Homo-Nurjikus (Nurcular gerçekten de beynimi yıkadılar!)

anarkh

Well-known member
Bundan kaç yıl evveldi bilmiyorum. O zamanlar cep telefonu olmadan da yaşayabiliyorduk. Etrafta „Nurcular, Nurcular“ diye öcü türü zannettiğim kişilerden bahsediliyordu.

O Nurcular’dan bahseden ve bizi tenbihleyen kişiler boğuk sesleriyle gözlerini kısarak konuşuyorlardı. Bayağı ürktüm, uzak durdum Nurculardan…

Sonraları bir Fethullah Gülen çıktı. Kimdir, nedir bu dedim içimden. Biz Fatma, Sevil gibi tatlı kız-arkadaşlarımıza takardık böyle sevimli eklemeleri… Fatma’ya Fatoş derdik, Sevil’e Sevoş…

Fethullah Gülen‘e Fetoş diyenler de onun çok tatlı bir kişilik olmasından dolayı dediklerini düşündüm içimden.
Biliyorsunuz, ben yobaz ailesi elemanıyım. Almanya’da Kuran kurslarına gidiyordum. Camilerde vaazlar dinliyordum. Üstelik çocuk yaşta– herkese nasip olmaz- Hacı teyze kızı ünvanına da erişmiştim. Mübarek ve rütbeliydim. Tüm kızlara örnek ve namzet bir kişiliktim.
Bütün yasakları öğrendiğim gibi, edepli olmayı da öğrenmiştim. Sağa bakma, koca arıyorsun zannederler, sola bakma birşey satmak istiyorsun zannederler, düz bakma, düşmansın zannederler, yan bakma, sinsisin zannederler…Sesini inceltme, erkeğin ilgisi uyanır, sesini yükseltme, evde kalırsın! Ciddi ol, gülme, ağlama, NEFES ALMA, ERKEKLER NEFES ALIP-VERIŞINDEN TAHRİK OLURLAR!
Günlerden bir gün yeni arkadaşlarla tanıştım. Tam olarak nasıl oldu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey onlarla belirli günlerde KURAN ve HADİS yorumları okuyup, sohbetler etmemizdi. Bu sohbetlerde o zamana kadar hiç duymadığım şeyler anlatılırdı. Her soruma ıspatlarla, mantıklı örneklerle, edebi hikayelerle cevaplar verilirdi. Herkes birbirini desteklerdi.
Hiç kimse kötülenmezdi, çeşitli görüşlere açık insanlardı. Sadece bizim dediğimiz doğru demezlerdi. Çeşitli doğrular var derlerdi. Dayatmacı ve yasakcı değillerdi. Hiçbir cemaat veya hocaefendiyi kötülemezlerdi. Kapıları ve kalpleri herkese açıktı. Kimseyi görünüşü veya basitliği yüzünden geri çevirmezlerdi; zorla birşey yaptırmazlardı. Para söz konusu bile değildi.
Gel zaman git zaman… Ben bu insanlara bayağı alıştım.
Sohbetler olmadığında içimi bir hüzün kaplıyordu. Boş sözler sarfedilen, dedikodu-gıybet edilen ortamlar bana anlamsız gelmeye başlamıştı.
Yaptığım herşeyin anlamı ve faydası olmalıydı.
Bir de ne duyayım! Biz Nurcuymuşuz!!!
Nur-Talebesi demiyorum, hususi Nurcu diyorum.
Bu muydu Nurculuk? dedim içimden. Çok şaşırdım. Meğer korkulacak birşey yokmuş.

Nurcular hakkında bahsedilen korku masalları tamamen yalanmış!
Ben çok şeyler öğrendim, ama Nur sohbetlerinde öğrendiklerimin yerini hiçbirşey dolduramaz…
O zamana kadar çeşitli islami kitaplar okumama rağmen, bir sürü cevaplanmamış sorular vardı aklımda.
Risale okuduktan sonra cevapsız kalmış sorularımın hepsine cevap bulabildim. Hem örnek edebi hikayelerle, ıspatlarla zevkle okudum…
Osmanlıca, Arapça ve Türkçemi de geliştirdim.
Ben çok şeyler hissettim, ama Nur sohbetlerinde hissettiklerim çok ayrı…
Nurcular gerçekten de beynimi yıkadılar!
Dedikleri kadar varmış! Haklıymışlar! Beynimi yıkadılar!!!
Beynimdeki tüm olumsuz düşünceleri, tereddütleri temizlediler…
Umut aşısı vurdular… Ruhum arındı… Huzur beynimde kök saldı…
Meğer benim içimde gizli düşmanlıklar da varmış! Onları da bulup yokettiler!!!
Herşeyim ölçülü oldu… Kuran ve hadisleri daha da iyi anlamaya başladım…

Fethullah Gülen‘in okullarını kötüleyenler, sanırım hayatlarında bir köpeğe kulübe bile yapmamış olan kişilerdir…

Nurcuları kötüleyenler acaba toplum için hangi iyi işleri yaptılar?
Çok kıskanıyorsanız, benzer birşeyler yapın da görelim!

Birçokları sıcacık yuvalarında aileleriyle kahkahalar atarlarken, çocuklarını severlerken, hanımlarının yaptıkları yemekleri yerlerken,
Fethullah Gülen hayatını hizmete adadı, koskoca ömrünü eşsiz ve ailesiz geçirdi!
İnsanlara imanı, peygamber sevgisini anlattı.
Duygularıyla insanların kalplerini titretti.
Fethullan Gülen hakkında yalan söyleyenler, iftira atanlar, soruyorum size:
Hangi biriniz evlenmemeyi, yalnızlığı tercih eder?
Hizmet uğruna hayatın en güzel, en zevkli mutluluklarından vazgeçer?
Fetullah Ağabey hakkında yazılan, söylenilen hiçbir iftiraya ve yalana inanmıyorum.
İstediğiniz kadar yazın- çizin, ben onun kalbindeki temizliği ve imanı hissediyorum. Hiçbir söylentiniz ıspatlanamadı. Siz (iftira atanlar) kin ve nefretinizden boğuluyorsunuz ama o sizin ıslah olmanız için dualar ediyordur, bundan eminim.

Nurcuları bana tanıtmak için de lütfen zahmet etmeyin. Ben kendi gözlerimle gördüm, yaşadım. Her türlü Nurcu Grubu tanıyorum. Okuduklarını okudum, yaptıklarını senelerdir gözlemledim. Yazdığınız-yazacağınız OLUMSUZ şeyler belki marjinal kesimde yaşananlar veyahut kişisel problemler neticesindeki olaylardır.

Birkaç kişinin kusuru yüzünden tüm cemaate asla çamur atılamaz, genelleme yapılamaz.

Almanya’da…
Nerede iyi bir iş yapılmış, altından Nurcular çıkıyor…
Nerede sevgi ve kardeşlik var, altından Nurcular çıkıyor…
Nerede aydınlanma ve eğitim var, altından Nurcular çıkıyor…
Nerede huzur ve barış var, altından Nurcular çıkıyor…
Nerede ilerleme var, altından Nurcular çıkıyor…
Alman medyası, kazandıkları başarılardan dolayı Nurcuların okullarını öve öve bitiremiyor…
Almanlar Nurculara güzel işler teklif ediyorlar…
Bizimle birlikte çalışmak istiyorlar…
Biliyorsunuz, Almanlar kaliteli işleri severler, organize işleri severler.
Almanlar dağınıklıktan nefret ederler…
Almanlar, birlikte kuvvet bulmuş, hedef belirlemiş grupları desteklerler.
Üzerine para bile verirler…
Almanlar çok şüphecidirler, öyle herkese kolay kolay güvenmezler…
Ama Nurculara güveniyorlar…
Zaar, alles klar?
İnanmazsan yiyeceksin benden bir şamar!
(Alles klar deyiminin, anlamı: Herşey açık/berrak mı, anlaşıldı mı?)

Olağanüstü hallerdeyim,
(TR’liler darbelerden bilir, OHAL durumu yani, OHA değil!)
Çok çeşitli işlerdeyim,
Zor sınavlı derslerdeyim,
Nefisle her an mücadeledeyim,
Bir öyle, bir de böyleyim,
Fethullah Gülen‘in ağladığı yerlerdeyim,
Yok be, yerlerde değil, göklerdeyim,
En güzel hayallerdeyim,
Faydalı düşüncelerdeyim…

Ben az biraz Homo-Oeconomicus,
Accık da Homo-Sosyolojicus,
Aslen bir Homo-Nurjicus,
Biraz da Homo-Deliricus…
Hatalıyız, günahkarız, eksiğimiz çok,
Yine de hayatla dalga geçiyor, idare ediyoruz…

Fetullahciyim, nurcuyum,
Çay içerim yudum yudum,
Cemaatte çok mutluyum,
Hizmete koştururum,
Sizi arar bulurum,
Beyninizi yıkarım !
Hehh hehhh heeee…

Bir de şu söylemleri duyarım zaman zaman…
‚Ben Nurcuların, Fethullahçıların yanında kaldım. Bir daha o cemaata ASLA gitmem!’
Bir daha o cemaata asla gitmezmiş…Soruyorum böyle düşünenlere…
1.Senaryo: Dünyanın en zengin donanımlı, en iyi bir okulunda/üniversitesinde okuyorsunuz…
O üniversitede bir hocaefendi/hocahanım (veya densizin birisi, birkaç kişi) size karşı hiç hoş olmayan tavırlar sergiledi.
Siz sadece o insaniyeti/karakteri bozuk olan TEK KİŞİ yüzünden, okulu/üniversiteyi terk mi edersiniz?

2.Senaryo: Dünyanın en iyi hastahanesi yanıbaşınızda. O hastahanenin içinde her türlü uzman doktor, her türlü teknik donanım, araç-gereç ve ilaçlar bulunuyor. Sizin de çeşitli hastalıklarınız, ağrılarınız var. O yakındaki hastahanede her türlü tedavi metodu mevcut, hem de ücretsiz. Ama o hastahanede karakteri bozuk olan birisi de çalışıyor, iyi insanlar da çalışıyorlar. Siz şimdi hasta olarak o karakteri bozuk olan BİR KİŞİ yüzünden o hastahaneye tedavi olmak için gitmez misiniz?
Tercih sizin tercihiniz…Kimse kimseyi zorlayamaz…

Elbette arkadaşlıklar karşılıklı fedakarlık, yardımlaşma, sevgi-saygı ister. Madem arkadaş grubunda da karşılıklı yardımlaşmalar oluyor, cemaatte bazı görevleri üstlenmek, bazı fedakarlıklar yapmak neden ‘Kullanılmak’ olarak algılansın? Neden cemaatte de herkes birbirini kardeşce desteklemesin?
Sizin arkadaş grubunuzdakilerin hepsi kusursuz ve mükemmel mi?

Her yerde her türlü insan olduğu gibi, hem cemaatte hem de arkadaş gruplarında moralimizi bozan, huzurumuzu kaçıran birkaç kişi mutlaka olacaktır. Kusursuz dost arayan, dostsuz ve yalnız kalır.

Keşke inat etmeyip, kin tutmayıp herkes bizi tanımaya-anlamaya çalışsaydı, bu güzel işlerin ucundan tutsaydı. Herkes herşeyi anlamlı ve faydalı kullansaydı…Aramıza katılsalardı. Bizimle tanışıp, sıcak bir sohbet etselerdi. Keşke herkes evde kitap okusaydı, araştırsaydı, keşke herkes teselli bulsaydı, önyargılar kaldırılsaydı…

Not: Elbette Nurcu-Fetocu grupların haricinde de güzel işler yapanlar var. Kimsenin yaptığını küçümsemiyorum.
Bana ‘Sadece Risale okuma, başka kitapları da oku, ufkunu genişlet’ diyenler olacaktır mutlaka. Hemen cevabını yazayım:
Ben her türlü İslam Aliminin kitaplarını, batı-doğu felsefelerini okuyorum. Her türlü yabancı ve Türk haberleri, yorumu ve kitabı inceliyorum. Dünyadan, batıdan-doğudan, kendimden ve buraya yazamadığım birçok şeyden haberdarım efendim. Biraz gururlu-kibirli bir imaj oldu ama mecburen bu açıklamayı yapıyorum. Yoksa bazı insanların laflarından kurtuluş olmuyor.
Önemli: Bu yazıyı geçen hafta Washington-Beyaz Saray’a, Mossad’a ve CIA’e gönderdim, onların onayını aldıktan sonra genel yayın yönetmenimize gönderebildim. Zaten CIA bana para vermeseydi, şu anda dizüstü bilgisayarımla bu yazıyı yazamazdım. Para bana nereden geliyor zannediyorsunuz?
Fetullah Gülen Ağabey, beni hatırlıyor musun? Ben dış mihraklardan Zehra Yavuz, sizin Almanya’daki ayağınız.
Olağanüstü hallerdeyim,
Derin düşüncelerdeyim,
Hem dış, hem içlerdeyim…
Ruhumun en hassas bölgesindeyim…
Islak mendillerleyim…
Almanistan’ın soğuk bölgesindeyim,
En sıcak kalplerin içindeyim…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık arada bir içten dua etmekse eğer,
Nurculuk her an içten dua halinde olmakmış…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık Kuran ve hadis okumak, anlamak, yaşamaksa eğer,
Nurculuk, Kuran ve hadisleri okumak, anlamak, hazmetmek, yaşamak ve yaşatmakmış…

Nüfus cüzdanındaki müslümanlık bir oradan bir buradan İslam alimlerini okumaksa eğer,
Nurculuk bütün İslam alimlerini okuyup, hepsinin en güzel meyvelerini yemekmiş…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık döner-kebap yemekse eğer,
Nurculuk İskender-Kebap yemekmiş…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık insanlara yardım etmekse,
Nurculuk, insanlara kendi başlarına ruhlarını ve hayatlarını düzeltebilme tekniklerini öğretebilmekmiş…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık parti, taraf ve haksız olduğu halde akrabayı tutmaksa,
Nurculuk; her an hakikati ve zulme uğramış tarafı tutmakmış…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık son model arabayı kullanmaksa eğer,
Nurculuk; kıyamete kadar kendini her türlü şartlara göre düzenleyebilen, her an yenilenen, her an daha iyi olabilen, hiç bozulmayan bir arabayı kullanmakmış…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık Sabine, Helga, Monika, Thomas’a bakMAmaksa eğer,
Nurculuk; her insan ile, günahtan kaçınarak sohbet edebilmekmiş…
Nüfus cüzdanındaki müslümanlık kendisi gibi olmayana kızmak, hatta bağırmak, herşey kitaplarda var, aç da oku demekse eğer,
Nurculuk; kendisi gibi olmayanı sabırla dinleyebilmek, “Güzelliklerin çekirdeği zaten senin içinde var” diyebilmek, kitaplarda olanı yaşayarak, yaşatarak örnek olabilmekmiş…
Tarikat ehli olmak kalp gözünü açmaksa eğer,
Nurculuk bütün gözleri, kulakları, hisleri ve kalpleri açmakmış…
Tarikata ehil olmak fidan dikmekse eğer,
Nurculuk; ormanlar ekmek, ceviz ağacına en uygun bakımı yaparak yıllarca sabırla büyümesini beklemekmiş…
Tarikat ehli olmak günlük virdleri çekerek zikretmekse eğer,
Nurculuk; hem zikretmek, hem fikretmek, hem keşfetmek, hem hissetmekmiş…
Tarikat ehli olmak, kalbi olgunlaştırmaksa, nefsi köreltmekse eğer,
Nurculuk herşeyi olgunlaştırmak, nefisle her an mücadele etmekmiş…
Tarikat ehli olmak zikirde coşmak, şeyhi gördüğünde heyecanlanmak, zikirden ve ibadetten zevk almaksa eğer,
Nurculuk; herşeyde coşabilmek, her an heyecanlanabilmek, herşeyden zevk alabilmekmiş…Her nefesten lezzet alabilmekmiş…
Tarikat ehli olmak silsilenin bütün ermişlerinin ve şeyhin kuvvetini hissetmekse,
Nurculuk gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin, alimlerin, evliyaların kuvvetini hissetmekmiş…
Tarikat ehli olmak nefsi terbiye etmekse,
Nurculuk hem kendini, hem etrafı terbiye etmek için uğraşmakmış…
Tarikat ehli olmak yolda güzel izler bırakmaksa eğer,
Nurculuk; heryere en güzel damgayı vurabilmekmiş…
Tarikat ehli olmak ılık mercimek çorbası içmekse eğer,
Nurculuk; ev tipi tarhana çorbasını en uygun sıcaklıkta, tereyağda kızartılmış ekmeklerle yemekmiş…
Tarikat ehli olmak örtünmekse eğer,
Nurculuk; bedeni-ruhu sıkmayan rahat ve yumuşak bir elbiseyi giymekmiş…
Tarikat ehli olmak vakurla susmak, sabretmekse eğer,
Nurculuk susulacak yerde susmak, konuşulacak yerde yiğitce sözünü esirgememek, hem hal, hem dil ile emek sarfederek, sabırla sonuçları beklemekmiş…
Tarikat ehli olmak dervişliğin anlamını yaşamaksa eğer,
Nurculuk bütün anlamları yaşamakmış…
Tarikat ehli olmak feyz almaksa,
Nurculuk hem feyz almak, hem rengarenk bütün zevkleri yaşamakmış…
Tarikat ehli olmak Cübbeli Ahmet Efendi’yi dinlemekse eğer,
Nurculuk; Cübbeli Ahmet Efendi’nin doğrularını tasdik etmek, yanlışlarını en uygun dil ile hatırlatmak, kapıyı ve kalbi her an açık tutmakmış…
Tarikat ehli olmak insanların kalplerini titretebilip ağlatabilmekse eğer,
Nurculuk hem kalp titretebilmek, hem güldürebilmek, hem hissetirebilmekmiş…
Tarikat ehli olmak her an kalbi cilalamaksa eğer,
Nurculuk heryeri cilalamakmış…
Tarikat ehli olmak yaldızlı tac takmaksa eğer,
Nurculuk; en kıymetli mücevheratlarla donanmış saltanatın içinde yaşamakmış…
Nurculuk kalp kırmadan eleştirebilmekmiş,
Nurculuk çirkinliklerin içinde bile güzellikler yaşatabilmekmiş…
Nurculuk; olumsuzlukta üzülmemek, olumlulukta şımarmamakmış…
Nurculuk kargaşanın içinde bile çok sakin, çok rahat yaşayabilmek, doğruyu farkedebilmekmiş…Kaybedilişlerde bile kazançlı olabilmekmiş…
Nurculuk; geçmişi katlayıp, dolaba koyarak, ışıltılı bir geleceğe doğru yönelmekmiş…
Nurculuk en ince detayları farkedebilmekmiş…
Nurculuk bütün farklılıkları ve insanları huzur içinde biraraya getirebilmekmiş…
Nurculuk, en derin hassasiyetleri hem akıl hem kalp ile yaşayabilmekmiş…Yaşatabilmekmiş…
Nurculuk bütün insan/müslümanlardan kuvvet ve ibret alabilmekmiş…
Nurculuk; yazılmamışı okuyabilmek, hatta anlayabilmekmiş…
Nurculuk; hissedilmeyeni hissedebilmek, tadılmamışı tadabilmekmiş…
Nurculuk, görülmeyeni seyredebilmekmiş…Nurculuk herkesi sevebilmekmiş…
Nurculuk imanı en mükemmel şekilde yaşamaya uğraşmakmış…

Gerçekten mi ? Ben birçok Nurcularla-Fethullahçılarla tanıştım, ama bu sıfatlarla uzaktan yakından alakaları yoktu diyorsanız, cevabımı hemen yazayım: Herşeyin bir başlangıcı, bir olgunlaşma süreci vardır. Herkes aynı yaşta değildir, çocuklar bile farklı sınıflara giderler. Herkes aynı kültür seviyesinde değildir. Kusursuz- eksiksiz insan yoktur. Herkes her duyguyu ve düşünceyi aynen yaşayacak diye bir kural veyahut mecburiyet yoktur. Hiçbir insan diğerine tıpatıp benzemez. Herkesin kendine has özellikleri vardır. Zaman geçtikce insanlar düzelecek veya değişeceklerdir.
Mesela her doktor, her mühendis de bir değildir, herkesin kendine göre başarısı, olgunluk seviyesi, zekası vardır. İnsan çeşidi kadar, Nurcu çeşidi vardır.
Nurcular da günah işler, hata yapar, onların da kusurları, yanlışları vardır!
Not: Almanya’da yıllar evvel mescit ve Kur’an kurslarını açan işçi teyze ve amcalara buradan şükranlarımı iletiyorum. Onlar ki, yoksul olmalarına rağmen mescit açabilmek için paralarından kıstılar!!! Onlar en ağır işlerde çalıştılar, sağlıkları ve psikolojileri bozuldu… Kemikleri sızladı ve ağrıdı yorgunluktan eve dönerken…
O işçi teyze ve amcalar Almanya’da mescitler açmasalardı, biz İslam’ı/Kuran’ı öğrenemeyecektik, kendimizi kaybedecektik…
Bize dünya ve alemlerdeki en güzel, en kıymetli hediyeleri verdiler!!!
Onlar görevlerini en güzel şekilde yaptılar!
Allah c.c. onları en güzel şekilde mukafatlandırsın, amin.
Selam ve sevgilerimle, Nurjuvazi Zehra Yavuz
Nutella’dan tatlı hayatım,
Ama arada bir zırıldarım,
Kafama göre takılırım,
Nurculara laf edenin,
Alnını karışlarım!

Zehra YAVUZ / Almanya / Haber 7
 
Üst