Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Din Kültür ve Ahlak
Her Güne Bir Ayet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="saidnursi aþýðý" data-source="post: 184694" data-attributes="member: 1002282"><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px">5-MÂİDE SÛRESİ(1-60)</span></span></strong></p><p></p><p><span style="font-size: 18px">Adını, Hz. İsa’nın gökten bir sofra indirmesi için Allah’a duâ ettiğini anlatan 112 ve 114. âyetlerde geçen ve ‘sofra’ anlamına gelen ‘mâide’ kelimesinden almıştır. Peygambere gönderilen en son sûrelerdendir. 120 âyettir. </span></p><p><strong><span style="font-size: 18px">Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla!</span></strong></p><p><span style="font-size: 18px">Beni yoktan var edip üstün yeteneklerle donatan ve kulluk göreviyle yeryüzüne gönderen sonsuz şefkat ve merhamet sahibi yüce Rabb’imin adıyla, O’nun verdiği güç ve yetkiye dayanarak ve yalnızca O’nun adına okuyor, söylüyorum:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>1-Ey iman edenler! </strong>Gerek Allah ile, gerek insanlarla ve gerekse bizzat kendinizle yapmış olduğunuz bütün <strong>antlaşmaları titizlikle yerine getirin! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">İşte, Rabb’inize karşı yerine getirmeniz gereken bazı yükümlülükler: </span></p><p><span style="font-size: 18px">Aşağıdaki üçüncü âyette <strong>size bildirilecek olanlar</strong> <strong>hariç, </strong>etobur olmayan<strong> bütün hayvanlar</strong>ın eti<strong> size helâl kılınmıştır; ancak </strong>hac veya umre için <strong>ihramda bulunduğunuz sürece, </strong>karada <strong>avlanmanıza izin verilmemiştir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Sizi hem bu dünyada, hem de âhirette kurtuluşa ulaştıracak olan bu kurallara, -bazen hoşunuza gitmese bile- uymalı, haram ve helâlleri belirleme yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu bilmelisiniz. Çünkü <strong>Allah, </strong>insanların arzu ve heveslerine göre değil, sonsuz ilim ve hikmetine uygun olarak, <strong>dilediği şekilde hüküm verir:</strong> </span></p><p><strong><span style="font-size: 18px">2-Ey iman edenler! </span></strong></p><p><span style="font-size: 18px">a-<strong>Allah’ın şiarlarına,</strong> yâni O’na itaati temsil eden mescit, ezan, Mushaf, başörtüsü ve benzeri kutsal işâret ve sembollere karşı saygısızca davranmayın!</span></p><p><span style="font-size: 18px">b-Savaşmanın <strong>yasak</strong> edildiği (2-Bakara: 194) kutsal <strong>aylara </strong>tam olarak riayet edin!</span></p><p><span style="font-size: 18px">c-Hac amacıyla Mekke’ye giden hacıların, Kâbe’de kurban etmek üzere yanlarında getirdikleri <strong>kurbanlıklara </strong>saygısızlık etmeyin! Meselâ, onların hac kafilelerine saldırmaya, kurbanlık hayvanlarını ellerinden almaya kalkmayın.</span></p><p><span style="font-size: 18px">d-Ayrıca, hac ve umre dışında, Allah’a adandıklarının bir belirtisi olarak boyunlarına işâretler takılarak <strong>süslenen kurbanlıklara</strong> da aynı şekilde saygılı davranın!</span></p><p><span style="font-size: 18px">e-Bir de, hem ticâret yaparak <strong>Rab’lerinin lütfedeceği nîmetleri </strong>elde etmek <strong>ve </strong>hem de hac ibâdetini yerine getirerek O’nun <strong>rızasını kazanmak amacıyla Kutsal Kâbe’ye gelen hacılara karşı </strong>-bunlar, bir zamanlar sizi hacdan alıkoymuş düşmanlarınız bile olsalar- <strong>saygısızlık etmeyin! </strong>Onların huzur ve güven içinde topraklarınızdan geçmelerine izin verin. Çünkü sizler, yeryüzünde barış ve adâleti sağlamakla yükümlüsünüz. Kaldı ki, Allah’a ibâdeti simgeleyen sembollere -onu taşıyan bir kâfir bile olsa- saygı göstermelisiniz.</span></p><p><span style="font-size: 18px">Kabe’yi ziyaret amacıyla ihrama girerseniz -deniz avı hariç- avlanmayın. Fakat hacibâdetlerinibitirip<strong> ihramdan çıktığınız zaman, </strong>Mekke’deki yasak bölge dışında ve hayvanların etinden, derisinden vs. faydalanmak veya zararından korunmak amacıyla <strong>avlanabilirsiniz.</strong> Fakat sırf zevk için avlanmak doğru değildir.</span></p><p><span style="font-size: 18px">Bir zamanlar <strong>Kâbe’yi ziyaret etmenize engel oldukları için bu insanlara karşı duyduğunuz öfke, sizi asla adâletsizliğe sevk etmesin! </strong>Geçmişten kaynaklanan intikam duygularıyla onlara saldırmaya, eziyet etmeye kalkmayın! İlâhî dâvet onlara açık ve net olarak ulaşıncaya kadar da, Kâbe’yi haccetmelerine engel olmayın.</span></p><p><span style="font-size: 18px">Ayrıca, yeryüzünde zulüm ve haksızlığı ortadan kaldırmak ve İslâm’ın ortaya koyduğu iman ve hayat sistemini egemen kılmak için birleşin:Ahlâkî değerleri yeniden yücelterek <strong>iyilikleri yaygınlaştırma ve</strong> zulme karşı tek yumruk olarak <strong>kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlık</strong>ları körüklemek<strong> amacıyla yardımlaşmayın! </strong>Allah yolunda mücâdeleyi terk ettiğiniz takdirde, meydan kötülere kalır ve zulüm, sistemleşerek insanlığın başına bir kâbus gibi çöker. </span></p><p><span style="font-size: 18px">O hâlde,<strong> Allah’tan </strong>gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek kötülüğün her çeşidinden titizlikle <strong>sakının! </strong>Şunu hiç unutmayın ki, <strong>Allah’ın cezâlandırması çok çetindir!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Eti yenilmesi haram kılınan hayvanlara gelince: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>3-</strong> Boğazlanmadan ölmüş olan<strong> leş, </strong>akan, akıtılmış<strong> kan, domuz eti </strong>yağı, kemiği vb herşeyini<strong> ve Allah’tan başkası adına kesilenler, size haram kılınmıştır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Herhangi bir sebeple nefesi tıkanıp <strong>boğularak, </strong>ok, mızrak, kurşun, saçma ve benzeri av aletleri ile değil de; odun, kaya ve benzeri bir şeyle <strong>vurularak, </strong>yüksek bir yerden veya uçurumdan <strong>düşerek, </strong>başka bir hayvan tarafından ezilerek veya <strong>boynuzlanarak ve </strong>av için eğitilmemiş aslan, kaplan, kurt, köpek, kartal gibi <strong>yırtıcı</strong> <strong>bir hayvan tarafından parçalanarak öldürülen hayvanlar</strong> da leş kapsamına girer. <strong>Ancak </strong>onlardan, canları çıkmadan yetişip besmele çekerek <strong>boğazladıklarınız hariç. </strong>Onların etini yiyebilirsiniz.</span></p><p><span style="font-size: 18px">5-Ayrıca, eti yenen cinsten olsa ve kesilirken Allah’ın adı anılsa bile, <strong>putların önünde kesilen hayvanlar</strong>ın etlerini yemeniz ve bu tarz bir kesim yapmanız da haramdır.</span></p><p><span style="font-size: 18px">6-<strong>Bir de, fal oklarıyla kısmet aramanız </strong>size haram kılınmıştır.Ancak, eşit derecede meşrû iki şey bulunup da, aralarında hiçbir aklî seçim yapma imkânı olmadığı zaman kura çekmek helâldir.</span></p><p><span style="font-size: 18px">İşte, bütün<strong> bu </strong>haram kılına<strong>nlar, </strong>kişiyi ve toplumu doğru yoldan saptıran zararlı ve <strong>kötü işlerdir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">O hâlde, asıl savaşmanız gereken şey, din adına -veya dinsizlik adına- uydurulan hurâfeler olacaktır. Zira:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Bugün kâfirler, dininiz</strong>i yok edip sizi yeniden küfre çevirmek<strong>ten ümitlerini tamamen kesmişlerdir. Öyleyse, onlardan kork</strong>up da hak uğrunda mücâdeleyi bırak<strong>mayın, fakat Benden </strong>gelecek azaptan ve Benim sevgimi kaybetmekten <strong>korkun!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Bugün, </strong>kıyâmete kadar hiçbir değişim ve düzeltmeye ihtiyaç bırakmayacak mükemmel bir inanç sistemi ortaya koyarak ve bütün çağlara, kültürlere ve toplumlara uyarlanabilecek temel prensipler belirleyerek <strong>dininizi kemale erdirdim; </strong>böylece <strong>size </strong>vaad ettiğim <strong>nîmetimi tamamladım ve size din olarak, </strong>bir tek Allah’a kulluk etme esasına dayanan ve bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri inanç sistemini,<strong> İslâm’ı </strong>seçip<strong> beğendim. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">O hâlde, bu ilâhî kanunlara sımsıkı sarılacak ve size yasaklanan her şeyden uzak duracaksınız! Ancak;</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Her kim,</strong> bir hastalık, zorlanma veya ciddî <strong>bir açlıktan dolayı </strong>çaresiz kalır ve<strong> günaha istekle yönelmeksizin </strong>bunlardan yemeye <strong>mecbur kalırsa, -</strong>zaruret miktarını aşmamak ve başkasının hayatını tehlikeye düşürmemek şartıyla- elbette günahı bağışlanacaktır. Çünkü <strong>Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Buraya kadar, haram olanlar sayıldı. Şimdi de:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>4-</strong>Ey Peygamber! Müminler <strong>sana, kendilerine neyin helâl</strong> <strong>kılındığını soruyorlar. De ki: “</strong>Faydalı, temiz ve <strong>güzel olan her şey size helâl kılınmıştır.”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Allah’ın size bahşettiği</strong> <strong>bilgi </strong>ve yetenek <strong>sayesinde eğitip yetiştirdiğiniz </strong>av köpeği, tazı, atmaca ve benzeri <strong>av hayvanlarının sizin için yakaladığı </strong>helâl cinsten <strong>hayvanların etinden de yiyebilirsiniz. </strong>Yeter ki,onlarıavın<strong> üzerine </strong>salarken “Bismillah!” diyerek<strong> Allah’ın adını anın. </strong>Ava başlarken çektiğiniz besmele de bunun için yeterlidir. Gönderdiğiniz hayvan, avı öldürmüş bile olsa, bu av leş sayılmaz, helâldir. Av henüz canlıysa, onu besmele çekerek boğazlamalısınız. Bütün bunları yaparken, <strong>Allah’tan </strong>gelen emirleri uygulamakta son derece dikkatli davranın ve O’na karşı gelmekten titizlikle <strong>sakının! </strong>Unutmayın ki <strong>Allah, </strong>yeri ve zamanı geldiğinde <strong>hesâbı çabuk görendir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>5-</strong>Evet! <strong>Bugün,</strong> temiz ve <strong>güzel olan her şey size helâl kılınmıştır. </strong>Daha önce <strong>kendilerine Kitap verilmiş olan </strong>Yahudi ve Hıristiyan<strong>ların yiyecekleri size helâldir. </strong>Onların, Allah’ın adını anarak kesmiş oldukları eti helâl olan hayvanlardan ve ürettikleri bütün temiz ve helâl yiyeceklerden yiyebilirsiniz.<strong> Aynı şekilde, sizin yiyecekleriniz de onlara </strong>ve diğer bütün insanlara <strong>helâldir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Ayrıca, gerek Müslümanlardan, gerekse sizden önce Kitap verilen </strong>Hıristiyan ve Yahudi<strong>lerden </strong>Allah’ın varlığına ve birliğe inanan, ahlâklı, terbiyeli ve <strong>namuslu kadınlar da, -iffetinizi korumanız;</strong> yâni onlarla <strong>evlilik dışı ilişkilere tevessül etmemeniz ve metres hayatı yaşamamanız şartıyla- </strong>evlilik bedeli olan <strong>mehirlerini verdiğiniz takdirde</strong> onlarla evlenmeniz size helâldir. Fakat Müslüman bir kadın, Yahudi veya Hıristiyan bir erkekle evlenmemelidir. </span></p><p><span style="font-size: 18px">Bu âyetlerin ortaya koyduğu prensiplere uymak, sizin imanınızın bir gereğidir. Unutmayın ki:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Her kim </strong>Allah’ın hükümlerini reddederek <strong>iman </strong>edilmesi gereken ilke ve kurallar<strong>ı inkâr ederse, bütün yaptıkları</strong> iyilikler<strong> boşa gidecek ve âhirette de o, kesinlikle hüsrana uğrayacaktır!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">İmanın da en temel prensibi namaz, namazın ön şartı da abdesttir: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>6-Ey iman edenler! Namaz kılmak istediğiniz zaman, </strong>eğer abdestli değilseniz, ellerinizi, <strong>yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, </strong>sonra <strong>başınızı </strong>ıslak elle sıvazlayarak <strong>meshedin ve bileklere kadar ayaklarınızı </strong>yıkayın. Fakat abdestli iken ayağınıza mest giymişseniz, abdest alırken, onları meshetmeniz de ayak yıkama yerine geçer. </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Eğer </strong>cinsel ilişki veya şehvetle meni boşalması sebebiyle boy abdesti gerektiren bir durumda, yâni <strong>cünüp iseniz,</strong> namaz kılmak, Kurân okumak, Kâbe’yi tavaf etmek veya mescide girmek için tepeden tırnağa yıkanarak <strong>tamamen temizlenmelisiniz.</strong> Ayrıca, kadınlar da, bu ibadetleri yerine getirmek için hayızdan sonra temizlenip boy abdesti almalıdırlar.</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Ama eğer hasta veya yolculuk hâlinde</strong> iken abdest almanız veya yıkanmanız gerektiği hâlde, buna imkân bulamamış<strong> iseniz,</strong> <strong>yâhut </strong>hasta veya yolcu değilken <strong>tuvalet ihtiyacınızı gidermiş veya bir kadınla </strong>aşırı derecede şehvet uyandıracak şekilde <strong>temasta bulunmuş olur da, </strong>abdest alacak veya yıkanacak<strong> su bulamazsanız, </strong>ya dabulduğunuz suyu kullanmanıza bir engel varsa, o zaman şöyle teyemmüm alın;<strong> temiz bir toprak </strong>veya taş, kireç, kum ve benzeri toprak cinsinden bir madde <strong>bulun ve </strong>ellerinizi ona hafifçe sürüp çırptıktan sonra, <strong>onu</strong> <strong>yüzünüze ve </strong>ellerinize, <strong>kollarınıza sürün.</strong> Bu da abdest veya gusül, boy abdesti yerine geçer.</span></p><p><span style="font-size: 18px">Bütün bunları bir zorluk, bir meşakkat sanmayın: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Allah,</strong> bu emirleri vermekle<strong> sizi sıkıntıya sokmak istemez; ancak sizi </strong>maddî ve mânevî kirlerden arındırıp <strong>tertemiz kılmak ve size </strong>vermiş olduğu iman, sağlık, güzellik gibi <strong>nîmetlerini tamamlamak ister ki, </strong>böylece <strong>şükredesiniz.</strong> Bunun için:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>7-Allah’ın size</strong> <strong>bahşettiği</strong> bunca <strong>nîmetleri ve </strong>İslâm’ı kabul ettiğiniz sırada <strong>sizden almış olduğu sözü hatırlayın; hani </strong>kelime-i şehâdet getirirken, <strong>“İşittik ve itaat ettik!” diye </strong>Allah’a <strong>söz vermiştiniz. O hâlde, Allah’tan </strong>gelen ilkeler doğrultusunda yaşayarak kötülüklerden titizlikle <strong>sakının! </strong>Unutmayın; <strong>Allah, kalplerin içindeki </strong>bütün gizli niyet ve düşünce<strong>leri bilmektedir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Kötülüklerden sakınmak için uymanız gereken en önemli kural şudur:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>8-Ey iman edenler! Allah için </strong>gerçeğe <strong>şâhitlik ederek adâleti tam yerine getiren </strong>dosdoğru <strong>şâhit</strong>ler ve hâkim<strong>ler olun; bir </strong>kişi veya <strong>topluma karşı duyduğunuz öfke, </strong>onlarla ilgili vereceğiniz kararlarda<strong> sizi</strong> <strong>adâletsizliğe sevk etmesin! Siz </strong>her zaman, herkese karşı <strong>âdil davranın! Çünkü </strong>Allah’ın sevgisini kazanmak, yâni iyilik ve <strong>takvâya</strong> ulaşmak için <strong>en</strong> <strong>uygun olan</strong> davranış, düşmanlarınıza karşı bile olsa, <strong>adâletten </strong>zerre kadar <strong>ayrılmamaktır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong> O hâlde, Allah’tan </strong>gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek, kötülüklerden titizlikle <strong>sakının! </strong>İyi bilin ki <strong>Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Adâletli davranmanız, başkalarından çok size fayda verecektir:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>9-Allah, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlara söz vermiştir: Onlar için bağışlanma ve muhteşem bir ödül vardır: </strong>Cennet!</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>10-</strong>Hakikati <strong>inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar da cehennem halkıdır </strong>ve sonsuza dek orada kalacaklardır!</span></p><p><span style="font-size: 18px">Allah’ın müminlere vaadi, yalnızca âhirete yönelik de değildir:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>11-Ey iman edenler! Allah’ın size </strong>bahşettiği şu <strong>nîmetini hatırlayın: Hani </strong>siz zayıf ve çaresiz durumdayken, düşmanlarınızdan<strong> bir grup size fenâlık etmek istemişti de, Allah sizi onların şerrinden korumuştu. </strong>Bu nîmetin devâm etmesini istiyorsanız,<strong> Allah’tan </strong>gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek kötülüğün her çeşidinden titizlikle <strong>sakının! Ve inananlar, </strong>başkasına değil, <strong>yalnızca Allah’a güvensinler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Bakın; Allah’a güvenen bir toplumun ne büyük lütuflara nâil olacağını, O’na tevekkül etmeyip ahdini bozan bir toplumun da başına neler geleceğini görmek için, şu iki örneği dikkatle dinleyin: </span></p><p><strong><span style="font-size: 18px">12-Andolsun ki Allah, İsrail Oğulları arasından on iki önder seçmiş ve onlardan şöyle söz almıştı: </span></strong></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“Gerçek şu ki, Ben </strong>tüm kudret ve azametimle zâlimlerin karşısında,<strong> sizin yanınızdayım! </strong>Fakat bunun için yapmanız gereken şeyler var: <strong>Eğer</strong> <strong>namazı güzelce kılar, zekâtı verirseniz; </strong>bütün <strong>elçilerime iman eder, </strong>görevlerinde <strong>onlara yardımcı olur ve </strong>mükâfâtını âhirette almak üzere malınızdan, canınızdan fedâkârlık ederek <strong>Allah’a güzel bir borç verirseniz, </strong>bireysel ve toplumsal hayatınızda her türlü zulmü, haksızlığı, kötülüğü yok ederek <strong>günahlarınızı silecek ve </strong>âhirette <strong>sizleri, içinden ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştireceğim!” </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“Artık içinizden her kim, bütün bunlardan sonra </strong>nankörcedavranıp<strong> inkâr edecek olursa, </strong>kurtuluşa erme fırsatını yakalamışken, göz göre göre <strong>doğru yoldan sapmış demektir!”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>13-</strong>Fakat İsrail Oğulları, ilâhî nîmeti ellerinin tersiyle iterek dâvâyı terk ettiler! <strong>Biz de, sözlerinden döndükleri için onları </strong>rahmetimizden uzaklaştırarak <strong>lânetledik ve </strong>ilâhî yasalar gereğince, hakîkati idrâk etme yeteneklerini körelterek <strong>kalplerini katılaştırdık. </strong>O kadar ki, onlar <strong>kelimeleri yerinden oynatıp anlamlarını değiştirirler. </strong>Yâni Yahudi din adamları, Tevrat âyetlerini yorumlarken, sözleri asıl bağlamından kopararak kasten çarpıtırlar. Bu yüzdendir ki, peygamberler tarafından<strong> kendilerine sıkı sıkıya tembih edilen </strong>öğüt<strong>lerden bir çoğunu unutmuşlardır! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>İçlerinden pek azı hariç, onların sürekli ihânet içerisinde olduklarını göreceksin. </strong>Ey şanlı Elçi! Bu gibi durumlarda en etkili çözüm yolu nedir, bilir misin:</span></p><p><span style="font-size: 18px">Her şeye rağmen<strong> onları bağışla, </strong>kaba ve kırıcı olma. Onları rencide etmeden, tatlı dille, hikmetli sözlerle Rabb’inin yoluna çağırmaya devâm et ve densizliklerine şimdilik <strong>sabret.</strong> Sen dâimâ iyilikten, güzellikten yana ol. <strong>Hiç kuşkusuz Allah, iyilik yapanları sever.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>14-</strong>Hz. İsa’nın tebliğ ettiği inanç sistemini değiştirip tanınmaz hâle getiren ve buna rağmen, <strong>“Biz </strong>İsa Mesih’in yolundan giden <strong>Hıristiyanlarız!” diyenlerden de </strong>buna benzer <strong>bir söz almıştık. Ne var ki, onlar da kendilerine tembih edilen </strong>öğüt<strong>lerden bir çoğunu göz ardı ettiler. Bu yüzden onların arasına, tâ Kıyâmet Gününe kadar </strong>sürecek bir<strong> kin ve düşmanlık soktuk.</strong> Zaman zaman Müslümanlara karşı “haçlı seferleri” dürtüsüyle bir araya gelseler bile, çok geçmeden birbirlerine düşüp parçalanacaklar. Ve sonunda: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Allah, yaptıkları her şeyi onlara </strong>Mahşer günü<strong> haber verecektir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">O hâlde, Allah’ın azâbından korkun da, ilâhî kurtuluş reçetesine kulak verin:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>15-Ey </strong>Tevrat’a ve İncil’e inandığını iddia eden <strong>Kitap Ehli! İşte size, </strong>elinizdeki <strong>Kitapta bulunan, fakat sizin </strong>yüzyıllardan beri halktan <strong>gizleyip durduğunuz bir çok hükümleri size açıkça bildiren, bir kısmını da </strong>gerekli görmediği için yüzünüze vurmayıp <strong>affeden </strong>Son <strong>Elçimiz </strong>Muhammed,<strong> nihâyet gelmiş bulunuyor! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Evet, <strong>Allah’tan size </strong>aydınlatıcı<strong> bir nur ve apaçık bir Kitap </strong>olan Kurân-ı Kerim <strong>gelmiş bulunuyor!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>16-Allah bu Kitap sayesinde, hoşnutluğunu kazanmak isteyenleri </strong>barış, esenlik ve <strong>kurtuluş yollarına ulaştıracak, </strong>inayeti ve <strong>izniyle onları </strong>inkâr ve cehâlet <strong>karanlıklardan </strong>kurtarıp<strong> aydınlığa çıkaracak ve dosdoğru </strong>cennete götüren <strong>bir yola iletecektir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">İlâhî rehberlikten yüz çevirenler ise, cehâlet bataklığında bocalayıp duracaklar. İşte, bir insana -peygamber bile olsa- gereğinden fazla sevgi besleyip onu aşırı yüceltmek, bakın dindar bir toplumu bile nasıl yoldan çıkarıyor: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>17-“Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’tir!” diyenler, </strong>hem Allah’ı, hem de kulu ve elçisi olan İsa’yı inkâr ederek <strong>kesinlikle kâfir olmuşlardır! </strong>Ey Müslüman! Bu şaşkınlara <strong>de ki:</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“Şâyet Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’i, annesini ve hattâ</strong> <strong>bütün yeryüzündekileri yok etmek isteseydi, kim O’na engel olabilirdi?” </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Öyle ya; <strong>göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir; O dilediğini </strong>dilediği şekilde; ister sizi yarattığı gibi bir ana babadan, ister İsa’da olduğu gibi babasız, isterse de Âdem gibi annesiz ve babasız <strong>yaratır. Çünkü Allah, her şeye kadirdir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Fakat tövbe edip uslanacakları yerde, bakın neler söylüyorlar:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>18-Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Bizler Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız, </strong>dolayısıyla her ne yaparsak yapalım, Son Elçiyi inkâr etsek bile, kesinlikle cennete gireceğiz!<strong>” diyorlar. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Onlara <strong>de ki: “Öyleyse </strong>Allah, <strong>günahlarınızdan dolayı sizi niçin cezâlandırıyor? </strong>Kutsal kitabınızın bildirdiğine göre nice belâlara, musîbetlere uğrayanlar sizler değil misiniz? Baba oğluna, sevgili sevgiliye böyle azap eder mi? <strong>Hayır, siz de </strong>Allah’ın <strong>yarattığı </strong>diğer insanlar<strong>dan </strong>hiç bir ayrıcalığı olmayan sıradan<strong> insanlarsınız. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Gerçek şu ki, Allah <strong>dilediğini bağışlar, dilediğini cezâlandırır.</strong> Fakat O’nun dilemesi, mutlak adâlet ve hikmet ölçülerine göredir. İlâhî lütfa nâil olmak isteyen ve bu yolda gereken çabayı harcayan her kuluna rahmet kapılarını sonuna kadar açar. Zulüm ve haksızlığı tercih edenleri ise, kim olursa olsun cezâlandırır. Unutmayın ki, <strong>Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mutlak hükümranlığı Allah’a aittir ve hepiniz dönüp dolaşıp, eninde sonunda O’nun huzuruna varacaksınız. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>19-Ey </strong>Tevrat’a ve İncil’e bağlı olduklarını iddia eden<strong> Kitap Ehli! Hiçbir peygamberin gönderilmediği </strong>ve ilâhî vahyin bozulup unutulmaya yüz tuttuğu <strong>uzun bir aradan sonra, </strong>işte<strong> size </strong>hakîkati açık ve net olarak <strong>bildiren Elçimiz </strong>Muhammed <strong>geldi ki, </strong>yarın mahşer gününde hesâba çekilirken: </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“Bize herhangi bir müjdeci veya uyarıcı gelmemişti, </strong>önceki kitaplar ise zaten bozulmuştu, bu yüzden hakîkati bilemezdik!<strong>” demeyesiniz. </strong>Artık böyle bir mâzeretiniz kalmadı. <strong>İşte, size</strong> ilâhî nimetleri muştulayan <strong>bir müjdeleyici, </strong>hak ve hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan<strong> bir uyarıcı gelmiş bulunuyor! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">O hâlde, hakikatin sesine kulak vermeli ve şu anlamsız inâdı bırakarak Son Elçiye ve Kurân’a iman etmelisiniz. Aksi hâlde, bir zamanlar sizi insanlığın önderleri yaparak yücelten Allah, inkârınızdan dolayı sizi zillet ve perişanlığa mahkûm edecektir. Zira<strong> Allah, </strong>dilediği <strong>her şeyi yapmaya kadirdir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Bakın, geçmişte yaşananlar bu güne nasıl ışık tutuyor:</span></p><p><strong><span style="font-size: 18px">20-Hani bir zamanlar Mûsâ, halkına demişti ki:</span></strong></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“Ey halkım! Allah’ın size </strong>geçmişte lutfedip <strong>bahşettiği nîmetleri bir düşünün; hani aranızdan peygamberler çıkarmış, sizi </strong>özellikle Yûsuf peygamber zamanında yöneticiler,<strong> hükümdarlar yapmış ve dünyada başka hiç kimseye vermediği nîmetleri size vermişti. </strong>İşte, bugün yine bu nîmetlere sahip olabilirsiniz.<strong>”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>21-“</strong>O hâlde,<strong> ey halkım; Allah’ın size </strong>vatan olmak üzere <strong>vaad ettiği </strong>Filistin diyarındaki <strong>şu kutsal topraklara girin</strong> veO’nun yardımıyla orayı fethedin!<strong> Sakın arkanızı dönüp kaçmayın, yoksa </strong>dünyada da, âhirette de <strong>hüsrana uğrarsınız!”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>22-Ama onlar, “Ey Mûsâ!” demişlerdi, “</strong>Sen de biliyorsun ki, <strong>orada son derece zorba </strong>ve acımasız<strong> bir halk var! Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla girmeyeceğiz! Ne zaman onlar </strong>kendiliklerinden <strong>çıkıp giderlerse, ancak o zaman </strong>oraya <strong>gireriz!”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>23-Bunun üzerine, </strong>Rablerinin azâbından <strong>korkan ve Allah’ın </strong>iman ve ilim <strong>nîmet</strong>i<strong> bahşettiği iki adam, </strong>müslümanca ileri atılıp <strong>dediler ki:</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>“</strong>Arkadaşlar! İnkârcılar, ekonomik ve sosyal açıdan, silah ve sayı bakımından bizden güçlü görünseler de, unutmayın, Allah bizimle beraberdir. O hâlde, <strong>düşman üzerine</strong> yürüyün. Şehre <strong>kapıdan girin. </strong>Kapıyı tutun ve üzerlerine hücum edin, saldırın. Size düşen görev bu kadar. Bunu yaptınız,<strong> kapıdan girdiniz mi </strong>korkmayın.Artık <strong>kesinlikle siz galipsiniz. Eğer </strong>gerçekten<strong> inanmış iseniz, haydi, yalnızca Allah’ı vekil kabul edin </strong>ve sadece ona güvenin, sözlerini dinleyin, dediğini yapın!<strong>”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>24-</strong>Ama <strong>onlar, </strong>hâlâ direterek,<strong> “Ey Mûsâ, onlar orada bulundukları sürece, biz o şehre asla girmeyeceğiz;</strong> fakat ille de istiyorsan,<strong> sen ve Rabb’in gidin ve </strong>onlarla kendiniz <strong>savaşın, biz burada oturup bekleyeceğiz!” dediler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>25-</strong>Bu küstahça davranış karşısında <strong>Mûsâ, </strong>üzüntü ve çaresizlik içinde<strong> “Ey Rabb’im, </strong>görüyorsun ki, <strong>benim kendimden ve kardeşimden başka hiç kimseye sözüm geçmiyor! O hâlde, şu isyankâr insanlarla yollarımızı ayır </strong>yâ Rab!<strong>” diye yalvardı.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>26-</strong>Bunun üzerine <strong>Allah, “Öyleyse, kırk yıl boyunca o </strong>topraklara girmek <strong>onlara yasaklanmıştır; </strong>bu süre içinde<strong> çöllerde şaşkın şaşkın dolaşıp duracaklar! Artık şu yoldan çıkmış toplum için kendini üzme </strong>ey Mûsâ!<strong>” buyurdu.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>27-</strong>Ey Muhammed! <strong>Onlara,</strong> yâni kibir ve azgınlıkları yüzünden Allah’ın Elçisini öldürmek için fırsat kollayan Yahudilere ve masum bir cana kıymayı göze alan bütün zâlimlere, <strong>Âdem’in iki oğlu arasında geçen şu </strong>ibret verici <strong>öyküyü hak ile, </strong>yâni hak ve hakikati ortaya koymak üzere<strong> anlat: Hani</strong> <strong>onlar, </strong>Allah’a <strong>birer</strong> <strong>kurban sunmuşlardı. Fakat birinin</strong> kurbanı<strong> kabul edilmiş, diğerininki ise geri çevrilmişti. </strong>Zira Hâbil en değerli hayvanlarından birini kurban olarak sunarken, kardeşi Kâbil, çürük ve döküntü ürünleri vermeye kalkmıştı. </span></p><p><span style="font-size: 18px">Bunun üzerine Kâbil, kıskançlık ve öfkeye kapılarak kardeşine, <strong>“Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. </strong>Hâbil şöyle<strong> cevap verdi: “</strong>Senin kurbanının kabul edilmeme sebebi ben değilim ki, beni suçluyorsun. Asıl suçu kendinde aramalısın. Çünkü <strong>Allah, </strong>kalbi kötülükle dolu olduğu hâlde, gösteriş amacıyla ibâdet edenlerin değil, <strong>ancak </strong>dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek, çirkin davranışlardan uzak durmaya çalışan o <strong>takvâ</strong> <strong>sahiplerinin</strong> sunduğu kurbanı <strong>kabul</strong> <strong>eder.” </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>28-“Sen beni öldürmek için bana el kaldırsan bile, ben </strong>kendimi savunmakla beraber, <strong>seni öldürmek amacıyla sana el kaldıracak değilim! </strong>Seni öldürmek değil, aksine diriltmek isterim.<strong> Çünkü ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım!”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>29-“</strong>Bununla beraber, eğer beni öldürecek olursan, <strong>dileğim odur ki; hem benim günahlarımı, hem de kendi günahlarını yüklenesin de, cehennem halkından olasın!</strong> <strong>İşte, zâlimlerin cezâsı budur! </strong>O hâlde kardeşim, gel bu zulümden vazgeç!<strong>”</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>30-Ama </strong>bütün bu uyarılara rağmen, Kâbil’in gözünü kör eden kıskançlık, ihtirâs ve <strong>bencillik duyguları, onu </strong>tahrik ederek <strong>kardeşini öldürmeye sevk etti; ve sonunda onu öldürdü de. Böylece,</strong> dünya ve âhirette en büyük zarar ve <strong>hüsrana uğrayanlardan oldu! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>31-</strong>İlkönce, cesedi ne yapacağını bilemedi. <strong>Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. </strong>Kâbil, hayvancağızın ölü bir kargayı toprağa gömdüğünü görünce, <strong>“Vah, yazıklar olsun bana!” dedi,</strong> <strong>“Ben şu karga kadar olup kardeşimin cesedini gömemeyecek </strong>kadar âciz <strong>miyim?” </strong>O anda ne kadar âciz, ne kadar zavallı bir durumda olduğunu anladı. <strong>Derken, </strong>kalbinde bir burukluk hissetti ve büyük bir <strong>pişmanlık duydu. </strong>Ama artıkiş işten geçmişti.</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>32-Bunun için, İsrail Oğullarına </strong>ve dolayısıyla size <strong>şöyle emrettik: “Her kim, bir cana kıymamış veya</strong> <strong>yeryüzünde</strong> yol kesme, eşkıyalık, ırza tecavüz ve benzeri <strong>fesat çıkarmamış bir insanı</strong> haksız yere<strong> öldürecek olursa, </strong>adeta <strong>bütün insanlığı öldürmüştür ve kim de </strong>cinayeti engelleyerek <strong>bir hayat kurtarırsa, </strong>adeta <strong>bütün insanlığı kurtarmıştır.” </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Ama İsrail Oğulları, öğüt ve uyarıları dinlemedi. <strong>Elçilerimiz onlara, </strong>hakîkati ortaya koyan nice mûcizeler ve <strong>apaçık</strong> <strong>belgeler getirmiş olmalarına rağmen, yine de içlerinden birçokları, yeryüzünde </strong>cinâyetler işlemekten ve <strong>azgınlık etmekten bir türlü vazgeçmediler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Öğüt ve uyarılarla uslanmayan bu gibi azgınları, ancak cezalarla durdurabilirsiniz:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>33-Allah’a ve </strong>dolayısıyla,<strong> Elçisine </strong>ve Müslümanlara <strong>karşı </strong>topyekun <strong>savaş açanların ve </strong>terör, soygunculuk, yol kesme, adam kaçırma, ırza tecavüz... gibi suçlar işleyerek <strong>yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezâsı, </strong>işledikleri suça göre; bunlar eğer sâdece adam öldürmüş veya ırza tecavüz etmişlerse, en az acı çekecekleri şekilde <strong>öldürülmek, </strong>eğerhem adam öldürmüş, hem de mala veya ırza tecavüz etmişlerse, ibret için halka teşhir edilmek üzere asılarak <strong>idam edilmek, </strong>eğeradam öldürmemişler, sâdece yol kesip mal almışlarsa <strong>el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, </strong>eğer bunlardan hiçbirini yapmayıp, sâdece terör havası estirerek insanları tehdit edip korkutmuşlarsa, hapse atılmak veya <strong>sürgüne gönderilmekten başka bir şey olamaz.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Bu, onlara bu dünyada </strong>peşinen verilen <strong>bir rezilliktir; öteki dünyada ise, onları </strong>çok daha <strong>büyük bir azap beklemektedir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>34-Ancak, siz onları ele geçirmeden önce</strong> pişmanlık duyup <strong>tövbe eden </strong>ve kendiliklerinden teslim olan<strong>lar bunun dışındadır. </strong>Bunlar, kul haklarıyla ilgili bir suç işlememişlerse, İslâm devletine karşı işledikleri suçlardan dolayı cezâlandırılmazlar.<strong> Bilin ki Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.</strong> </span></p><p><span style="font-size: 18px">İşte hem bu suçların kökünü kazımak, hem de dünya ve âhirette saâdete ulaşmak için:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>35-Ey iman edenler! Allah’tan </strong>gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek, her türlü kötülükten titizlikle <strong>sakının ve</strong> yaptığınız iyiliklerle yetinmeyerek, sizi<strong> O’na </strong>yaklaştıracak daha güzel ve yararlı davranışlar sergilemeye çalışın! Bunun için, karşınıza çıkacak her fırsatı, her imkânı ganîmet bilin! O’nun sevgisini kazanmak için türlü sebepler, <strong>vesîleler arayın ve O’nun yolunda</strong> malınızı ve canınızı fedâ ederek,yeryüzünde ilâhî adâleti egemen kılmak için var gücünüzle mücadele ve <strong>cihâd edin ki, </strong>dünyada ve âhirette<strong> kurtuluşa erebilesiniz! </strong>Bunun için, asıl yatırımı âhirete yapmalı, dünyanın gelip geçici güzelliklerine kapılıp da, sizi bekleyen gerçek hayatı ihmal etmemelisiniz:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>36-</strong>Bu dünyanın gelip geçici nîmetlerine tamah ederek bütün insânî ve ahlâkî değerleri reddeden, böylece, bu değerlerin biricik kaynağı ve varlık sebebi olan ilâhî mesajı <strong>inkâr eden </strong>o zâlim<strong>ler, Diriliş Günü azaptan kurtulmak için yeryüzündeki bütün nîmetleri ve bir o kadarını fidye olarak verseler bile, bu onlardan asla kabul edilmeyecektir. Onların hakkı, can yakıcı bir azaptır!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>37-</strong>Cehenneme atıldıklarında, can havliyle <strong>ateşten çıkmak isteyecekler, fakat oradan asla çıkamayacaklar; çünkü onların hakkı, sürekli bir azaptır!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">İşte, hem sizi bu korkunç azaptan kurtaracak, hem de mal ve can güvenliğinizi garanti altına alacak güzel bir vesîle:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>38-</strong>Ey iman edenler! <strong>Hırsızlık edenlerin -ister erkek ister kadın olsun- işledikleri </strong>bu çirkin <strong>suça karşılık Allah tarafından</strong> ibret verici ve caydırıcı <strong>bir cezâ olarak </strong>sağ <strong>ellerini </strong>bilekten <strong>kesin!</strong> Zira açgözlülük ederek mazlumların kanını emen soyguncuları, hırsızları, dolandırıcıları ancak bu şekilde caydırabilirsiniz. O hâlde, sakın bu hükmü uygulama konusunda zâlimlere acımanız tutmasın. Unutmayın ki, <strong>Allah</strong> hem sizden çok daha merhametli ve âdildir, hem de<strong> sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>39-Ama kim de, yaptığı haksızlıktan sonra</strong> <strong>tövbe eder de, </strong>gücü yettiğince hatâsını telâfî etmeye çalışır ve hayatında tertemiz bir sayfa açarak <strong>kendisini düzeltirse, elbette Allah onun tövbesini kabul edecektir. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Yakalanmadan önce kendiliğinden teslim olan hırsıza el kesme cezâsı verilmez. Yakalandıktan sonra tövbe eden hırsıza gelince; Allah katında günahı bağışlansa bile, İslâm’ın bu dünyada vereceği cezâdan kurtulamaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse, onun tövbesinde samîmî olup olmadığını bilemez.</span></p><p><span style="font-size: 18px">Ey insanoğlu! Yüce Rabb’inin ilim, hikmet ve adâletine güven:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>40-Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir? O, dilediğini cezâlandırır, dilediğini bağışlar. </strong>Fakat O’nun dilemesi, mutlak adâlet ve hikmet ölçülerine göredir. Şöyle ki, zulüm ve haksızlık yapanları cezâlandırır, iman edip güzel ve yararlı davranış gösterenleri bağışlar. Unutma ki, <strong>Allah her şeye kâdirdir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Bunun için, zâlimlere karşı mücâdeleye devâm et:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>41-Ey </strong>şanlı <strong>Peygamber! Gerek kalben inanmadıkları hâlde, </strong>sırf sizi kandırmak için <strong>ağızlarıyla “Biz de inanıyoruz!” diyen -</strong>fakat ortaya koydukları hayat tarzıyla İslâm’ı inkâr eden- ikiyüzlü<strong>ler ve gerekse</strong> onlara akıl hocalığı yapan<strong> Yahudiler olsun; </strong>Allah’ın âyetlerini <strong>inkâr etmekte birbirleriyle </strong>âdetâ<strong> yarışa giren </strong>bu zâlim<strong>ler</strong>in yaptıkları,<strong> sakın seni </strong>ümitsizlik ve yılgınlığa düşürüp <strong>üzmesin!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Onlar, doğru söze tahammül edemezken, her türlü <strong>yalana kulak verirler; sana </strong>değer vermedikleri için yanına <strong>gelme</strong>ye bile tenezzül etme<strong>yen diğer </strong>kâfir<strong>lerin </strong>görüşlerini dikkate alır, onların<strong> sözlerini dinler </strong>ve onlar adına casusluk faaliyeti yürütür<strong>ler. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Kutsal Kitaptaki <strong>sözlerin anlamlarını</strong> kasten<strong> çarpıtarak değiştirirler.</strong> </span></p><p><span style="font-size: 18px">Kurân’ın hakemliğine başvurmak isteyenlere, <strong>“Size şu</strong> hüküm<strong> verilirse onu kabul edin, fakat </strong>işinize gelecek bir hüküm <strong>verilmezse uzak durun!” diye tembih ederler. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Ve bu davranışlarının doğal sonucu olarak, sapıklığı hak etmiş olurlar: <strong>Allah kimi saptırmayı dilemişse, artık onun </strong>kurtulması <strong>için Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>İşte bunlar, kalplerini Allah’ın arındırmak istemediği kimselerdir. Onların hakkı, bu dünyada </strong>zillet ve <strong>alçaklığa düşmek, âhirette ise korkunç bir azâba uğramaktır! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>42-</strong>Onlar, doğru sözden hoşlanmaz, her türlü<strong> yalana kulak verirler, haram yemeye de pek düşkündürler. Eğer </strong>bu tür insanlar, aralarında hakemlik etmen için <strong>sana gelirlerse </strong>serbestsin; <strong>ister</strong> <strong>aralarında hüküm ver, ister</strong> <strong>onları </strong>kendi başlarına<strong> bırak,</strong> ne hâlleri varsa görsünler. <strong>Eğer </strong>haklarında hükmetmekten kaçınarak <strong>onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. </strong>Yâni bu yüzden günaha girmiş olmazsın.<strong> Fakat aralarında hükmedeceğin zaman, adâletle hüküm ver! Kuşkusuz Allah, âdil davrananları sever. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Gerçi bu Yahudiler, hiçbir zaman Allah’ın hükmüne boyun eğmeye yanaşmazlar:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>43-İçinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat ellerinde dururken, nasıl oluyor da, </strong>kendi ırkları dışında bir peygamber kabul etmedikleri hâlde, arzularına uygun bir hüküm vermeni umarak <strong>senin hükmüne başvuruyorlar, sonra da </strong>hem Kurân’ın, hem Tevrat’ın ortak hükmü olan kararından <strong>yüz çeviriyorlar? </strong>Aslında <strong>bunlar, </strong>kendi kitapları olan Tevrat’a da <strong>inanmıyorlar!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Tevrat, her ne kadar Yahudiler tarafından tahrifata uğramış ve bazı bölümleri değiştirilmiş olsa da, aslı hak olan bir kitaptır:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>44-Gerçek şu ki, içerisinde</strong> hikmet dolu öğütler,<strong> hidâyet ve </strong>aydınlatıcı<strong> nur bulunan o Tevrat’ı Biz indirdik. </strong>Nitekim, Musa’dan sonra gönderilen ve Allah’a içtenlikle <strong>boyun eğmiş olan Peygamberler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. Ayrıca, </strong>kendilerini Allah’a adamış olan âdil yöneticiler, yâni<strong> rabbânîler ve âlimler de </strong>ona göre hüküm verirlerdi. <strong>Çünkü onlar, Allah’ın kitabını </strong>öğrenmek, öğretmek ve uygulamak sûretiyle <strong>koruyup gözetmekle görevliydiler ve </strong>tüm hâl ve hareketleriyle, <strong>onun </strong>hak bir kitap olduğuna </span></p><p><span style="font-size: 18px">şehadet eden hakikat <strong>şahitleri idiler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Öyleyse insanlardan değil, Benden korkun! Benim </strong>gerek Tevrat, gerek İncil ve gerekse Kurân’daki <strong>âyetlerimi, </strong>-özellikle de, Son Elçiyi müjdeleyen Tevrat âyetlerini- servet, makam, şan, şöhret gibi <strong>basit menfaatlerle değiştirmeyin! </strong>Unutmayın ki, <strong>her kim Allah’ın</strong> egemenlik yetkisini reddederek O’nun <strong>indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, kâfirlerin ta kendileridir!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>45-Biz onlar için -</strong>ve dolayısıyla sizin için de-cinâyet ve yaralamalarla ilgili olarak Tevrat’taşuhükümleri<strong> yazdık: Cana</strong> karşılık<strong> can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve </strong>diğer <strong>yaralamalarda </strong>benzer şekilde <strong>kısas </strong>yapılacaktır. <strong>Fakat</strong> <strong>kim</strong> suçluyu affedip kısas <strong>hakkından vazgeçerse, bu da onun </strong>günahlarının bağışlanması <strong>için bir kefaret olacaktır.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Dikkat edin, bunlar Allah’ın hükümleridir. <strong>Her kim Allah’ın</strong> <strong>indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir!</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Fakat Allah’ın hükmü, yalnızca Tevrat’tan ibâret değildir:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>46-Derken </strong>o peygamberlerin <strong>izleri üzerinde, kendisinden önceki Tevrat’ı</strong> <strong>onaylayan </strong>ve çarpıtılan hükümlerini düzelterek onu hurâfelerden arındıran <strong>Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Ve ona, </strong>Rablerinin emrine saygıyla bağlanan o <strong>takvâ sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olmak üzere, kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve içerisinde hidâyet ve aydınlık bulunan İncil’i verdik.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>47-</strong>O hâlde <strong>İncil’e iman edenler, </strong>uydurdukları hurâfelere değil,<strong> Allah’ın onda indirdiklerine göre hükmetsinler. </strong>İncil ve Tevrat, uğradıkları tahrifâta rağmen Allah’ın varlığını, birliğini ve Son Elçiye imanın gerekliliğini açıkça ortaya koyar. <strong>Her kim Allah’ın</strong> <strong>indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, </strong>doğru yoldan sapan <strong>fâsıkların ta kendileridir! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Fakat Allah’ın hükmü, yalnızca Tevrat ve İncil’den de ibâret değildir:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>48-</strong>Ey Muhammed! <strong>Sana da, daha önceki </strong>kutsal <strong>kitapları tasdik edici ve </strong>tahrif edilmiş, çarpıtılmış hükümlerini düzelterek onları hurâfelerden ayıklayan bir <strong>denetleyici olarak, </strong>hak ve hakîkati ortaya koyan ve doğrunun, gerçeğin ta kendisi olan<strong> bu Kitabı hak ile indirdik.</strong> </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Öyleyse, Allah’ın </strong>bu Kitapta<strong> indirdikleriyle </strong>insanların<strong> aralarında hükmet! Sakın sana gelen hakîkati bırakıp da, onların </strong>arzu ve <strong>heveslerine uyma!</strong> Şunu bil ki:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Biz, </strong>bütün Peygamberleri ve ümmetlerini aynı inanç ve ahlâk kuralları etrafında birleşen bir tek ümmet yaptıysak da, ayrıntılı hukuk kuralları konusunda <strong>her biriniz için</strong> farklı <strong>bir yol ve</strong> <strong>yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi,</strong> bütün ümmetlere aynı şeriatı emrederek <strong>hepinizi tek tip bir toplum yapabilirdi; fakat sizlere verdiği </strong>farklı imkânlar, yetenekler, eğilimler, nîmetler ve belâlar<strong> çerçevesinde sizi imtihân etmek</strong> <strong>için</strong> her ümmete, kendi ihtiyaçlarına, ortam ve şartlarına, kültürel gelişimine uygun farklı bir şeriat, farklı bir hukuk sistemi belirledi.</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>O hâlde, </strong>dosdoğru hükümleri içinde barındıran bu Son Kitabın ışığında, en güzel toplumu oluşturmaya çalışın!İnkârcıların aldatıcı propagandalarına kulak asmadan, kendi yolunuzda kararlılıkla ilerleyin. En iyiyi, en güzeli ortaya koymak için çalışarak, <strong>hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.</strong> Unutmayın ki, <strong>hepiniz eninde sonunda Allah’ın huzuruna varacaksınız. O zaman Allah, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda aranızda hükmünü verecektir! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>49-</strong>Evet, ey Muhammed, sana bu Kitabı indirdik ve <strong>“</strong>Hangi dinden olurlarsa olsunlar, <strong>onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet, sakın onların heveslerine uyma! Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından </strong>bile <strong>seni saptırmamaları için, onlara karşı son derece dikkatli ol!” diye </strong>emrettik. </span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Eğer </strong>bütün bu uyarılara rağmen, yine de Allah’ın Kitabından <strong>yüz çevirecek olurlarsa; bil ki Allah, bazı günahları yüzünden onları </strong>bu şekilde <strong>cezâlandırmak istiyordur. </strong>Zaten <strong>insanların çoğu, yoldan çıkmaya eğilimlidir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Peki bu zâlimler, Kurân’ın rehberliğinden uzak kaldığı zaman, insanlığın başına neler geleceğini bilmiyorlar mı?</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>50-Yoksa onlar, </strong>İslâm öncesi <strong>câhiliye </strong>döneminin, hak hukuk tanımayan kanun ve <strong>hükümlerini mi </strong>hayata egemen kılmak <strong>istiyorlar? </strong>Allah’ın yegane rab ve tek ilah olduğu gerçeğinin yok sayıldığı sadece O’na kul köle olma imkanlarının yok edildiği, vahyin hayata hakimiyet hakkının kaldırıldığı bir hayat tarzı mı istiyorlar? <strong>Hâlbuki, yürekten inanan bir toplum için, Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir?</strong> O hâlde:</span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>51-Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları</strong> yani bâtıl ideolojilerin mimarlarını, samîmî ve güvenilecek bir dost, sözü dinlenecek bir yönetici, himayesine sığınılacak bir koruyucu, kısaca <strong>veli edinmeyin! </strong>Unutmayın ki <strong>onlar, </strong>ancak <strong>birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden her kim onları dost edinecek olursa, o da onlardandır. </strong>Çünkü <strong>Allah, </strong>kâfirlerle böyle sıkı fıkı ilişkiler içinde olan <strong>zâlimleri doğru yola iletmez! </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>52-Kalplerinde hastalık olan </strong>şu münâfık<strong>ların, “</strong>Kâfirlerin günün birinde gâlip gelmeyeceği ne malum? İyisi mi, biz şimdiden tedbirimizi alalım, zira <strong>başımıza bir belâ gelmesinden korkuyoruz!” diyerek </strong>kâfirlereşirin gözükmek için çırpındıklarını, hep <strong>onlara yöneldiklerini görürsün.</strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>Fakat yakında Allah, </strong>kâfirleri hezimete uğratarak size vaadettiği <strong>zaferi nasip edecek, yâhut katından bir buyruk göndere</strong>rekmünâfıkların bütün plânlarını suya düşür<strong>ecektir; işte o za</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="saidnursi aþýðý, post: 184694, member: 1002282"] [B][COLOR=windowtext][FONT=Times New Roman][SIZE=5]5-MÂİDE SÛRESİ(1-60)[/SIZE][/FONT][/COLOR][/B] [SIZE=5]Adını, Hz. İsa’nın gökten bir sofra indirmesi için Allah’a duâ ettiğini anlatan 112 ve 114. âyetlerde geçen ve ‘sofra’ anlamına gelen ‘mâide’ kelimesinden almıştır. Peygambere gönderilen en son sûrelerdendir. 120 âyettir. [/SIZE] [B][SIZE=5]Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla![/SIZE][/B] [SIZE=5]Beni yoktan var edip üstün yeteneklerle donatan ve kulluk göreviyle yeryüzüne gönderen sonsuz şefkat ve merhamet sahibi yüce Rabb’imin adıyla, O’nun verdiği güç ve yetkiye dayanarak ve yalnızca O’nun adına okuyor, söylüyorum:[/SIZE] [SIZE=5][B]1-Ey iman edenler! [/B]Gerek Allah ile, gerek insanlarla ve gerekse bizzat kendinizle yapmış olduğunuz bütün [B]antlaşmaları titizlikle yerine getirin! [/B][/SIZE] [SIZE=5]İşte, Rabb’inize karşı yerine getirmeniz gereken bazı yükümlülükler: [/SIZE] [SIZE=5]Aşağıdaki üçüncü âyette [B]size bildirilecek olanlar[/B] [B]hariç, [/B]etobur olmayan[B] bütün hayvanlar[/B]ın eti[B] size helâl kılınmıştır; ancak [/B]hac veya umre için [B]ihramda bulunduğunuz sürece, [/B]karada [B]avlanmanıza izin verilmemiştir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Sizi hem bu dünyada, hem de âhirette kurtuluşa ulaştıracak olan bu kurallara, -bazen hoşunuza gitmese bile- uymalı, haram ve helâlleri belirleme yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu bilmelisiniz. Çünkü [B]Allah, [/B]insanların arzu ve heveslerine göre değil, sonsuz ilim ve hikmetine uygun olarak, [B]dilediği şekilde hüküm verir:[/B] [/SIZE] [B][SIZE=5]2-Ey iman edenler! [/SIZE][/B] [SIZE=5]a-[B]Allah’ın şiarlarına,[/B] yâni O’na itaati temsil eden mescit, ezan, Mushaf, başörtüsü ve benzeri kutsal işâret ve sembollere karşı saygısızca davranmayın![/SIZE] [SIZE=5]b-Savaşmanın [B]yasak[/B] edildiği (2-Bakara: 194) kutsal [B]aylara [/B]tam olarak riayet edin![/SIZE] [SIZE=5]c-Hac amacıyla Mekke’ye giden hacıların, Kâbe’de kurban etmek üzere yanlarında getirdikleri [B]kurbanlıklara [/B]saygısızlık etmeyin! Meselâ, onların hac kafilelerine saldırmaya, kurbanlık hayvanlarını ellerinden almaya kalkmayın.[/SIZE] [SIZE=5]d-Ayrıca, hac ve umre dışında, Allah’a adandıklarının bir belirtisi olarak boyunlarına işâretler takılarak [B]süslenen kurbanlıklara[/B] da aynı şekilde saygılı davranın![/SIZE] [SIZE=5]e-Bir de, hem ticâret yaparak [B]Rab’lerinin lütfedeceği nîmetleri [/B]elde etmek [B]ve [/B]hem de hac ibâdetini yerine getirerek O’nun [B]rızasını kazanmak amacıyla Kutsal Kâbe’ye gelen hacılara karşı [/B]-bunlar, bir zamanlar sizi hacdan alıkoymuş düşmanlarınız bile olsalar- [B]saygısızlık etmeyin! [/B]Onların huzur ve güven içinde topraklarınızdan geçmelerine izin verin. Çünkü sizler, yeryüzünde barış ve adâleti sağlamakla yükümlüsünüz. Kaldı ki, Allah’a ibâdeti simgeleyen sembollere -onu taşıyan bir kâfir bile olsa- saygı göstermelisiniz.[/SIZE] [SIZE=5]Kabe’yi ziyaret amacıyla ihrama girerseniz -deniz avı hariç- avlanmayın. Fakat hacibâdetlerinibitirip[B] ihramdan çıktığınız zaman, [/B]Mekke’deki yasak bölge dışında ve hayvanların etinden, derisinden vs. faydalanmak veya zararından korunmak amacıyla [B]avlanabilirsiniz.[/B] Fakat sırf zevk için avlanmak doğru değildir.[/SIZE] [SIZE=5]Bir zamanlar [B]Kâbe’yi ziyaret etmenize engel oldukları için bu insanlara karşı duyduğunuz öfke, sizi asla adâletsizliğe sevk etmesin! [/B]Geçmişten kaynaklanan intikam duygularıyla onlara saldırmaya, eziyet etmeye kalkmayın! İlâhî dâvet onlara açık ve net olarak ulaşıncaya kadar da, Kâbe’yi haccetmelerine engel olmayın.[/SIZE] [SIZE=5]Ayrıca, yeryüzünde zulüm ve haksızlığı ortadan kaldırmak ve İslâm’ın ortaya koyduğu iman ve hayat sistemini egemen kılmak için birleşin:Ahlâkî değerleri yeniden yücelterek [B]iyilikleri yaygınlaştırma ve[/B] zulme karşı tek yumruk olarak [B]kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlık[/B]ları körüklemek[B] amacıyla yardımlaşmayın! [/B]Allah yolunda mücâdeleyi terk ettiğiniz takdirde, meydan kötülere kalır ve zulüm, sistemleşerek insanlığın başına bir kâbus gibi çöker. [/SIZE] [SIZE=5]O hâlde,[B] Allah’tan [/B]gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek kötülüğün her çeşidinden titizlikle [B]sakının! [/B]Şunu hiç unutmayın ki, [B]Allah’ın cezâlandırması çok çetindir![/B][/SIZE] [SIZE=5]Eti yenilmesi haram kılınan hayvanlara gelince: [/SIZE] [SIZE=5][B]3-[/B] Boğazlanmadan ölmüş olan[B] leş, [/B]akan, akıtılmış[B] kan, domuz eti [/B]yağı, kemiği vb herşeyini[B] ve Allah’tan başkası adına kesilenler, size haram kılınmıştır. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Herhangi bir sebeple nefesi tıkanıp [B]boğularak, [/B]ok, mızrak, kurşun, saçma ve benzeri av aletleri ile değil de; odun, kaya ve benzeri bir şeyle [B]vurularak, [/B]yüksek bir yerden veya uçurumdan [B]düşerek, [/B]başka bir hayvan tarafından ezilerek veya [B]boynuzlanarak ve [/B]av için eğitilmemiş aslan, kaplan, kurt, köpek, kartal gibi [B]yırtıcı[/B] [B]bir hayvan tarafından parçalanarak öldürülen hayvanlar[/B] da leş kapsamına girer. [B]Ancak [/B]onlardan, canları çıkmadan yetişip besmele çekerek [B]boğazladıklarınız hariç. [/B]Onların etini yiyebilirsiniz.[/SIZE] [SIZE=5]5-Ayrıca, eti yenen cinsten olsa ve kesilirken Allah’ın adı anılsa bile, [B]putların önünde kesilen hayvanlar[/B]ın etlerini yemeniz ve bu tarz bir kesim yapmanız da haramdır.[/SIZE] [SIZE=5]6-[B]Bir de, fal oklarıyla kısmet aramanız [/B]size haram kılınmıştır.Ancak, eşit derecede meşrû iki şey bulunup da, aralarında hiçbir aklî seçim yapma imkânı olmadığı zaman kura çekmek helâldir.[/SIZE] [SIZE=5]İşte, bütün[B] bu [/B]haram kılına[B]nlar, [/B]kişiyi ve toplumu doğru yoldan saptıran zararlı ve [B]kötü işlerdir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]O hâlde, asıl savaşmanız gereken şey, din adına -veya dinsizlik adına- uydurulan hurâfeler olacaktır. Zira:[/SIZE] [SIZE=5][B]Bugün kâfirler, dininiz[/B]i yok edip sizi yeniden küfre çevirmek[B]ten ümitlerini tamamen kesmişlerdir. Öyleyse, onlardan kork[/B]up da hak uğrunda mücâdeleyi bırak[B]mayın, fakat Benden [/B]gelecek azaptan ve Benim sevgimi kaybetmekten [B]korkun![/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Bugün, [/B]kıyâmete kadar hiçbir değişim ve düzeltmeye ihtiyaç bırakmayacak mükemmel bir inanç sistemi ortaya koyarak ve bütün çağlara, kültürlere ve toplumlara uyarlanabilecek temel prensipler belirleyerek [B]dininizi kemale erdirdim; [/B]böylece [B]size [/B]vaad ettiğim [B]nîmetimi tamamladım ve size din olarak, [/B]bir tek Allah’a kulluk etme esasına dayanan ve bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri inanç sistemini,[B] İslâm’ı [/B]seçip[B] beğendim. [/B][/SIZE] [SIZE=5]O hâlde, bu ilâhî kanunlara sımsıkı sarılacak ve size yasaklanan her şeyden uzak duracaksınız! Ancak;[/SIZE] [SIZE=5][B]Her kim,[/B] bir hastalık, zorlanma veya ciddî [B]bir açlıktan dolayı [/B]çaresiz kalır ve[B] günaha istekle yönelmeksizin [/B]bunlardan yemeye [B]mecbur kalırsa, -[/B]zaruret miktarını aşmamak ve başkasının hayatını tehlikeye düşürmemek şartıyla- elbette günahı bağışlanacaktır. Çünkü [B]Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Buraya kadar, haram olanlar sayıldı. Şimdi de:[/SIZE] [SIZE=5][B]4-[/B]Ey Peygamber! Müminler [B]sana, kendilerine neyin helâl[/B] [B]kılındığını soruyorlar. De ki: “[/B]Faydalı, temiz ve [B]güzel olan her şey size helâl kılınmıştır.”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Allah’ın size bahşettiği[/B] [B]bilgi [/B]ve yetenek [B]sayesinde eğitip yetiştirdiğiniz [/B]av köpeği, tazı, atmaca ve benzeri [B]av hayvanlarının sizin için yakaladığı [/B]helâl cinsten [B]hayvanların etinden de yiyebilirsiniz. [/B]Yeter ki,onlarıavın[B] üzerine [/B]salarken “Bismillah!” diyerek[B] Allah’ın adını anın. [/B]Ava başlarken çektiğiniz besmele de bunun için yeterlidir. Gönderdiğiniz hayvan, avı öldürmüş bile olsa, bu av leş sayılmaz, helâldir. Av henüz canlıysa, onu besmele çekerek boğazlamalısınız. Bütün bunları yaparken, [B]Allah’tan [/B]gelen emirleri uygulamakta son derece dikkatli davranın ve O’na karşı gelmekten titizlikle [B]sakının! [/B]Unutmayın ki [B]Allah, [/B]yeri ve zamanı geldiğinde [B]hesâbı çabuk görendir. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]5-[/B]Evet! [B]Bugün,[/B] temiz ve [B]güzel olan her şey size helâl kılınmıştır. [/B]Daha önce [B]kendilerine Kitap verilmiş olan [/B]Yahudi ve Hıristiyan[B]ların yiyecekleri size helâldir. [/B]Onların, Allah’ın adını anarak kesmiş oldukları eti helâl olan hayvanlardan ve ürettikleri bütün temiz ve helâl yiyeceklerden yiyebilirsiniz.[B] Aynı şekilde, sizin yiyecekleriniz de onlara [/B]ve diğer bütün insanlara [B]helâldir. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Ayrıca, gerek Müslümanlardan, gerekse sizden önce Kitap verilen [/B]Hıristiyan ve Yahudi[B]lerden [/B]Allah’ın varlığına ve birliğe inanan, ahlâklı, terbiyeli ve [B]namuslu kadınlar da, -iffetinizi korumanız;[/B] yâni onlarla [B]evlilik dışı ilişkilere tevessül etmemeniz ve metres hayatı yaşamamanız şartıyla- [/B]evlilik bedeli olan [B]mehirlerini verdiğiniz takdirde[/B] onlarla evlenmeniz size helâldir. Fakat Müslüman bir kadın, Yahudi veya Hıristiyan bir erkekle evlenmemelidir. [/SIZE] [SIZE=5]Bu âyetlerin ortaya koyduğu prensiplere uymak, sizin imanınızın bir gereğidir. Unutmayın ki:[/SIZE] [SIZE=5][B]Her kim [/B]Allah’ın hükümlerini reddederek [B]iman [/B]edilmesi gereken ilke ve kurallar[B]ı inkâr ederse, bütün yaptıkları[/B] iyilikler[B] boşa gidecek ve âhirette de o, kesinlikle hüsrana uğrayacaktır![/B][/SIZE] [SIZE=5]İmanın da en temel prensibi namaz, namazın ön şartı da abdesttir: [/SIZE] [SIZE=5][B]6-Ey iman edenler! Namaz kılmak istediğiniz zaman, [/B]eğer abdestli değilseniz, ellerinizi, [B]yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, [/B]sonra [B]başınızı [/B]ıslak elle sıvazlayarak [B]meshedin ve bileklere kadar ayaklarınızı [/B]yıkayın. Fakat abdestli iken ayağınıza mest giymişseniz, abdest alırken, onları meshetmeniz de ayak yıkama yerine geçer. [/SIZE] [SIZE=5][B]Eğer [/B]cinsel ilişki veya şehvetle meni boşalması sebebiyle boy abdesti gerektiren bir durumda, yâni [B]cünüp iseniz,[/B] namaz kılmak, Kurân okumak, Kâbe’yi tavaf etmek veya mescide girmek için tepeden tırnağa yıkanarak [B]tamamen temizlenmelisiniz.[/B] Ayrıca, kadınlar da, bu ibadetleri yerine getirmek için hayızdan sonra temizlenip boy abdesti almalıdırlar.[/SIZE] [SIZE=5][B]Ama eğer hasta veya yolculuk hâlinde[/B] iken abdest almanız veya yıkanmanız gerektiği hâlde, buna imkân bulamamış[B] iseniz,[/B] [B]yâhut [/B]hasta veya yolcu değilken [B]tuvalet ihtiyacınızı gidermiş veya bir kadınla [/B]aşırı derecede şehvet uyandıracak şekilde [B]temasta bulunmuş olur da, [/B]abdest alacak veya yıkanacak[B] su bulamazsanız, [/B]ya dabulduğunuz suyu kullanmanıza bir engel varsa, o zaman şöyle teyemmüm alın;[B] temiz bir toprak [/B]veya taş, kireç, kum ve benzeri toprak cinsinden bir madde [B]bulun ve [/B]ellerinizi ona hafifçe sürüp çırptıktan sonra, [B]onu[/B] [B]yüzünüze ve [/B]ellerinize, [B]kollarınıza sürün.[/B] Bu da abdest veya gusül, boy abdesti yerine geçer.[/SIZE] [SIZE=5]Bütün bunları bir zorluk, bir meşakkat sanmayın: [/SIZE] [SIZE=5][B]Allah,[/B] bu emirleri vermekle[B] sizi sıkıntıya sokmak istemez; ancak sizi [/B]maddî ve mânevî kirlerden arındırıp [B]tertemiz kılmak ve size [/B]vermiş olduğu iman, sağlık, güzellik gibi [B]nîmetlerini tamamlamak ister ki, [/B]böylece [B]şükredesiniz.[/B] Bunun için:[/SIZE] [SIZE=5][B]7-Allah’ın size[/B] [B]bahşettiği[/B] bunca [B]nîmetleri ve [/B]İslâm’ı kabul ettiğiniz sırada [B]sizden almış olduğu sözü hatırlayın; hani [/B]kelime-i şehâdet getirirken, [B]“İşittik ve itaat ettik!” diye [/B]Allah’a [B]söz vermiştiniz. O hâlde, Allah’tan [/B]gelen ilkeler doğrultusunda yaşayarak kötülüklerden titizlikle [B]sakının! [/B]Unutmayın; [B]Allah, kalplerin içindeki [/B]bütün gizli niyet ve düşünce[B]leri bilmektedir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Kötülüklerden sakınmak için uymanız gereken en önemli kural şudur:[/SIZE] [SIZE=5][B]8-Ey iman edenler! Allah için [/B]gerçeğe [B]şâhitlik ederek adâleti tam yerine getiren [/B]dosdoğru [B]şâhit[/B]ler ve hâkim[B]ler olun; bir [/B]kişi veya [B]topluma karşı duyduğunuz öfke, [/B]onlarla ilgili vereceğiniz kararlarda[B] sizi[/B] [B]adâletsizliğe sevk etmesin! Siz [/B]her zaman, herkese karşı [B]âdil davranın! Çünkü [/B]Allah’ın sevgisini kazanmak, yâni iyilik ve [B]takvâya[/B] ulaşmak için [B]en[/B] [B]uygun olan[/B] davranış, düşmanlarınıza karşı bile olsa, [B]adâletten [/B]zerre kadar [B]ayrılmamaktır. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B] O hâlde, Allah’tan [/B]gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek, kötülüklerden titizlikle [B]sakının! [/B]İyi bilin ki [B]Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Adâletli davranmanız, başkalarından çok size fayda verecektir:[/SIZE] [SIZE=5][B]9-Allah, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlara söz vermiştir: Onlar için bağışlanma ve muhteşem bir ödül vardır: [/B]Cennet![/SIZE] [SIZE=5][B]10-[/B]Hakikati [B]inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar da cehennem halkıdır [/B]ve sonsuza dek orada kalacaklardır![/SIZE] [SIZE=5]Allah’ın müminlere vaadi, yalnızca âhirete yönelik de değildir:[/SIZE] [SIZE=5][B]11-Ey iman edenler! Allah’ın size [/B]bahşettiği şu [B]nîmetini hatırlayın: Hani [/B]siz zayıf ve çaresiz durumdayken, düşmanlarınızdan[B] bir grup size fenâlık etmek istemişti de, Allah sizi onların şerrinden korumuştu. [/B]Bu nîmetin devâm etmesini istiyorsanız,[B] Allah’tan [/B]gelen ilkeler doğrultusunda hayata yön vererek kötülüğün her çeşidinden titizlikle [B]sakının! Ve inananlar, [/B]başkasına değil, [B]yalnızca Allah’a güvensinler.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Bakın; Allah’a güvenen bir toplumun ne büyük lütuflara nâil olacağını, O’na tevekkül etmeyip ahdini bozan bir toplumun da başına neler geleceğini görmek için, şu iki örneği dikkatle dinleyin: [/SIZE] [B][SIZE=5]12-Andolsun ki Allah, İsrail Oğulları arasından on iki önder seçmiş ve onlardan şöyle söz almıştı: [/SIZE][/B] [SIZE=5][B]“Gerçek şu ki, Ben [/B]tüm kudret ve azametimle zâlimlerin karşısında,[B] sizin yanınızdayım! [/B]Fakat bunun için yapmanız gereken şeyler var: [B]Eğer[/B] [B]namazı güzelce kılar, zekâtı verirseniz; [/B]bütün [B]elçilerime iman eder, [/B]görevlerinde [B]onlara yardımcı olur ve [/B]mükâfâtını âhirette almak üzere malınızdan, canınızdan fedâkârlık ederek [B]Allah’a güzel bir borç verirseniz, [/B]bireysel ve toplumsal hayatınızda her türlü zulmü, haksızlığı, kötülüğü yok ederek [B]günahlarınızı silecek ve [/B]âhirette [B]sizleri, içinden ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştireceğim!” [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]“Artık içinizden her kim, bütün bunlardan sonra [/B]nankörcedavranıp[B] inkâr edecek olursa, [/B]kurtuluşa erme fırsatını yakalamışken, göz göre göre [B]doğru yoldan sapmış demektir!”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]13-[/B]Fakat İsrail Oğulları, ilâhî nîmeti ellerinin tersiyle iterek dâvâyı terk ettiler! [B]Biz de, sözlerinden döndükleri için onları [/B]rahmetimizden uzaklaştırarak [B]lânetledik ve [/B]ilâhî yasalar gereğince, hakîkati idrâk etme yeteneklerini körelterek [B]kalplerini katılaştırdık. [/B]O kadar ki, onlar [B]kelimeleri yerinden oynatıp anlamlarını değiştirirler. [/B]Yâni Yahudi din adamları, Tevrat âyetlerini yorumlarken, sözleri asıl bağlamından kopararak kasten çarpıtırlar. Bu yüzdendir ki, peygamberler tarafından[B] kendilerine sıkı sıkıya tembih edilen [/B]öğüt[B]lerden bir çoğunu unutmuşlardır! [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]İçlerinden pek azı hariç, onların sürekli ihânet içerisinde olduklarını göreceksin. [/B]Ey şanlı Elçi! Bu gibi durumlarda en etkili çözüm yolu nedir, bilir misin:[/SIZE] [SIZE=5]Her şeye rağmen[B] onları bağışla, [/B]kaba ve kırıcı olma. Onları rencide etmeden, tatlı dille, hikmetli sözlerle Rabb’inin yoluna çağırmaya devâm et ve densizliklerine şimdilik [B]sabret.[/B] Sen dâimâ iyilikten, güzellikten yana ol. [B]Hiç kuşkusuz Allah, iyilik yapanları sever.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]14-[/B]Hz. İsa’nın tebliğ ettiği inanç sistemini değiştirip tanınmaz hâle getiren ve buna rağmen, [B]“Biz [/B]İsa Mesih’in yolundan giden [B]Hıristiyanlarız!” diyenlerden de [/B]buna benzer [B]bir söz almıştık. Ne var ki, onlar da kendilerine tembih edilen [/B]öğüt[B]lerden bir çoğunu göz ardı ettiler. Bu yüzden onların arasına, tâ Kıyâmet Gününe kadar [/B]sürecek bir[B] kin ve düşmanlık soktuk.[/B] Zaman zaman Müslümanlara karşı “haçlı seferleri” dürtüsüyle bir araya gelseler bile, çok geçmeden birbirlerine düşüp parçalanacaklar. Ve sonunda: [/SIZE] [SIZE=5][B]Allah, yaptıkları her şeyi onlara [/B]Mahşer günü[B] haber verecektir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]O hâlde, Allah’ın azâbından korkun da, ilâhî kurtuluş reçetesine kulak verin:[/SIZE] [SIZE=5][B]15-Ey [/B]Tevrat’a ve İncil’e inandığını iddia eden [B]Kitap Ehli! İşte size, [/B]elinizdeki [B]Kitapta bulunan, fakat sizin [/B]yüzyıllardan beri halktan [B]gizleyip durduğunuz bir çok hükümleri size açıkça bildiren, bir kısmını da [/B]gerekli görmediği için yüzünüze vurmayıp [B]affeden [/B]Son [B]Elçimiz [/B]Muhammed,[B] nihâyet gelmiş bulunuyor! [/B][/SIZE] [SIZE=5]Evet, [B]Allah’tan size [/B]aydınlatıcı[B] bir nur ve apaçık bir Kitap [/B]olan Kurân-ı Kerim [B]gelmiş bulunuyor![/B][/SIZE] [SIZE=5][B]16-Allah bu Kitap sayesinde, hoşnutluğunu kazanmak isteyenleri [/B]barış, esenlik ve [B]kurtuluş yollarına ulaştıracak, [/B]inayeti ve [B]izniyle onları [/B]inkâr ve cehâlet [B]karanlıklardan [/B]kurtarıp[B] aydınlığa çıkaracak ve dosdoğru [/B]cennete götüren [B]bir yola iletecektir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]İlâhî rehberlikten yüz çevirenler ise, cehâlet bataklığında bocalayıp duracaklar. İşte, bir insana -peygamber bile olsa- gereğinden fazla sevgi besleyip onu aşırı yüceltmek, bakın dindar bir toplumu bile nasıl yoldan çıkarıyor: [/SIZE] [SIZE=5][B]17-“Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’tir!” diyenler, [/B]hem Allah’ı, hem de kulu ve elçisi olan İsa’yı inkâr ederek [B]kesinlikle kâfir olmuşlardır! [/B]Ey Müslüman! Bu şaşkınlara [B]de ki:[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]“Şâyet Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’i, annesini ve hattâ[/B] [B]bütün yeryüzündekileri yok etmek isteseydi, kim O’na engel olabilirdi?” [/B][/SIZE] [SIZE=5]Öyle ya; [B]göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir; O dilediğini [/B]dilediği şekilde; ister sizi yarattığı gibi bir ana babadan, ister İsa’da olduğu gibi babasız, isterse de Âdem gibi annesiz ve babasız [B]yaratır. Çünkü Allah, her şeye kadirdir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Fakat tövbe edip uslanacakları yerde, bakın neler söylüyorlar:[/SIZE] [SIZE=5][B]18-Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Bizler Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız, [/B]dolayısıyla her ne yaparsak yapalım, Son Elçiyi inkâr etsek bile, kesinlikle cennete gireceğiz![B]” diyorlar. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Onlara [B]de ki: “Öyleyse [/B]Allah, [B]günahlarınızdan dolayı sizi niçin cezâlandırıyor? [/B]Kutsal kitabınızın bildirdiğine göre nice belâlara, musîbetlere uğrayanlar sizler değil misiniz? Baba oğluna, sevgili sevgiliye böyle azap eder mi? [B]Hayır, siz de [/B]Allah’ın [B]yarattığı [/B]diğer insanlar[B]dan [/B]hiç bir ayrıcalığı olmayan sıradan[B] insanlarsınız. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Gerçek şu ki, Allah [B]dilediğini bağışlar, dilediğini cezâlandırır.[/B] Fakat O’nun dilemesi, mutlak adâlet ve hikmet ölçülerine göredir. İlâhî lütfa nâil olmak isteyen ve bu yolda gereken çabayı harcayan her kuluna rahmet kapılarını sonuna kadar açar. Zulüm ve haksızlığı tercih edenleri ise, kim olursa olsun cezâlandırır. Unutmayın ki, [B]Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mutlak hükümranlığı Allah’a aittir ve hepiniz dönüp dolaşıp, eninde sonunda O’nun huzuruna varacaksınız. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]19-Ey [/B]Tevrat’a ve İncil’e bağlı olduklarını iddia eden[B] Kitap Ehli! Hiçbir peygamberin gönderilmediği [/B]ve ilâhî vahyin bozulup unutulmaya yüz tuttuğu [B]uzun bir aradan sonra, [/B]işte[B] size [/B]hakîkati açık ve net olarak [B]bildiren Elçimiz [/B]Muhammed [B]geldi ki, [/B]yarın mahşer gününde hesâba çekilirken: [/SIZE] [SIZE=5][B]“Bize herhangi bir müjdeci veya uyarıcı gelmemişti, [/B]önceki kitaplar ise zaten bozulmuştu, bu yüzden hakîkati bilemezdik![B]” demeyesiniz. [/B]Artık böyle bir mâzeretiniz kalmadı. [B]İşte, size[/B] ilâhî nimetleri muştulayan [B]bir müjdeleyici, [/B]hak ve hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan[B] bir uyarıcı gelmiş bulunuyor! [/B][/SIZE] [SIZE=5]O hâlde, hakikatin sesine kulak vermeli ve şu anlamsız inâdı bırakarak Son Elçiye ve Kurân’a iman etmelisiniz. Aksi hâlde, bir zamanlar sizi insanlığın önderleri yaparak yücelten Allah, inkârınızdan dolayı sizi zillet ve perişanlığa mahkûm edecektir. Zira[B] Allah, [/B]dilediği [B]her şeyi yapmaya kadirdir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Bakın, geçmişte yaşananlar bu güne nasıl ışık tutuyor:[/SIZE] [B][SIZE=5]20-Hani bir zamanlar Mûsâ, halkına demişti ki:[/SIZE][/B] [SIZE=5][B]“Ey halkım! Allah’ın size [/B]geçmişte lutfedip [B]bahşettiği nîmetleri bir düşünün; hani aranızdan peygamberler çıkarmış, sizi [/B]özellikle Yûsuf peygamber zamanında yöneticiler,[B] hükümdarlar yapmış ve dünyada başka hiç kimseye vermediği nîmetleri size vermişti. [/B]İşte, bugün yine bu nîmetlere sahip olabilirsiniz.[B]”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]21-“[/B]O hâlde,[B] ey halkım; Allah’ın size [/B]vatan olmak üzere [B]vaad ettiği [/B]Filistin diyarındaki [B]şu kutsal topraklara girin[/B] veO’nun yardımıyla orayı fethedin![B] Sakın arkanızı dönüp kaçmayın, yoksa [/B]dünyada da, âhirette de [B]hüsrana uğrarsınız!”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]22-Ama onlar, “Ey Mûsâ!” demişlerdi, “[/B]Sen de biliyorsun ki, [B]orada son derece zorba [/B]ve acımasız[B] bir halk var! Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla girmeyeceğiz! Ne zaman onlar [/B]kendiliklerinden [B]çıkıp giderlerse, ancak o zaman [/B]oraya [B]gireriz!”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]23-Bunun üzerine, [/B]Rablerinin azâbından [B]korkan ve Allah’ın [/B]iman ve ilim [B]nîmet[/B]i[B] bahşettiği iki adam, [/B]müslümanca ileri atılıp [B]dediler ki:[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]“[/B]Arkadaşlar! İnkârcılar, ekonomik ve sosyal açıdan, silah ve sayı bakımından bizden güçlü görünseler de, unutmayın, Allah bizimle beraberdir. O hâlde, [B]düşman üzerine[/B] yürüyün. Şehre [B]kapıdan girin. [/B]Kapıyı tutun ve üzerlerine hücum edin, saldırın. Size düşen görev bu kadar. Bunu yaptınız,[B] kapıdan girdiniz mi [/B]korkmayın.Artık [B]kesinlikle siz galipsiniz. Eğer [/B]gerçekten[B] inanmış iseniz, haydi, yalnızca Allah’ı vekil kabul edin [/B]ve sadece ona güvenin, sözlerini dinleyin, dediğini yapın![B]”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]24-[/B]Ama [B]onlar, [/B]hâlâ direterek,[B] “Ey Mûsâ, onlar orada bulundukları sürece, biz o şehre asla girmeyeceğiz;[/B] fakat ille de istiyorsan,[B] sen ve Rabb’in gidin ve [/B]onlarla kendiniz [B]savaşın, biz burada oturup bekleyeceğiz!” dediler.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]25-[/B]Bu küstahça davranış karşısında [B]Mûsâ, [/B]üzüntü ve çaresizlik içinde[B] “Ey Rabb’im, [/B]görüyorsun ki, [B]benim kendimden ve kardeşimden başka hiç kimseye sözüm geçmiyor! O hâlde, şu isyankâr insanlarla yollarımızı ayır [/B]yâ Rab![B]” diye yalvardı.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]26-[/B]Bunun üzerine [B]Allah, “Öyleyse, kırk yıl boyunca o [/B]topraklara girmek [B]onlara yasaklanmıştır; [/B]bu süre içinde[B] çöllerde şaşkın şaşkın dolaşıp duracaklar! Artık şu yoldan çıkmış toplum için kendini üzme [/B]ey Mûsâ![B]” buyurdu.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]27-[/B]Ey Muhammed! [B]Onlara,[/B] yâni kibir ve azgınlıkları yüzünden Allah’ın Elçisini öldürmek için fırsat kollayan Yahudilere ve masum bir cana kıymayı göze alan bütün zâlimlere, [B]Âdem’in iki oğlu arasında geçen şu [/B]ibret verici [B]öyküyü hak ile, [/B]yâni hak ve hakikati ortaya koymak üzere[B] anlat: Hani[/B] [B]onlar, [/B]Allah’a [B]birer[/B] [B]kurban sunmuşlardı. Fakat birinin[/B] kurbanı[B] kabul edilmiş, diğerininki ise geri çevrilmişti. [/B]Zira Hâbil en değerli hayvanlarından birini kurban olarak sunarken, kardeşi Kâbil, çürük ve döküntü ürünleri vermeye kalkmıştı. [/SIZE] [SIZE=5]Bunun üzerine Kâbil, kıskançlık ve öfkeye kapılarak kardeşine, [B]“Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. [/B]Hâbil şöyle[B] cevap verdi: “[/B]Senin kurbanının kabul edilmeme sebebi ben değilim ki, beni suçluyorsun. Asıl suçu kendinde aramalısın. Çünkü [B]Allah, [/B]kalbi kötülükle dolu olduğu hâlde, gösteriş amacıyla ibâdet edenlerin değil, [B]ancak [/B]dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek, çirkin davranışlardan uzak durmaya çalışan o [B]takvâ[/B] [B]sahiplerinin[/B] sunduğu kurbanı [B]kabul[/B] [B]eder.” [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]28-“Sen beni öldürmek için bana el kaldırsan bile, ben [/B]kendimi savunmakla beraber, [B]seni öldürmek amacıyla sana el kaldıracak değilim! [/B]Seni öldürmek değil, aksine diriltmek isterim.[B] Çünkü ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım!”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]29-“[/B]Bununla beraber, eğer beni öldürecek olursan, [B]dileğim odur ki; hem benim günahlarımı, hem de kendi günahlarını yüklenesin de, cehennem halkından olasın![/B] [B]İşte, zâlimlerin cezâsı budur! [/B]O hâlde kardeşim, gel bu zulümden vazgeç![B]”[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]30-Ama [/B]bütün bu uyarılara rağmen, Kâbil’in gözünü kör eden kıskançlık, ihtirâs ve [B]bencillik duyguları, onu [/B]tahrik ederek [B]kardeşini öldürmeye sevk etti; ve sonunda onu öldürdü de. Böylece,[/B] dünya ve âhirette en büyük zarar ve [B]hüsrana uğrayanlardan oldu! [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]31-[/B]İlkönce, cesedi ne yapacağını bilemedi. [B]Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. [/B]Kâbil, hayvancağızın ölü bir kargayı toprağa gömdüğünü görünce, [B]“Vah, yazıklar olsun bana!” dedi,[/B] [B]“Ben şu karga kadar olup kardeşimin cesedini gömemeyecek [/B]kadar âciz [B]miyim?” [/B]O anda ne kadar âciz, ne kadar zavallı bir durumda olduğunu anladı. [B]Derken, [/B]kalbinde bir burukluk hissetti ve büyük bir [B]pişmanlık duydu. [/B]Ama artıkiş işten geçmişti.[/SIZE] [SIZE=5][B]32-Bunun için, İsrail Oğullarına [/B]ve dolayısıyla size [B]şöyle emrettik: “Her kim, bir cana kıymamış veya[/B] [B]yeryüzünde[/B] yol kesme, eşkıyalık, ırza tecavüz ve benzeri [B]fesat çıkarmamış bir insanı[/B] haksız yere[B] öldürecek olursa, [/B]adeta [B]bütün insanlığı öldürmüştür ve kim de [/B]cinayeti engelleyerek [B]bir hayat kurtarırsa, [/B]adeta [B]bütün insanlığı kurtarmıştır.” [/B][/SIZE] [SIZE=5]Ama İsrail Oğulları, öğüt ve uyarıları dinlemedi. [B]Elçilerimiz onlara, [/B]hakîkati ortaya koyan nice mûcizeler ve [B]apaçık[/B] [B]belgeler getirmiş olmalarına rağmen, yine de içlerinden birçokları, yeryüzünde [/B]cinâyetler işlemekten ve [B]azgınlık etmekten bir türlü vazgeçmediler.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Öğüt ve uyarılarla uslanmayan bu gibi azgınları, ancak cezalarla durdurabilirsiniz:[/SIZE] [SIZE=5][B]33-Allah’a ve [/B]dolayısıyla,[B] Elçisine [/B]ve Müslümanlara [B]karşı [/B]topyekun [B]savaş açanların ve [/B]terör, soygunculuk, yol kesme, adam kaçırma, ırza tecavüz... gibi suçlar işleyerek [B]yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezâsı, [/B]işledikleri suça göre; bunlar eğer sâdece adam öldürmüş veya ırza tecavüz etmişlerse, en az acı çekecekleri şekilde [B]öldürülmek, [/B]eğerhem adam öldürmüş, hem de mala veya ırza tecavüz etmişlerse, ibret için halka teşhir edilmek üzere asılarak [B]idam edilmek, [/B]eğeradam öldürmemişler, sâdece yol kesip mal almışlarsa [B]el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, [/B]eğer bunlardan hiçbirini yapmayıp, sâdece terör havası estirerek insanları tehdit edip korkutmuşlarsa, hapse atılmak veya [B]sürgüne gönderilmekten başka bir şey olamaz.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Bu, onlara bu dünyada [/B]peşinen verilen [B]bir rezilliktir; öteki dünyada ise, onları [/B]çok daha [B]büyük bir azap beklemektedir. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]34-Ancak, siz onları ele geçirmeden önce[/B] pişmanlık duyup [B]tövbe eden [/B]ve kendiliklerinden teslim olan[B]lar bunun dışındadır. [/B]Bunlar, kul haklarıyla ilgili bir suç işlememişlerse, İslâm devletine karşı işledikleri suçlardan dolayı cezâlandırılmazlar.[B] Bilin ki Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.[/B] [/SIZE] [SIZE=5]İşte hem bu suçların kökünü kazımak, hem de dünya ve âhirette saâdete ulaşmak için:[/SIZE] [SIZE=5][B]35-Ey iman edenler! Allah’tan [/B]gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek, her türlü kötülükten titizlikle [B]sakının ve[/B] yaptığınız iyiliklerle yetinmeyerek, sizi[B] O’na [/B]yaklaştıracak daha güzel ve yararlı davranışlar sergilemeye çalışın! Bunun için, karşınıza çıkacak her fırsatı, her imkânı ganîmet bilin! O’nun sevgisini kazanmak için türlü sebepler, [B]vesîleler arayın ve O’nun yolunda[/B] malınızı ve canınızı fedâ ederek,yeryüzünde ilâhî adâleti egemen kılmak için var gücünüzle mücadele ve [B]cihâd edin ki, [/B]dünyada ve âhirette[B] kurtuluşa erebilesiniz! [/B]Bunun için, asıl yatırımı âhirete yapmalı, dünyanın gelip geçici güzelliklerine kapılıp da, sizi bekleyen gerçek hayatı ihmal etmemelisiniz:[/SIZE] [SIZE=5][B]36-[/B]Bu dünyanın gelip geçici nîmetlerine tamah ederek bütün insânî ve ahlâkî değerleri reddeden, böylece, bu değerlerin biricik kaynağı ve varlık sebebi olan ilâhî mesajı [B]inkâr eden [/B]o zâlim[B]ler, Diriliş Günü azaptan kurtulmak için yeryüzündeki bütün nîmetleri ve bir o kadarını fidye olarak verseler bile, bu onlardan asla kabul edilmeyecektir. Onların hakkı, can yakıcı bir azaptır![/B][/SIZE] [SIZE=5][B]37-[/B]Cehenneme atıldıklarında, can havliyle [B]ateşten çıkmak isteyecekler, fakat oradan asla çıkamayacaklar; çünkü onların hakkı, sürekli bir azaptır![/B][/SIZE] [SIZE=5]İşte, hem sizi bu korkunç azaptan kurtaracak, hem de mal ve can güvenliğinizi garanti altına alacak güzel bir vesîle:[/SIZE] [SIZE=5][B]38-[/B]Ey iman edenler! [B]Hırsızlık edenlerin -ister erkek ister kadın olsun- işledikleri [/B]bu çirkin [B]suça karşılık Allah tarafından[/B] ibret verici ve caydırıcı [B]bir cezâ olarak [/B]sağ [B]ellerini [/B]bilekten [B]kesin![/B] Zira açgözlülük ederek mazlumların kanını emen soyguncuları, hırsızları, dolandırıcıları ancak bu şekilde caydırabilirsiniz. O hâlde, sakın bu hükmü uygulama konusunda zâlimlere acımanız tutmasın. Unutmayın ki, [B]Allah[/B] hem sizden çok daha merhametli ve âdildir, hem de[B] sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]39-Ama kim de, yaptığı haksızlıktan sonra[/B] [B]tövbe eder de, [/B]gücü yettiğince hatâsını telâfî etmeye çalışır ve hayatında tertemiz bir sayfa açarak [B]kendisini düzeltirse, elbette Allah onun tövbesini kabul edecektir. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Yakalanmadan önce kendiliğinden teslim olan hırsıza el kesme cezâsı verilmez. Yakalandıktan sonra tövbe eden hırsıza gelince; Allah katında günahı bağışlansa bile, İslâm’ın bu dünyada vereceği cezâdan kurtulamaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse, onun tövbesinde samîmî olup olmadığını bilemez.[/SIZE] [SIZE=5]Ey insanoğlu! Yüce Rabb’inin ilim, hikmet ve adâletine güven:[/SIZE] [SIZE=5][B]40-Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir? O, dilediğini cezâlandırır, dilediğini bağışlar. [/B]Fakat O’nun dilemesi, mutlak adâlet ve hikmet ölçülerine göredir. Şöyle ki, zulüm ve haksızlık yapanları cezâlandırır, iman edip güzel ve yararlı davranış gösterenleri bağışlar. Unutma ki, [B]Allah her şeye kâdirdir.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Bunun için, zâlimlere karşı mücâdeleye devâm et:[/SIZE] [SIZE=5][B]41-Ey [/B]şanlı [B]Peygamber! Gerek kalben inanmadıkları hâlde, [/B]sırf sizi kandırmak için [B]ağızlarıyla “Biz de inanıyoruz!” diyen -[/B]fakat ortaya koydukları hayat tarzıyla İslâm’ı inkâr eden- ikiyüzlü[B]ler ve gerekse[/B] onlara akıl hocalığı yapan[B] Yahudiler olsun; [/B]Allah’ın âyetlerini [B]inkâr etmekte birbirleriyle [/B]âdetâ[B] yarışa giren [/B]bu zâlim[B]ler[/B]in yaptıkları,[B] sakın seni [/B]ümitsizlik ve yılgınlığa düşürüp [B]üzmesin![/B][/SIZE] [SIZE=5]Onlar, doğru söze tahammül edemezken, her türlü [B]yalana kulak verirler; sana [/B]değer vermedikleri için yanına [B]gelme[/B]ye bile tenezzül etme[B]yen diğer [/B]kâfir[B]lerin [/B]görüşlerini dikkate alır, onların[B] sözlerini dinler [/B]ve onlar adına casusluk faaliyeti yürütür[B]ler. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Kutsal Kitaptaki [B]sözlerin anlamlarını[/B] kasten[B] çarpıtarak değiştirirler.[/B] [/SIZE] [SIZE=5]Kurân’ın hakemliğine başvurmak isteyenlere, [B]“Size şu[/B] hüküm[B] verilirse onu kabul edin, fakat [/B]işinize gelecek bir hüküm [B]verilmezse uzak durun!” diye tembih ederler. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Ve bu davranışlarının doğal sonucu olarak, sapıklığı hak etmiş olurlar: [B]Allah kimi saptırmayı dilemişse, artık onun [/B]kurtulması [B]için Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]İşte bunlar, kalplerini Allah’ın arındırmak istemediği kimselerdir. Onların hakkı, bu dünyada [/B]zillet ve [B]alçaklığa düşmek, âhirette ise korkunç bir azâba uğramaktır! [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]42-[/B]Onlar, doğru sözden hoşlanmaz, her türlü[B] yalana kulak verirler, haram yemeye de pek düşkündürler. Eğer [/B]bu tür insanlar, aralarında hakemlik etmen için [B]sana gelirlerse [/B]serbestsin; [B]ister[/B] [B]aralarında hüküm ver, ister[/B] [B]onları [/B]kendi başlarına[B] bırak,[/B] ne hâlleri varsa görsünler. [B]Eğer [/B]haklarında hükmetmekten kaçınarak [B]onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. [/B]Yâni bu yüzden günaha girmiş olmazsın.[B] Fakat aralarında hükmedeceğin zaman, adâletle hüküm ver! Kuşkusuz Allah, âdil davrananları sever. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Gerçi bu Yahudiler, hiçbir zaman Allah’ın hükmüne boyun eğmeye yanaşmazlar:[/SIZE] [SIZE=5][B]43-İçinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat ellerinde dururken, nasıl oluyor da, [/B]kendi ırkları dışında bir peygamber kabul etmedikleri hâlde, arzularına uygun bir hüküm vermeni umarak [B]senin hükmüne başvuruyorlar, sonra da [/B]hem Kurân’ın, hem Tevrat’ın ortak hükmü olan kararından [B]yüz çeviriyorlar? [/B]Aslında [B]bunlar, [/B]kendi kitapları olan Tevrat’a da [B]inanmıyorlar![/B][/SIZE] [SIZE=5]Tevrat, her ne kadar Yahudiler tarafından tahrifata uğramış ve bazı bölümleri değiştirilmiş olsa da, aslı hak olan bir kitaptır:[/SIZE] [SIZE=5][B]44-Gerçek şu ki, içerisinde[/B] hikmet dolu öğütler,[B] hidâyet ve [/B]aydınlatıcı[B] nur bulunan o Tevrat’ı Biz indirdik. [/B]Nitekim, Musa’dan sonra gönderilen ve Allah’a içtenlikle [B]boyun eğmiş olan Peygamberler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. Ayrıca, [/B]kendilerini Allah’a adamış olan âdil yöneticiler, yâni[B] rabbânîler ve âlimler de [/B]ona göre hüküm verirlerdi. [B]Çünkü onlar, Allah’ın kitabını [/B]öğrenmek, öğretmek ve uygulamak sûretiyle [B]koruyup gözetmekle görevliydiler ve [/B]tüm hâl ve hareketleriyle, [B]onun [/B]hak bir kitap olduğuna [/SIZE] [SIZE=5]şehadet eden hakikat [B]şahitleri idiler.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Öyleyse insanlardan değil, Benden korkun! Benim [/B]gerek Tevrat, gerek İncil ve gerekse Kurân’daki [B]âyetlerimi, [/B]-özellikle de, Son Elçiyi müjdeleyen Tevrat âyetlerini- servet, makam, şan, şöhret gibi [B]basit menfaatlerle değiştirmeyin! [/B]Unutmayın ki, [B]her kim Allah’ın[/B] egemenlik yetkisini reddederek O’nun [B]indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, kâfirlerin ta kendileridir![/B][/SIZE] [SIZE=5][B]45-Biz onlar için -[/B]ve dolayısıyla sizin için de-cinâyet ve yaralamalarla ilgili olarak Tevrat’taşuhükümleri[B] yazdık: Cana[/B] karşılık[B] can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve [/B]diğer [B]yaralamalarda [/B]benzer şekilde [B]kısas [/B]yapılacaktır. [B]Fakat[/B] [B]kim[/B] suçluyu affedip kısas [B]hakkından vazgeçerse, bu da onun [/B]günahlarının bağışlanması [B]için bir kefaret olacaktır.[/B][/SIZE] [SIZE=5]Dikkat edin, bunlar Allah’ın hükümleridir. [B]Her kim Allah’ın[/B] [B]indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir![/B][/SIZE] [SIZE=5]Fakat Allah’ın hükmü, yalnızca Tevrat’tan ibâret değildir:[/SIZE] [SIZE=5][B]46-Derken [/B]o peygamberlerin [B]izleri üzerinde, kendisinden önceki Tevrat’ı[/B] [B]onaylayan [/B]ve çarpıtılan hükümlerini düzelterek onu hurâfelerden arındıran [B]Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Ve ona, [/B]Rablerinin emrine saygıyla bağlanan o [B]takvâ sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olmak üzere, kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve içerisinde hidâyet ve aydınlık bulunan İncil’i verdik.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]47-[/B]O hâlde [B]İncil’e iman edenler, [/B]uydurdukları hurâfelere değil,[B] Allah’ın onda indirdiklerine göre hükmetsinler. [/B]İncil ve Tevrat, uğradıkları tahrifâta rağmen Allah’ın varlığını, birliğini ve Son Elçiye imanın gerekliliğini açıkça ortaya koyar. [B]Her kim Allah’ın[/B] [B]indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa, işte onlar, [/B]doğru yoldan sapan [B]fâsıkların ta kendileridir! [/B][/SIZE] [SIZE=5]Fakat Allah’ın hükmü, yalnızca Tevrat ve İncil’den de ibâret değildir:[/SIZE] [SIZE=5][B]48-[/B]Ey Muhammed! [B]Sana da, daha önceki [/B]kutsal [B]kitapları tasdik edici ve [/B]tahrif edilmiş, çarpıtılmış hükümlerini düzelterek onları hurâfelerden ayıklayan bir [B]denetleyici olarak, [/B]hak ve hakîkati ortaya koyan ve doğrunun, gerçeğin ta kendisi olan[B] bu Kitabı hak ile indirdik.[/B] [/SIZE] [SIZE=5][B]Öyleyse, Allah’ın [/B]bu Kitapta[B] indirdikleriyle [/B]insanların[B] aralarında hükmet! Sakın sana gelen hakîkati bırakıp da, onların [/B]arzu ve [B]heveslerine uyma![/B] Şunu bil ki:[/SIZE] [SIZE=5][B]Biz, [/B]bütün Peygamberleri ve ümmetlerini aynı inanç ve ahlâk kuralları etrafında birleşen bir tek ümmet yaptıysak da, ayrıntılı hukuk kuralları konusunda [B]her biriniz için[/B] farklı [B]bir yol ve[/B] [B]yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi,[/B] bütün ümmetlere aynı şeriatı emrederek [B]hepinizi tek tip bir toplum yapabilirdi; fakat sizlere verdiği [/B]farklı imkânlar, yetenekler, eğilimler, nîmetler ve belâlar[B] çerçevesinde sizi imtihân etmek[/B] [B]için[/B] her ümmete, kendi ihtiyaçlarına, ortam ve şartlarına, kültürel gelişimine uygun farklı bir şeriat, farklı bir hukuk sistemi belirledi.[/SIZE] [SIZE=5][B]O hâlde, [/B]dosdoğru hükümleri içinde barındıran bu Son Kitabın ışığında, en güzel toplumu oluşturmaya çalışın!İnkârcıların aldatıcı propagandalarına kulak asmadan, kendi yolunuzda kararlılıkla ilerleyin. En iyiyi, en güzeli ortaya koymak için çalışarak, [B]hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.[/B] Unutmayın ki, [B]hepiniz eninde sonunda Allah’ın huzuruna varacaksınız. O zaman Allah, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda aranızda hükmünü verecektir! [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]49-[/B]Evet, ey Muhammed, sana bu Kitabı indirdik ve [B]“[/B]Hangi dinden olurlarsa olsunlar, [B]onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet, sakın onların heveslerine uyma! Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından [/B]bile [B]seni saptırmamaları için, onlara karşı son derece dikkatli ol!” diye [/B]emrettik. [/SIZE] [SIZE=5][B]Eğer [/B]bütün bu uyarılara rağmen, yine de Allah’ın Kitabından [B]yüz çevirecek olurlarsa; bil ki Allah, bazı günahları yüzünden onları [/B]bu şekilde [B]cezâlandırmak istiyordur. [/B]Zaten [B]insanların çoğu, yoldan çıkmaya eğilimlidir. [/B][/SIZE] [SIZE=5]Peki bu zâlimler, Kurân’ın rehberliğinden uzak kaldığı zaman, insanlığın başına neler geleceğini bilmiyorlar mı?[/SIZE] [SIZE=5][B]50-Yoksa onlar, [/B]İslâm öncesi [B]câhiliye [/B]döneminin, hak hukuk tanımayan kanun ve [B]hükümlerini mi [/B]hayata egemen kılmak [B]istiyorlar? [/B]Allah’ın yegane rab ve tek ilah olduğu gerçeğinin yok sayıldığı sadece O’na kul köle olma imkanlarının yok edildiği, vahyin hayata hakimiyet hakkının kaldırıldığı bir hayat tarzı mı istiyorlar? [B]Hâlbuki, yürekten inanan bir toplum için, Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir?[/B] O hâlde:[/SIZE] [SIZE=5][B]51-Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları[/B] yani bâtıl ideolojilerin mimarlarını, samîmî ve güvenilecek bir dost, sözü dinlenecek bir yönetici, himayesine sığınılacak bir koruyucu, kısaca [B]veli edinmeyin! [/B]Unutmayın ki [B]onlar, [/B]ancak [B]birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden her kim onları dost edinecek olursa, o da onlardandır. [/B]Çünkü [B]Allah, [/B]kâfirlerle böyle sıkı fıkı ilişkiler içinde olan [B]zâlimleri doğru yola iletmez! [/B][/SIZE] [SIZE=5][B]52-Kalplerinde hastalık olan [/B]şu münâfık[B]ların, “[/B]Kâfirlerin günün birinde gâlip gelmeyeceği ne malum? İyisi mi, biz şimdiden tedbirimizi alalım, zira [B]başımıza bir belâ gelmesinden korkuyoruz!” diyerek [/B]kâfirlereşirin gözükmek için çırpındıklarını, hep [B]onlara yöneldiklerini görürsün.[/B][/SIZE] [SIZE=5][B]Fakat yakında Allah, [/B]kâfirleri hezimete uğratarak size vaadettiği [B]zaferi nasip edecek, yâhut katından bir buyruk göndere[/B]rekmünâfıkların bütün plânlarını suya düşür[B]ecektir; işte o za[/B][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Din Kültür ve Ahlak
Her Güne Bir Ayet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst