Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İbrahim'in Kuşları Dönüyor...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="nur_" data-source="post: 19591" data-attributes="member: 732"><p style="text-align: center"><img src="http://www.imanhakikatleri.com/makaleler/images/kuslar.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p> <p style="text-align: center"><span style="color: blue"><em>“Ama kalbim tamamen mutmain olsun” demişti. Görmek istemişti İbrahim . “Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster” demişti. Rabbi de, “Yoksa, inancın yok mu?” demişti. İnanıyordu elbet! Görürcesine inanıyordu ama bir de görmek vardı. “Öyleyse” demişti <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, “dört kuş al ve onları kendine alıştır; sonra onları her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır; uçarak sana gelecekler.” </em></span></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">. Dağılmış bahçelerden, unutulmuş tohum mezarlarından, çiçeklerin solduğu zamanlardan, yaprakların savrulduğu uzaklardan, rüzgârların dokunduğu ıssızlıklardan kuşlar dönüyor şimdi. Çürümüşlüklerden, terkedilmişliklerden, yitirilmişliklerden, dağılmışlıklardan çiçek çiçek kuşlar dönüyor gözlerimize. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">Bağların bozulduğu zamanlarda, güzün dağılmıştı “kuşlar”ımız. Yaz bahar tanık olduğumuz hayat, yanımıza yöremize alıştırdığımız renkler ve ahenkler nasıl da dağılmıştı sonbaharda. Ve ardından kış.. Dallar yetim kalmış, tohumlar unutulup gitmiş, yapraklar ışığa yabancılaşmış, güneş dünyadan uzaklaşmıştı. İbrahim kuşlarını tepelere ayrı ayrı salmış gibi.. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">Baharda hayata sebep olarak görünen her şey sonuçlarıyla birlikte dağılıvermişti. Ağaca hayat verdiği sanılan su köklerden çekilmiş, meyveyi olgunlaştırdığı sanılan dallar da kurumuş, çiçeğin tutunduğu budaklar da körelmişti. Güneş, yaprakları diri tutan ışığını çekmiş, üstelik sanki küsüşmüşler gibi, günışığı daha yumuşak geldiği halde, baharda yeşerttiği yaprakları kurutmaya başlamıştı. Baharda çiçek tozlarını birbirleriyle buluşturan rüzgâr bu defa tam bir kuru yaprakları koparıp boşluğa savuragelmişti. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">“Kimsenin kimseye fayda vermediği” gün. Babanın evlada elinin uzanmadığı, evladın babaya sözünü işittiremediği, gözlerin bile birbirleriyle buluşamadığı, tenlerin biribirine uzak kaldığı gün. Dağılmışlığın, çözülmüşlüğün, uzaklığın mutlak tarifidir bu. Bütün yakınlıkların bitişi nasıl tarif edilebilir? Herkesin dipsiz bir tekilliğe inmesi, kendisiyle başbaşa kaldığı derin bir kuyuya itilmesi... Mekanca yanyana olabilirsiniz ama temasça sonsuz mesafeler var aranızda, mutlak uzaklıkların labirentinde yapayalnızsınız. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">İşte baharın öncesi böyledir. Toprağın ağaca, ağacın dala, dalın yaprağa, rüzgârın çiçeğe, kökün gövdeye, ışığın suya, suyun havaya menfaatinin olmadığı zamanlardır güz ve kış.. Şimdi önümüzde toparlanan hayat, sonsuz sayıda tepelerden çağrılan çiçekler, hiç bilmediğimiz uzaklardan koşup gelen rüzgâr kıpırtıları, İbrahim’in görmek istediği ve görmemizi istediği hayat verme misalleridir. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">Eşya zamanın akışıyla sürekli değişiyor, dönüşüyor, şekilden şekle giriyor, bozuluyor, yapılıyor. Her daim kendimize alıştırdığımız, avucumuzda evcilleştirdiğimiz kuşları salıyor, zamanın tepelerine salıyor gibiyiz. Sonra yeni biçimler giymek üzere yeniden çağırıyoruz kuşları, koşup gelmelerini bekliyoruz avuçlarımıza. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">Akşam olunca güneşi salıyoruz karanlığa.. Sabaha yeniden çağırıyoruz penceremize.. Dönmesini bekliyoruz güneşin salıverdiğimiz tepelerden. Her an bir önceki anın tanıdıklarını adı bilinmez tepelere, gözle görülmez kuytulara terkediyoruz. Bir sonraki anda yeniden toparlanıyor eşya, yeniden bedenimizi yanımızda buluyoruz. İbrahim gibi kuşlarımızı salıyoruz, sonra da geri çağırıyoruz. Gün geliyor bedenimizi bırakıyoruz toprağa, karanlık kuyulara cesetler salıyoruz. Yeniden çağrılmayı umarak, yeniden toparlanmayı bekleyerek. </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">Kalbimiz mutmain mi olmak istiyor? Görmek mi istiyoruz kuşların dönüşünü? Sonsuz dağılmışlıkların, nihayetsiz uzaklıkların, derin ayrılıkların ortasında bir dağılıp bir toplanan hayatımızın ebediyen bize dönmesi konusunda emin olmak mı istiyoruz? Sebep ve sonuç arasındaki uçurumlardan gidip gelen varlığımızı uzak tepelerden geri mi çağırmak istiyoruz? Aslında uzaklık olan gerçekliğimizi sürekli yakınlığa dönmesi müjdesini almak mı istiyoruz? </span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">İşte İbrahim’in kuşları geri dönüyor salıverildiği tepelerden. Bahar geliyor. Çiçekler taç yapraklarını toparlıyor sonsuz mesafelerden. Ateş, toprak, su ve hava.. dört unsur. Ayrı tepelere salıverilmiş kuşlar gibi kanatlanıp geri dönüyorlar. Avucumuzda her bir çiçek bir İbrahim itminanı. Gözümüzde her bir yaprak bir İbrahim sınavı.. Kalbimizde her bir meyve bir İbrahim sevdası.. </span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="color: blue">İbrahim’in kuşları dönüyor...</span></em></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center">alıntı</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="nur_, post: 19591, member: 732"] [CENTER][IMG]http://www.imanhakikatleri.com/makaleler/images/kuslar.jpg[/IMG] [COLOR=blue][I]“Ama kalbim tamamen mutmain olsun” demişti. Görmek istemişti İbrahim . “Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster” demişti. Rabbi de, “Yoksa, inancın yok mu?” demişti. İnanıyordu elbet! Görürcesine inanıyordu ama bir de görmek vardı. “Öyleyse” demişti [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG], “dört kuş al ve onları kendine alıştır; sonra onları her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır; uçarak sana gelecekler.” [/I][/COLOR][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]. Dağılmış bahçelerden, unutulmuş tohum mezarlarından, çiçeklerin solduğu zamanlardan, yaprakların savrulduğu uzaklardan, rüzgârların dokunduğu ıssızlıklardan kuşlar dönüyor şimdi. Çürümüşlüklerden, terkedilmişliklerden, yitirilmişliklerden, dağılmışlıklardan çiçek çiçek kuşlar dönüyor gözlerimize. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]Bağların bozulduğu zamanlarda, güzün dağılmıştı “kuşlar”ımız. Yaz bahar tanık olduğumuz hayat, yanımıza yöremize alıştırdığımız renkler ve ahenkler nasıl da dağılmıştı sonbaharda. Ve ardından kış.. Dallar yetim kalmış, tohumlar unutulup gitmiş, yapraklar ışığa yabancılaşmış, güneş dünyadan uzaklaşmıştı. İbrahim kuşlarını tepelere ayrı ayrı salmış gibi.. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]Baharda hayata sebep olarak görünen her şey sonuçlarıyla birlikte dağılıvermişti. Ağaca hayat verdiği sanılan su köklerden çekilmiş, meyveyi olgunlaştırdığı sanılan dallar da kurumuş, çiçeğin tutunduğu budaklar da körelmişti. Güneş, yaprakları diri tutan ışığını çekmiş, üstelik sanki küsüşmüşler gibi, günışığı daha yumuşak geldiği halde, baharda yeşerttiği yaprakları kurutmaya başlamıştı. Baharda çiçek tozlarını birbirleriyle buluşturan rüzgâr bu defa tam bir kuru yaprakları koparıp boşluğa savuragelmişti. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]“Kimsenin kimseye fayda vermediği” gün. Babanın evlada elinin uzanmadığı, evladın babaya sözünü işittiremediği, gözlerin bile birbirleriyle buluşamadığı, tenlerin biribirine uzak kaldığı gün. Dağılmışlığın, çözülmüşlüğün, uzaklığın mutlak tarifidir bu. Bütün yakınlıkların bitişi nasıl tarif edilebilir? Herkesin dipsiz bir tekilliğe inmesi, kendisiyle başbaşa kaldığı derin bir kuyuya itilmesi... Mekanca yanyana olabilirsiniz ama temasça sonsuz mesafeler var aranızda, mutlak uzaklıkların labirentinde yapayalnızsınız. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]İşte baharın öncesi böyledir. Toprağın ağaca, ağacın dala, dalın yaprağa, rüzgârın çiçeğe, kökün gövdeye, ışığın suya, suyun havaya menfaatinin olmadığı zamanlardır güz ve kış.. Şimdi önümüzde toparlanan hayat, sonsuz sayıda tepelerden çağrılan çiçekler, hiç bilmediğimiz uzaklardan koşup gelen rüzgâr kıpırtıları, İbrahim’in görmek istediği ve görmemizi istediği hayat verme misalleridir. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]Eşya zamanın akışıyla sürekli değişiyor, dönüşüyor, şekilden şekle giriyor, bozuluyor, yapılıyor. Her daim kendimize alıştırdığımız, avucumuzda evcilleştirdiğimiz kuşları salıyor, zamanın tepelerine salıyor gibiyiz. Sonra yeni biçimler giymek üzere yeniden çağırıyoruz kuşları, koşup gelmelerini bekliyoruz avuçlarımıza. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]Akşam olunca güneşi salıyoruz karanlığa.. Sabaha yeniden çağırıyoruz penceremize.. Dönmesini bekliyoruz güneşin salıverdiğimiz tepelerden. Her an bir önceki anın tanıdıklarını adı bilinmez tepelere, gözle görülmez kuytulara terkediyoruz. Bir sonraki anda yeniden toparlanıyor eşya, yeniden bedenimizi yanımızda buluyoruz. İbrahim gibi kuşlarımızı salıyoruz, sonra da geri çağırıyoruz. Gün geliyor bedenimizi bırakıyoruz toprağa, karanlık kuyulara cesetler salıyoruz. Yeniden çağrılmayı umarak, yeniden toparlanmayı bekleyerek. [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]Kalbimiz mutmain mi olmak istiyor? Görmek mi istiyoruz kuşların dönüşünü? Sonsuz dağılmışlıkların, nihayetsiz uzaklıkların, derin ayrılıkların ortasında bir dağılıp bir toplanan hayatımızın ebediyen bize dönmesi konusunda emin olmak mı istiyoruz? Sebep ve sonuç arasındaki uçurumlardan gidip gelen varlığımızı uzak tepelerden geri mi çağırmak istiyoruz? Aslında uzaklık olan gerçekliğimizi sürekli yakınlığa dönmesi müjdesini almak mı istiyoruz? [/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER][I][COLOR=blue]İşte İbrahim’in kuşları geri dönüyor salıverildiği tepelerden. Bahar geliyor. Çiçekler taç yapraklarını toparlıyor sonsuz mesafelerden. Ateş, toprak, su ve hava.. dört unsur. Ayrı tepelere salıverilmiş kuşlar gibi kanatlanıp geri dönüyorlar. Avucumuzda her bir çiçek bir İbrahim itminanı. Gözümüzde her bir yaprak bir İbrahim sınavı.. Kalbimizde her bir meyve bir İbrahim sevdası.. [/COLOR][/I] [I][COLOR=blue]İbrahim’in kuşları dönüyor...[/COLOR][/I][/CENTER] [CENTER]alıntı[/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İbrahim'in Kuşları Dönüyor...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst