Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Hz Ali'nin dört halife den dördüncüsü olması hakkında
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 104193" data-attributes="member: 5987"><p><strong><span style="font-size: 10px">Mehmet Paksu'nun yazısı...</span></strong></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: #333333"><strong>Hocam, Mektubat'ta şöyle bir sual yer alıyor. Deniliyor ki: "Hazret-i Ali, o derece hilâfete liyakati olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karabeti (yakınlığı) ve harikulâde cesaret ve ilmiyle beraber, neden hilâfette tekaddüm ettirilmedi (öne geçirilmedi)? Ve neden onun hilâfeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?"</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px">"Elcevap: Al-i Beytten bir kutb-u âzam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret- i Ali'nin (r.a.) hilâfetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki, murad-ı İlâhî başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlâhîye tâbi olmuş." </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">"Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki: Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali'nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisâtın şehadetiyle ve Hazret-i Ali'nin mümâşatsız, pervâsız, zâhidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla, çok zatlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyen muhtemeldi." </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Hocam, yukarıdaki Üstadın anlattıklarını tam anlayamadım. Yani burada sanki "Hazret-i Ali'nin tavizsizliği ve diplomatsızlığından dolayı, durumuna göre uygun değil" gibi geliyor. Nasıl doğru anlamamız lazım?</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Yani Sahabilere saygıyı muhafaza ederek nasıl anlaşılmalı? (Falak-Sidney) Hazret-i Ali, olayların, siyasi gelişmelerin ve İslam toplumundaki değişimlerin bir gereği sonucu hak olarak gördüğü bir konuda adaletten ve hakkaniyetten hiçbir şekilde ayrılmaz, hakkın küçüğüne, büyüğüne bakmaz, doğru olan ne ise ona göre hareket ederdi.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Yukarıdaki nakilde belirtildiği gibi, Hz. Ali takva sahibi, hiç kimseden çekinmeyen, kahraman, cesur, dünyevi beklentiler gözetmeyen, ortama göre hareket etmeyen, kılı kırk yararcasına gerçek adalet üzere hareket eden bir insandı. Onun idare anlayışı ve olaylar hakkında karar verişi bu şekildeydi. Hiçbir zaman bu anlayışından ve özelliğinden vazgeçecek de değildi. </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Şayet ilk halife Hz. Ali olsaydı, karşılaştığı olaylara ve sorunlara bu özelliği ve yapısıyla hareket etseydi; bu tutumu diğer kabilelerde ve söz sahibi öncü kişilerde birtakım rekabet duygularını hareket getirecek, tefrika ve ayrılık ortaya çıkacaktı. </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Oysa Peygamberimizin vefatı sonrası Sahabilerin birlik ve beraberliğe çok fazla ihtiyacı vardı. Çünkü hiç beklemedikleri bir zamanda Peygamberimizin âni vefatı onları çok etkilemişti, tereddüt yaşamışlardı. Hz. Ali'nin tavizsizliği, hak bildiği bir meselede dik duruşu, istikrarı ve kararlılığı onun bir zaafı ve eksikliği değildi. </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">O Peygamberimizin bu yönünü rehber olarak almış, hayatına geçirmişti. Hz. Ali tam bir devlet adamı, çok üstün bir diplomat, idaresi altındaki insanlarla bütünleşmiş bir Halife olmasaydı, kendi zamanında İslam birliği darmadağın olurdu. Onun ağırlığı, toparlayıcılığı, ilmi, takvası, aklı, zekâsı, dirayeti ve kahramanlığı Müslümanların en büyük dayanağı oldu. Zaten o seçimle gelmişti, Müslümanların ortak kabulü ile devlet başkanlığına getirilmişti. </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Ayrıca konuyu tam olarak anlamak için sorunuzda yer alan ikinci ve üçüncü paragraftaki izahlarla, On Beşinci Mektup'taki açıklamaları da gözden geçirmek lazım. Diğer yandan Fetih Suresinin son âyetinde işaret edildiği, bazı hadislerde belirtildiği ve Peygamberimizin haber verdiği gibi, Hz. Ali, ilk üç halifeden sonra dördüncü halife olarak başa geçecekti. </span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">"Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın" hadisinde de açıkça bildirilmesi ve bu olayların Hz. Ali'nin halifeliği zamanında yaşanacağı göz önünde tutulursa, burada bütünüyle kaderin bir hükmü vardır.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 104193, member: 5987"] [B][SIZE=2]Mehmet Paksu'nun yazısı...[/SIZE][/B] [SIZE=2][COLOR=#333333][B]Hocam, Mektubat'ta şöyle bir sual yer alıyor. Deniliyor ki: "Hazret-i Ali, o derece hilâfete liyakati olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karabeti (yakınlığı) ve harikulâde cesaret ve ilmiyle beraber, neden hilâfette tekaddüm ettirilmedi (öne geçirilmedi)? Ve neden onun hilâfeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?"[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=2]"Elcevap: Al-i Beytten bir kutb-u âzam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret- i Ali'nin (r.a.) hilâfetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki, murad-ı İlâhî başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlâhîye tâbi olmuş." "Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki: Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali'nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisâtın şehadetiyle ve Hazret-i Ali'nin mümâşatsız, pervâsız, zâhidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla, çok zatlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyen muhtemeldi." Hocam, yukarıdaki Üstadın anlattıklarını tam anlayamadım. Yani burada sanki "Hazret-i Ali'nin tavizsizliği ve diplomatsızlığından dolayı, durumuna göre uygun değil" gibi geliyor. Nasıl doğru anlamamız lazım? Yani Sahabilere saygıyı muhafaza ederek nasıl anlaşılmalı? (Falak-Sidney) Hazret-i Ali, olayların, siyasi gelişmelerin ve İslam toplumundaki değişimlerin bir gereği sonucu hak olarak gördüğü bir konuda adaletten ve hakkaniyetten hiçbir şekilde ayrılmaz, hakkın küçüğüne, büyüğüne bakmaz, doğru olan ne ise ona göre hareket ederdi. Yukarıdaki nakilde belirtildiği gibi, Hz. Ali takva sahibi, hiç kimseden çekinmeyen, kahraman, cesur, dünyevi beklentiler gözetmeyen, ortama göre hareket etmeyen, kılı kırk yararcasına gerçek adalet üzere hareket eden bir insandı. Onun idare anlayışı ve olaylar hakkında karar verişi bu şekildeydi. Hiçbir zaman bu anlayışından ve özelliğinden vazgeçecek de değildi. Şayet ilk halife Hz. Ali olsaydı, karşılaştığı olaylara ve sorunlara bu özelliği ve yapısıyla hareket etseydi; bu tutumu diğer kabilelerde ve söz sahibi öncü kişilerde birtakım rekabet duygularını hareket getirecek, tefrika ve ayrılık ortaya çıkacaktı. Oysa Peygamberimizin vefatı sonrası Sahabilerin birlik ve beraberliğe çok fazla ihtiyacı vardı. Çünkü hiç beklemedikleri bir zamanda Peygamberimizin âni vefatı onları çok etkilemişti, tereddüt yaşamışlardı. Hz. Ali'nin tavizsizliği, hak bildiği bir meselede dik duruşu, istikrarı ve kararlılığı onun bir zaafı ve eksikliği değildi. O Peygamberimizin bu yönünü rehber olarak almış, hayatına geçirmişti. Hz. Ali tam bir devlet adamı, çok üstün bir diplomat, idaresi altındaki insanlarla bütünleşmiş bir Halife olmasaydı, kendi zamanında İslam birliği darmadağın olurdu. Onun ağırlığı, toparlayıcılığı, ilmi, takvası, aklı, zekâsı, dirayeti ve kahramanlığı Müslümanların en büyük dayanağı oldu. Zaten o seçimle gelmişti, Müslümanların ortak kabulü ile devlet başkanlığına getirilmişti. Ayrıca konuyu tam olarak anlamak için sorunuzda yer alan ikinci ve üçüncü paragraftaki izahlarla, On Beşinci Mektup'taki açıklamaları da gözden geçirmek lazım. Diğer yandan Fetih Suresinin son âyetinde işaret edildiği, bazı hadislerde belirtildiği ve Peygamberimizin haber verdiği gibi, Hz. Ali, ilk üç halifeden sonra dördüncü halife olarak başa geçecekti. "Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın" hadisinde de açıkça bildirilmesi ve bu olayların Hz. Ali'nin halifeliği zamanında yaşanacağı göz önünde tutulursa, burada bütünüyle kaderin bir hükmü vardır.[/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Hz Ali'nin dört halife den dördüncüsü olması hakkında
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst