Her Gün Bir Risale

uður1

Well-known member
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 7.1.YAŞASIN KUR'ÂN-I KERÎM'İN KANUN-U ESASÎLERİ
26 Şubat 1324 (11 Mart 1909)
Dinî Ceride, No. 73

Ey Meb’usan! Uzunluğu ile beraber gayet mûcez bir tek cümle söyleyeceğim. Dikkat ediniz, zira itnâbında îcaz var. Şöyle ki:

Cumhuriyet ve demokrat mânâsındaki meşrutiyet ve kanun-u esasî denilen adalet ve meşveret ve kanunda cem-i kuvvet, bu unvan ile beraber, asıl mâlik-i hakikî ve sahib-i unvan-ı muhteşem olan (1), ve müessir ve adâlet-i mahzâyı mutazammın bulunan (2), ve nokta-i istinadımızı temin eden (3), ve meşrutiyeti ve cumhuriyeti bir esas-ı metine istinad ettiren (4), ve evham ve şükûk sahibini varta-i hayretten kurtaran (5), ve istikbal ve âhiretimizi tekeffül eden (6), ve menafi-i umumiye olan hukukullahı izinsiz tasarruftan sizi tahlis eden (7), ve hayat ı milliyemizi muhafaza eden (8), ve umum ezhanı manyetizmalandıran (9), ve ecanibe karşı metanetimizi ve kemâlimizi ve mevcudiyetimizi gösteren (10), ve sizi muahaze-i dünyeviye ve uhreviyeden kurtaran (11), ve maksat ve neticede ittihâd-ı umumîyi tesis eden (12), ve o ittihadın ruhu olan efkâr-ı âmmeyi tevlid eden (13), ve çürük mesâvi-i medeniyeti hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten yasak eden (14), ve bizi Avrupa dilenciliğinden kurtaran (15), ve geri kaldığımız uzun mesafe-i terakkiyi sırr-ı i’câza binaen, bir zaman-ı kasırda tayyettiren (16), ve Arap ve Turan ve İran ve Sâmileri, yani beraber olanları tevhid ederek az zaman içinde bize bir büyük kıymet verdiren (17), ve şahs-ı mânevî-i hükûmeti Müslüman gösteren (18), ve kanun-u esasînin ruhunu ve on birinci maddeyi muhafaza ile sizi hıns-ı yeminden kurtaran (19), ve Avrupa’nın eski zann-ı fasidlerini tekzip eden (20), Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın hâtemü’l-Enbiya ve şeriatının ebedî olduğunu tasdik ettiren (21), ve muharrib-i medeniyet olan ve anarşiliğe yol açan dinsizliğe karşı set çeken (22), ve zulmet-i tebâyün-ü efkârı ve teşettüt-ü ârâyı safha-i nuranîsi ile ortadan kaldıran (23), ve umum ulema ve vâizleri ittihad ve saadet-i millete ve icraat-ı hükûmeti, meşruta-i meşruaya hâdim eden (24), ve adalet-i mahzâsı merhametli olduğundan anâsır-ı gayr-ı müslimeyi daha ziyade telif ve rapt eden (25), ve en cebîn ve âmi adamı en cesur ve en has adam gibi hiss-i hakikî-i terakki ile ve fedakârlık ve hubb-u vatanla mütehassis eden (26), ve hàdim-i medeniyet olan sefahet ve israfattan ve havayic-i gayr-ı zaruriyeden bizi halâs eden (27), ve muhafaza-i âhiretle beraber imâr-ı dünya etmekle sa’ye neşat veren (28), ve hayat-ı medeniye olan ahlâk-ı hasene ve hissiyat-ı ulviyenin düsturlarını öğreten (29), ve her birinizi, ey meb’uslar, elli bin kişinin takazasını, yani haklarını sizden dâvâ etmelerini hakkınızda tebrie eden (30), ve sizi icma-ı ümmete küçük bir misâl-i meşru gösteren (31), ve hüsn-ü niyete binaen âmâlinizi ibadet gibi ettiren (32), ve üç yüz milyon Müslümanın hayat-ı mâneviyesine suikast ve cinayetten sizi tahlis eden (33), ol Kur’ân-ı mukaddesin düsturları unvanıyla gösterseniz ve hükümlerinize me’haz edinseniz ve düsturlarını tatbik etseniz, acaba bu kadar fevaid ile beraber ne gibi birşey kaybedeceksiniz? Vesselâm…

Yaşasın Kur’ân’ın Kanun-u Esasîleri!

Said Nursî

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Bu tarih 1954 senesine aittir.
Lügatler
adalet-i mahzâ : tam ve mükemmel adalet; “ferdin hukuku asla fedâ edilemez” görüşündeki adalet
ahlâk-ı hasene : güzel ahlâk
aleyhissalâtü vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun

âmâl : emeller, arzular
âmi : basit, sıradan
anâsır-ı gayr-ı müslime : Müslüman olmayan unsurlar (azınlıklar)
binaen : -dayanarak
cebîn : korkak, cesaretsiz

cem-i kuvvet : gücü toplayıp bir araya getirme, güç birliği
ceride : gazete
düstur : kâide, kural
ebedî : sonsuz, sonu olmayan

ecanib : yabancılar
efkâr-ı âmme : genel düşünce, kamuoyu
esas-ı metin : sağlam esas, ana metin
evham : kuruntular, şüpheler
ezhan : zihinler
fevaid : menfaatler, faydalar
hâdim etme : hizmetçi, hizmet etme
hâdim-i medeniyet : medeniyet yıkan, yok eden
halâs etme : kurtarma
has : özel
hâtemü'l-Enbiya : Peygamberlerin en sonuncusu Hz. Muhammed (a.s.m.)
havayic-i gayr-ı zaruriye : zorunlu olmayan ihtiyaçlar, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç haline gelmiş şeyler

hayat-ı mâneviye : mânevî hayat
hayat-ı medeniye : medenî hayat, uygar yaşam

hayat-ı milliye : millî hayat
hıns-ı yemin : yemini bozma, sözünde durmama
hiss-i hakikî-i terakki : gerçek ilerleme duygusu
hissiyat-ı ulviye : yüce duygular, hisler

hitaben : hitap ederek, seslenerek
hubb-u vatan : vatan sevgisi
hudud-u hürriyet : hürriyetin sınırları

hukukullah : Allah’ın hakkı, kamu hakları
hüsn-ü niyet : güzel niyet

îcaz : az sözle çok mânâlar anlatma, özlü söz
icma-ı ümmet : aynı asırda yaşamış olan İslâm âlimlerinden müçtehit olanların, şeriatın bir meselesi hakkında verilen hükümde birleşmeleri, dinî bir konuda söz birliği etmeleri
icraat-ı hükûmet : hükûmetin icraatı
imâr-ı dünya : dünyanın bayındır hâle getirilmesi, düzenlenmesi
israfat : savurganlıklar

istikbal : gelecek zaman
istinad : dayanma, dayanak
itnâb : sözü gereğinden fazla uzatma
ittihad : birleşme, birlik
ittihad-ı umumî : genel birlik, herkesin bir noktada birleşmesi
kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa; Sultan İkinci Abdülhamid’in emriyle hazırlanıp, 23 Aralık 1876’da kabul ve ilân edilen anayasa özelliğindeki kanunlar

kemâl : olgunluk, mükemmellik
Kur’ân-ı mukaddes : mukaddes Kur’ân

maksat : gaye, amaç
mâlik-i hakikî : gerçek sahip
manyetizmalandırma : etkileme, kendisine çekme, cezbetme
meb’us : milletvekili
meb'usan : milletvekilleri
menafi-i umumiye : umumi faydalar, umumun menfaatleri
me’haz : kaynak
mesafe-i terakki : ilerleme mesafesi, ilerlemede kat edilen mesafe
mesâvi-i medeniyet : medeniyetin kötülükleri
meşruta-i meşrua : şeriata uygun meşrutiyet

meşrutiyet : başında hükümdar bulunmakla birlikte, yasama yetkisi kısmen meclis tarafından kullanılan, kısmen de olsa kuvvetler ayrılığına dayanan idare şekli
meşveret : işlerin istişâre (danışıp görüşme) yoluyla halledilmesi; meclis
metanet : sağlamlık, kararlılık
mevcudiyet : varlık, var olma
misâl-i meşru : şeriata uygun timsal, örnek

muahaze-i dünyeviye ve uhreviye : dünya ve âhirette hesaba çekme
mûcez : özlü; çok mânâ ifade eden (özlü söz)
muhafaza : koruma, saklama
muhafaza-i âhiret : âhireti koruma
muharrib-i medeniyet : medeniyeti yok eden, yıkan

mutazammın : içine alan, kapsayan
müessir : tesirli, etkili
mütehassis : hislenme, duygulanma
neşat : sevinç, mutluluk

neşretme : yayınlama
nokta-i istinad : dayanak noktası
rapt : bağlama
sa’y : çalışma, emek
saadet-i millet : milletin mutluluğu
safha-i nuranî : nuranî sayfa, nurlu sayfa

sahib-i unvan-ı muhteşem : ihtişamlı isim sahibi
Sâmi : Arapça, Asurca, İbranîce ve Habeşçe konuşan çeşitli milletlerin toplandığı kol
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük; zararı yararı dikkate almadan beyinsizce davranma
sırr-ı i'câz : mu’cizelik sırrı
şahs-ı mânevî-i hükûmet : hükûmetin mânevî şahsiyeti, tüzel kişiliği
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet

şeriat-ı garrâ : parlak ve nurlu şeriat; İslâmiyet
şükûk : şekler; şüpheler
tahlis : kurtarma
takaza : hakkını dava etme, sıkıştırma

tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tayy : uzun zaman veya mesafeyi az zamanda geçip aşma

tebrie etme : kusur ve noksandan uzak tutma
tekeffül etme : kefil olma
tekzip etme : yalanlama
telif : uzlaştırma, uyumlu hâle getirme

temin etme : sağlama
tesis etme : kurma, yerleştirme
teşettüt-ü âra : fikir dağınıklığı, kargaşası
tevhid : birleştirme, birleme
tevlid etme : doğurma, sebep olma
Turan : Türk Ülkesi
ulema : âlimler
umum : bütün, genel

varta-i hayret : tehlikeli, hayret uçurumu
vesselâm : işte bu kadar; mektup sonlarında sonsuz selâm mânâsında kullanılan bir ifade
zaman-ı kasır : kısa zaman
zann-ı fasid : bozuk, yanlış zan
zulmet-i tebâyün-i efkâr : fikirlerin uyuşmazlık karanlığı

 
Üst