyasını.[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Sahi, çoğu zaman bir şey, bir nesne, bir olay veyahut bir kişi için bin şeyi, bin nesneyi, bin olayı veyahut bin kişiyi yıkmıyor, kırmıyor, yok saymıyor muyuz? [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Evet, çoğu zaman yaşanan gitmelerle yaşam durur bizim için. Sözüm ona, [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]“Bundan sonra nasıl yaşanır? Nasıl nefes alabilir ve nasıl gülünebilir?” gibi sorularla, zaman bundan sonra, dursa da olur; geçse de... Artık mânâsını kaybetmiştir büsbütün çünkü. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Derken, elimizi çektiğimiz saatler, odalara hapsettiğimiz bedenimize rağmen geçer. Tüm yaşanacaklar, biz olmadan da yaşanır. Ve saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere eklenir biter inadına. Zaman geçerken “Asla” dediğimiz nice kelimelerimiz, yerini “acabalara” bırakır. Ve gemimiz hiç hatırımıza getirmediğimiz bir sahile demirleyip, inmemizi bekler.[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Ancak şurası da var hayatın: Yaşadıklarımızdan geriye kalanlar bazen yıpratsa da, derbeder edip perişan etse de, hiçbir acı sonsuz değil. İnsan kimi zaman en mutlu olduğu, “Bir daha hüzünlenir miyim ki?” dediği yerden yara alırken, “Hiç unutur muyum bu acıyı?” dediği yerde de gülmeye başlar.[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Peki, iki ayrı kutup arasında sıkışan insanoğlu, tezatların çarpıştığı dünyada dengeyi nasıl sağlayabilecek? Sabır ve şükür dengesi dediğimiz kulluk bilinci nasıl olacak? Bunun elbette birden fazla cevabı var. Ama burada âdeta bir rahmet parıltısından bahsetmek, elbette yerinde olacak. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]O da unutmak ve hatırlamak… [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Gerçekten unutmak gibi bir nimet olmasa, nefes almak insana ne kadar acı verirdi! Dolayısıyla zihnimizin en mutena yerinde bir rahmet parıltısı olarak, istenmeyen ve bizi acıtan, hayatı bize dar eden bütün durumları aydınlığında silebiliyor. Tipik, beyindeki uru temizlemek için yapılan cerrahi müdahale gibi. Dahası; nasıl ki insan bedeninden kâinata, hemen her şey kendinden temizlik ameliyesi içinde çalışıyorsa, zihin de bunlardan birisi olamaz mı? Zihnimiz de yaratılış harikası olarak, yaşanmışlık isimli urları, “unutmak” denen cerrahi müdahaleyle silip atmıyor mu?[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Dostumu dinliyorum: “Babam öldüğü zaman, ‘Allah’ım bundan daha büyük acı ne olabilir ki?’ deyip günlerce kendimi perişan etmiştim. Babamın yasını çekerken, Allah’ın bana bahşettiği kızım babamın acısını hafifletti. Onunla avundum ve zamanla acımı unuttum. Ondan sonra, başıma ne gelirse, ‘buna da şükür’ deyip susuyorum” gibisinden bir anısını anlatıp gözlerinden akan birkaç damlayı elleriyle silerken, unutmakla birlikte müspet tarafından hatırlamanın da önemli olduğu zihnime nakşediliyor sanki. Ve bir bakıma; nasıl ki unutmak ancak sabırla anlamlı oluveriyorsa, hatırlamak da şükürle anlamlı bir çehreye bürünüveriyor. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Hatırlıyorum da; küçükken ufak tefek şeyler için ne kadar ağlardık. Bir tutam saç, bir oyuncak araba, bir bebek… Şimdiyse büyüdük ve çok büyük sandığımız olaylar bizi yine ağlatıp perişan etmekten geri durmuyor. Peki, çocukluk hallerimize gülerken, yaşadığımız kötü olaylar dolayısıyla neden sabır ve şükür denen iki sımsıkı halatı bırakıp kendimizi harap ediyor, “Her şey Allah’tandır, mutlaka ona döndürüleceğiz” diyemiyoruz? Başımızı kumdan şatolarımıza gömmek yerine; ölümler, iflaslar, savaşlar ve benzeri dört bir yanımızda meydana gelen büyük hüzünlerden ibret alıp da neden kulluğumuzu hatırlayamıyoruz? [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Oysa bize düşen, küçük hüzünlerin peşinden yitip gitmek yerine, unutmaya çalışıp sabır sancağı altında şükür atlarımızı şahlandırmalıyız hayat meydanında. Yeter ki kim olduğumuzu ve nerden gelip nereye gideceğimizi daima hatırımızda tutalım… Böylesi bizi daha güçlü kılacaktır… [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Bana bu denli sabır ve şükür denen makamlarla eşdeğer tutulabilecek unutmak ve hatırlamak gibi kavramları düşündüren, çoğu insanın daha yataklarından kalkarken yorgun yüzlerle nefret ve şikâyetlerle başlıyor olmasıdır güne. Sabır ve şükür hak ise getire… Sanki dünya düşmüş de üstümüze, altında kalmışız. “Sabahın körü…” düşüncesi de bu yaşamın bir sonucu olsa gerek. Oysa sabahın hayrında şunu sormak lazım: “Derdin nedir? Hayırdır?” Büyük bir çoğunlukla alacağımız cevaplar, bir ceviz kabuğunu doldurmayacak cinsten olacağı aşikârdır. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Bence bunun için arada hastanelere, huzurevlerine, çocuk yuvalarına, hapishanelere, aşevlerine gitmek gerekir. Oradakilerin hayat hikâyelerini dinleyerek, sabredilip şükredilecek ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu belki o zaman idrak ederiz… Belki de hayatın teferruat tufanında irdelemeleri bırakıp, “acısı gitti, lezzeti kaldı” diyebilmek için bu tür etkinlikler gerekeli. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][SIZE=2]Unutmayalım: Günlük hayatın hayhuyu içinde yuvarlanmak yerine, yaşadığımız olumsuzlukları unutup Hakk’ı hatırlayarak teslim olmak gerekir ki, selamet ve istikamet üzere bir hayat sürelim. Eskilerin ân-ı dâim dedikleri “ya hu” düşüncesiyle geçmişin acıları ve gelecek kaygılarını ancak bu şekilde sırtımızdan indirebiliriz. Yoksa gemiye bindiği hâlde, bavulunu elinden bırakmayan şaşkın yolcu durumuna düşme ihtimali var. Bu bağlamda her şeyin fâni ve kararsız olduğunu bilmek değil, uygulamak esastır. [/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=red][B][FONT="][SIZE=2]Bu da “[COLOR=black]iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saаdet-i dâreyni iktiza eder…(Said Nursî)” düşüncesini lisan-ı hâlimizle yaşamaktan geçer vesselam…[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Hayat: Sabır sancağında şükür atını şahlandırmak
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst