HOCAEFENDİNİN GÖZÜYLE ÜSTADIN TALEBELERİ
“Büyük doğumların ve iz bırakan hareketlerin temelinde Asr-ı Saadet’in iz düşümü denebilecek bir hayat tarzı vardır. Her dönemde insanlığa yeni ufuklar gösterenler, doya doya sıcak bir çorba yudumlayamayan, sırtlarına geçirecek bir palto bulamayan ve dünya nimetlerinden kâm alma peşine kat’iyen takılmayan kimseler olmuşlardır. Fakat, onlar öyle beklentisiz ve o denli fedâkarâne yaşamışlardır ki, maddî fakirliklerine rağmen mana âleminin sultanları hâline gelmiş ve bütün mü’min gönülleri kendilerine taht yapmışlardır. Bediüzzaman hazretlerinin ilk talebeleri de o kıvamda insanlardır.”
Bu ifadeler Fethullah Gülen Hocaefendiye ait..Daha önce Hocaefendi hakkında o zatların bazı kanaatlerini bir arada size sunmuştuk. O yazıya gösterdiğiniz ilgi, bu konuda bir ihtiyaç olduğunu düşündürdü. Bundan dolayı, Hocaefendinin ağabeyler hakkındaki kanaatlerini de bir araya getirdik. Sohbetlerinin büyük kısmını taradık, kitaplarının tamamına yakınını gözden geçirdik. Bunlarda karşımıza çıkan, o muhlis insanlara karşı hep büyük bir vefa, hürmet, saygı, minnet, ağzını tutma, hep hayırla yad ve kadirşinaslık oldu.
Bir sohbetinde bunu şöyle ifade eder; “Ben bir dönemde sırf ona hizmet etmiş zatların yanında elime kitap alıp okumayı bile terbiyesizlik saydım. Onlar onlar dedim” Bir başka musahabede; “Arkadaşlarımız bu terbiyeyi çok iyi aldıklarından dolayı inşaallah öyledir.. ta ilk talebelerinden, Hulusi Efendilerinden, Sıddık Süleymanlara, Hüsrev Efendilere, orta dönem talebeleri Zübeyir Gündüzalplere, Mustafa Sungurlara, yakın dönem talebeleri gibi, Ceylanlara, Bayramlara kadar.. bunlara karşı hep ALLAH Resulü’nün ashabına, tabiin döneminde duyulan saygıyı duymuşuzdur. Onlara laf ettirmemişizdir” ifadeleri ile bu saygı ve sevgiye işarette bulunur..
İlk başta genel ifadelerine yer vereceğimiz hocamızın, daha sonra bazı ağabeyler hakkında ifadelerini, alfabetik sıralamaya göre vereceğiz. Kitaplardan alıntılarda kaynaklarını belirttik. Diğerleri Hocaefendinin muhtelif zaman ve zeminlerde yaptığı sohbetlerdir. Burada ismi geçen ağabeyler hakkında bilgiler vermek meseleyi çok uzatacağından merak edenlere Sayın Necmeddin Şahiner’in Son Şahitler adlı beş ciltlik çalışmasını(Nesil Yay.) ve Ömer Özcan beyin yakınlarda neşredilen Ağabeyler Anlatıyor (Nesil Yay) adlı kıymetli çalışmasını tavsiye edebiliriz. Ve minallahi tevfik.
“Bir Hafız Ali, bir Hasan Feyzi, bir Hüsrev Efendi, bir Hulusi Efendi. Bunlar normalde anadan doğmuş insan gibi değildir yani. Bunlar insanüstü insanlar, harika insanlar. Hayatlarını bu işe vermişler. Başka hiç bir yer düşünmemişler. Yazmış, çizmiş, etmiş. Hatta kafasının köşesinden evlenmeyi bile geçirmemiş bu adamlar.”
“Böyle işte bazıları gramer deyip, geveleyip bazı şeylere takılırlar, bazıları üslup, bazıları ifade, bazıları şu bazıları bu.. mini bir takdir, onun ötesinde bir şey yok. Dünya kadar yanılmış insanla karşılaşırsınız. Çeyreğini bile çözdüğünüz zaman anlayış adına bir sürü kör topal insanla karşı karşıya kalırsınız hâsılı. Ama O'nu bir de Ahmet Feyzi Abiye sormak lazım. Ben Hasan Feyzi, Hafız Ali abileri görmedim. Tahir Mutlu’ya, Zübeyr Gündüzalp’e, Sungur Abi'ye, Kırkıncı Hoca'ya sormak lazım.”
“Tarih, üstadımızın etrafındaki yücebaşları tanıması lazım. Eğer ihlas, fedakarlık ve feragatın bir manası varsa, zirvede kutbiyyet bunların hakkıdır.”(Pensilvanya Günlüğü)
“Abilere bütün güzellikler çok yakışıyor. İlk gördüğüm günden beri, onları sahabelerin günümüz temsilcileri olarak tanıdım. Bu kanaatim hiç değişmedi” (Pensilvanya Günlüğü)
“Bu açıdan Hazreti Üstad gibi, benim çok büyük insanlar olarak tanıdığım Tahiri Mutlu gibi diyelim yani, Hulusi Efendi gibi ve çok takdirle yâd ettiğim Hoca Sabri Efendi gibi.( fgulen.com, 13.03.2006)
"Yine, nasıl ki cahiliye içinde yaşadığı hâlde, o cahiliyeye bulaşmayan Efendimiz’in Ebû Bekirleri, Ömerleri, Osmanları, Alileri vardı; onun da, ona yakın, onun çizgisinde, onun düşüncesini temsilen ikinci varoluşun fikir işçileri ve davasının temsilcileri temiz arkadaşları vardı. Hepsi de pırıl pırıldı. Ben şahsen Hasan Feyzi’nin günaha girmiş olacağını hiç düşünemedim/düşünmedim. Hafız Ali’nin imanı karşısında hep ürperdim. Hoca Sabri içimde saygı olup esti. Hulusi Efendi’yi bir kâmil mürşid gibi gördüm. Hüsrev Efendi ayrı bir derinlik insanıydı. Tahirî Mutlu öyle engin bir aydı ki, değil bir günahı üzerine sıçratması, hayatında abdest suyunu bile üzerine sıçratmamıştı. “ALLAH” deyince gözleri dolardı ve başka bir âleme urûç etmiş gibi bir görüntü sergilerdi. Re’fet Beyi, Ahmet Fevzi’yi, Âtıf Efendi’yi, Âsım Beyi görmek gerekirdi. Alperen yürekli, uhrevî derinlikli Zübeyir Gündüzalp bir vefa âbidesi; Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Bayram Yüksel, Said Özdemir, Hüsnü Bayram bu ışık kaynağının hâlesi gibiydi. Ve bunlar çağın cahiliyesi karşısında dimdik kalabilmişlerdi.
Demek kendi dönemlerinde cahiliyeyi aşarak yaşayan insanlar da olabiliyor. Bu açıdan, ikinci dirilişi temsil eden o büyük zatla birlikte, çevresinde yaşanan korkunç cehalete rağmen cehalet yaşamayan, cehalete bulaşmayan bir hayli insan vardı. Ve onlar şimdi birer yâd-ı cemil. Onlardan sonrakilere gelince, –inşâALLAH– Cenâb-ı Hak onları da bu davanın feyiz ve bereketinden istifade etmiş olarak günahlarından arındırır ve o ilklere ilhak buyurur.( Kendi İklimimiz-s:29-30)
“Evet, onlar mana âleminin birer sultanıydılar ama dünya onları tanıyamadı. Onların, mahviyet, tevazu ve hacâletle mühürlenen tabiatları başkalarını aldattı. İnsanlardan bazıları gururlarına; kimileri hasetlerine ve bir kısmı da bencilliklerine yenildiler ve ne Hulusi Efendi’yi, ne Tahirî Mutlu’yu, ne Sadullah Nutku’yu ne de Mehmet Feyzi’yi tanıyabildiler. Oysa, onlar bir dirilişin ilk mimarları ve Hazreti Mîmâr-ı Azam’ın vefalı temsilcileriydiler.. Hasan Feyzi'ye, Hafız Ali'ye, Hoca Sabri’ye ve Hüsrev Efendi’ye sonraki nesillerin de ihtiyacı vardı. Dünya Ahmet Fevzi'yi, Atıf Efendi’yi ve Asım Bey’i mutlaka bilmeliydi. Bir ışık kaynağının hâlesini teşkil eden, herbiri ayrı birer derinlik adamı olan ve bazıları itibarıyla hala dipdiri ve olabildiğine canlı, Nur Risaleleri’ni dünyanın yetmiş diline çevirerek herkese ulaştırmak için çalışan başyüce insanlar herkes tarafından kabul edilmeliydi. Fakat maalesef, alperen yürekli ve uhrevî derinlikli Zübeyir Gündüzalp misali vefa abidelerini insanlık gerektiği gibi tanıyamadı..
Onlar çok gerilerde durdular, çok küçük göründüler, hep mahviyet içinde oldular.. el-âlem de yalnızca o görünüşe ve o duruşa baktı, onları sadece zahire göre değerlendirdi. Onların herbirisi ihtimal bir kutbiyeti, bir gavsiyeti temsil ediyorlardı ama nâdanlar bunu anlayamadılar. Zaten, sohbet-i nâdanla telezzüz edenlerin onları anlamaları da beklenemezdi. Anlamadılar ve kendilerine yazık ettiler. Bilmem ki, biz onları gerektiği ölçüde anlamaya muvaffak olabildik mi?..”
“Büyük doğumların ve iz bırakan hareketlerin temelinde Asr-ı Saadet’in iz düşümü denebilecek bir hayat tarzı vardır. Her dönemde insanlığa yeni ufuklar gösterenler, doya doya sıcak bir çorba yudumlayamayan, sırtlarına geçirecek bir palto bulamayan ve dünya nimetlerinden kâm alma peşine kat’iyen takılmayan kimseler olmuşlardır. Fakat, onlar öyle beklentisiz ve o denli fedâkarâne yaşamışlardır ki, maddî fakirliklerine rağmen mana âleminin sultanları hâline gelmiş ve bütün mü’min gönülleri kendilerine taht yapmışlardır. Bediüzzaman hazretlerinin ilk talebeleri de o kıvamda insanlardır.”
Bu ifadeler Fethullah Gülen Hocaefendiye ait..Daha önce Hocaefendi hakkında o zatların bazı kanaatlerini bir arada size sunmuştuk. O yazıya gösterdiğiniz ilgi, bu konuda bir ihtiyaç olduğunu düşündürdü. Bundan dolayı, Hocaefendinin ağabeyler hakkındaki kanaatlerini de bir araya getirdik. Sohbetlerinin büyük kısmını taradık, kitaplarının tamamına yakınını gözden geçirdik. Bunlarda karşımıza çıkan, o muhlis insanlara karşı hep büyük bir vefa, hürmet, saygı, minnet, ağzını tutma, hep hayırla yad ve kadirşinaslık oldu.
Bir sohbetinde bunu şöyle ifade eder; “Ben bir dönemde sırf ona hizmet etmiş zatların yanında elime kitap alıp okumayı bile terbiyesizlik saydım. Onlar onlar dedim” Bir başka musahabede; “Arkadaşlarımız bu terbiyeyi çok iyi aldıklarından dolayı inşaallah öyledir.. ta ilk talebelerinden, Hulusi Efendilerinden, Sıddık Süleymanlara, Hüsrev Efendilere, orta dönem talebeleri Zübeyir Gündüzalplere, Mustafa Sungurlara, yakın dönem talebeleri gibi, Ceylanlara, Bayramlara kadar.. bunlara karşı hep ALLAH Resulü’nün ashabına, tabiin döneminde duyulan saygıyı duymuşuzdur. Onlara laf ettirmemişizdir” ifadeleri ile bu saygı ve sevgiye işarette bulunur..
İlk başta genel ifadelerine yer vereceğimiz hocamızın, daha sonra bazı ağabeyler hakkında ifadelerini, alfabetik sıralamaya göre vereceğiz. Kitaplardan alıntılarda kaynaklarını belirttik. Diğerleri Hocaefendinin muhtelif zaman ve zeminlerde yaptığı sohbetlerdir. Burada ismi geçen ağabeyler hakkında bilgiler vermek meseleyi çok uzatacağından merak edenlere Sayın Necmeddin Şahiner’in Son Şahitler adlı beş ciltlik çalışmasını(Nesil Yay.) ve Ömer Özcan beyin yakınlarda neşredilen Ağabeyler Anlatıyor (Nesil Yay) adlı kıymetli çalışmasını tavsiye edebiliriz. Ve minallahi tevfik.
“Bir Hafız Ali, bir Hasan Feyzi, bir Hüsrev Efendi, bir Hulusi Efendi. Bunlar normalde anadan doğmuş insan gibi değildir yani. Bunlar insanüstü insanlar, harika insanlar. Hayatlarını bu işe vermişler. Başka hiç bir yer düşünmemişler. Yazmış, çizmiş, etmiş. Hatta kafasının köşesinden evlenmeyi bile geçirmemiş bu adamlar.”
“Böyle işte bazıları gramer deyip, geveleyip bazı şeylere takılırlar, bazıları üslup, bazıları ifade, bazıları şu bazıları bu.. mini bir takdir, onun ötesinde bir şey yok. Dünya kadar yanılmış insanla karşılaşırsınız. Çeyreğini bile çözdüğünüz zaman anlayış adına bir sürü kör topal insanla karşı karşıya kalırsınız hâsılı. Ama O'nu bir de Ahmet Feyzi Abiye sormak lazım. Ben Hasan Feyzi, Hafız Ali abileri görmedim. Tahir Mutlu’ya, Zübeyr Gündüzalp’e, Sungur Abi'ye, Kırkıncı Hoca'ya sormak lazım.”
“Tarih, üstadımızın etrafındaki yücebaşları tanıması lazım. Eğer ihlas, fedakarlık ve feragatın bir manası varsa, zirvede kutbiyyet bunların hakkıdır.”(Pensilvanya Günlüğü)
“Abilere bütün güzellikler çok yakışıyor. İlk gördüğüm günden beri, onları sahabelerin günümüz temsilcileri olarak tanıdım. Bu kanaatim hiç değişmedi” (Pensilvanya Günlüğü)
“Bu açıdan Hazreti Üstad gibi, benim çok büyük insanlar olarak tanıdığım Tahiri Mutlu gibi diyelim yani, Hulusi Efendi gibi ve çok takdirle yâd ettiğim Hoca Sabri Efendi gibi.( fgulen.com, 13.03.2006)
"Yine, nasıl ki cahiliye içinde yaşadığı hâlde, o cahiliyeye bulaşmayan Efendimiz’in Ebû Bekirleri, Ömerleri, Osmanları, Alileri vardı; onun da, ona yakın, onun çizgisinde, onun düşüncesini temsilen ikinci varoluşun fikir işçileri ve davasının temsilcileri temiz arkadaşları vardı. Hepsi de pırıl pırıldı. Ben şahsen Hasan Feyzi’nin günaha girmiş olacağını hiç düşünemedim/düşünmedim. Hafız Ali’nin imanı karşısında hep ürperdim. Hoca Sabri içimde saygı olup esti. Hulusi Efendi’yi bir kâmil mürşid gibi gördüm. Hüsrev Efendi ayrı bir derinlik insanıydı. Tahirî Mutlu öyle engin bir aydı ki, değil bir günahı üzerine sıçratması, hayatında abdest suyunu bile üzerine sıçratmamıştı. “ALLAH” deyince gözleri dolardı ve başka bir âleme urûç etmiş gibi bir görüntü sergilerdi. Re’fet Beyi, Ahmet Fevzi’yi, Âtıf Efendi’yi, Âsım Beyi görmek gerekirdi. Alperen yürekli, uhrevî derinlikli Zübeyir Gündüzalp bir vefa âbidesi; Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Bayram Yüksel, Said Özdemir, Hüsnü Bayram bu ışık kaynağının hâlesi gibiydi. Ve bunlar çağın cahiliyesi karşısında dimdik kalabilmişlerdi.
Demek kendi dönemlerinde cahiliyeyi aşarak yaşayan insanlar da olabiliyor. Bu açıdan, ikinci dirilişi temsil eden o büyük zatla birlikte, çevresinde yaşanan korkunç cehalete rağmen cehalet yaşamayan, cehalete bulaşmayan bir hayli insan vardı. Ve onlar şimdi birer yâd-ı cemil. Onlardan sonrakilere gelince, –inşâALLAH– Cenâb-ı Hak onları da bu davanın feyiz ve bereketinden istifade etmiş olarak günahlarından arındırır ve o ilklere ilhak buyurur.( Kendi İklimimiz-s:29-30)
“Evet, onlar mana âleminin birer sultanıydılar ama dünya onları tanıyamadı. Onların, mahviyet, tevazu ve hacâletle mühürlenen tabiatları başkalarını aldattı. İnsanlardan bazıları gururlarına; kimileri hasetlerine ve bir kısmı da bencilliklerine yenildiler ve ne Hulusi Efendi’yi, ne Tahirî Mutlu’yu, ne Sadullah Nutku’yu ne de Mehmet Feyzi’yi tanıyabildiler. Oysa, onlar bir dirilişin ilk mimarları ve Hazreti Mîmâr-ı Azam’ın vefalı temsilcileriydiler.. Hasan Feyzi'ye, Hafız Ali'ye, Hoca Sabri’ye ve Hüsrev Efendi’ye sonraki nesillerin de ihtiyacı vardı. Dünya Ahmet Fevzi'yi, Atıf Efendi’yi ve Asım Bey’i mutlaka bilmeliydi. Bir ışık kaynağının hâlesini teşkil eden, herbiri ayrı birer derinlik adamı olan ve bazıları itibarıyla hala dipdiri ve olabildiğine canlı, Nur Risaleleri’ni dünyanın yetmiş diline çevirerek herkese ulaştırmak için çalışan başyüce insanlar herkes tarafından kabul edilmeliydi. Fakat maalesef, alperen yürekli ve uhrevî derinlikli Zübeyir Gündüzalp misali vefa abidelerini insanlık gerektiği gibi tanıyamadı..
Onlar çok gerilerde durdular, çok küçük göründüler, hep mahviyet içinde oldular.. el-âlem de yalnızca o görünüşe ve o duruşa baktı, onları sadece zahire göre değerlendirdi. Onların herbirisi ihtimal bir kutbiyeti, bir gavsiyeti temsil ediyorlardı ama nâdanlar bunu anlayamadılar. Zaten, sohbet-i nâdanla telezzüz edenlerin onları anlamaları da beklenemezdi. Anlamadılar ve kendilerine yazık ettiler. Bilmem ki, biz onları gerektiği ölçüde anlamaya muvaffak olabildik mi?..”