Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Herkes kendine baksın .........
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Livza" data-source="post: 128501" data-attributes="member: 8422"><p style="text-align: center"><img src="http://i14.tinypic.com/6lsi820.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p><p><strong><span style="color: brown">Maide 5/105“… Kendiniz için üzerinize düşene bakın…“ Bu meali okuduğum zaman yıllardır okumama rağmen ilk defa fark ettim. Arapçasıyla mukayese ettiğim zaman fazla anlaşılır bulamadım:“aleyküm enfüseküm“ “… Siz kendinize bakın” (ihsan Eliaçık) “…kendinizi, kendi bulduğunuz yolda nasıl yürüdüğünüzü kontrol edin…(Ali Ünal) Maksat hâsıl oldu.Tercümelerin sayısını çoğaltmanın bir anlamı yok herhalde. Kendime, yoluma ve görevlerime dikkat etmeliyim.</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">Sürekli bir nefis muhasebesi, sürekli bir diri zihin ve sevgi dolu gönül… Sürekli hareket. Yaşamak, hareket etmektir zaten. Lakin bereketli olmalı, verimli olmalı, faydalı olmalı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">İnsan sosyal bir canlı olduğuna göre, bulunduğu her mekânda bir vazifesi, bir görevi vardır. Zorunlu veya gönüllü… Hatta insan odur ki, güzel hasletleriyle gittiği her mekâna bir neşe, heyecan ve mutluluk katsın. Mevcut mutluluk dalgası varsa katlansın…</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">“Kendini bilen Rabbini bilir.“ Kulluğun temelinde de bilmektir. Kendi üzerine düşeni yapmak için önce bilgi gereklidir. Hani felsefenin klasik soruları vardır ya: Ben kimim, niçin buradayım, nereden geldim, nereye gidiyorum! Her daim düşünülmesi gerekli konulardır bunlar. Ne yazık ki, teknolojiyle bir ahtapot gibi kuşatılmış olan günümüzün insanının soru sormaya, düşünmeye mecali, fırsatımı desem, kalmıyor. Haberler, trafik, müzik,telefon… Kendisiyle baş başa kalma fırsatını kaldırıyor.</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">Yaptıklarımızla yapmamız gerekenleri karşılaştırırsak… Ne yapıyorum? Ne yapmalıyım? Ve başkaları, ötekiler… Önce benim, bizim yerimizi belirlemeli…</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">Şeytanı bir kötü örnek olarak hatırladım: Âdeme secde emriyle muhatap olduğunda” ... Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın.” Dedi.(Araf,7/14) Şeytan kendi üzerine düşeni yapmamıştı. Varlığın değerlerini ve önem derecelerini ve yapılarını aralarındaki mahiyet farkını açıklamak değil. Sadece secde edecek, mazeret adına söyledikleri yeni şeyler değil. Ukalalığın bir anlamı yok. Hem bu gerekçeler onu haklı çıkaramaz. Doğru, ateş ve toprak farklı… Yanlış, hayır ve şerrin kendi varlıklarından kaynaklanması. Eşya bizatihi değil, bizim onlara verdiğimiz anlamla değer kazanıyor. Bu anlamın kaynağı akıl veya vahiy olmasına göre değişmektedir. Bu tarihi buluşmada akıl ile vahyin çatışmasına Kuran sayesinde haberdar oluyoruz. Hayatın merkezine Vahiy bilincini</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">yerleştirenlere göre akıl vahye ters düşmediği müddetçe meşru, serbest ve makbuldür. O sahnede üzerine düşeni yapmayan birileri daha var. Âdem ve Havva…Ben “ sizin bu ağaçtan (meyve) yemeniziYasaklamadım mı? Şeytan muhakkak ki apaçık bir düşmandır, demedim mi? ” (Araf, 7/22) Her şey ortada. Herkes kendi işine bakmalı. Kendi önüne…””(İkisi de ) “Ey Rabbimiz biz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak biz ziyana uğrayanlardan oluruz , “dediler. “(Araf, 7/23)</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">İşte iki yol, iki yolcu.Herkes sürçebilir, kayabilir, hata yapabilir. Kendisine bakan kişi hatalarını fark eder, tashih eder ve tekrar yola çıkar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">Acaba başkalarıyla ilgili cesur, isabetli ve cüretkâr olarak kurduğumuz cümleleri kendimiz için de kurabilir miyiz? Ya da bir kendimiz diyebileceğimiz her bir parçasına emek verdiğimiz bir kişiliğimiz var mı? Evet, araba aklıma geldi. Şu piyasada saltığa çıkarıldığı zaman kusur bulunan, her parçası değiştirilmiş, tamir görmüş. Bu durumda eğitim beşikten mezara kadar sürmeli. Öğrenmek eğitmek bir meslek değil, bir hayat tarzı olmalı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p><p><strong><span style="color: brown">Alıntı...</span></strong></p><p><strong><span style="color: brown"></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Livza, post: 128501, member: 8422"] [CENTER][IMG]http://i14.tinypic.com/6lsi820.jpg[/IMG] [/CENTER] [B][COLOR=brown]Maide 5/105“… Kendiniz için üzerinize düşene bakın…“ Bu meali okuduğum zaman yıllardır okumama rağmen ilk defa fark ettim. Arapçasıyla mukayese ettiğim zaman fazla anlaşılır bulamadım:“aleyküm enfüseküm“ “… Siz kendinize bakın” (ihsan Eliaçık) “…kendinizi, kendi bulduğunuz yolda nasıl yürüdüğünüzü kontrol edin…(Ali Ünal) Maksat hâsıl oldu.Tercümelerin sayısını çoğaltmanın bir anlamı yok herhalde. Kendime, yoluma ve görevlerime dikkat etmeliyim. Sürekli bir nefis muhasebesi, sürekli bir diri zihin ve sevgi dolu gönül… Sürekli hareket. Yaşamak, hareket etmektir zaten. Lakin bereketli olmalı, verimli olmalı, faydalı olmalı. İnsan sosyal bir canlı olduğuna göre, bulunduğu her mekânda bir vazifesi, bir görevi vardır. Zorunlu veya gönüllü… Hatta insan odur ki, güzel hasletleriyle gittiği her mekâna bir neşe, heyecan ve mutluluk katsın. Mevcut mutluluk dalgası varsa katlansın… “Kendini bilen Rabbini bilir.“ Kulluğun temelinde de bilmektir. Kendi üzerine düşeni yapmak için önce bilgi gereklidir. Hani felsefenin klasik soruları vardır ya: Ben kimim, niçin buradayım, nereden geldim, nereye gidiyorum! Her daim düşünülmesi gerekli konulardır bunlar. Ne yazık ki, teknolojiyle bir ahtapot gibi kuşatılmış olan günümüzün insanının soru sormaya, düşünmeye mecali, fırsatımı desem, kalmıyor. Haberler, trafik, müzik,telefon… Kendisiyle baş başa kalma fırsatını kaldırıyor. Yaptıklarımızla yapmamız gerekenleri karşılaştırırsak… Ne yapıyorum? Ne yapmalıyım? Ve başkaları, ötekiler… Önce benim, bizim yerimizi belirlemeli… Şeytanı bir kötü örnek olarak hatırladım: Âdeme secde emriyle muhatap olduğunda” ... Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın.” Dedi.(Araf,7/14) Şeytan kendi üzerine düşeni yapmamıştı. Varlığın değerlerini ve önem derecelerini ve yapılarını aralarındaki mahiyet farkını açıklamak değil. Sadece secde edecek, mazeret adına söyledikleri yeni şeyler değil. Ukalalığın bir anlamı yok. Hem bu gerekçeler onu haklı çıkaramaz. Doğru, ateş ve toprak farklı… Yanlış, hayır ve şerrin kendi varlıklarından kaynaklanması. Eşya bizatihi değil, bizim onlara verdiğimiz anlamla değer kazanıyor. Bu anlamın kaynağı akıl veya vahiy olmasına göre değişmektedir. Bu tarihi buluşmada akıl ile vahyin çatışmasına Kuran sayesinde haberdar oluyoruz. Hayatın merkezine Vahiy bilincini yerleştirenlere göre akıl vahye ters düşmediği müddetçe meşru, serbest ve makbuldür. O sahnede üzerine düşeni yapmayan birileri daha var. Âdem ve Havva…Ben “ sizin bu ağaçtan (meyve) yemeniziYasaklamadım mı? Şeytan muhakkak ki apaçık bir düşmandır, demedim mi? ” (Araf, 7/22) Her şey ortada. Herkes kendi işine bakmalı. Kendi önüne…””(İkisi de ) “Ey Rabbimiz biz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak biz ziyana uğrayanlardan oluruz , “dediler. “(Araf, 7/23) İşte iki yol, iki yolcu.Herkes sürçebilir, kayabilir, hata yapabilir. Kendisine bakan kişi hatalarını fark eder, tashih eder ve tekrar yola çıkar. Acaba başkalarıyla ilgili cesur, isabetli ve cüretkâr olarak kurduğumuz cümleleri kendimiz için de kurabilir miyiz? Ya da bir kendimiz diyebileceğimiz her bir parçasına emek verdiğimiz bir kişiliğimiz var mı? Evet, araba aklıma geldi. Şu piyasada saltığa çıkarıldığı zaman kusur bulunan, her parçası değiştirilmiş, tamir görmüş. Bu durumda eğitim beşikten mezara kadar sürmeli. Öğrenmek eğitmek bir meslek değil, bir hayat tarzı olmalı. Alıntı... [/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Herkes kendine baksın .........
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst