Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Hayr-i kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir ne demektir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 103254"><p><strong><span style="color: red">HAYR-I KESÎR İÇİN ŞERR-İ KALÎL KABUL EDİLİR NE DEMEKTİR?</span> </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: red">O gizli zındıka komitesinin</span> Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin te’vîlât-ı fâside ile te’vîl ettikleri <span style="color: blue">“Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” </span>(Mektûbât, s.43) cümlesinin îzâhı hakkındadır:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px">Evvelâ: Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın bu cümlesinde geçen <span style="color: blue">“şerr-i kalîl”</span>den maksad, <span style="color: blue">şerîat-ı teklîfiyyenin</span> harâm ettiği “şer”ler, yâni “günâhlar” değildir; belki<span style="color: blue"> şerîat-ı tekvîniyyedeki</span> “belâ, musîbet, meşakkat, maddî zarâr”dır. Bedîüzzamân (ra) bu cümlesiyle -hâşâ- <span style="color: red">“Büyük hayırları elde etmek için küçük şerler, yâni günâhlar işlenebilir”</span> demek istememiştir. Zîrâ, bu durumda herkese günâh kapısı açılır ve netîcede dîn ortadan kalkar. O gizli zındıka komitesi, Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın bu sözünü şöyle bir misâl vermek sûretiyle fâsid bir te’vîle girişiyorlar:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: red">Meselâ,</span> “Dîne hizmet için 250 gram hayır var, 50 gram da şer var. O 250 gram hayrı elde etmek için 50 gram şerri işlemek lâzımdır. Zîrâ, o 50 gram şer işlenilmezse, 250 gram hayr elden gidecektir. Öyle ise, ister istemez o şerri işlemek lâzım gelir” diyorlar. Bu düşünceye sâhib olanlara soruyoruz:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: red">Acabâ hayra giden yol, şerden mi geçer ki, 250 gram hayrı elde etmek için, 50 gram şerri işleyelim?</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: red"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px">Hâşâ! Dîne hizmet nâmı altında hiçbir şer ve günâh işlenemez! Belki dîne hizmet, günâhların önünü kesmek ve Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ etmekle olur. Çünkü, günâhlar, gadab-ı İlâhî’yi celbeder. Ancak cebr ve ikrâh ile işlenmeye zorlanan günâhlar müstesnâdır. “İkrâh” ise şerîatta “ölüm, şiddetli darb veyâ bir uzvun kesilmesi” gibi hâllerdir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue">Risâle-i Nûr</span> talebelerinin asıl vazîfesi, <span style="color: blue">takvâyı</span> esâs tutarak rızâ-yı İlâhî’yi kazanmak sûretiyle gazâb-ı İlâhî’den mahfûz kalmaktır. Hattâ, Bedîüzzamân (ra), ruhsatlarla bile amel edilmeyeceğini, <span style="color: blue">Risâle-i Nûr’un</span> mesleğinin ruhsatlarla değil, azîmetle amel etmek olduğunu beyân etmiştir. İşte <span style="color: blue">Bedîüzzamân</span> (ra), her zamân, husûsan bu zamânda takvânın üssü’l-esâs olduğunu eserlerinin müteaddid yerlerinde beyân etmiştir.<span style="color: blue"> Nümûne olarak birkaç cümlesini zikrediyoruz:</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px">“Bugünlerde Kur’ân-ı Hakîmin nazarında îmândan sonra en ziyâde esâs tutulan takvâ ve amel-i sâlih esâslarını düşündüm. Takvâ, menhiyyâttan ve günâhlardan ictinâb etmek; ve amel-i sâlih, emir dâiresinde hareket ve hayrât kazanmaktır. Her zamân def-i şer, celb-i nefa râcih olmakla berâber; bu tahrîbât ve sefâhet ve câzibedâr hevesât zamânında bu takvâ olan def-i mefâsid ve terk-i kebâir üssü’l-esâs olup, büyük bir rüchâniyyet kesbetmiş.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px">“Bu zamânda tahrîbât ve menfî cereyân dehşetlendiği için,<span style="color: red"> takvâ bu tahrîbâta karşı en büyük esâstır</span>. Farzlarını yapan, kebîreleri işlemeyen kurtulur.” (<span style="color: blue">Kastamonu Lâhikası, 159</span>)</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px">“Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bu zamânda en mühim vazîfeleri, tahrîbâta ve günâhlara karşı takvâyı esâs tutup davranmak gerektir.” (<span style="color: blue">Kastamonu Lâhikası, 160</span>)</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue">Sâniyen:</span> Bu kánûn, şerîat-ı tekvîniyyeye âit bir kánûndur; şerîat-ı teklîfiyyeye âit bir kánûn değildir. Yâni, kudret-i İlâhiyye, ba’zan aklın zâhirine münâsib gelmeyen ba’zı şerleri, kader noktasında halk ve îcâd ediyor. Halbuki, o şerlerin altında küllî maslahat ve hayr-ı kesîr mevcûddur. Meselâ: Yağmurun yağmasında yağmurun katreleri adedince hayır ve rahmetler mevcûddur. Bununla berâber ba’zı insânlar tedbîrsizliklerinden dolayı yağmurdan zarâr görseler, “Bu yağmur şerdir” diyemezler. Eğer o insânlar zarâr görmesin diye yağmur yağmazsa, o zamân şerr-i kesîr vücûda gelir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue">Sâlisen:</span> Ne kadar evâmir-i Kur’âniyye varsa, o evâmire imtisâl husûsunda çekilen sıkıntı, zahmet ve meşakkatler şerr-i kalîl hükmündedir. Bu husûstaki “şer” de, yine <span style="color: blue">şerîat-ı tekvîniyyece</span> kabûl edilen şerdir. O evâmire imtisâlin netîcesi olan rızâ-yı Hak ve Cennet ise hayr-ı kesîr hükmündedir. Meselâ: Namâz kılmakta zâhiren nefse ve bedene bir zahmet ve meşakkat vardır; fakat hayr-ı kesîr olan Cennet ve rızâ-yı İlâhî gibi âlî netîceler için, o zahmet ve meşakkat mesâbesinde olan şerr-i kalîl işlenir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue">Hem meselâ:</span> “Cihâd” emri için orduyu sevk etmekte ve düşmanla çarpışmakta nefis, beden ve mal için ba’zı meşakkat, zahmet ve musîbetler olabilir. Fakat, bütün bunlara karşılık bu savaşta mü’min, eğer öldürülürse şehîdlik rütbesini; eğer sağ kalırsa gázîlik makámını elde eder. Aynı zamânda Müslümanların dîni, vatanı ve nâmusu da küffârın istilâsından kurtulmuş olur. İşte bu maddî ve ma’nevî hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl mesâbesinde olan mezkûr meşakkat, zahmet ve musîbetlere katlanılır, yâni o şerr-i kalîl işlenir. O hâlde buradaki “şer”den maksad, “meşakkat, sıkıntı, musîbet ve zarâr”dır; yoksa “günâhlar” ma’nâsındaki şerler değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: blue">Hulâsâ:</span> Bütün ibâdetlerde zâhiren ba’zı meşakkatler bulunabilir. Fakat, “şer” hükmünde olan bu meşakkatlerin arkasında “hayr-ı kesîr” olan rızâ-yı İlâhî ve Cennet mevcûddur. Allah’ın rızâsına ve ebedî Cennet’e nâil olmak için bu şerr-i kalîl olan meşakkatlere katlanmak gerekir. İşte Bedîüzzamân (ra)’ın “Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” cümlesinden bir murâdı da, zikrettiğimiz ma’nâdaki “şerr-i kalîl”dir.</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 103254"] [B][COLOR=red]HAYR-I KESÎR İÇİN ŞERR-İ KALÎL KABUL EDİLİR NE DEMEKTİR?[/COLOR] [/B] [B][SIZE=2][COLOR=red]O gizli zındıka komitesinin[/COLOR] Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin te’vîlât-ı fâside ile te’vîl ettikleri [COLOR=blue]“Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” [/COLOR](Mektûbât, s.43) cümlesinin îzâhı hakkındadır: Evvelâ: Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın bu cümlesinde geçen [COLOR=blue]“şerr-i kalîl”[/COLOR]den maksad, [COLOR=blue]şerîat-ı teklîfiyyenin[/COLOR] harâm ettiği “şer”ler, yâni “günâhlar” değildir; belki[COLOR=blue] şerîat-ı tekvîniyyedeki[/COLOR] “belâ, musîbet, meşakkat, maddî zarâr”dır. Bedîüzzamân (ra) bu cümlesiyle -hâşâ- [COLOR=red]“Büyük hayırları elde etmek için küçük şerler, yâni günâhlar işlenebilir”[/COLOR] demek istememiştir. Zîrâ, bu durumda herkese günâh kapısı açılır ve netîcede dîn ortadan kalkar. O gizli zındıka komitesi, Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın bu sözünü şöyle bir misâl vermek sûretiyle fâsid bir te’vîle girişiyorlar: [COLOR=red]Meselâ,[/COLOR] “Dîne hizmet için 250 gram hayır var, 50 gram da şer var. O 250 gram hayrı elde etmek için 50 gram şerri işlemek lâzımdır. Zîrâ, o 50 gram şer işlenilmezse, 250 gram hayr elden gidecektir. Öyle ise, ister istemez o şerri işlemek lâzım gelir” diyorlar. Bu düşünceye sâhib olanlara soruyoruz: [COLOR=red]Acabâ hayra giden yol, şerden mi geçer ki, 250 gram hayrı elde etmek için, 50 gram şerri işleyelim? [/COLOR] Hâşâ! Dîne hizmet nâmı altında hiçbir şer ve günâh işlenemez! Belki dîne hizmet, günâhların önünü kesmek ve Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ etmekle olur. Çünkü, günâhlar, gadab-ı İlâhî’yi celbeder. Ancak cebr ve ikrâh ile işlenmeye zorlanan günâhlar müstesnâdır. “İkrâh” ise şerîatta “ölüm, şiddetli darb veyâ bir uzvun kesilmesi” gibi hâllerdir. [COLOR=blue]Risâle-i Nûr[/COLOR] talebelerinin asıl vazîfesi, [COLOR=blue]takvâyı[/COLOR] esâs tutarak rızâ-yı İlâhî’yi kazanmak sûretiyle gazâb-ı İlâhî’den mahfûz kalmaktır. Hattâ, Bedîüzzamân (ra), ruhsatlarla bile amel edilmeyeceğini, [COLOR=blue]Risâle-i Nûr’un[/COLOR] mesleğinin ruhsatlarla değil, azîmetle amel etmek olduğunu beyân etmiştir. İşte [COLOR=blue]Bedîüzzamân[/COLOR] (ra), her zamân, husûsan bu zamânda takvânın üssü’l-esâs olduğunu eserlerinin müteaddid yerlerinde beyân etmiştir.[COLOR=blue] Nümûne olarak birkaç cümlesini zikrediyoruz: [/COLOR] “Bugünlerde Kur’ân-ı Hakîmin nazarında îmândan sonra en ziyâde esâs tutulan takvâ ve amel-i sâlih esâslarını düşündüm. Takvâ, menhiyyâttan ve günâhlardan ictinâb etmek; ve amel-i sâlih, emir dâiresinde hareket ve hayrât kazanmaktır. Her zamân def-i şer, celb-i nefa râcih olmakla berâber; bu tahrîbât ve sefâhet ve câzibedâr hevesât zamânında bu takvâ olan def-i mefâsid ve terk-i kebâir üssü’l-esâs olup, büyük bir rüchâniyyet kesbetmiş. “Bu zamânda tahrîbât ve menfî cereyân dehşetlendiği için,[COLOR=red] takvâ bu tahrîbâta karşı en büyük esâstır[/COLOR]. Farzlarını yapan, kebîreleri işlemeyen kurtulur.” ([COLOR=blue]Kastamonu Lâhikası, 159[/COLOR]) “Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bu zamânda en mühim vazîfeleri, tahrîbâta ve günâhlara karşı takvâyı esâs tutup davranmak gerektir.” ([COLOR=blue]Kastamonu Lâhikası, 160[/COLOR]) [COLOR=blue]Sâniyen:[/COLOR] Bu kánûn, şerîat-ı tekvîniyyeye âit bir kánûndur; şerîat-ı teklîfiyyeye âit bir kánûn değildir. Yâni, kudret-i İlâhiyye, ba’zan aklın zâhirine münâsib gelmeyen ba’zı şerleri, kader noktasında halk ve îcâd ediyor. Halbuki, o şerlerin altında küllî maslahat ve hayr-ı kesîr mevcûddur. Meselâ: Yağmurun yağmasında yağmurun katreleri adedince hayır ve rahmetler mevcûddur. Bununla berâber ba’zı insânlar tedbîrsizliklerinden dolayı yağmurdan zarâr görseler, “Bu yağmur şerdir” diyemezler. Eğer o insânlar zarâr görmesin diye yağmur yağmazsa, o zamân şerr-i kesîr vücûda gelir. [COLOR=blue]Sâlisen:[/COLOR] Ne kadar evâmir-i Kur’âniyye varsa, o evâmire imtisâl husûsunda çekilen sıkıntı, zahmet ve meşakkatler şerr-i kalîl hükmündedir. Bu husûstaki “şer” de, yine [COLOR=blue]şerîat-ı tekvîniyyece[/COLOR] kabûl edilen şerdir. O evâmire imtisâlin netîcesi olan rızâ-yı Hak ve Cennet ise hayr-ı kesîr hükmündedir. Meselâ: Namâz kılmakta zâhiren nefse ve bedene bir zahmet ve meşakkat vardır; fakat hayr-ı kesîr olan Cennet ve rızâ-yı İlâhî gibi âlî netîceler için, o zahmet ve meşakkat mesâbesinde olan şerr-i kalîl işlenir. [COLOR=blue]Hem meselâ:[/COLOR] “Cihâd” emri için orduyu sevk etmekte ve düşmanla çarpışmakta nefis, beden ve mal için ba’zı meşakkat, zahmet ve musîbetler olabilir. Fakat, bütün bunlara karşılık bu savaşta mü’min, eğer öldürülürse şehîdlik rütbesini; eğer sağ kalırsa gázîlik makámını elde eder. Aynı zamânda Müslümanların dîni, vatanı ve nâmusu da küffârın istilâsından kurtulmuş olur. İşte bu maddî ve ma’nevî hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl mesâbesinde olan mezkûr meşakkat, zahmet ve musîbetlere katlanılır, yâni o şerr-i kalîl işlenir. O hâlde buradaki “şer”den maksad, “meşakkat, sıkıntı, musîbet ve zarâr”dır; yoksa “günâhlar” ma’nâsındaki şerler değildir. [COLOR=blue]Hulâsâ:[/COLOR] Bütün ibâdetlerde zâhiren ba’zı meşakkatler bulunabilir. Fakat, “şer” hükmünde olan bu meşakkatlerin arkasında “hayr-ı kesîr” olan rızâ-yı İlâhî ve Cennet mevcûddur. Allah’ın rızâsına ve ebedî Cennet’e nâil olmak için bu şerr-i kalîl olan meşakkatlere katlanmak gerekir. İşte Bedîüzzamân (ra)’ın “Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” cümlesinden bir murâdı da, zikrettiğimiz ma’nâdaki “şerr-i kalîl”dir.[/SIZE][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Hayr-i kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir ne demektir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst