Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 452323" data-attributes="member: 1004566"><p><strong>İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin</strong></p><p></p><p>Ebubekir Sifil </p><p></p><p> </p><p> “İnsan sosyal bir varlıktır” deriz. Bunun anlamı, insan denen canlının, hemcinsleriyle bir arada yaşamaya hem yatkın hem de muhtaç olarak yaratılmış olmasıdır. Bu sebeple atamız Hz. Adem a.s.’ dan beri hep aileler, gruplar, cemaatler, cemiyetler, milletler olarak bir arada yaşayagelmişiz . Dayanışma, paylaş ma , uyum, sevgi-saygı, şefkat-merhamet… insana aslî karakterini veren, ama aynı zamanda ‘birlikte’ yaşandığında ortaya konabilen hususlardır.</p><p>Toplum bünyesi bir yönüyle canlı bir beden gibidir. Her biri ayrı fonksiyon ve yapıdaki uzuvlarımız, sağlıklı bir bünyenin kendisinden beklenen canlılık ve iş görürlüğü nasıl büyük bir uyum ve iş birliği ile gerçekleştiriyorsa, sağlıklı bir toplumsal hayat için de onu oluşturan farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin benzer şekilde bir uyum ve işbirliği içinde olması gerekir.</p><p>Aynı örnek üzerinden gidersek, fonksiyonunu ve kendisinden beklenen uyumu gerçekleştiremeyecek şekilde bir hasar ve sakatlığa maruz kalan bir uzvumuz nasıl bütün bedenimizin ahenk ve huzurunu olumsuz etkilerse, toplumsal ahenk ve huzur için kendisinden beklenenleri yerine getirmeyen, yani hasar ve arızaya maruz kalmış birey ve gruplar da aynı şekilde toplumsal huzur ve ahengi olumsuz şekilde etkiler.</p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Bizi bir arada tutan ne?</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p>Evet, sağlıklı bir toplumsal hayat için, farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin uyum içinde olması gerekiyor. Peki bunu sağlayan nedir?</p><p>Şüphesiz her milletin kendine özgü karakter özellikleri vardır. Örf ve adetlerden kültüre, oradan da medeniyete kadar uzanan çizgide bu karakter özellikleri somuta dökülür, hayata yansır ve bir mensubiyet halesi oluşturur.</p><p>Bütün bunların temelinde elbette inanç vardır. Toplumun en temel yapı taşı olan bireylerin ortaklaşa benimseyip bağlandığı ve paylaştığı inanç… Ortak değerlerin en alt seviyesi diyebileceğimiz örf-adetten en üst seviyesi olan medeniyete kadar bir toplumun kendini ifade ettiği bütün alanlarda en temel belirleyici “inanç”tır.</p><p>Bir arada yaşamanın hem ilkelerini, hem de imkânlarını veren ‘inanç’, birbirimize dayanmanın ve bütünleşerek bir ‘beden’ oluşturmanın en önemli vasatıdır. Birbirimize ya da ortak değerlerimize inancın kaybolması halinde Kur’an’ın “öldürmeden daha beter” olduğunu haber verdiği ‘fitne’ (Bakara, 191) durumu ortaya çıkar ki, bireylerin de toplumun da iki cihan saadetini dinamitleyen en büyük hastalık budur.</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Allah’ın ipine ‘hep birlikte’ sarılmak</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p>Gerek Kur’an , gerekse Sünnet, müminlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmasına büyük bir hassasiyet göstermiş, birlik ve beraberliğin kaybedilmesi halinde ortaya nasıl bir manzara çıkacağını çarpıcı ifadelerle dikkatlerimize sunmuştur.</p><p>Hepimizin çok iyi bildiği bir ayette, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmu ştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” ( Âl -i İmran, 103) buyurulur .</p><p>Burada hep birlikte sarılmamız emir buyurulan “Allah’ın ipi” benzetmesi, Din’in temel kaynağı olan Kur’an’ı anlatmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır merhumu dinleyelim:</p><p></p><p>“(Ayette geçen, ‘Allah’ın ipi’ anlamındaki) Hablullah , Allah Tealâ’ya vuslat sebebi olan delil ve vasıta demektir ki, rivayetlerde Kur’an , taat ve cemaat, ihlâs, İslâm, Allah’ın ahdi, Allah’ın emri diye tefsir edilmiştir. Bu ayetin cemaat ve içtimaiyyeti emir buyurduğunda şüphe yoktur. Bununla birlikte burada ‘cemaat’, Hablullah’ın aynısı değil, ona sımsıkı sarılmasının neticesidir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 2/ 1153-1154 )</p><p></p><p>Bu ayeti birçok kimse “önce birlik ve beraberlik içinde olun ve sonra hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın” tarzında anlamakta ise de, Elmalılı merhumun dikkat çektiği gibi, bu hatalı bir anlayıştır. Topluca hareket etmemiz bizi Allah’ın ipine sarılmaya götürmez, tam tersine, Allah’ın ipine gereği gibi tutunduğumuz zaman bir arada ve birlik içinde yaşamanın imkanını elde etmiş oluruz.</p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Sünnet ve Cemaat Ehli olmak</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p>Elmalılı merhumun mezkûr ayetin tefsiri sadedinde altını çizdiği “cemaat” kavramı, meselenin özünü oluşturmaktadır. “Allah’ın ipi”ne sımsıkı sarıldığımız takdirde oluşacak olan muhkem yapı, itikadımızı da, amelimizi de içine alacak şekilde bütün bir duruşumuzu ifade edecek kadar önemli ve kapsamlıdır. Madem ki Allah’ın ipine sarılmak bizi bir arada yaşamaya götürecektir ve Allah’ın ipine sarılmaktan başka bir seçenek söz konusu değildir; o halde şunu söylemek durumundayız: Eğer bir toplumda fitne, ayrışma ve tefrika varsa, o toplum Allah’ın ipine gereği gibi sarılmamış demektir!</p><p></p><p>İtikatta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olduğumuzu söylerken, aslında bu noktayı dile getirmiş oluruz. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in ve kutlu Sahabe’nin yolu üzere bulunmak ve onlardan tevarüs ettiğimiz değerler etrafında “cemaat” halinde, yani “toplanmış” olarak, hep bir arada yaşamak, Allah’ın ipine sarılmanın tabii bir neticesidir.</p><p>Burada aklımıza, “Peki Allah’ın ipine sarılmanın yolu-yöntemi nedir?” diye bir soru gelebilir. Bu yerinde sorunun cevabını da elbette yine Kur’an ve Sünnet verecektir:</p><p></p><p>“Allah’a ve Rasulü’ne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle çekişmeyin/nizalaşmayın; sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider ve sabırlı olun; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” ( Enfal , 46)</p><p></p><p>Bu ayette birlik-beraberliğin, yani “cemaat” olmanın üç ilkesi verilmektedir:</p><p></p><p>Birinci ilke, Allah Tealâ’ya ve Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e itaatten ayrılmamaktır. Kur’an ve Sünnet neyi nasıl emretmiş ise onu öylece tutmak, içimizde herhangi bir sıkıntı duymaksızın “teslim olmak”tır .</p><p>İkinci ilke, birbirimizle çekişmemektir. Bundan maksat, aramızda çıkabilecek görüş ayrılıklarını birbirimizi hırpalayarak, küstürerek ve birlik beraberliğimize zarar verecek şekilde davranarak çözme yoluna gitmemektir.</p><p>Ayette bunun aksini yaptığımız zaman başımıza gelecekler hakkında da son derece önemli bir uyarı yer alıyor: Birbirimizle didişecek olursak içimize korku düşecek ve gücümüz, kuvvetimiz dağılıp gidecektir.</p><p></p><p>Bu noktada sözü fazla uzatmaya gerek görmüyoruz. Genel olarak dünya müslümanlarının durumuna baktığımızda, küresel emperyalizm karşısında niçin bu kadar pasif, ürkek ve kompleksli bir İslâm dünyası gördüğümüz sorusunun cevabı buradadır. Aynı durumun ülkemiz için de söz konusu olmaması, hiç şüphe yok ki, yine yukarıdaki ayetin uyarısına kulak vermemize bağlıdır.</p><p></p><p>Ve ayetteki üçüncü uyarı: Sabredin! Cemaat (toplum) halinde ve birlik-beraberlik içinde yaşarken karşılaşabileceğimiz olumsuz durumlar, çeşitli sıkıntı ve meşakkatler olabilir. Toplumsal bünyeye fitne mikrobunun bulaşmasına vesile olmaktansa, sabretmemiz halinde Yüce Rabbimiz, yardım ve lütfuyla bizim yanımızda olacağını beyan buyurmaktadır.</p><p>Abdullah b. Ömer r.a.’den şöyle nakledilmi ştir:</p><p></p><p>Hz. Ömer r.a. Câbiye mevkiinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında orada bulunanlara şöyle dedi:</p><p>Ey insanlar! Allah Rasulü burada, şu bulunduğum yerde şöyle buyurmu ştu. “Size ashabımı vasiyet ediyorum. Sonra onların ardından gelenleri; sonra onların ardından gelenleri… Bir de cemaat olun. Birbirinizden ayrılmayın! Şeytan bir kişiyle (tek başına hareket edenle) beraberdir. İki kişiden ise olabildiğince uzaktır. Cennetin ortasında yerleşmek isteyen cemaate bağlı kalsın.” ( Tirmizî )</p><p></p><p>Konuyla ilgili olarak zikredilebilecek pek çok hadis-i şerif arasından seçtiğimiz bu rivayet, meselenin önemini ve ciddiyetini yeterince açık bir şekilde anlatmaktadır. Yüce Allah’ın rahmeti de, lütuf ve ihsanı da birlik-beraberlik halinde bulunan toplumlaradır.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 452323, member: 1004566"] [B]İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin[/B] Ebubekir Sifil “İnsan sosyal bir varlıktır” deriz. Bunun anlamı, insan denen canlının, hemcinsleriyle bir arada yaşamaya hem yatkın hem de muhtaç olarak yaratılmış olmasıdır. Bu sebeple atamız Hz. Adem a.s.’ dan beri hep aileler, gruplar, cemaatler, cemiyetler, milletler olarak bir arada yaşayagelmişiz . Dayanışma, paylaş ma , uyum, sevgi-saygı, şefkat-merhamet… insana aslî karakterini veren, ama aynı zamanda ‘birlikte’ yaşandığında ortaya konabilen hususlardır. Toplum bünyesi bir yönüyle canlı bir beden gibidir. Her biri ayrı fonksiyon ve yapıdaki uzuvlarımız, sağlıklı bir bünyenin kendisinden beklenen canlılık ve iş görürlüğü nasıl büyük bir uyum ve iş birliği ile gerçekleştiriyorsa, sağlıklı bir toplumsal hayat için de onu oluşturan farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin benzer şekilde bir uyum ve işbirliği içinde olması gerekir. Aynı örnek üzerinden gidersek, fonksiyonunu ve kendisinden beklenen uyumu gerçekleştiremeyecek şekilde bir hasar ve sakatlığa maruz kalan bir uzvumuz nasıl bütün bedenimizin ahenk ve huzurunu olumsuz etkilerse, toplumsal ahenk ve huzur için kendisinden beklenenleri yerine getirmeyen, yani hasar ve arızaya maruz kalmış birey ve gruplar da aynı şekilde toplumsal huzur ve ahengi olumsuz şekilde etkiler. [B]Bizi bir arada tutan ne? [/B] Evet, sağlıklı bir toplumsal hayat için, farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin uyum içinde olması gerekiyor. Peki bunu sağlayan nedir? Şüphesiz her milletin kendine özgü karakter özellikleri vardır. Örf ve adetlerden kültüre, oradan da medeniyete kadar uzanan çizgide bu karakter özellikleri somuta dökülür, hayata yansır ve bir mensubiyet halesi oluşturur. Bütün bunların temelinde elbette inanç vardır. Toplumun en temel yapı taşı olan bireylerin ortaklaşa benimseyip bağlandığı ve paylaştığı inanç… Ortak değerlerin en alt seviyesi diyebileceğimiz örf-adetten en üst seviyesi olan medeniyete kadar bir toplumun kendini ifade ettiği bütün alanlarda en temel belirleyici “inanç”tır. Bir arada yaşamanın hem ilkelerini, hem de imkânlarını veren ‘inanç’, birbirimize dayanmanın ve bütünleşerek bir ‘beden’ oluşturmanın en önemli vasatıdır. Birbirimize ya da ortak değerlerimize inancın kaybolması halinde Kur’an’ın “öldürmeden daha beter” olduğunu haber verdiği ‘fitne’ (Bakara, 191) durumu ortaya çıkar ki, bireylerin de toplumun da iki cihan saadetini dinamitleyen en büyük hastalık budur. [B]Allah’ın ipine ‘hep birlikte’ sarılmak [/B] Gerek Kur’an , gerekse Sünnet, müminlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmasına büyük bir hassasiyet göstermiş, birlik ve beraberliğin kaybedilmesi halinde ortaya nasıl bir manzara çıkacağını çarpıcı ifadelerle dikkatlerimize sunmuştur. Hepimizin çok iyi bildiği bir ayette, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmu ştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” ( Âl -i İmran, 103) buyurulur . Burada hep birlikte sarılmamız emir buyurulan “Allah’ın ipi” benzetmesi, Din’in temel kaynağı olan Kur’an’ı anlatmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır merhumu dinleyelim: “(Ayette geçen, ‘Allah’ın ipi’ anlamındaki) Hablullah , Allah Tealâ’ya vuslat sebebi olan delil ve vasıta demektir ki, rivayetlerde Kur’an , taat ve cemaat, ihlâs, İslâm, Allah’ın ahdi, Allah’ın emri diye tefsir edilmiştir. Bu ayetin cemaat ve içtimaiyyeti emir buyurduğunda şüphe yoktur. Bununla birlikte burada ‘cemaat’, Hablullah’ın aynısı değil, ona sımsıkı sarılmasının neticesidir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 2/ 1153-1154 ) Bu ayeti birçok kimse “önce birlik ve beraberlik içinde olun ve sonra hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın” tarzında anlamakta ise de, Elmalılı merhumun dikkat çektiği gibi, bu hatalı bir anlayıştır. Topluca hareket etmemiz bizi Allah’ın ipine sarılmaya götürmez, tam tersine, Allah’ın ipine gereği gibi tutunduğumuz zaman bir arada ve birlik içinde yaşamanın imkanını elde etmiş oluruz. [B]Sünnet ve Cemaat Ehli olmak [/B] Elmalılı merhumun mezkûr ayetin tefsiri sadedinde altını çizdiği “cemaat” kavramı, meselenin özünü oluşturmaktadır. “Allah’ın ipi”ne sımsıkı sarıldığımız takdirde oluşacak olan muhkem yapı, itikadımızı da, amelimizi de içine alacak şekilde bütün bir duruşumuzu ifade edecek kadar önemli ve kapsamlıdır. Madem ki Allah’ın ipine sarılmak bizi bir arada yaşamaya götürecektir ve Allah’ın ipine sarılmaktan başka bir seçenek söz konusu değildir; o halde şunu söylemek durumundayız: Eğer bir toplumda fitne, ayrışma ve tefrika varsa, o toplum Allah’ın ipine gereği gibi sarılmamış demektir! İtikatta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olduğumuzu söylerken, aslında bu noktayı dile getirmiş oluruz. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in ve kutlu Sahabe’nin yolu üzere bulunmak ve onlardan tevarüs ettiğimiz değerler etrafında “cemaat” halinde, yani “toplanmış” olarak, hep bir arada yaşamak, Allah’ın ipine sarılmanın tabii bir neticesidir. Burada aklımıza, “Peki Allah’ın ipine sarılmanın yolu-yöntemi nedir?” diye bir soru gelebilir. Bu yerinde sorunun cevabını da elbette yine Kur’an ve Sünnet verecektir: “Allah’a ve Rasulü’ne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle çekişmeyin/nizalaşmayın; sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider ve sabırlı olun; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” ( Enfal , 46) Bu ayette birlik-beraberliğin, yani “cemaat” olmanın üç ilkesi verilmektedir: Birinci ilke, Allah Tealâ’ya ve Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e itaatten ayrılmamaktır. Kur’an ve Sünnet neyi nasıl emretmiş ise onu öylece tutmak, içimizde herhangi bir sıkıntı duymaksızın “teslim olmak”tır . İkinci ilke, birbirimizle çekişmemektir. Bundan maksat, aramızda çıkabilecek görüş ayrılıklarını birbirimizi hırpalayarak, küstürerek ve birlik beraberliğimize zarar verecek şekilde davranarak çözme yoluna gitmemektir. Ayette bunun aksini yaptığımız zaman başımıza gelecekler hakkında da son derece önemli bir uyarı yer alıyor: Birbirimizle didişecek olursak içimize korku düşecek ve gücümüz, kuvvetimiz dağılıp gidecektir. Bu noktada sözü fazla uzatmaya gerek görmüyoruz. Genel olarak dünya müslümanlarının durumuna baktığımızda, küresel emperyalizm karşısında niçin bu kadar pasif, ürkek ve kompleksli bir İslâm dünyası gördüğümüz sorusunun cevabı buradadır. Aynı durumun ülkemiz için de söz konusu olmaması, hiç şüphe yok ki, yine yukarıdaki ayetin uyarısına kulak vermemize bağlıdır. Ve ayetteki üçüncü uyarı: Sabredin! Cemaat (toplum) halinde ve birlik-beraberlik içinde yaşarken karşılaşabileceğimiz olumsuz durumlar, çeşitli sıkıntı ve meşakkatler olabilir. Toplumsal bünyeye fitne mikrobunun bulaşmasına vesile olmaktansa, sabretmemiz halinde Yüce Rabbimiz, yardım ve lütfuyla bizim yanımızda olacağını beyan buyurmaktadır. Abdullah b. Ömer r.a.’den şöyle nakledilmi ştir: Hz. Ömer r.a. Câbiye mevkiinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında orada bulunanlara şöyle dedi: Ey insanlar! Allah Rasulü burada, şu bulunduğum yerde şöyle buyurmu ştu. “Size ashabımı vasiyet ediyorum. Sonra onların ardından gelenleri; sonra onların ardından gelenleri… Bir de cemaat olun. Birbirinizden ayrılmayın! Şeytan bir kişiyle (tek başına hareket edenle) beraberdir. İki kişiden ise olabildiğince uzaktır. Cennetin ortasında yerleşmek isteyen cemaate bağlı kalsın.” ( Tirmizî ) Konuyla ilgili olarak zikredilebilecek pek çok hadis-i şerif arasından seçtiğimiz bu rivayet, meselenin önemini ve ciddiyetini yeterince açık bir şekilde anlatmaktadır. Yüce Allah’ın rahmeti de, lütuf ve ihsanı da birlik-beraberlik halinde bulunan toplumlaradır. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst