Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Hayr-i kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir ne demektir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 103256"><p><strong><span style="color: blue">Râbian:</span> Risâle-i Nûr’da geçen ba’zı mücmel cümleleri, Risâle-i Nûr’da geçen mufassal cümlelerle îzâh etmek gerekir. Bu düstûra binâen, Bedîüzzamân (ra)’ın bu cümlesini îzâh eden <span style="color: blue">Risâle-i Nûr’daki</span> ba’zı ifâdelerini aynen naklediyoruz:</strong></p><p></p><p><strong>“Hâşâ!.. Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve îcâd, bütün netâice bakar; kesb, husûsî bir mübâşeret olduğu için, husûsî netâice bakar. Meselâ:</strong></p><p></p><p><strong>“Yağmurun gelmesinin binlerle netîceleri var, bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyârıyla ba’zıları yağmurdan zarâr görse, ‘Yağmurun îcâdı rahmet değildir’ diyemez; ‘Yağmurun halkı şerdir’ diye hükmedemez. Belki, sû-i ihtiyârıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu.</strong></p><p></p><p><strong>“Hem ateşin halkında çok fâideler var; bütünü de hayırdır. Fakat, ba’zıları sû-i kesbiyle, sû-i isti’mâliyle ateşten zarâr görse, ‘Ateşin halkı şerdir’ diyemez. Çünkü, ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış; belki o, kendi sû-i ihtiyârıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.</strong></p><p></p><p><strong>“<span style="color: blue">Elhâsıl:</span> Hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl kabûl edilir. Eğer şerr-i kalîl olmamak için, hayr-ı kesîri intâc eden bir şer terk edilse; o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur.</strong></p><p></p><p><strong>“<span style="color: blue">Meselâ:</span> <span style="color: red">Cihâda</span> asker sevk etmekte elbette ba’zı cüzî ve maddî ve bedenî zarâr ve şer olur. Fakat, o cihâdda hayr-ı kesîr var ki, İslâm küffârın istilâsından kurtulur. Eğer o <span style="color: black">şerr-i kalîl için <span style="color: red">cihâd</span> terk edilse</span>, o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür.</strong></p><p></p><p><strong>“<span style="color: blue">Hem meselâ:</span> Gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zâhiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur.</strong></p><p></p><p><strong>“İşte kâinâttaki şerlerin, zarârların, beliyyelerin ve şeytânların ve muzırların halk ve îcâdları, şer ve çirkin değildir; çünkü çok netâic-i mühimme için halk olunmuşlardır. <span style="color: blue">Meselâ:</span> Melâikelere şeytânlar musallat olmadıkları için, terakkıyâtları yoktur; makámları sâbittir, tebeddül etmez. Kezâ hayvânâtın dahi, şeytânlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sâbittir, nâkıstır. Âlem-i insâniyyette ise merâtib-i terakkıyât ve tedenniyât nihâyetsizdir. Nemrûdlardan, fir’avnlardan tut, tâ Sıddîkîn-i Evliyâ ve Enbiyâya kadar gáyet uzun bir mesafe-i terakkí var.</strong></p><p></p><p><strong>“İşte, kömür gibi olan ervâh-ı sâfileyi, elmas gibi olan ervâh-ı âliyyeden temyîz ve tefrîk için, şeytânların hılkatıyla ve sırr-ı teklîf ve bas-i enbiyâ ile, bir meydân-ı imtihân ve tecrübe ve cihâd ve müsâbaka açılmış. Eğer mücâhede ve müsâbaka olmasaydı, mâden-i insâniyyetteki elmas ve kömür hükmünde olan isti’dâdlar, berâber kalacaktı. Alâ-yı İlliyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddîkın rûhu, esfel-i sâfilîndeki Ebu Cehlin rûhuyla bir seviyede kalacaktı. Demek, şeyâtîn ve şerlerin yaratılması, büyük ve küllî netîceye baktığı için îcâdları şer değil, çirkin değil; belki sû-i isti’mâlâttan ve kesb denilen mübâşeret-i husûsiyyeden gelen şerler, çirkinlikler, kesb-i insâna âittir; îcâd-ı İlâhîye âit değildir.” (<span style="color: blue">Mektûbât, s. 43-44</span>)</strong></p><p></p><p><strong>Demek, kudret-i ezeliyye, tekvînî şerîatın gereği olarak küllî maslahat ve hayr-ı kesîr için şerr-i kalîli, yâni meşakkat, zahmet ve musîbetleri halk eder. Yâni, buradaki “şer”den maksad <span style="color: blue">“meşakkat, sıkıntı, musîbet ve zarâr”</span>dır.</strong></p><p></p><p><strong><span style="color: blue">Hulâsâ:</span> Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin “Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” cümlesinde geçen “şer” kelimesinden murâd; “şerîat-ı teklîfiyye”ce harâm kılınan “günâhlar” değil; belki <span style="color: blue"><span style="color: red">“şerîat-ı tekvîniyye”</span>ce kabûl edilen “belâ, musîbet, maddî zarâr ve meşakkatler”dir</span>. Buna göre; dîne hizmet adı altında aslâ günâhları işlememek; belki takvâ ile dîne hizmet edilmesi gerektiğini bilmek ve bu husûsda <span style="color: blue">takvâyı üssü’l-esâs</span> yapmak;<span style="color: blue"> Risâle-i Nûr</span> mesleğinin de esâs-ı takvâ olduğunu iz’ân etmek; bu ma’nâların dışında kalan düşüncelerin ise fâsid ve bâtıl olduğunu, dolayısıyla böyle fâsid ve bâtıl te’vîllere i’tibâr etmemek lâzım geldiğini bilmek ve iz’ân etmek gerektir.</strong></p><p></p><p><em><strong>Kaynak:Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-4</strong></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 103256"] [B][COLOR=blue]Râbian:[/COLOR] Risâle-i Nûr’da geçen ba’zı mücmel cümleleri, Risâle-i Nûr’da geçen mufassal cümlelerle îzâh etmek gerekir. Bu düstûra binâen, Bedîüzzamân (ra)’ın bu cümlesini îzâh eden [COLOR=blue]Risâle-i Nûr’daki[/COLOR] ba’zı ifâdelerini aynen naklediyoruz:[/B] [B]“Hâşâ!.. Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve îcâd, bütün netâice bakar; kesb, husûsî bir mübâşeret olduğu için, husûsî netâice bakar. Meselâ:[/B] [B]“Yağmurun gelmesinin binlerle netîceleri var, bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyârıyla ba’zıları yağmurdan zarâr görse, ‘Yağmurun îcâdı rahmet değildir’ diyemez; ‘Yağmurun halkı şerdir’ diye hükmedemez. Belki, sû-i ihtiyârıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu.[/B] [B]“Hem ateşin halkında çok fâideler var; bütünü de hayırdır. Fakat, ba’zıları sû-i kesbiyle, sû-i isti’mâliyle ateşten zarâr görse, ‘Ateşin halkı şerdir’ diyemez. Çünkü, ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış; belki o, kendi sû-i ihtiyârıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.[/B] [B]“[COLOR=blue]Elhâsıl:[/COLOR] Hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl kabûl edilir. Eğer şerr-i kalîl olmamak için, hayr-ı kesîri intâc eden bir şer terk edilse; o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur.[/B] [B]“[COLOR=blue]Meselâ:[/COLOR] [COLOR=red]Cihâda[/COLOR] asker sevk etmekte elbette ba’zı cüzî ve maddî ve bedenî zarâr ve şer olur. Fakat, o cihâdda hayr-ı kesîr var ki, İslâm küffârın istilâsından kurtulur. Eğer o[COLOR=red] [/COLOR][COLOR=black]şerr-i kalîl için [COLOR=red]cihâd[/COLOR] terk edilse[/COLOR], o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür.[/B] [B]“[COLOR=blue]Hem meselâ:[/COLOR] Gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zâhiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur.[/B] [B]“İşte kâinâttaki şerlerin, zarârların, beliyyelerin ve şeytânların ve muzırların halk ve îcâdları, şer ve çirkin değildir; çünkü çok netâic-i mühimme için halk olunmuşlardır. [COLOR=blue]Meselâ:[/COLOR] Melâikelere şeytânlar musallat olmadıkları için, terakkıyâtları yoktur; makámları sâbittir, tebeddül etmez. Kezâ hayvânâtın dahi, şeytânlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sâbittir, nâkıstır. Âlem-i insâniyyette ise merâtib-i terakkıyât ve tedenniyât nihâyetsizdir. Nemrûdlardan, fir’avnlardan tut, tâ Sıddîkîn-i Evliyâ ve Enbiyâya kadar gáyet uzun bir mesafe-i terakkí var.[/B] [B]“İşte, kömür gibi olan ervâh-ı sâfileyi, elmas gibi olan ervâh-ı âliyyeden temyîz ve tefrîk için, şeytânların hılkatıyla ve sırr-ı teklîf ve bas-i enbiyâ ile, bir meydân-ı imtihân ve tecrübe ve cihâd ve müsâbaka açılmış. Eğer mücâhede ve müsâbaka olmasaydı, mâden-i insâniyyetteki elmas ve kömür hükmünde olan isti’dâdlar, berâber kalacaktı. Alâ-yı İlliyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddîkın rûhu, esfel-i sâfilîndeki Ebu Cehlin rûhuyla bir seviyede kalacaktı. Demek, şeyâtîn ve şerlerin yaratılması, büyük ve küllî netîceye baktığı için îcâdları şer değil, çirkin değil; belki sû-i isti’mâlâttan ve kesb denilen mübâşeret-i husûsiyyeden gelen şerler, çirkinlikler, kesb-i insâna âittir; îcâd-ı İlâhîye âit değildir.” ([COLOR=blue]Mektûbât, s. 43-44[/COLOR])[/B] [B]Demek, kudret-i ezeliyye, tekvînî şerîatın gereği olarak küllî maslahat ve hayr-ı kesîr için şerr-i kalîli, yâni meşakkat, zahmet ve musîbetleri halk eder. Yâni, buradaki “şer”den maksad [COLOR=blue]“meşakkat, sıkıntı, musîbet ve zarâr”[/COLOR]dır.[/B] [B][COLOR=blue]Hulâsâ:[/COLOR] Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin “Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabûl edilir” cümlesinde geçen “şer” kelimesinden murâd; “şerîat-ı teklîfiyye”ce harâm kılınan “günâhlar” değil; belki [COLOR=blue][COLOR=red]“şerîat-ı tekvîniyye”[/COLOR]ce kabûl edilen “belâ, musîbet, maddî zarâr ve meşakkatler”dir[/COLOR]. Buna göre; dîne hizmet adı altında aslâ günâhları işlememek; belki takvâ ile dîne hizmet edilmesi gerektiğini bilmek ve bu husûsda [COLOR=blue]takvâyı üssü’l-esâs[/COLOR] yapmak;[COLOR=blue] Risâle-i Nûr[/COLOR] mesleğinin de esâs-ı takvâ olduğunu iz’ân etmek; bu ma’nâların dışında kalan düşüncelerin ise fâsid ve bâtıl olduğunu, dolayısıyla böyle fâsid ve bâtıl te’vîllere i’tibâr etmemek lâzım geldiğini bilmek ve iz’ân etmek gerektir.[/B] [I][B]Kaynak:Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-4[/B][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Hayr-i kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir ne demektir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst