Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Her Şeyi Bildiğimi Sanıyordum...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ali Said" data-source="post: 125137" data-attributes="member: 8283"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Bu ülkede insanların güne niçin mutlu başlayamadıklarını bir türlü anlayamıyorum. Her güne kaygılar, beklentiler ve en kötüsü korkularla gözlerimizi açıyoruz. Bilmiyorum nedendir ve kimler tarafından bu hale getirildik? Modern hayat, küresel barış, yok edilen sınırlar; cetvelle çizilen sınırlar ve iki yanı açık bir boruda sıkışıp kalan insan. Ben hangi tarafındayım bu bilinmezliklerin. X nerede, Y kimlerin cebinde. Şimdi, şöyle okkalı bir söz söylesem, sadece, kişisel bir meseleyi insanlığın en büyük sorunlarından biri haline getirmeden; ardından bin bir türlü, sıralı, bağlı ve devrilmemiş cümleler gerekir, günü kurtarmak için… Niyetim günü kurtarmak değilse, kim tutabilir ki benim devriklerimi…</strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Bir deveye hendek atlatmak, koyun sürüsü gibi ortalıkta dolanan apoletli amcalarımın fikirlerine yön vermekten öyle zor ki!</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Bu sabah uyanmak zorunda değilim, yapacak hiçbir işim yok, raporluyum.</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Dün olduğu gibi, yarın olacağı gibi diye düşünüyorum. Annem elinde kahvaltı tepsisi ile görünür birazdan kapının eşiğinde. Bacağımı baştanbaşa kaplayan alçı beni bu mavi örtülü sert divana bağlıyor. Belimdeki ağrıların geçmesi için tavsiye edilen sertlikte bir yatakmış bu divan, en son dedem kullanmış, yıllardır ardiyede bir başına bekliyormuş, bir kazanın sonrasında evimizin en aranan eşyası durumuna geldi ve büyük bir özveri ile odanın en güzel yerine taşındı. Değil mi ya, gün boyu bu divanda yatacağıma göre, pencerenin önüne konmalı ve televizyon tam karşımda olmalıydı. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Biraz önce söylediğim gibi, işte annem kapının eşiğinde göründü, elinde kahvaltı tepsisi var. Gülümsüyor. “Günaydın oğlum, iyi uyudun mu?” diye soruyor. Cevap vermemi beklemeden de kapının eşiğini geçip içeri giriyor ve, “maşallah,” diyor, “iyi görünüyorsun.”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“ Şu alçı,” diyorum, “olmasa, daha iyi olacağım ama.”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“ Yok, yok” diyor annem, “Şükürler olsun ki iyisin,” birkaç saniye yüzüme bakıyor, gözleri bacağıma, alçıma kayıyor sonra ve hızlı bir şekilde söyleyiveriyor, “ Hem Allah korumuş öyle deme, maazallah ya daha kötüsü olsaydı, Allah seni o arabadan sadece bir bacak kırılması ile kurtardı. Şükürler olsun ki rabbime daha kötüsü olmadı.”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“Tabi,” diyorum anneme gözlerim alçımın üzerine kayıyor ve içimden söylüyorum son sözlerimi, “ Şu kalçamdan ayak parmağıma kadar uzanan alçı ile ne kadar mutluyum bir bilsen anne, şükürler olsun, binlerce kez şükürler olsun rabbime.”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“efendim,” diyor annem, “bir şey mi söyledin oğlum?”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“yok” diyorum anneme, “ne yaptın bu sabah?”</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>“patates kızartması, haşlanmış yumurta…” diye saymaya başlıyor annem. Ben ise söylediklerinin hiç birini duymuyorum. Aklım hala alçımda, “ah be,” diyorum içimden yine, “Ne kadar da salağım. Bacağımın kırılmasına sebep oldum.” Gözlerimi kapayım o anı kim bilir kaç defa yaşadıysam yaşamış olayım bir daha yaşıyorum. “ bacağımın kırılması benim hatam” diyorum her zaman ki gibi.</strong></span></p><p></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>İki hafta önce bir konferans için Ankara’ya gitmiştim. Yaklaşık üç saate yakın konuştuktan sonra da AŞTİ’ye hızlıca gitmiş ve en yakın otobüsle İstanbul’a dönmek için bilet almıştım. Biletimin üzerinde 18.30 yazıyordu, hareket saati diye. Kol saatim ise 17.50’yi gösteriyordu. Bileti avucumun içinde sıkarak bir yerlere gitmek için bekleşen insanların arasından akrobat çabukluğunda kıvrılarak geçip biletimin üzerinde yazan perona doğru gidiyorum. </strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>On, on bir, on iki derken otobüsün kalkacağı perona varıyorum. İşte bembeyaz yeni model bir otobüs yolcularını bekliyor. Bagajım falan yok. Muavine biletimi gösteriyorum. Ve ön kapıdan içeriye süzülerek giriyorum. On altı, on yedi, on sekiz, on dokuz ve işte yirmi numaralı koltuk. Yanımdaki yolcu daha gelmemiş. Montumu çıkarıp kafamızın üstündeki kısma katlayarak yerleştiriyorum. Koltuğa kendimi öyle bir rahatlama ile bırakıyorum ki, kim bilir sesim kaç koltuk öteden duyulmuştur. Ellerimi saçıma götürüyorum. “Bitti,” diyorum sessizce, “Güzel bir konferans oldu.”</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Otobüsün kalkmasına yirmi beş dakika kaldı, yolcular yavaş yavaş yerlerine yerleşiyor. Yanıma da orta yaşın üzerinde sakallı bir adam geldi. Daha koltuğuna oturmadan, “ Selamun Aleykum,” dedi, “Merhaba,” diyerek karşılık verdim. Kafamı salladım. Oda benim gibi montunu çıkardı katladı ve kafamızın üstündeki çantalarımızı ve montlarımızı bıraktığımız kısma koydu. Yavaşça koltuğuna oturdu. İçimden “Çattık,” demek geçti. Bu tipleri çok iyi tanırım, yol boyunca bana sorular soracak ve illa ki konuşmak mecburiyetinde olduğumu hissettirecekti. “memleket nere?” diye hafif bir sesle sordu bile. “ Maraş,” dedim. İçimden konuşmak gelmiyordu. Zaten üç saat boyunca konferansta ‘Türk toplumu ve Avrupa birliği’ ile alakalı konuşmuştum. Şimdi birde elin köylüsü ile nerelisin, kimlerdensin muhabbetine girmek istemiyordum. Fakat amcamın duracağı yoktu ikinci soruyu yöneltmişti bile, “bende Konyalıyım.”</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Muavin ön tarafta belirdi ve “değerli yolcularımız, 18.00’de hareket edecek otobüsümüzün bir yolcusu trafiğe takılmış ve on dakika kadar gecikecekmiş. Acaba onun yerine İstanbul’a 18.00 otobüsü ile gitmek ister misiniz? Bu sayede geç kalan yolcumuzda sizin koltuğunuzda gidecektir.” Dedi. </strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>İşte fırsat doğmuştu. Yanımdaki amcamın konuşma çabalarını delip, elimi kaldırdım ve “ ben gidebilirim,” dedim. Sakallı amca yüzüme baktı, “evlat,” dedi, “koltuğunu değiştirme,”.</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Neden diye sormak gelmedi içimden, çoktan ayağa kalkmıştım. Amca bana yer verdi. Montumu elime aldım ve muavin ile birlikte diğer otobüse geçtim. Buradaki koltuk numaram dört idi, otobüsün en önündeydim. Yanımda da genç bir delikanlı vardı. Başı ile merhaba dedi bana, bende aynı şekilde karşılık verdim.</strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: Red"><strong>Sessizlik güzelmiş. </strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Delikanlının elindeki kitaptan bir satır takıldı gözlerime, “öyle zamanlar vardır ki kaderimizde yazılı olanları yaşmamız için küçük sebeplerden örülü bir dizi olay meydana gelir ve yazılanlar kaza halini alır.”</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Kalçamdan ayak parmaklarıma kadar uzanan alçının verdiği sızı ile inleyerek divanın üzerinde birazcık hareket etmeye çalışıyorum. Bacağım öyle çok kaşınıyor ki, annem yanı başımda ve elindeki ekmeği ağzıma tıkmaya çalışıyor. Küçücük bir çocukmuşum gibi davranıyor. “Hadi oğlum,” diyor her seferinde, ben ise hala kaza anını yaşıyorum.</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Otobüs hızla ilerliyordu önümüzdeki kamyon birden frene bastı, şoförümüz direksiyonu sola kırdı ve karşıdan gelen yüklü tır ile kafa kafaya birbirine girdik. Sonrasını ise hatırlamıyorum. Gözümü hastanede açtım. Her yerim yara bere içindeydi, burnumda hortum vardı. Uyurken hep o orta yaşlı sakallı amcayı gördüm rüyamda, “gitme, oğul” diyordu ama ben gitmiştim.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Biliyorum, bizim için çizilmiş bir çizgi var ve biz kim bilir nerede ne zaman başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Uzun sandığımız ve nefsimizin sesini dinlediğimizde hiç bitmeyeceğini düşündüğümüz hayatımız aslında incecik bir tüy kadar mesafede yakın son bulmaya, fakat biz bunu da bilmiyoruz. <span style="color: Lime"><span style="color: Black">Biz insanız, çünkü…</span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: Lime"><span style="color: Black">vanasyanur</span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: Lime"></span></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ali Said, post: 125137, member: 8283"] [FONT=Comic Sans MS][B]Bu ülkede insanların güne niçin mutlu başlayamadıklarını bir türlü anlayamıyorum. Her güne kaygılar, beklentiler ve en kötüsü korkularla gözlerimizi açıyoruz. Bilmiyorum nedendir ve kimler tarafından bu hale getirildik? Modern hayat, küresel barış, yok edilen sınırlar; cetvelle çizilen sınırlar ve iki yanı açık bir boruda sıkışıp kalan insan. Ben hangi tarafındayım bu bilinmezliklerin. X nerede, Y kimlerin cebinde. Şimdi, şöyle okkalı bir söz söylesem, sadece, kişisel bir meseleyi insanlığın en büyük sorunlarından biri haline getirmeden; ardından bin bir türlü, sıralı, bağlı ve devrilmemiş cümleler gerekir, günü kurtarmak için… Niyetim günü kurtarmak değilse, kim tutabilir ki benim devriklerimi…[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Bir deveye hendek atlatmak, koyun sürüsü gibi ortalıkta dolanan apoletli amcalarımın fikirlerine yön vermekten öyle zor ki![/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Bu sabah uyanmak zorunda değilim, yapacak hiçbir işim yok, raporluyum.[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Dün olduğu gibi, yarın olacağı gibi diye düşünüyorum. Annem elinde kahvaltı tepsisi ile görünür birazdan kapının eşiğinde. Bacağımı baştanbaşa kaplayan alçı beni bu mavi örtülü sert divana bağlıyor. Belimdeki ağrıların geçmesi için tavsiye edilen sertlikte bir yatakmış bu divan, en son dedem kullanmış, yıllardır ardiyede bir başına bekliyormuş, bir kazanın sonrasında evimizin en aranan eşyası durumuna geldi ve büyük bir özveri ile odanın en güzel yerine taşındı. Değil mi ya, gün boyu bu divanda yatacağıma göre, pencerenin önüne konmalı ve televizyon tam karşımda olmalıydı. [/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Biraz önce söylediğim gibi, işte annem kapının eşiğinde göründü, elinde kahvaltı tepsisi var. Gülümsüyor. “Günaydın oğlum, iyi uyudun mu?” diye soruyor. Cevap vermemi beklemeden de kapının eşiğini geçip içeri giriyor ve, “maşallah,” diyor, “iyi görünüyorsun.” “ Şu alçı,” diyorum, “olmasa, daha iyi olacağım ama.” “ Yok, yok” diyor annem, “Şükürler olsun ki iyisin,” birkaç saniye yüzüme bakıyor, gözleri bacağıma, alçıma kayıyor sonra ve hızlı bir şekilde söyleyiveriyor, “ Hem Allah korumuş öyle deme, maazallah ya daha kötüsü olsaydı, Allah seni o arabadan sadece bir bacak kırılması ile kurtardı. Şükürler olsun ki rabbime daha kötüsü olmadı.” “Tabi,” diyorum anneme gözlerim alçımın üzerine kayıyor ve içimden söylüyorum son sözlerimi, “ Şu kalçamdan ayak parmağıma kadar uzanan alçı ile ne kadar mutluyum bir bilsen anne, şükürler olsun, binlerce kez şükürler olsun rabbime.” “efendim,” diyor annem, “bir şey mi söyledin oğlum?” “yok” diyorum anneme, “ne yaptın bu sabah?” “patates kızartması, haşlanmış yumurta…” diye saymaya başlıyor annem. Ben ise söylediklerinin hiç birini duymuyorum. Aklım hala alçımda, “ah be,” diyorum içimden yine, “Ne kadar da salağım. Bacağımın kırılmasına sebep oldum.” Gözlerimi kapayım o anı kim bilir kaç defa yaşadıysam yaşamış olayım bir daha yaşıyorum. “ bacağımın kırılması benim hatam” diyorum her zaman ki gibi.[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]İki hafta önce bir konferans için Ankara’ya gitmiştim. Yaklaşık üç saate yakın konuştuktan sonra da AŞTİ’ye hızlıca gitmiş ve en yakın otobüsle İstanbul’a dönmek için bilet almıştım. Biletimin üzerinde 18.30 yazıyordu, hareket saati diye. Kol saatim ise 17.50’yi gösteriyordu. Bileti avucumun içinde sıkarak bir yerlere gitmek için bekleşen insanların arasından akrobat çabukluğunda kıvrılarak geçip biletimin üzerinde yazan perona doğru gidiyorum. [/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]On, on bir, on iki derken otobüsün kalkacağı perona varıyorum. İşte bembeyaz yeni model bir otobüs yolcularını bekliyor. Bagajım falan yok. Muavine biletimi gösteriyorum. Ve ön kapıdan içeriye süzülerek giriyorum. On altı, on yedi, on sekiz, on dokuz ve işte yirmi numaralı koltuk. Yanımdaki yolcu daha gelmemiş. Montumu çıkarıp kafamızın üstündeki kısma katlayarak yerleştiriyorum. Koltuğa kendimi öyle bir rahatlama ile bırakıyorum ki, kim bilir sesim kaç koltuk öteden duyulmuştur. Ellerimi saçıma götürüyorum. “Bitti,” diyorum sessizce, “Güzel bir konferans oldu.”[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Otobüsün kalkmasına yirmi beş dakika kaldı, yolcular yavaş yavaş yerlerine yerleşiyor. Yanıma da orta yaşın üzerinde sakallı bir adam geldi. Daha koltuğuna oturmadan, “ Selamun Aleykum,” dedi, “Merhaba,” diyerek karşılık verdim. Kafamı salladım. Oda benim gibi montunu çıkardı katladı ve kafamızın üstündeki çantalarımızı ve montlarımızı bıraktığımız kısma koydu. Yavaşça koltuğuna oturdu. İçimden “Çattık,” demek geçti. Bu tipleri çok iyi tanırım, yol boyunca bana sorular soracak ve illa ki konuşmak mecburiyetinde olduğumu hissettirecekti. “memleket nere?” diye hafif bir sesle sordu bile. “ Maraş,” dedim. İçimden konuşmak gelmiyordu. Zaten üç saat boyunca konferansta ‘Türk toplumu ve Avrupa birliği’ ile alakalı konuşmuştum. Şimdi birde elin köylüsü ile nerelisin, kimlerdensin muhabbetine girmek istemiyordum. Fakat amcamın duracağı yoktu ikinci soruyu yöneltmişti bile, “bende Konyalıyım.”[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Muavin ön tarafta belirdi ve “değerli yolcularımız, 18.00’de hareket edecek otobüsümüzün bir yolcusu trafiğe takılmış ve on dakika kadar gecikecekmiş. Acaba onun yerine İstanbul’a 18.00 otobüsü ile gitmek ister misiniz? Bu sayede geç kalan yolcumuzda sizin koltuğunuzda gidecektir.” Dedi. [/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]İşte fırsat doğmuştu. Yanımdaki amcamın konuşma çabalarını delip, elimi kaldırdım ve “ ben gidebilirim,” dedim. Sakallı amca yüzüme baktı, “evlat,” dedi, “koltuğunu değiştirme,”.[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Neden diye sormak gelmedi içimden, çoktan ayağa kalkmıştım. Amca bana yer verdi. Montumu elime aldım ve muavin ile birlikte diğer otobüse geçtim. Buradaki koltuk numaram dört idi, otobüsün en önündeydim. Yanımda da genç bir delikanlı vardı. Başı ile merhaba dedi bana, bende aynı şekilde karşılık verdim.[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][COLOR=Red][B]Sessizlik güzelmiş. [/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Delikanlının elindeki kitaptan bir satır takıldı gözlerime, “öyle zamanlar vardır ki kaderimizde yazılı olanları yaşmamız için küçük sebeplerden örülü bir dizi olay meydana gelir ve yazılanlar kaza halini alır.”[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Kalçamdan ayak parmaklarıma kadar uzanan alçının verdiği sızı ile inleyerek divanın üzerinde birazcık hareket etmeye çalışıyorum. Bacağım öyle çok kaşınıyor ki, annem yanı başımda ve elindeki ekmeği ağzıma tıkmaya çalışıyor. Küçücük bir çocukmuşum gibi davranıyor. “Hadi oğlum,” diyor her seferinde, ben ise hala kaza anını yaşıyorum.[/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B]Otobüs hızla ilerliyordu önümüzdeki kamyon birden frene bastı, şoförümüz direksiyonu sola kırdı ve karşıdan gelen yüklü tır ile kafa kafaya birbirine girdik. Sonrasını ise hatırlamıyorum. Gözümü hastanede açtım. Her yerim yara bere içindeydi, burnumda hortum vardı. Uyurken hep o orta yaşlı sakallı amcayı gördüm rüyamda, “gitme, oğul” diyordu ama ben gitmiştim. Biliyorum, bizim için çizilmiş bir çizgi var ve biz kim bilir nerede ne zaman başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Uzun sandığımız ve nefsimizin sesini dinlediğimizde hiç bitmeyeceğini düşündüğümüz hayatımız aslında incecik bir tüy kadar mesafede yakın son bulmaya, fakat biz bunu da bilmiyoruz. [COLOR=Lime][COLOR=Black]Biz insanız, çünkü… vanasyanur[/COLOR] [/COLOR][/B][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Her Şeyi Bildiğimi Sanıyordum...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst