Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimizin Hayatı
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hayati
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 193919" data-attributes="member: 1005848"><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: #ff6666"><span style="font-family: 'Tahoma'">HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN HAYATI</span></span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: #ff6666"><span style="font-family: 'Tahoma'">(571-632)</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâtı (571-632): </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberlik devri de:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Mekke devri (510-622)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Medine devri (622-632)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> olarak iki döneme ayrılır.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu sebeple Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı, "Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve "Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, târihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri" olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esâs almışlardır. </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu kitapta da aynı usûle uyulacaktır.</span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"> </p> </p><p><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm" target="_blank"><u><span style="color: #cc0000">Sayfa Başı </span></u></a></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">BİRİNCİ KISIM</span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">HZ.MUHAMMED (S.A.S)'İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI</span></strong></p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> " Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik". </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">(el-Enbiyâ Sûresi, 107)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">1- DOĞUMU: </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18) </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">2- SOYU (NESEBİ)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.(22)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.(27)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.(30)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">4- MEDİNE ZİYÂRETİ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> BİR GECE</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum, </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Âlemlere rahmetti, evet, şer–i mübîni,</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beşeriyyet...</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.</span></strong> </p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mehmed Âkif ERSOY</span></strong></p> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(18) Siyer ve İslâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır'lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet 1/191).</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(19) Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed" ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Fetih Sûresinde bu ism–i şerif, ayrıca "Rasûlüllah" olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">"Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti..." buyrulmuştur.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "Ahmed" adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin 14. babı'nın 26 âyeti şöyledir:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">"Baba'dan size göndereceğim "Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehâdet edecektir."</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği "Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'"> "Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da birleşmektedir. (İbn Hişam, 1/115)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ı Saâdet, 1/178-179</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(24) Bkz. İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44; </span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Târih-i Din-i İslâm, 2/5</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(25) Asr-ı Saâdet, 1/187</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(26) Târih-i Din-i İslâm, 2/16</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(27) İbnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; İbn Sa'd, Tabakat 1/108</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(28) İbnü'l-Esir, a.g.e., 1/460</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(29) Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 5/6, Kahire, 1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(30) Bkz. İbn Hişâm, 1/174; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 461-462; Hamîdullah, İslâm Peygamberi 1/40</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatında şakk-ı sadr olayı bir kaç defa olmuştur. İlki, süt annesi Halîme'nin yanında iken meydana gelmiştir. Melekler, göğsünü açıp, "işte şeytanın sendeki nasibi" diyerek bir pıhtı çıkarıp atmışlardır. (Müslim, 1/147 K. İmân B. 74, Hadis No: 261). İlk vahyin gelişinden önce de, vahyin ağırlığına dayanabilmisi için, şakk-ı sadr olayının tekrarlandığı rivâyet edilmiştir. Mirâc mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.) Rasûlüllah (s.a.s.)'in göğsünü açıp "zemzem suyu" ile yıkadıktan sonra imân ve hikmet doldurmuştur. (Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No: 227 ve izâhı)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(31) İbn Hişâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(32) Târih-i Din-i İslâm, 2/23; Tecrid Tercemesi, 2/699</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(33/1) Abdülmuttalib'in çeşitli zevcelerinden 10 oğlu ve 6 kızı vardı. Bunlar içinde Hz. Ali'nin babası Ebû Tâlib ile Peygamberimiz (s.a.s)'in babası Abdullah ana baba bir kardeşti. (Asr-ı Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i İslâm, 2/27)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Oğulları: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asıl adı Abdimenâf) Zübeyr, Hâris, Hacl, Mukavvim, Dırar, Ebû Leheb (asıl adı Abduluzza) dır. Kızları ise: Safiyye, Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre. (İbn Hişâm, 1/113)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(33/2) İbn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid Tercemesi, 4/683</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Kelime Açıklamaları:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">Hasrân: Sapıklık, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada insanların yaşadığı yerler, kalkınmış ülkeler-Beter: daha kötü-Beşer: İnsan cinsi, bütün insanlar-Dişsiz: (burada) güçsüz, zayıf, kimsesiz-Fevza: Kargaşa, anarşi-Âfak: Ufuklar-Ufuk: Uzaklara bakıldığında yeryüzünün gökyüzüyle birleşmiş gibi görünen yeri-Zemin: Yeryüzü. Şark: Doğu ülkeleri-Tefrika: Fikir ayrılığı-Nefha: Üfürme-Mâsûm: Günahsız-Hamle: Atılma, saldırma-Kayser: Bizans imparatorlarına verilen ünvan-Kisrâ: İran hükümdarlarına verilen ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok olma-Şer'i mübin: İslâm dini-Şehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl: adalet-Medyûn: Borçlu-Beşeriyyet: İnsanlık-Mahşer: Kıyâmette insanların toplanacağı yer-Haşretmek: Kıyâmet günü insanları dirildikten sonra mahşerde toplamak.</span></strong></p><p><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm" target="_blank"><u><span style="color: #cc0000">Sayfa Başı </span></u></a></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN GENÇLİK DÖNEMİ</span></strong></p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">1- EBÛ TÂLİB'İN HİMÂYESİ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">2- SEYÂHATLERi</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Şam Seyâhati</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam'a, kışın Yemen'e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam'a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O'nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Şam'ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada "Bahîra" adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti. O'nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib'e:</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam'a götürmeyiniz..."dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam'a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Son Peygamberin geleceği ve O'nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil'de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm'ın "Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)'ın sıfatları vardır" dediğini, "Kütüb-i Sitte" denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi'nin es-Sünen'inde rivâyet edilmiştir."(35)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Gülünç Bir İddiâ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler, Peygamberimiz (s.a.s.)'in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nın sözleri" demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların "teslis" (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş "Tevhid inancını" getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Yemen Seyâhati</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.(36)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna "Ficâr Savaşı" denirdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(37)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">4- HILFU'L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke'de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Vâil oğlu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen'li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)'in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde toplandılar."Mekke'de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe" karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkını Âs'tan alıp geri verdiler. Mekke'de âsâyişi yoluna koydular.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız..."(38) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine "Hılfu'l-fudûl" (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple "Hılfu'l-fudûl" denildi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: "İslâm'da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim", sözleriyle ifâde etmiştir.(39)</span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong>(34) Bkz. et-Tirmizi, es-Sünen, 5/590-591 (Hadis No: 3620); İbn Hişâm, 1/91-194; İbnü'l-Esîr,a.g.e., 2/37</strong> </p><p><strong>(35) et-Tirmizi, 5/588, (Hadis No:3617)</strong> </p><p><strong>(36) Târih-i Din-i İslâm, 2/33</strong> </p><p><strong>(37) İbn Hişâm, 1/198</strong> </p><p><strong>(38) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/41 </strong> </p><p><strong>(39) İbn Hişâm 141-142; Tarih-i Din-i İslâm, 2/ 36; Tecrid Tercemesi, 7/101</strong> </p><p></p><p><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm" target="_blank"><u><span style="color: #cc0000">Sayfa Başı </span></u></a></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN EVLİLİK DÖNEMİ</span></strong></p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">1- TİCÂRET HAYÂTI</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmiştir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">En küçük kızı Fâtıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">4- KÂBE'NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre"Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..." diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.</span></strong> </p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Kâbe'nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48)</span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong>(40) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil 2/39</strong> </p><p><strong>(41) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/39</strong> </p><p><strong>(42) Her iki hutbenin metin ve tercemeleri için bkz. Târih-i Din-i İslâm, 2/ 47-48</strong> </p><p><strong>(43) İbn Hişâm, 1/201. Beşyüz altın veya beşyüz dirhem.. gibi rivâyetler de vardır.</strong> </p><p><strong>(44) Ebûl-Âs ile ilgili daha geniş bilgi için, bkz. Tecrid Tercemesi, 2/373-376, (Hadis No: 313'ün izâhı)</strong> </p><p><strong>(45) Abdü'd-dâroğulları, ellerini bir çanaktaki kana batırarak, "kanımız dökülmedikçe, bu konuda kimse bizim önümüze geçemez" diye yemin etmişlerdi. (Tarih-i Din-i İslâm, 2/55)</strong> </p><p><strong>(46) Târihi-i Din–i İslâm, 2/55</strong> </p><p><strong>(47) Bkz. İbn. Hişâm, 1/209; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/45; Tecrid Tercemesi, 6/40-44</strong> </p><p><strong>(48) el-Buhârî, 1/96; Tecrid Tercemesi, 2/240, Hadis No. 237 ve 6/48</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 193919, member: 1005848"] [CENTER][CENTER][B][COLOR=#ff6666][FONT=Tahoma]HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN HAYATI[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=#ff6666][FONT=Tahoma](571-632)[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâtı (571-632): [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberlik devri de:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]a) Mekke devri (510-622)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]b) Medine devri (622-632)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma] olarak iki döneme ayrılır.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bu sebeple Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı, "Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve "Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, târihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri" olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esâs almışlardır. [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bu kitapta da aynı usûle uyulacaktır.[/FONT][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [CENTER][CENTER] [/CENTER][/CENTER] [URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm"][U][COLOR=#cc0000]Sayfa Başı [/COLOR][/U][/URL] [CENTER][CENTER][B][FONT=Tahoma]BİRİNCİ KISIM[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]HZ.MUHAMMED (S.A.S)'İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI[/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [B][FONT=Tahoma] " Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik". [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma](el-Enbiyâ Sûresi, 107)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]1- DOĞUMU: [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18) [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]"Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]2- SOYU (NESEBİ)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.(22)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.(27)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma] Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.(30)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]4- MEDİNE ZİYÂRETİ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma] Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma] BİR GECE[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum, [/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi![/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Âlemlere rahmetti, evet, şer–i mübîni,[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beşeriyyet...[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.[/FONT][/B] [CENTER][CENTER][B][FONT=Tahoma]Mehmed Âkif ERSOY[/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B][FONT=Times New Roman Tur](18) Siyer ve İslâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir.[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır'lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet 1/191).[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](19) Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed" ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Fetih Sûresinde bu ism–i şerif, ayrıca "Rasûlüllah" olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise:[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]"Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti..." buyrulmuştur.[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "Ahmed" adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin 14. babı'nın 26 âyeti şöyledir:[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]"Baba'dan size göndereceğim "Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehâdet edecektir."[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır.[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği "Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur] "Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da birleşmektedir. (İbn Hişam, 1/115)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ı Saâdet, 1/178-179[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](24) Bkz. İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44; [/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Târih-i Din-i İslâm, 2/5[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](25) Asr-ı Saâdet, 1/187[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](26) Târih-i Din-i İslâm, 2/16[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](27) İbnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; İbn Sa'd, Tabakat 1/108[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](28) İbnü'l-Esir, a.g.e., 1/460[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](29) Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 5/6, Kahire, 1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](30) Bkz. İbn Hişâm, 1/174; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 461-462; Hamîdullah, İslâm Peygamberi 1/40[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatında şakk-ı sadr olayı bir kaç defa olmuştur. İlki, süt annesi Halîme'nin yanında iken meydana gelmiştir. Melekler, göğsünü açıp, "işte şeytanın sendeki nasibi" diyerek bir pıhtı çıkarıp atmışlardır. (Müslim, 1/147 K. İmân B. 74, Hadis No: 261). İlk vahyin gelişinden önce de, vahyin ağırlığına dayanabilmisi için, şakk-ı sadr olayının tekrarlandığı rivâyet edilmiştir. Mirâc mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.) Rasûlüllah (s.a.s.)'in göğsünü açıp "zemzem suyu" ile yıkadıktan sonra imân ve hikmet doldurmuştur. (Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No: 227 ve izâhı)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](31) İbn Hişâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](32) Târih-i Din-i İslâm, 2/23; Tecrid Tercemesi, 2/699[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](33/1) Abdülmuttalib'in çeşitli zevcelerinden 10 oğlu ve 6 kızı vardı. Bunlar içinde Hz. Ali'nin babası Ebû Tâlib ile Peygamberimiz (s.a.s)'in babası Abdullah ana baba bir kardeşti. (Asr-ı Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i İslâm, 2/27)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Oğulları: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asıl adı Abdimenâf) Zübeyr, Hâris, Hacl, Mukavvim, Dırar, Ebû Leheb (asıl adı Abduluzza) dır. Kızları ise: Safiyye, Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre. (İbn Hişâm, 1/113)[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur](33/2) İbn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid Tercemesi, 4/683[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Kelime Açıklamaları:[/FONT][/B] [B][FONT=Times New Roman Tur]Hasrân: Sapıklık, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada insanların yaşadığı yerler, kalkınmış ülkeler-Beter: daha kötü-Beşer: İnsan cinsi, bütün insanlar-Dişsiz: (burada) güçsüz, zayıf, kimsesiz-Fevza: Kargaşa, anarşi-Âfak: Ufuklar-Ufuk: Uzaklara bakıldığında yeryüzünün gökyüzüyle birleşmiş gibi görünen yeri-Zemin: Yeryüzü. Şark: Doğu ülkeleri-Tefrika: Fikir ayrılığı-Nefha: Üfürme-Mâsûm: Günahsız-Hamle: Atılma, saldırma-Kayser: Bizans imparatorlarına verilen ünvan-Kisrâ: İran hükümdarlarına verilen ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok olma-Şer'i mübin: İslâm dini-Şehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl: adalet-Medyûn: Borçlu-Beşeriyyet: İnsanlık-Mahşer: Kıyâmette insanların toplanacağı yer-Haşretmek: Kıyâmet günü insanları dirildikten sonra mahşerde toplamak.[/FONT][/B] [URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm"][U][COLOR=#cc0000]Sayfa Başı [/COLOR][/U][/URL] [CENTER][CENTER][B][FONT=Tahoma]II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN GENÇLİK DÖNEMİ[/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [B][FONT=Tahoma]1- EBÛ TÂLİB'İN HİMÂYESİ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]2- SEYÂHATLERi[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]a) Şam Seyâhati[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam'a, kışın Yemen'e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam'a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O'nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Şam'ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada "Bahîra" adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti. O'nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib'e:[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]-"Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam'a götürmeyiniz..."dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam'a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Son Peygamberin geleceği ve O'nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil'de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm'ın "Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)'ın sıfatları vardır" dediğini, "Kütüb-i Sitte" denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi'nin es-Sünen'inde rivâyet edilmiştir."(35)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Gülünç Bir İddiâ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler, Peygamberimiz (s.a.s.)'in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nın sözleri" demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların "teslis" (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş "Tevhid inancını" getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]b) Yemen Seyâhati[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.(36)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna "Ficâr Savaşı" denirdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(37)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]4- HILFU'L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke'de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Vâil oğlu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen'li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)'in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde toplandılar."Mekke'de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe" karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkını Âs'tan alıp geri verdiler. Mekke'de âsâyişi yoluna koydular.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız..."(38) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine "Hılfu'l-fudûl" (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple "Hılfu'l-fudûl" denildi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: "İslâm'da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim", sözleriyle ifâde etmiştir.(39)[/FONT][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B](34) Bkz. et-Tirmizi, es-Sünen, 5/590-591 (Hadis No: 3620); İbn Hişâm, 1/91-194; İbnü'l-Esîr,a.g.e., 2/37[/B] [B](35) et-Tirmizi, 5/588, (Hadis No:3617)[/B] [B](36) Târih-i Din-i İslâm, 2/33[/B] [B](37) İbn Hişâm, 1/198[/B] [B](38) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/41 [/B] [B](39) İbn Hişâm 141-142; Tarih-i Din-i İslâm, 2/ 36; Tecrid Tercemesi, 7/101[/B] [URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-2.htm"][U][COLOR=#cc0000]Sayfa Başı [/COLOR][/U][/URL] [CENTER][CENTER][B][FONT=Tahoma]III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN EVLİLİK DÖNEMİ[/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [B][FONT=Tahoma]1- TİCÂRET HAYÂTI[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmiştir.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]En küçük kızı Fâtıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]4- KÂBE'NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre"Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..." diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.[/FONT][/B] [B][FONT=Tahoma]Kâbe'nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48)[/FONT][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B](40) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil 2/39[/B] [B](41) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/39[/B] [B](42) Her iki hutbenin metin ve tercemeleri için bkz. Târih-i Din-i İslâm, 2/ 47-48[/B] [B](43) İbn Hişâm, 1/201. Beşyüz altın veya beşyüz dirhem.. gibi rivâyetler de vardır.[/B] [B](44) Ebûl-Âs ile ilgili daha geniş bilgi için, bkz. Tecrid Tercemesi, 2/373-376, (Hadis No: 313'ün izâhı)[/B] [B](45) Abdü'd-dâroğulları, ellerini bir çanaktaki kana batırarak, "kanımız dökülmedikçe, bu konuda kimse bizim önümüze geçemez" diye yemin etmişlerdi. (Tarih-i Din-i İslâm, 2/55)[/B] [B](46) Târihi-i Din–i İslâm, 2/55[/B] [B](47) Bkz. İbn. Hişâm, 1/209; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/45; Tecrid Tercemesi, 6/40-44[/B] [B](48) el-Buhârî, 1/96; Tecrid Tercemesi, 2/240, Hadis No. 237 ve 6/48[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimizin Hayatı
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hayati
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst