Her iyi amelin basinda, ortasinda ve sonunda sabra ihtiyaç vardi

HAYA

Sevdam Davam

28v7e46.jpg

Sabr-i cemil, en güzel sekilde, feryat etmeden, insanlara sikayet etmeden sabretmek demektir.
(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Kimin, bedenine, evladina veya malina bir musibet gelir de, o da sabr-i cemil gösterirse, Kiyamette ona hesap sormaya haya ederim.”) [Hakim
(Mali gitmeyen, parasi bitmeyen ve hasta olmayanda hayir yoktur. Çünkü Allahü teâlânin sevdigi kul, belaya maruz kalir.) [Ebu Davud]
Ibni Mübarek hz buyurdu ki:
Musibet birdir. Musibetin geldigi kisi, feryat eder, aglar, sizlarsa, iki olur. Birisi musibetin kendisidir, digeri sevabin gitmesi. Ikincisi öncekinden daha büyüktür. Sabredenlere verilen sevabin miktarini Allahü teâlâdan baskasi bilmez.
Sakik-i Belhi hz buyuruyor ki:
"Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâya isyan etmis olur. Aglamak, sizlamak, bela ve musibeti geri çevirmez."
Kul, her anda nefsinin hosuna giden veya gitmeyen bir isten ayri degildir. Her iki halde de sabra muhtaçtir. Mal, nimet, makam, sihhat ve buna benzer seylerde kendini tutmayip, bu nimetlere dalar ve kalbini bunlara baglarsa ve bu halde durursa, onda nimetlere asiri derecede dalmak ve haddi asmak meydana gelir. (Herkes mihnete katlanir, ama siddiklar hariç, afiyette sabreden pek azdir) demislerdir. Eshab-i kiram, "Mihnet ve sikinti içerisinde bulundugumuz zamanlar sabretmek, bugün içerisinde bulundugumuz nimet ve zenginliklere sabretmekten kolay idi" dediler. Bunun için Allahü teâlâ, (Mal ve çocuklariniz ancak imtihan içindir) buyurdu. Nimete sabir, kalbi ona baglamamak, ona sevinmemektir.
Iyi ameller islemek gibi, kendi istegi ile olan seylerde de sabra ihtiyaç vardir. Çünkü ibadetlerin namaz gibi bir kismi tembellikten, zekat gibi bazisi cimrilikten, hac gibi bazisi da her ikisinden dolayi zor gelir ve sabirsiz yapilamaz. Her iyi amelin basinda, ortasinda ve sonunda sabra ihtiyaç vardir. Basinda olan, niyeti ihlasla yapmak, riyayi kalbinden çikarmaktir. Bunlar ise zordur. Taat esnasinda sabretmek ise, sart ve edeplerini hiçbir seyle karistirmamaktir. Mesela namazda ise, hiçbir tarafina bakmamali, hiçbir sey düsünmemelidir. Ibadetten sonraki sabir da, yaptigini izhar etmekten, söylemekten kaçinmak ve bununla ucubdan sabreylemektir.
Günahlara gelince, sabretmeksizin el çekmek imkansizdir. Sehvet ne kadar kuvvetli ve günah islemek ne kadar kolay olursa, o günahi islememeye sabretmek o kadar zor olur. Bunun için dil ile islenen günahlara sabretmek daha zordur. Çünkü dilin hareketi kolaydir. Hele çok konusursa, âdet haline gelir. Dil ucuna gelip, kendini baskalarina begendirecek bir kelimeye sabretmek zor olur.
Insanlarin eliyle veya diliyle eziyet etmeleri gibi, kendi istegiyle olmayan, fakat karsilik vermesi istegiyle olan seylerde, karsilik vermemek için veya karsilik verirken haddi asmamakta da sabretmeye ihtiyaç vardir.
Eshab-i kiram, "Biz insanlarin sikintisina katlanmadigimiz imani, iman saymazdik" buyuruyor. Allahü teâlâ Peygamber efendimize, (onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et.) buyuruyor. (Ahzab 48)"Ayetin bir bölümü alınmıştır"
Mukadder olan sey basa gelir, eger sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bagirilirsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Sikinti her ne kadar çok aci ise de, sabredilir ise, nimet olacagi bildirilmistir. Kur'an-i kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hoslanmadiginiz sey sizin iyiliginize; sevdiginiz sey de, kötülügünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bakara 216]" Ayetin sadece yarısı alınmıştır"
Hadis-i seriflerde de buyuruldu ki:
(Mümin, rüzgarla sallanan bugday basagi gibi düsüp kalkar. Dogru durmak isteyince yikilir. Facir ise, çam agaci gibi, kesilene kadar, hep basi dik durur.) [Buhari]
Imam-i Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Firavun 400 yil yasamisti. Bir kere basi agrimamis, atesi olmamisti. Bir kere basi agrisaydi, herkesin kendine tapinmasini istemesi hatirina gelmezdi.) [K.Saadet]
alıntı
 
Üst