Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
hikayeler(+19)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 2547" data-attributes="member: 12"><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İYİLİĞİ DÜŞÜNMEK YAPMAK GİBİ SEVABTIR</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Geçmiş peygamberlerden biri zamanında ortaya çıkan şiddetli bir kıtlık, insanları kasıp kavuruyordu O kadar ki, bir lokma ekmek,bulmak, bir kese altın bulmaktan daha sevindirici oluyordu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İnsanların çektiği açlık merhamet sahibi kimselerin yüreklerini paralıyordu Böyle bir ortamda yoksul bir derviş, çölde yaptığı bir yolculuk sırasında dağ gibi bir kum yığınına rastladı Kum yığınının önünde durup içinden "Ey Rabbim, ne olurdu şu yığın kumdan oluşacağına undan oluşsaydı da ben onu büyük bir zevk ve cömertlikle aç insanlara dağıtsaydım" diye geçirdi Bunu o kadar samimi olarak düşünmüştü ki, zamanın peygamberine Allah Teâlâ şöyle vahyetti: "Falan dervişe haber ver ki' onun halisane niyeti, gördüğü kum yığını, ona ait bir un yığını imiş de onu benim rızam için açlara dağıtmış gibi kendisine sevap yazmama vesile olmuştur" </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">BASİT BÎR TERCİH</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa "sultan" adını alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor durumda iken Allah'a şöyle yalvardı: "Ey Rabbim, bu savaştan galip çıkarsam, aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım " </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler fakir fukaraya dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacı var" diyorlardı Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiği sözün gereği olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler: "Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün memleketin bunlara ihtiyacı var" dediler Sultan Mahmut'un kafasını karıştırdılar O zamanda Gazne'de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi pahasına söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan Mahmud onu ça ğırtıp durumu anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">"Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karşısındasınız Eğer Allah'a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen adamlarınızın dediğini yapın, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun, adağınızı yerine getirin, ganimetleri yoksullara dağıtın" </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">ARPA VE SAMAN</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Eski Ramazanlardan birinde iki molla âdet olduğu üzere Anadolu köylerine ramazan hocalığı yapmaya çıktılar Rahat birer köy bulmak için yollarına devam ederken bir akşam vakti yolları üzerindeki bir köyde misafir oldular Ev sahibi köylü irfan sahibi, umur görmüş biriydi Mollalar akşam namazı yaklaştığı için hazırlanmak istediler Biri abdest almak için dışarı çıktı Ev sahibi köylü içerde kalana sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Arkadaşının tahsili, terbiyesi yeterli midir, Kur'an'ı iyi okur mu, tefsir ve hadis öğrenmiş midir? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Odada kalan cevap verdi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Yok canım, ne tahsil ve terbiyesi, ne ilmi?</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Eşeğin biridir, bir şeyden anlamaz Biraz şarlatandır, ona güveniyor </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu arada dışarı çıkan içeri girdi ve içerdeki dışarı çıktı Köylü içeri girene de arkadaşı için aynı soruyu sordu O da arkadaşı için şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sığırın biridir İlim ve edepten hiç nasip almamıştır İstanbul'da boşuna kaldırım çiğnemiştir </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Mollaların hazırlanması bitince birlikte akşam namazı kıldılar Namazdan sonra ev sahibi akşam yemeği getirdi ve mollaları sofraya buyur etti Sofrada ağzı kapalı üç tabak yemek vardı Ev sahibi bunlardan ikisini birer tane mollaların önüne, diğerini de kendi önüne koydu ve "Haydi buyurun" deyince herkes önündeki tabağı açtı Mollalardan birinin tabağında arpa diğerinin tabağında saman vardı Ev sahibi köylünün tabağında ise nefis bir tas kebabı bulunuyordu Mollalar şaşırdılar, kızarıp bozardılar Ev sahibi onların bir-şey söylemesine fırsat bırakmadan durumu aydınlatmaya başladı Önce önünde arpa olana dönüp şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Arkadaşın senin için eşeğin biridir dedi Bunun için sana arpa koydurdum Çünkü bir kimseyi en iyi arkadaşı tanır Kişiyi arkadaşından sorarlar </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Sonra önünde saman olana döndü ve, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Senin için de arkadaşın "sığırdır" dedi En iyi sığır yiyeceği saman olduğu için senin tabağına da saman koydurdum Buyurun, afiyet olsun, dedi </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İMTİHAN</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Geçmişin herkesin saygısını kazanmış derin hocalarından biri, yıllarca ders verdiği bir öğrencesini birgün karşısına aldı ve şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sen artık yılların tahsil ve terbiyesi sonucu belirli bir düzeye geldin Gerekli bilgileri nazari olarak k***************ın Ama bu öğrendiklerinden sonuç çıkaracak yorum yapacak, gerektiğinde bunlardan yararlanacak hâle geldin mi bunu öğrenmek için sana bir soru soracağım Doğru cevap verdiğin takdirde sana icazet (diploma) vereceğim Öğrenci: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Peki hocam, sorunuzu sorun, bilirsem beni serbest bırakın, ben de zaten bunu istiyorum, dedi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hoca sorusunu şöyle yöneltti: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Diyelim ben seni serbest bıraktım, ilk önce bir sıla-i rahim (yakın akraba ziyareti) yaparsın Memleketine giderken elbette köylerden yaylalardan geçeceksin Yolun üstünde davar sürülerine, çoban köpeklerine rastlayacaksın Varsayalım ki böyle bir yerde beş altı tane köpek birden sana saldırdı Nasıl kurtulursun? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Öğrenci cevap verdi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Elimdeki sopa ile karşı koyarım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sopa ile beş altı köpekle baş edemezsin </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Köpekleri taşa tutarım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Yine kurtulamazsın </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Silahımı çeker öldürürüm </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- O zaman köpek sahipleri seni oradan sağ salim bırakmazlar Öldürmeseler bile iyice döverler, pestilini çıkarırlar ve köpeklerin parasını da tazmin ettirirler </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Öğrenci pes etti: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Hocam bilemeyeceğim Anlaşılıyor ki bir süre daha sizden feyz almam gerekecek Fakat nasıl kurtulabileceğimi siz söyler misiniz? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hoca açıkladı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Dağda, bayırda, yaylada nerede olursa olsun böyle birkaç köpeğin birden saldırısına uğrayınca ilk yapılacak şey köpeklerin sahiplerine veya köpekler kimin denetiminde ise ona haber vermektir Çünkü köpekler daima sahiplerine yakın yerlerde bulunurlar ve sahiplerinin bir sözüyle, bir ıslığıyla saldırıdan vazgeçerler </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">ALLAH RIZASI</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vakti zamanında odunculukla geçinen, çalış kan, dürüst, dindar bir adam vardı O zamanda yaşayan bazı insanlar, yakın bir çevrede bulunan ve nadir yetişen bir ağaca kutsallık izafe etmişlerdi Adaklarını, dileklerini o ağaç aracılığıyla yapıyorlardı Bu oduncu anılan ağacı şirk (Allah'a ortak koşma) sebebi olarak görüyordu ve bunun için kesmeye karar verdi O zamana kadar kimse buna cesaret edememişti Oduncu bir gün baltasını aldı ve verdiği kararı uygulamak üzere yola koyuldu Yolda karşısına acayip görünüşlü, insana güven vermeyen biri çıktı Oduncu "sen kimsin?" diye sordu, o da "Ben şeytanım" diye cevap verdi Oduncu "Vay alçak vay hain demek insanları yoldan çıkaran sensin, şimdi seni geberteyim" diye söylenip üstüne çullandı Bir anda şeytanı altına alıp boğazına abandı "Demek ki insanları kandırıp o ağacı kutsallaştıran da sensin alçak herif" dedi Şeytan, "Boşuna uğraşma, çabalama, beni öldüremezsin, çünkü Allah tarafından kıya mete kadar insanları saptırmak için bana mühlet verildi Sen o ağacı kesmekten vazgeç sana bir öneride bulunacağım" diye karşılık verdi Oduncu "Kabule şayan ne önerin olabilir muzır herif?" diye çıkıştı Şeytan şu öneride bulundu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sen o ağacı kesmekten vazgeçersen sana her sabah bir altın getirir yastığının altına koyarım Böylece seni geçindirmeye bile yetmeyen odunculuktan kurtulmuş olursun </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Oduncu biraz yumuşar gibi oldu ve sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Peki vadettiğin bir altını getirmezsen ne olacak? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- O zaman bana dilediğini yap </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Oduncu öneriyi, kabul etti, ağacı kesmeden geri döndü O gece yattı Sabah olunca yastığının altına baktı ve gerçekten bir altın konmuştu Buna çok memnun oldu Merakla ertesi günü bekledi Ertesi gün oldu ama yastığının altına para konmamıştı Belki başka bir yere koymuştur diye her yanı alt üst etti yine altın çıkmadı Buna çok içerleyen oduncu hemen bıçağını baltasını alıp şeytanı bulup öldürmek üzere yollandı Aynı yerde şeytanla yine karşılaştılar Oduncu şeytanı görür görmez hemen üzerine atıldı Ama önceki nin tersine şeytan kendisini bir un çuvalı gibi savurdu Adam kalktı, şeytanın üzerine yeni bir hamle yaptı Ama elini bile süremedi Artık insiyatif şeytana geçmişti Şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Boşuna uğraşma arkadaş, sen geçen sefer beni neredeyse haklıyordun, çünkü o zaman Allah rızası için yola çıkmıştın Şimdi ise bana kızgınlığın kendi nefsin için Bundan dolayı artık bana gücünü geçiremezsin, aksine sen mağlup olursun </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">UYARAN RÜYA</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Garibanın biri, çevresinde cimriliği, eli sıkılığı ile tanınan birinden kalabalık bir yerde bir kase yoğurt parası istedi "Çok canım istiyor" dedi Bu garibana yarı ermiş biri diye bakılıyordu Cimri adam garibanı tersledi Yine istedi Cimri yine yanından uzaklaştırdı Orada bulunanlardan birkaç kişi bu yoksula para vermeye, yardım etmeye kalkıştı Hiç birinden kabul etmedi Eli sıkı adama gidip bir defa daha sırnaştı Adam da "Al şunu da defol!" der gibi, önüne birkaç lira atıverdi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu olaydan kısa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasında kendisini cennette gördü Her yanda, dünyada görmediği güzelliklerden oluşan bir manzara gözlerini kamaştırıyordu Bu arada acıktığını hissetti Kendisine hemen bir tabak yoğurt ikram edildi Adam bir tabak yoğurtla doymadı "Burada yoğurttan başka birşey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz" dedi Kendisi ne şöyle söylendi: "Sen birkaç gün önce buraya yalnızca yoğurt göndermiştin O önüne çıktı Eğer başka şeyler de gönderseydin onlar da seni karşılar, sana ikram edilirdi" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sıyrıldı Eli açık, yediren, içiren, gerektiği zaman kesenin ağızını kolayca açan biri oldu </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">GÖZ ÇUKURU</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek alıp sarayına götürdü Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu Bunda bir sır olduğunu anladılar Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz Çünkü doymaz Ama bir avuç toprak bunu doyurur" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">EĞRİ MİNARE</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti Herkes hayranlıkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasında bulu nan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi Çocuk da "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarını topladı Uzun halatları biribirine ekletip minareye bağlattı "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkıştın? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibaını da öyle bırakamazdım Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">DOĞRU YOLDAN AYRILMAMAK</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Aylaklıktan, başıboşluktan usanan, bunun çıkar yol olmadığını anlayıp doğru yola gelmeye karar veren mirasyedi bir adam, ülkesinin kralına çıkıp, doğruluktan ayrılmadan, dürüstçe yaşamak için kendisine bir yol göstermesini istedi Kral adama ağzına kadar dolu bir fıçı zeytinyağı verdi Bunu tek bir damla bile dökmeden şehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini, bir damla dahi döktüğü takdirde hemen orada boynunun vurulacağını söyledi Yanına da kontrol için yalın kılıç iki gözcü verdi Adam fıçıyı kralın buyruğuna uygun şekilde, bütün gücünü, dikkat ve zekasını kullanarak bir damla bile dökmeden şehrin bir başından öbürüne götürdü Sonra geri dönüp kralın huzuruna yeniden çıktı Verilen görevi eksiksiz yerine getirdiğini söyledi Kral adama sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Şehirde ne gördün, neye şahit oldun? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">O gün şehirde pazar kurulduğu, her yanın iğne atılsa yere düşmeyecek kadar kalabalık olduğu bir gündü Buna rağmen adam şu cevabı verdi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Efendimiz, ucunda can kaygısı da bulunduğundan fıçıdaki yağı dökmemek için öylesine bir dikkat içindeydim ki, bir an bile gözümü fıçıdan ayırıp çevreye bakamadım Bu nedenle ne kimseyi gördüm, ne de bir olaya şahit oldum </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Kral bu dersten sonra gönül rahatlığı ile tavsiyesini yaptı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- işte, yaptığın her işte, sana verilen her vazifede böyle dikkatli olur, kendini işine verirsen, Allah'ın her an seni kontrol ettiğini de aklından çıkarmazsan, hiç bir zaman doğru yoldan ayrılmazsın </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">HERKES SOYUNA ÇEKER</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı "Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu Karısına dedi ki: "Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Adamın karısı kanaatkar biriydi "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye Bundan sonra da idare ederiz Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi Ama adam kafaya koymuştu Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi Bunun için kırk gün izin istedi Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: 'Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu Ailece sıkıntı çekiyorduk Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim" dedi Padişah buna çok kızdı: "Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı Adam da her şeyi göze aldığını söyledi Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu Birinci vezire sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar I vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah ikinci vezirine sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Bu adama ne ceza verelim? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine "Küllü şeyin yerciu ila aslını" dedi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah üçüncü vezire sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Nurani ihtiyar yine söze karıştı: "Küllü şeyin yerciu ila asıhı" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">ihtiyar cevap verdi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Senin birinci vezirinin babası kasaptı Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti Yani aslını gösterdi İkinci vezirin babası yorgancı idi Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu O da babasına çekti</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">TERBİYE YARATILIŞA BAĞLIDIR</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Eski iran hükümdarlarından biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sesle, sazla meşgul Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vezir aynı görüşte değildi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Hükümdarım hocanın elinde mucize yok Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir İnsanın tabiatı değiştirilemez Terbiye yaratılışa tabidir </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hükümdar aksi görüşteydi Terbiye ile yaratılışa yön verebileceğini iddia ediyordu Bunu kanıtlamak için bir akşam sarayında bir eğlence düzenledi Bu eğlence sırasında eğitilmiş kedilerin bir gösterisi de yer aldı Bu kediler, sırtlarında, bir tabak içinde yanan mumları taşıyorlar ve onları </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">düşünmüyorlardı Hükümdar vezire bu kedileri göstererek: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Görüyorsunuz, terbiyenin nelere gücü yetiyor, dedi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vezir karşılık vermedi Olumlu, olumsuz bir şey söylemedi Yeni bir eğlence gecesini bekledi Bir başka gecede düzenlenen eğlenceye gelirken yanında gizlice bir kaç tane fare getirdi Kediler gösteriye başladığı zaman bu fareleri kedilerin ortasına doğru salıverdi Fareleri gören kediler sırtlarındaki tabağı, mumu unutup farelerin peşine takıldılar Mumlar, tabaklar hepsi bir yana yuvarlandı Yanan mumlardan yerdeki halılar tutuştu Ortalık bir anda ana-baba gününe döndü Tam bu esnada vezir padişaha yanaşıp iddiasını kanıtlamanın gururuyla şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Gördünüz mü padişahım terbiye yaratılışa tabidir </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">SORUMLULUK</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakman bir prens vardı Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terketmeye karar verdi Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terkederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum" dedi Bilge de zevkle kabul etti Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi Aşağı inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması da mümkün değildi Bilge küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi Bu amaçla uçurumun dibine indi Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı Ama bilge yılmadı Uğraştı, didindi, zorlandı ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">verdi ki başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi terketmekte oluşunu unuttu Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına sebep oldu Şöyle düşündü: "Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye birşey söz konusu olamaz" Bu gerçek herkes, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">"Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısıdan kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır" </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">DARI EKMEK</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir hükümdar maiyetiyle birlikte ülkesinde bir gezintiye çıkmıştı Yolu üzerindeki bir köyde çok yaşlı bir adamın tarlasına fidan dikmekle meşgul olduğunu gördü İhtiyara uzaktan seslendi:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Baba, sen ne diye fidan dikmeye uğraşıyorsun? Maşallah yaşını yaşamışsın, bu diktiğin fidanların meyvesinden herhalde yiyemezsin </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İhtiyar cevap verdi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Bu diktiğim fidanların meyvesini bizim yememiz şart değil evlat Biz nasıl bizden öncekilerin diktiği fidanların meyvesinden yedikse, bizim diktiğimiz fidanların meyvesini de bizden sonrakiler yer </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu cevap hükümdarın hoşuna gitti ve ihtiyara bir kese altın verilmesini emretti </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İhtiyar bu ihsanı karşılıksız bırakmadı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Gördün mü evlat, bizim diktiğimiz fidanlar şimdiden meyve verdi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu cevap da hükümdarın hoşuna gitti, bir kese daha altın verilmesini emretti </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yaşlı köylü sıradan biri değildi Çarıklı erkânı harp diye nitelenen kişilerden biriydi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Evlat herkesin diktiği fidan yılda bir defa meyve verir, bizim diktiğimiz fidan yılda iki defa meyva verdi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu diplomatça cevap da hükümdarın hoşuna gitti ve bir kese daha altın verilmesini emretti Ama bu defa vezir araya girdi ve hükümdarı uyardı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Aman sultanım bir an önce buradan uzaklaşalım Bu ihtiyar bu gidişle tarlasına fidan dikmek yerine, devletin hazinesine darı ekecek </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">ANA GİBİ YAR</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Kadının gözlerinde intikam alevi parladı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin! </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler, </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İŞ BİLENE CAN KURBAN</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Gazneli Sultan Mahmud, bir av merasiminden dönerken bir köyde, Ayas adında bir delikanlı ile tanışmıştı Ayas'ın söz ve davranışlarındaki farklılık, bunlardan yansıyan zeka parıltıları karşısında Sultan Mahmud, bu delikanlıda bir cevher olduğunu sezmiş ve onu kendi rızası, ana-babasının izniyle Gazne'deki sarayına götürmüştü </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ayas, sarayda sultanın emriyle yoğun bir eğitim ve öğretime tabi tutuldu Tahminlerin ötesinde zeki ve başarılı bir genç olduğu görüldü Her öğretileni hemen belliyor, köyden gelmişliğini hissettirmemek için bir yanlışlık yapmamaya aşırı dikkat gösteriyordu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Sonuçta Ayas, Sultan Mahmud'un istediği nitelikte bir elaman olarak yetişti ve sultanın emrine girdi Kendisine hangi görev verilse hakkından geliyor, her işte hükümdardan tam not alıyordu Sultan Mahmud Ayas'ı keşfettiğine içten içe memnun oluyordu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ayas, sarayda liyakat ve yetenek isteyen görevler için adı akla ilk gelen kimse olmuştu Sultanın bir paye verdiği kimseler içinde en güvendiği, en gözde kişi Ayas'tı Bunun için Sultan'ın maddi ve manevi iltifatlarına mazhar oluyordu Bu durum Ayas'la aynı rütbedeki vezirler ve diğer yüksek dereceli memurların kıskançlığına, Ayas hakkında ileri geri konuşmalarına sebep oluyordu Ama Sultan Mahmud herşeyden haberdardı Bir gün vezirlerinin kumandanlarının katıldığı bir gezi düzenledi Bu gezi sırasında yakınlarından geçmekte olan bir kervan Sultan Mahmud'a, Ayas'ın değerini kanıtlamak için aradığı fırsatı verdi Sultan Mahmud, vezirlerinden birini çağırdı ve ona, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Git, şu kervan nereden geliyormuş sor, dedi Vezir gitti sordu ve döndü: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sultanım, bu kervan Çin'den geliyormuş </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Peki nereye gidiyormuş? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Onu sormadım efendim </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Sultan Mahmud bunun için bir başka vezir çağırdı ve ona, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Git şu kervan nereye gidiyormuş öğren dedi Vezir öğrenip geldi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sultanım Mısır'a gidiyormuş </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Anlaşıldı, yükü neymiş? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Onu öğrenmedim efendim</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Böyle kaç tane vezir denedi, kervan hakkında tatminkâr bilgi edinemedi Bunun üzerine mevcut vezir ve diğer yetkililere şöyle dedi: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ayas'ı çekemediğinizi, hakkında ileri geri konuştuğunuzu, gözden düşürmeye çalıştığınızı biliyorum Benim Ayas'a değer verişim sahip olduğu engin kabiliyetlerden, verilen her görevde gösterdiği ustalık ve beceriklilikten dolayıdır Beşinizin, onunuzun birlikte üstesinden gelemediği bir işi tek başına hak edebilmesi sebebiyledir En basiti şu kervan hakkında hanginizi görderdimse yeterli bilgileri edinemediniz Halbuki daha önce böyle bir konuda Ayas'ı denedim, bir seferde tekmil bilgiyi, akla gelebilecek tüm soruların cevabını öğrenip beni aydınlatmıştı İşte benim Ayas'ı tutmamın, ona farklı muamele yapmamın sebebi budur </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">CENNET KÖŞKÜ</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Halife Harun Reşid döneminin ermişlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer birşey yapıyordu Bunu Harun Reşidin hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu Behlül: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Bu köşkü bana satar mısın? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- İsterseniz satarım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Kaç paraya satarsın? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Sana bir akçeye veririm </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Harun Reşid ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köşkte oturuyordu Harun Reşid sordu: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Dün bir akçeye Behlül'den satın almıştım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çağırttı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Olur, yaparım, dedi Behlül </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Kaça yapacaksın? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Bin akçeye yaparım </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Ama hanıma bir akçeye vermişsin </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Evet bir akçeye verdim Ama o köşkün değerini bilmeden aldı Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün Ben buna göre fiat istiyorum</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İYİLİK İÇİN SÖYLENEN YALAN</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vaktiyle bir padişah, ellerindeki esirlerden birini, diğer esirleri kıştırtıyor, isyana teşvik ediyor, diye cezalandırmak istedi Bu tür suçların cezası da idamdı Esir bunu bildiği için, "Ölümden öte yol yoktur" felsefesiyle, kendi dilinde padişaha sövüp saydı, iyice içini döktü </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah esirin dilinden anlayan bir vezire, "Neler söylüyor bu adam?" diye sordu Vezir, temiz yaratılışlı, iyilik yanlısı biriydi Esirin küfürler savurduğunu değil de "Ben bir hata ettim bir padişah olarak sana yakışan ise affetmektir Allah da bağışlamayı ve bağışlayanları sever, diyor" dedi Vezirin bu sözleri üzerine padişah merhamete geldi ve esiri affetti Fakat esirin dilinden anlayan kötü yürekli bir başka vezir müdahale etti: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">- Padişahım, bu esir söylenenlerin tam tersine size en ağır küfürleri savurdu, ağzına geleni söyledi dedi </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Padişah yerinde bir soyluluk gösterisinde bulundu Kötü yürekli vezire hitap ederek, "Önceki vezirimin söylediği yalan, senin söylediğin doğrudan daha çok hoşuma gitti Senin gammazlığına itibar etmiyorum" dedi ve af kararını geri almadı </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 2547, member: 12"] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İYİLİĞİ DÜŞÜNMEK YAPMAK GİBİ SEVABTIR[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Geçmiş peygamberlerden biri zamanında ortaya çıkan şiddetli bir kıtlık, insanları kasıp kavuruyordu O kadar ki, bir lokma ekmek,bulmak, bir kese altın bulmaktan daha sevindirici oluyordu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İnsanların çektiği açlık merhamet sahibi kimselerin yüreklerini paralıyordu Böyle bir ortamda yoksul bir derviş, çölde yaptığı bir yolculuk sırasında dağ gibi bir kum yığınına rastladı Kum yığınının önünde durup içinden "Ey Rabbim, ne olurdu şu yığın kumdan oluşacağına undan oluşsaydı da ben onu büyük bir zevk ve cömertlikle aç insanlara dağıtsaydım" diye geçirdi Bunu o kadar samimi olarak düşünmüştü ki, zamanın peygamberine Allah Teâlâ şöyle vahyetti: "Falan dervişe haber ver ki' onun halisane niyeti, gördüğü kum yığını, ona ait bir un yığını imiş de onu benim rızam için açlara dağıtmış gibi kendisine sevap yazmama vesile olmuştur" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]BASİT BÎR TERCİH[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa "sultan" adını alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor durumda iken Allah'a şöyle yalvardı: "Ey Rabbim, bu savaştan galip çıkarsam, aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım " [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler fakir fukaraya dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacı var" diyorlardı Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiği sözün gereği olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler: "Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün memleketin bunlara ihtiyacı var" dediler Sultan Mahmut'un kafasını karıştırdılar O zamanda Gazne'de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi pahasına söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan Mahmud onu ça ğırtıp durumu anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]"Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karşısındasınız Eğer Allah'a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen adamlarınızın dediğini yapın, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun, adağınızı yerine getirin, ganimetleri yoksullara dağıtın" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]ARPA VE SAMAN[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Eski Ramazanlardan birinde iki molla âdet olduğu üzere Anadolu köylerine ramazan hocalığı yapmaya çıktılar Rahat birer köy bulmak için yollarına devam ederken bir akşam vakti yolları üzerindeki bir köyde misafir oldular Ev sahibi köylü irfan sahibi, umur görmüş biriydi Mollalar akşam namazı yaklaştığı için hazırlanmak istediler Biri abdest almak için dışarı çıktı Ev sahibi köylü içerde kalana sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Arkadaşının tahsili, terbiyesi yeterli midir, Kur'an'ı iyi okur mu, tefsir ve hadis öğrenmiş midir? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Odada kalan cevap verdi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Yok canım, ne tahsil ve terbiyesi, ne ilmi?[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Eşeğin biridir, bir şeyden anlamaz Biraz şarlatandır, ona güveniyor [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu arada dışarı çıkan içeri girdi ve içerdeki dışarı çıktı Köylü içeri girene de arkadaşı için aynı soruyu sordu O da arkadaşı için şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sığırın biridir İlim ve edepten hiç nasip almamıştır İstanbul'da boşuna kaldırım çiğnemiştir [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Mollaların hazırlanması bitince birlikte akşam namazı kıldılar Namazdan sonra ev sahibi akşam yemeği getirdi ve mollaları sofraya buyur etti Sofrada ağzı kapalı üç tabak yemek vardı Ev sahibi bunlardan ikisini birer tane mollaların önüne, diğerini de kendi önüne koydu ve "Haydi buyurun" deyince herkes önündeki tabağı açtı Mollalardan birinin tabağında arpa diğerinin tabağında saman vardı Ev sahibi köylünün tabağında ise nefis bir tas kebabı bulunuyordu Mollalar şaşırdılar, kızarıp bozardılar Ev sahibi onların bir-şey söylemesine fırsat bırakmadan durumu aydınlatmaya başladı Önce önünde arpa olana dönüp şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Arkadaşın senin için eşeğin biridir dedi Bunun için sana arpa koydurdum Çünkü bir kimseyi en iyi arkadaşı tanır Kişiyi arkadaşından sorarlar [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Sonra önünde saman olana döndü ve, [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Senin için de arkadaşın "sığırdır" dedi En iyi sığır yiyeceği saman olduğu için senin tabağına da saman koydurdum Buyurun, afiyet olsun, dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İMTİHAN[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Geçmişin herkesin saygısını kazanmış derin hocalarından biri, yıllarca ders verdiği bir öğrencesini birgün karşısına aldı ve şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sen artık yılların tahsil ve terbiyesi sonucu belirli bir düzeye geldin Gerekli bilgileri nazari olarak k***************ın Ama bu öğrendiklerinden sonuç çıkaracak yorum yapacak, gerektiğinde bunlardan yararlanacak hâle geldin mi bunu öğrenmek için sana bir soru soracağım Doğru cevap verdiğin takdirde sana icazet (diploma) vereceğim Öğrenci: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Peki hocam, sorunuzu sorun, bilirsem beni serbest bırakın, ben de zaten bunu istiyorum, dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hoca sorusunu şöyle yöneltti: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Diyelim ben seni serbest bıraktım, ilk önce bir sıla-i rahim (yakın akraba ziyareti) yaparsın Memleketine giderken elbette köylerden yaylalardan geçeceksin Yolun üstünde davar sürülerine, çoban köpeklerine rastlayacaksın Varsayalım ki böyle bir yerde beş altı tane köpek birden sana saldırdı Nasıl kurtulursun? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Öğrenci cevap verdi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Elimdeki sopa ile karşı koyarım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sopa ile beş altı köpekle baş edemezsin [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Köpekleri taşa tutarım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Yine kurtulamazsın [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Silahımı çeker öldürürüm [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- O zaman köpek sahipleri seni oradan sağ salim bırakmazlar Öldürmeseler bile iyice döverler, pestilini çıkarırlar ve köpeklerin parasını da tazmin ettirirler [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Öğrenci pes etti: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Hocam bilemeyeceğim Anlaşılıyor ki bir süre daha sizden feyz almam gerekecek Fakat nasıl kurtulabileceğimi siz söyler misiniz? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hoca açıkladı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Dağda, bayırda, yaylada nerede olursa olsun böyle birkaç köpeğin birden saldırısına uğrayınca ilk yapılacak şey köpeklerin sahiplerine veya köpekler kimin denetiminde ise ona haber vermektir Çünkü köpekler daima sahiplerine yakın yerlerde bulunurlar ve sahiplerinin bir sözüyle, bir ıslığıyla saldırıdan vazgeçerler [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]ALLAH RIZASI[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vakti zamanında odunculukla geçinen, çalış kan, dürüst, dindar bir adam vardı O zamanda yaşayan bazı insanlar, yakın bir çevrede bulunan ve nadir yetişen bir ağaca kutsallık izafe etmişlerdi Adaklarını, dileklerini o ağaç aracılığıyla yapıyorlardı Bu oduncu anılan ağacı şirk (Allah'a ortak koşma) sebebi olarak görüyordu ve bunun için kesmeye karar verdi O zamana kadar kimse buna cesaret edememişti Oduncu bir gün baltasını aldı ve verdiği kararı uygulamak üzere yola koyuldu Yolda karşısına acayip görünüşlü, insana güven vermeyen biri çıktı Oduncu "sen kimsin?" diye sordu, o da "Ben şeytanım" diye cevap verdi Oduncu "Vay alçak vay hain demek insanları yoldan çıkaran sensin, şimdi seni geberteyim" diye söylenip üstüne çullandı Bir anda şeytanı altına alıp boğazına abandı "Demek ki insanları kandırıp o ağacı kutsallaştıran da sensin alçak herif" dedi Şeytan, "Boşuna uğraşma, çabalama, beni öldüremezsin, çünkü Allah tarafından kıya mete kadar insanları saptırmak için bana mühlet verildi Sen o ağacı kesmekten vazgeç sana bir öneride bulunacağım" diye karşılık verdi Oduncu "Kabule şayan ne önerin olabilir muzır herif?" diye çıkıştı Şeytan şu öneride bulundu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sen o ağacı kesmekten vazgeçersen sana her sabah bir altın getirir yastığının altına koyarım Böylece seni geçindirmeye bile yetmeyen odunculuktan kurtulmuş olursun [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Oduncu biraz yumuşar gibi oldu ve sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Peki vadettiğin bir altını getirmezsen ne olacak? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- O zaman bana dilediğini yap [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Oduncu öneriyi, kabul etti, ağacı kesmeden geri döndü O gece yattı Sabah olunca yastığının altına baktı ve gerçekten bir altın konmuştu Buna çok memnun oldu Merakla ertesi günü bekledi Ertesi gün oldu ama yastığının altına para konmamıştı Belki başka bir yere koymuştur diye her yanı alt üst etti yine altın çıkmadı Buna çok içerleyen oduncu hemen bıçağını baltasını alıp şeytanı bulup öldürmek üzere yollandı Aynı yerde şeytanla yine karşılaştılar Oduncu şeytanı görür görmez hemen üzerine atıldı Ama önceki nin tersine şeytan kendisini bir un çuvalı gibi savurdu Adam kalktı, şeytanın üzerine yeni bir hamle yaptı Ama elini bile süremedi Artık insiyatif şeytana geçmişti Şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Boşuna uğraşma arkadaş, sen geçen sefer beni neredeyse haklıyordun, çünkü o zaman Allah rızası için yola çıkmıştın Şimdi ise bana kızgınlığın kendi nefsin için Bundan dolayı artık bana gücünü geçiremezsin, aksine sen mağlup olursun [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]UYARAN RÜYA[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Garibanın biri, çevresinde cimriliği, eli sıkılığı ile tanınan birinden kalabalık bir yerde bir kase yoğurt parası istedi "Çok canım istiyor" dedi Bu garibana yarı ermiş biri diye bakılıyordu Cimri adam garibanı tersledi Yine istedi Cimri yine yanından uzaklaştırdı Orada bulunanlardan birkaç kişi bu yoksula para vermeye, yardım etmeye kalkıştı Hiç birinden kabul etmedi Eli sıkı adama gidip bir defa daha sırnaştı Adam da "Al şunu da defol!" der gibi, önüne birkaç lira atıverdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu olaydan kısa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasında kendisini cennette gördü Her yanda, dünyada görmediği güzelliklerden oluşan bir manzara gözlerini kamaştırıyordu Bu arada acıktığını hissetti Kendisine hemen bir tabak yoğurt ikram edildi Adam bir tabak yoğurtla doymadı "Burada yoğurttan başka birşey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz" dedi Kendisi ne şöyle söylendi: "Sen birkaç gün önce buraya yalnızca yoğurt göndermiştin O önüne çıktı Eğer başka şeyler de gönderseydin onlar da seni karşılar, sana ikram edilirdi" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sıyrıldı Eli açık, yediren, içiren, gerektiği zaman kesenin ağızını kolayca açan biri oldu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]GÖZ ÇUKURU[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek alıp sarayına götürdü Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu Bunda bir sır olduğunu anladılar Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz Çünkü doymaz Ama bir avuç toprak bunu doyurur" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]EĞRİ MİNARE[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti Herkes hayranlıkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasında bulu nan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi Çocuk da "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarını topladı Uzun halatları biribirine ekletip minareye bağlattı "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkıştın? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibaını da öyle bırakamazdım Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]DOĞRU YOLDAN AYRILMAMAK[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Aylaklıktan, başıboşluktan usanan, bunun çıkar yol olmadığını anlayıp doğru yola gelmeye karar veren mirasyedi bir adam, ülkesinin kralına çıkıp, doğruluktan ayrılmadan, dürüstçe yaşamak için kendisine bir yol göstermesini istedi Kral adama ağzına kadar dolu bir fıçı zeytinyağı verdi Bunu tek bir damla bile dökmeden şehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini, bir damla dahi döktüğü takdirde hemen orada boynunun vurulacağını söyledi Yanına da kontrol için yalın kılıç iki gözcü verdi Adam fıçıyı kralın buyruğuna uygun şekilde, bütün gücünü, dikkat ve zekasını kullanarak bir damla bile dökmeden şehrin bir başından öbürüne götürdü Sonra geri dönüp kralın huzuruna yeniden çıktı Verilen görevi eksiksiz yerine getirdiğini söyledi Kral adama sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Şehirde ne gördün, neye şahit oldun? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]O gün şehirde pazar kurulduğu, her yanın iğne atılsa yere düşmeyecek kadar kalabalık olduğu bir gündü Buna rağmen adam şu cevabı verdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Efendimiz, ucunda can kaygısı da bulunduğundan fıçıdaki yağı dökmemek için öylesine bir dikkat içindeydim ki, bir an bile gözümü fıçıdan ayırıp çevreye bakamadım Bu nedenle ne kimseyi gördüm, ne de bir olaya şahit oldum [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Kral bu dersten sonra gönül rahatlığı ile tavsiyesini yaptı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- işte, yaptığın her işte, sana verilen her vazifede böyle dikkatli olur, kendini işine verirsen, Allah'ın her an seni kontrol ettiğini de aklından çıkarmazsan, hiç bir zaman doğru yoldan ayrılmazsın [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]HERKES SOYUNA ÇEKER[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı "Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu Karısına dedi ki: "Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Adamın karısı kanaatkar biriydi "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye Bundan sonra da idare ederiz Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi Ama adam kafaya koymuştu Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi Bunun için kırk gün izin istedi Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: 'Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu Ailece sıkıntı çekiyorduk Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim" dedi Padişah buna çok kızdı: "Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı Adam da her şeyi göze aldığını söyledi Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu Birinci vezire sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar I vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah ikinci vezirine sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Bu adama ne ceza verelim? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine "Küllü şeyin yerciu ila aslını" dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah üçüncü vezire sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Nurani ihtiyar yine söze karıştı: "Küllü şeyin yerciu ila asıhı" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]ihtiyar cevap verdi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Senin birinci vezirinin babası kasaptı Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti Yani aslını gösterdi İkinci vezirin babası yorgancı idi Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu O da babasına çekti[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]TERBİYE YARATILIŞA BAĞLIDIR[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Eski iran hükümdarlarından biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sesle, sazla meşgul Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vezir aynı görüşte değildi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Hükümdarım hocanın elinde mucize yok Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir İnsanın tabiatı değiştirilemez Terbiye yaratılışa tabidir [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hükümdar aksi görüşteydi Terbiye ile yaratılışa yön verebileceğini iddia ediyordu Bunu kanıtlamak için bir akşam sarayında bir eğlence düzenledi Bu eğlence sırasında eğitilmiş kedilerin bir gösterisi de yer aldı Bu kediler, sırtlarında, bir tabak içinde yanan mumları taşıyorlar ve onları [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]düşünmüyorlardı Hükümdar vezire bu kedileri göstererek: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Görüyorsunuz, terbiyenin nelere gücü yetiyor, dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vezir karşılık vermedi Olumlu, olumsuz bir şey söylemedi Yeni bir eğlence gecesini bekledi Bir başka gecede düzenlenen eğlenceye gelirken yanında gizlice bir kaç tane fare getirdi Kediler gösteriye başladığı zaman bu fareleri kedilerin ortasına doğru salıverdi Fareleri gören kediler sırtlarındaki tabağı, mumu unutup farelerin peşine takıldılar Mumlar, tabaklar hepsi bir yana yuvarlandı Yanan mumlardan yerdeki halılar tutuştu Ortalık bir anda ana-baba gününe döndü Tam bu esnada vezir padişaha yanaşıp iddiasını kanıtlamanın gururuyla şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Gördünüz mü padişahım terbiye yaratılışa tabidir [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]SORUMLULUK[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakman bir prens vardı Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terketmeye karar verdi Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terkederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum" dedi Bilge de zevkle kabul etti Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi Aşağı inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması da mümkün değildi Bilge küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi Bu amaçla uçurumun dibine indi Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı Ama bilge yılmadı Uğraştı, didindi, zorlandı ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]verdi ki başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi terketmekte oluşunu unuttu Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına sebep oldu Şöyle düşündü: "Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye birşey söz konusu olamaz" Bu gerçek herkes, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]"Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısıdan kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]DARI EKMEK[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir hükümdar maiyetiyle birlikte ülkesinde bir gezintiye çıkmıştı Yolu üzerindeki bir köyde çok yaşlı bir adamın tarlasına fidan dikmekle meşgul olduğunu gördü İhtiyara uzaktan seslendi:[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Baba, sen ne diye fidan dikmeye uğraşıyorsun? Maşallah yaşını yaşamışsın, bu diktiğin fidanların meyvesinden herhalde yiyemezsin [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İhtiyar cevap verdi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Bu diktiğim fidanların meyvesini bizim yememiz şart değil evlat Biz nasıl bizden öncekilerin diktiği fidanların meyvesinden yedikse, bizim diktiğimiz fidanların meyvesini de bizden sonrakiler yer [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu cevap hükümdarın hoşuna gitti ve ihtiyara bir kese altın verilmesini emretti [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İhtiyar bu ihsanı karşılıksız bırakmadı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Gördün mü evlat, bizim diktiğimiz fidanlar şimdiden meyve verdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu cevap da hükümdarın hoşuna gitti, bir kese daha altın verilmesini emretti [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yaşlı köylü sıradan biri değildi Çarıklı erkânı harp diye nitelenen kişilerden biriydi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Evlat herkesin diktiği fidan yılda bir defa meyve verir, bizim diktiğimiz fidan yılda iki defa meyva verdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu diplomatça cevap da hükümdarın hoşuna gitti ve bir kese daha altın verilmesini emretti Ama bu defa vezir araya girdi ve hükümdarı uyardı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Aman sultanım bir an önce buradan uzaklaşalım Bu ihtiyar bu gidişle tarlasına fidan dikmek yerine, devletin hazinesine darı ekecek [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]ANA GİBİ YAR[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Kadının gözlerinde intikam alevi parladı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin! [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı:[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler, [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İŞ BİLENE CAN KURBAN[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Gazneli Sultan Mahmud, bir av merasiminden dönerken bir köyde, Ayas adında bir delikanlı ile tanışmıştı Ayas'ın söz ve davranışlarındaki farklılık, bunlardan yansıyan zeka parıltıları karşısında Sultan Mahmud, bu delikanlıda bir cevher olduğunu sezmiş ve onu kendi rızası, ana-babasının izniyle Gazne'deki sarayına götürmüştü [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ayas, sarayda sultanın emriyle yoğun bir eğitim ve öğretime tabi tutuldu Tahminlerin ötesinde zeki ve başarılı bir genç olduğu görüldü Her öğretileni hemen belliyor, köyden gelmişliğini hissettirmemek için bir yanlışlık yapmamaya aşırı dikkat gösteriyordu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Sonuçta Ayas, Sultan Mahmud'un istediği nitelikte bir elaman olarak yetişti ve sultanın emrine girdi Kendisine hangi görev verilse hakkından geliyor, her işte hükümdardan tam not alıyordu Sultan Mahmud Ayas'ı keşfettiğine içten içe memnun oluyordu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ayas, sarayda liyakat ve yetenek isteyen görevler için adı akla ilk gelen kimse olmuştu Sultanın bir paye verdiği kimseler içinde en güvendiği, en gözde kişi Ayas'tı Bunun için Sultan'ın maddi ve manevi iltifatlarına mazhar oluyordu Bu durum Ayas'la aynı rütbedeki vezirler ve diğer yüksek dereceli memurların kıskançlığına, Ayas hakkında ileri geri konuşmalarına sebep oluyordu Ama Sultan Mahmud herşeyden haberdardı Bir gün vezirlerinin kumandanlarının katıldığı bir gezi düzenledi Bu gezi sırasında yakınlarından geçmekte olan bir kervan Sultan Mahmud'a, Ayas'ın değerini kanıtlamak için aradığı fırsatı verdi Sultan Mahmud, vezirlerinden birini çağırdı ve ona, [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Git, şu kervan nereden geliyormuş sor, dedi Vezir gitti sordu ve döndü: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sultanım, bu kervan Çin'den geliyormuş [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Peki nereye gidiyormuş? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Onu sormadım efendim [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Sultan Mahmud bunun için bir başka vezir çağırdı ve ona, [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Git şu kervan nereye gidiyormuş öğren dedi Vezir öğrenip geldi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sultanım Mısır'a gidiyormuş [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Anlaşıldı, yükü neymiş? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Onu öğrenmedim efendim[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Böyle kaç tane vezir denedi, kervan hakkında tatminkâr bilgi edinemedi Bunun üzerine mevcut vezir ve diğer yetkililere şöyle dedi: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ayas'ı çekemediğinizi, hakkında ileri geri konuştuğunuzu, gözden düşürmeye çalıştığınızı biliyorum Benim Ayas'a değer verişim sahip olduğu engin kabiliyetlerden, verilen her görevde gösterdiği ustalık ve beceriklilikten dolayıdır Beşinizin, onunuzun birlikte üstesinden gelemediği bir işi tek başına hak edebilmesi sebebiyledir En basiti şu kervan hakkında hanginizi görderdimse yeterli bilgileri edinemediniz Halbuki daha önce böyle bir konuda Ayas'ı denedim, bir seferde tekmil bilgiyi, akla gelebilecek tüm soruların cevabını öğrenip beni aydınlatmıştı İşte benim Ayas'ı tutmamın, ona farklı muamele yapmamın sebebi budur [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]CENNET KÖŞKÜ[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Halife Harun Reşid döneminin ermişlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer birşey yapıyordu Bunu Harun Reşidin hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu Behlül: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Bu köşkü bana satar mısın? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- İsterseniz satarım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Kaç paraya satarsın? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Sana bir akçeye veririm [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Harun Reşid ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köşkte oturuyordu Harun Reşid sordu: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Dün bir akçeye Behlül'den satın almıştım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çağırttı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Olur, yaparım, dedi Behlül [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Kaça yapacaksın? [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Bin akçeye yaparım [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Ama hanıma bir akçeye vermişsin [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Evet bir akçeye verdim Ama o köşkün değerini bilmeden aldı Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün Ben buna göre fiat istiyorum[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İYİLİK İÇİN SÖYLENEN YALAN[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vaktiyle bir padişah, ellerindeki esirlerden birini, diğer esirleri kıştırtıyor, isyana teşvik ediyor, diye cezalandırmak istedi Bu tür suçların cezası da idamdı Esir bunu bildiği için, "Ölümden öte yol yoktur" felsefesiyle, kendi dilinde padişaha sövüp saydı, iyice içini döktü [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah esirin dilinden anlayan bir vezire, "Neler söylüyor bu adam?" diye sordu Vezir, temiz yaratılışlı, iyilik yanlısı biriydi Esirin küfürler savurduğunu değil de "Ben bir hata ettim bir padişah olarak sana yakışan ise affetmektir Allah da bağışlamayı ve bağışlayanları sever, diyor" dedi Vezirin bu sözleri üzerine padişah merhamete geldi ve esiri affetti Fakat esirin dilinden anlayan kötü yürekli bir başka vezir müdahale etti: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]- Padişahım, bu esir söylenenlerin tam tersine size en ağır küfürleri savurdu, ağzına geleni söyledi dedi [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Padişah yerinde bir soyluluk gösterisinde bulundu Kötü yürekli vezire hitap ederek, "Önceki vezirimin söylediği yalan, senin söylediğin doğrudan daha çok hoşuma gitti Senin gammazlığına itibar etmiyorum" dedi ve af kararını geri almadı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı: [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Çocuk Gemisi
Çocuk Çocuğa Muhabbet
Hikaye Bahçesi
hikayeler(+19)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst