Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 452324" data-attributes="member: 1004566"><p><strong>Cemaatin anlamı</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p>‘Fırka-i Nâciye’ (Kurtuluşa eren fırka) da denen ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ (veya Ehl -i Sünnet ve’l -Cemaat) tabirindeki ‘Sünnet’in ne olduğu açıktır. Acaba buradaki ‘Cemaat’ neyi anlatmaktadır? Bu sorunun cevabı konumuz bakımından son derece önemlidir.</p><p></p><p>Genellikle hatalı olarak bu kelime, “insanların ekseriyeti neredeyse orada olmak” ve “hangi esaslar üzerinde toplanmış olurlarsa olsunlar, çoğunluğun yanında yer almak” şeklinde anlaşılır. Oysa bu kelime “hakkın temsilcisi olma”yı ifade etmektedir. Her ne kadar tarih içinde ‘Fırka-i Nâciye ‘ taraftarları genellikle çoğunluğu teşkil etmiş ise de, bunun tersinin vaki olduğu durumlar da yok değildir.</p><p>Söz gelimi İslâm tarihinde ‘ mihne ‘ diye adlandırılan ‘ Halku’l – Kur’an ‘ fitnesinin ortalığı kasıp kavurduğu dönemde İmam Ahmed b. Hanbel’in tavrında kristalleşen ‘hak taraftarlığı’ sayıca az bir kesimce üstlenilmişti. Bununla birlikte Ahmed b. Hanbel ve onunla aynı tavrı benimseyenler, ‘ Ehlu’s – Sünne ve’l – Cemaa ‘ tabirindeki ‘Cemaat’i oluşturuyordu. Dönemin Abbasî hükümdarı Mu’tezile inancını benimsemişti ve avaneleri zulümlerini haklı göstermek için ona şu telkinde bulunuyordu: “Ey Müminlerin Emiri ! Sen, kadıların, valilerin, fakih ve müftülerin toptan bâtıldasınız da Ahmed b. Hanbel mi tek başına hakkı söylüyor?”</p><p></p><p>Abdullah b. Mes’ud r.a ., öğrencisi Amr b. Meymûn’a ‘Cemaat’i açıklarken şöyle der: “İnsanların çoğunluğu bugün cemaatten ayrılmıştır. Cemaat, tek başına da kalsan, benimsemekten geri kalmadığın hakka uygun tavırdır.”</p><p></p><p>Bir diğer rivayette; “Cemaat, Allah Tealâ’ya taate uygun olan tavırdır.” şeklinde nakledilmi ştir. (Ebu Şâme, el-Bâ’is, 27)</p><p></p><p>‘Cemaat’ ve ‘Sünnet’ kavramları arasındaki lazım- melzum ilişkisi (bunların birbirini gerektirmesi) de bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Zira hakkın temsilcisi anlamında ‘cemaat taraftarı’ tabiri tek başına kullanıldığında, içinden çıkılmaz bir görecelikle karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdır: Neye ve kime göre hak?</p><p></p><p>Ebu Şâme’nin yukarıda verdiğim yerde tesbit ettiği gibi ‘hak’, Asr -ı Saadet’te Hz. Peygamber s.a.v. ve ilk ‘cemaat’ olan Sahabe’nin üzerinde bulunduğu yoldur. Dolayısıyla ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ ifadesindeki Cemaat, Sahabe cemaatinin tabi olduğu ‘Sünnet’in temsil ettiği değerler manzumesinin ifadesidir ki, bunlar ‘ hakk’ın ta kendisidir.</p><p></p><p>Böylece ‘hak’” kavramının izafiliği, değişkenliği üzerine bina edilebilecek iddialar da geçerliliğini yitirmektedir. Bir şeyin hem ‘hak’ olması, hem de herkese göre değişebilen muhtevalara bürünmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. İslâmî metinlerde oldukça sık rastlanan ‘ Ehl -i Hak’ tabirinin de bu anlamda Sünnet’in temsil ettiği hakikati idrak edip benimseyenleri anlattığını söyleyebiliriz.</p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Her bid’at bir ayrılık unsurudur</strong></p><p><strong></strong></p><p>Tabiûn döneminde ve sonrasında zuhur eden itikadî fırkaların, itikadın belirlenmesinde Sünnet’i ölçü olarak görmemeleri, dolayısıyla Sünnet’le sabit olmuş hususları çeşitli gerekçelerle dışlayarak, Asr -ı Saadet’te izine rastlanmayan itikadî tavırlar benimsemeleri, ‘ ehl -i bid’at ‘ olarak tavsif edilmelerinin temel sebebidir. Bu bağlamda bid’atin Sünnet karşıtı bir tabir olarak kullanılmasının esprisi de burada yatmaktadır. Bid’atler üzerine eser yazan ulemanın, bid’ati , “Hz. Peygamber s.a.v. ve Sahabe döneminde bilinmediği halde sonradan ihdas edilen şeyler” olarak tarif etmesi boşuna değildir.</p><p></p><p>Temel itikadî meselelerde Cemaat’in, yani Sünnet’in karşısında yer alan bu fırkalar, tarih boyunca fitnenin ve tefrikanın merkezinde yer almış, İslâm toplumunun kan ve enerji kaybetmesine sebep olmuştur. Hz. Ömer r.a.’ ın şehid edilmesiyle ba ş layan , Hz. Osman r.a.’ ın şehadetiyle daha da büyüyerek devam eden toplumsal fitne ve tefrika, Ümmet-i Muhammed’in bugün bile ortadan kaldıramadığı ayrışmaları, bölünmeleri ve parçalanmaları doğurmuştur.</p><p></p><p>Bu noktada çoğunlukla yaşadığımız bir yanılgı haline dikkat çekmemiz gerekiyor: Bid’at fırkalardan bahsedildiğinde, sadece bin küsür yıl öncesinde kalmış bazı oluşumlardan bahsedildiği düşünülür. Oysa Ehl -i Sünnet çizgiyle, onun ilke ve kabulleriyle bağdaşmayan her oluşum bid’at kavramının içindedir ve bugün yaşadığımız pek çok fikrî ve toplumsal hadisenin doğru açıklaması ancak bu temelde yapılabilir.</p><p></p><p>Adlarının herhangi bir ideolojik, fikrî, itikadî ya da siyasî çağrışım yapması, Ehl -i Sünnet dışı oluşumların ehl -i bid’at olmasını engellemez. Tıpkı tarih içinde zuhur etmiş bid’at ehli gruplar içinde iddia ve söylemleri Din’in çizdiği çerçevenin dışına çıkanlar bulunduğu gibi, aynı durum günümüzde de söz konusu olabilir. Dolayısıyla adı ne olursa olsun günümüz ehl -i bid’atı da iddia ve söylemlerinde hem dünyevî, hem de uhrevî bakımdan bizim için büyük tehlikelerin adresidir.</p><p></p><p></p><p>Bizler, gerçekten özel bir tarihin ve coğrafyanın çocuklarıyız. Böyle olduğumuz için de dost-düşman herkesin gözü tarih boyunca hep üzerimizde oldu. Tarihten tevarüs ettiğimiz tecrübeler, bize birlik-bütünlük ruhunun ne büyük badireler atlatmamızı sağladığını yeterince öğretmiş olmalı.</p><p>Ders alalım ki tarih bir daha tekerrür etmesin!</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 452324, member: 1004566"] [B]Cemaatin anlamı [/B] ‘Fırka-i Nâciye’ (Kurtuluşa eren fırka) da denen ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ (veya Ehl -i Sünnet ve’l -Cemaat) tabirindeki ‘Sünnet’in ne olduğu açıktır. Acaba buradaki ‘Cemaat’ neyi anlatmaktadır? Bu sorunun cevabı konumuz bakımından son derece önemlidir. Genellikle hatalı olarak bu kelime, “insanların ekseriyeti neredeyse orada olmak” ve “hangi esaslar üzerinde toplanmış olurlarsa olsunlar, çoğunluğun yanında yer almak” şeklinde anlaşılır. Oysa bu kelime “hakkın temsilcisi olma”yı ifade etmektedir. Her ne kadar tarih içinde ‘Fırka-i Nâciye ‘ taraftarları genellikle çoğunluğu teşkil etmiş ise de, bunun tersinin vaki olduğu durumlar da yok değildir. Söz gelimi İslâm tarihinde ‘ mihne ‘ diye adlandırılan ‘ Halku’l – Kur’an ‘ fitnesinin ortalığı kasıp kavurduğu dönemde İmam Ahmed b. Hanbel’in tavrında kristalleşen ‘hak taraftarlığı’ sayıca az bir kesimce üstlenilmişti. Bununla birlikte Ahmed b. Hanbel ve onunla aynı tavrı benimseyenler, ‘ Ehlu’s – Sünne ve’l – Cemaa ‘ tabirindeki ‘Cemaat’i oluşturuyordu. Dönemin Abbasî hükümdarı Mu’tezile inancını benimsemişti ve avaneleri zulümlerini haklı göstermek için ona şu telkinde bulunuyordu: “Ey Müminlerin Emiri ! Sen, kadıların, valilerin, fakih ve müftülerin toptan bâtıldasınız da Ahmed b. Hanbel mi tek başına hakkı söylüyor?” Abdullah b. Mes’ud r.a ., öğrencisi Amr b. Meymûn’a ‘Cemaat’i açıklarken şöyle der: “İnsanların çoğunluğu bugün cemaatten ayrılmıştır. Cemaat, tek başına da kalsan, benimsemekten geri kalmadığın hakka uygun tavırdır.” Bir diğer rivayette; “Cemaat, Allah Tealâ’ya taate uygun olan tavırdır.” şeklinde nakledilmi ştir. (Ebu Şâme, el-Bâ’is, 27) ‘Cemaat’ ve ‘Sünnet’ kavramları arasındaki lazım- melzum ilişkisi (bunların birbirini gerektirmesi) de bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Zira hakkın temsilcisi anlamında ‘cemaat taraftarı’ tabiri tek başına kullanıldığında, içinden çıkılmaz bir görecelikle karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdır: Neye ve kime göre hak? Ebu Şâme’nin yukarıda verdiğim yerde tesbit ettiği gibi ‘hak’, Asr -ı Saadet’te Hz. Peygamber s.a.v. ve ilk ‘cemaat’ olan Sahabe’nin üzerinde bulunduğu yoldur. Dolayısıyla ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ ifadesindeki Cemaat, Sahabe cemaatinin tabi olduğu ‘Sünnet’in temsil ettiği değerler manzumesinin ifadesidir ki, bunlar ‘ hakk’ın ta kendisidir. Böylece ‘hak’” kavramının izafiliği, değişkenliği üzerine bina edilebilecek iddialar da geçerliliğini yitirmektedir. Bir şeyin hem ‘hak’ olması, hem de herkese göre değişebilen muhtevalara bürünmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. İslâmî metinlerde oldukça sık rastlanan ‘ Ehl -i Hak’ tabirinin de bu anlamda Sünnet’in temsil ettiği hakikati idrak edip benimseyenleri anlattığını söyleyebiliriz. [B]Her bid’at bir ayrılık unsurudur [/B] Tabiûn döneminde ve sonrasında zuhur eden itikadî fırkaların, itikadın belirlenmesinde Sünnet’i ölçü olarak görmemeleri, dolayısıyla Sünnet’le sabit olmuş hususları çeşitli gerekçelerle dışlayarak, Asr -ı Saadet’te izine rastlanmayan itikadî tavırlar benimsemeleri, ‘ ehl -i bid’at ‘ olarak tavsif edilmelerinin temel sebebidir. Bu bağlamda bid’atin Sünnet karşıtı bir tabir olarak kullanılmasının esprisi de burada yatmaktadır. Bid’atler üzerine eser yazan ulemanın, bid’ati , “Hz. Peygamber s.a.v. ve Sahabe döneminde bilinmediği halde sonradan ihdas edilen şeyler” olarak tarif etmesi boşuna değildir. Temel itikadî meselelerde Cemaat’in, yani Sünnet’in karşısında yer alan bu fırkalar, tarih boyunca fitnenin ve tefrikanın merkezinde yer almış, İslâm toplumunun kan ve enerji kaybetmesine sebep olmuştur. Hz. Ömer r.a.’ ın şehid edilmesiyle ba ş layan , Hz. Osman r.a.’ ın şehadetiyle daha da büyüyerek devam eden toplumsal fitne ve tefrika, Ümmet-i Muhammed’in bugün bile ortadan kaldıramadığı ayrışmaları, bölünmeleri ve parçalanmaları doğurmuştur. Bu noktada çoğunlukla yaşadığımız bir yanılgı haline dikkat çekmemiz gerekiyor: Bid’at fırkalardan bahsedildiğinde, sadece bin küsür yıl öncesinde kalmış bazı oluşumlardan bahsedildiği düşünülür. Oysa Ehl -i Sünnet çizgiyle, onun ilke ve kabulleriyle bağdaşmayan her oluşum bid’at kavramının içindedir ve bugün yaşadığımız pek çok fikrî ve toplumsal hadisenin doğru açıklaması ancak bu temelde yapılabilir. Adlarının herhangi bir ideolojik, fikrî, itikadî ya da siyasî çağrışım yapması, Ehl -i Sünnet dışı oluşumların ehl -i bid’at olmasını engellemez. Tıpkı tarih içinde zuhur etmiş bid’at ehli gruplar içinde iddia ve söylemleri Din’in çizdiği çerçevenin dışına çıkanlar bulunduğu gibi, aynı durum günümüzde de söz konusu olabilir. Dolayısıyla adı ne olursa olsun günümüz ehl -i bid’atı da iddia ve söylemlerinde hem dünyevî, hem de uhrevî bakımdan bizim için büyük tehlikelerin adresidir. Bizler, gerçekten özel bir tarihin ve coğrafyanın çocuklarıyız. Böyle olduğumuz için de dost-düşman herkesin gözü tarih boyunca hep üzerimizde oldu. Tarihten tevarüs ettiğimiz tecrübeler, bize birlik-bütünlük ruhunun ne büyük badireler atlatmamızı sağladığını yeterince öğretmiş olmalı. Ders alalım ki tarih bir daha tekerrür etmesin! [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
İçimize Ayrılık Ateşi Düşmesin
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst