Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Her sıkıntının sonu var
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 264157" data-attributes="member: 1003203"><p><strong>Başa gelen bela ve musibet karşısında halinden insanlara şikayet etmeye sızlanma denir. Allahu Tealâ, kullarının kendisini kullara şikayet etmesini istemez. Eğer kul, derdinden dolayı Allah'a sızlanırsa bunda sakınca yoktur.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>"Ey Rabbim, takatim kalmadı. Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Bana acı, beni feraha çıkar." demek bir sızlanma olmayıp, Allah'a yalvarmadır. </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Allah'dan gayrıya sızlanma doğru olmaz. Allah'a sızlanma ise nazdır, niyazdır, duadır, kulluğun icabıdır. Buna Kur'an-ı Kerim'den şu kıssa delil getirilmiştir:</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Yusuf (A.S.)'ı kardeşleri kuyuya atıp, onu kurdun yediğini söyleyerek Yakub (A.S.)'a gelmeleri üzerine, Yakub (A.S.) şöyle buyurdu: "Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arz ediyorum. Ve ben, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri (Allah (C.C.) tarafından vahiy ile) biliyorum."(Yusuf/86)</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Enes bin Malik (R.A.)'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte, bir kimse Rasulullah (A.S.)'ın mescidine geldi ve Hz. Eyyüb (A.S.) ile ilgili sualler sordu. Efendimiz ağladı ve şöyle buyurdu: </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>"Yemin ederim ki, Eyyüb beladan inlemedi, sızlanmadı. Fakat yedi sene, yedi ay, yedi gün o belada kaldı. Ayakta namaz kılmak istedi, duramadı düştü. Kullukta kusurunu görünce, hastalığın ve derdin şikayetinden değil, kulluktaki ibadet ve taatına noksanlık gelmesinden korktuğu için dua etti."</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Hazret-i Eyyüb şehrin dışında, hanımının kendisi için yaptığı kulübede yaşıyordu. Bir gün hanımı yiyecek aramaya çıkmıştı, ikindi vakti, Allahu Tealâ'nın lütuf müjdecisi Cebrail (A.S.) geldi: "Ey Eyyüb, Allahu Tealâ bela verdi, sabrettin. Şimdi sıhhat ve nimet vereceği müjdesini getirdim." dedi. "Ayağını yere vur.! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk su." (Sa'd/42)</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu emr-i ilahi ile Hazreti Eyyüb ayağını yere vurdu, iki su pınarı fışkırdı. Sıcağı ile yıkandı, soğuğundan içti ve sıhhat bulup iyileşti.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bir müddet sona zevceleri annemiz eve döndü. Eyyüp (A.S.)'ı tanıyamadı. Onun kaybolduğunu sandı. Dışarıya çıkıp feryat etti, ağladı. "Bu kadar sıkıntı çektim, hazineyi elden kaçırdım. Hastayı kaybettim" diye ağlıyordu. Eyyüb (A.S.) ise onu seyrediyordu. Cebrail Eyyüb (A.S.)'a "Ey Eyyüb, zevceni çağır, gönlünü al; onu üzme." dedi. Bunun üzerine Eyyüb (A.S) hanımına seslendi:</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- Ey hanım, kimi arıyorsun?</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- Bir hastam vardı, hayat arkadaşım idi. Peygamber idi. Onu kaybettim. Bu yüzden ağlıyorum.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- İsmi ne idi?</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- Sabırlı Eyyüb idi.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- Nasıl bir kimse idi?</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- Sağlıklı iken sana benzerdi.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>- O hasta Eyyüb benim. Allahu Tealâ bana sıhhat verdi.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Her ikisi de sevinçle ağlaştılar.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Evet, her sıkıntının sonu gelir. Her kışın bir yazı, her derdin bir devası vardır. Kim acele ederse kendisine yazık eder. Sabır gereken yerde acele etmek uygun olmaz.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>MEHMET ILDIRAR </strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 264157, member: 1003203"] [B]Başa gelen bela ve musibet karşısında halinden insanlara şikayet etmeye sızlanma denir. Allahu Tealâ, kullarının kendisini kullara şikayet etmesini istemez. Eğer kul, derdinden dolayı Allah'a sızlanırsa bunda sakınca yoktur. "Ey Rabbim, takatim kalmadı. Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Bana acı, beni feraha çıkar." demek bir sızlanma olmayıp, Allah'a yalvarmadır. Allah'dan gayrıya sızlanma doğru olmaz. Allah'a sızlanma ise nazdır, niyazdır, duadır, kulluğun icabıdır. Buna Kur'an-ı Kerim'den şu kıssa delil getirilmiştir: Yusuf (A.S.)'ı kardeşleri kuyuya atıp, onu kurdun yediğini söyleyerek Yakub (A.S.)'a gelmeleri üzerine, Yakub (A.S.) şöyle buyurdu: "Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arz ediyorum. Ve ben, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri (Allah (C.C.) tarafından vahiy ile) biliyorum."(Yusuf/86) Enes bin Malik (R.A.)'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte, bir kimse Rasulullah (A.S.)'ın mescidine geldi ve Hz. Eyyüb (A.S.) ile ilgili sualler sordu. Efendimiz ağladı ve şöyle buyurdu: "Yemin ederim ki, Eyyüb beladan inlemedi, sızlanmadı. Fakat yedi sene, yedi ay, yedi gün o belada kaldı. Ayakta namaz kılmak istedi, duramadı düştü. Kullukta kusurunu görünce, hastalığın ve derdin şikayetinden değil, kulluktaki ibadet ve taatına noksanlık gelmesinden korktuğu için dua etti." Hazret-i Eyyüb şehrin dışında, hanımının kendisi için yaptığı kulübede yaşıyordu. Bir gün hanımı yiyecek aramaya çıkmıştı, ikindi vakti, Allahu Tealâ'nın lütuf müjdecisi Cebrail (A.S.) geldi: "Ey Eyyüb, Allahu Tealâ bela verdi, sabrettin. Şimdi sıhhat ve nimet vereceği müjdesini getirdim." dedi. "Ayağını yere vur.! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk su." (Sa'd/42) Bu emr-i ilahi ile Hazreti Eyyüb ayağını yere vurdu, iki su pınarı fışkırdı. Sıcağı ile yıkandı, soğuğundan içti ve sıhhat bulup iyileşti. Bir müddet sona zevceleri annemiz eve döndü. Eyyüp (A.S.)'ı tanıyamadı. Onun kaybolduğunu sandı. Dışarıya çıkıp feryat etti, ağladı. "Bu kadar sıkıntı çektim, hazineyi elden kaçırdım. Hastayı kaybettim" diye ağlıyordu. Eyyüb (A.S.) ise onu seyrediyordu. Cebrail Eyyüb (A.S.)'a "Ey Eyyüb, zevceni çağır, gönlünü al; onu üzme." dedi. Bunun üzerine Eyyüb (A.S) hanımına seslendi: - Ey hanım, kimi arıyorsun? - Bir hastam vardı, hayat arkadaşım idi. Peygamber idi. Onu kaybettim. Bu yüzden ağlıyorum. - İsmi ne idi? - Sabırlı Eyyüb idi. - Nasıl bir kimse idi? - Sağlıklı iken sana benzerdi. - O hasta Eyyüb benim. Allahu Tealâ bana sıhhat verdi. Her ikisi de sevinçle ağlaştılar. Evet, her sıkıntının sonu gelir. Her kışın bir yazı, her derdin bir devası vardır. Kim acele ederse kendisine yazık eder. Sabır gereken yerde acele etmek uygun olmaz. Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur MEHMET ILDIRAR [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Her sıkıntının sonu var
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst